![]() |
Bilinç—Dil İlişkisi Üzerine...
Dil, nörobiyolojik bir yeti; diller, simgeseldir . Bu baglamda insanda, zihnin fonksiyonelliginin mi dili, yoksa dilin mi zihnin fonksiyonelligini onceledigi sorunsalini cozumlemeye calismak, beyhude bir cabadan ibarettir. Her ikisi de, tek bir surecin es-zamanli varolus tarzlaridir. Dolayisiyla, eger 'dilsel bilesenleri yapilandiran zihin'-dir olarak dusunulurse, bilinc-ici saltiklastirilmis olur, oysa biz(¿)<-deki ben-lik algilarini kosullayan da, dahilinde bulunulan ontolojik formasyondur. Bu cercevede dilsel kaliplari zehre benzetirsek, bilince girdikten sonra es zamanli olarak islerler; algilayan tikel kisi acisindan, kavramlari onceleyen dilsel kaliplari aktarma islevi goren harici unsurun ise kulturun metafizigi oldugu bellidir. Tursel tabanda dil, algilari fayda-merkezli olarak dil-imleme islevi goren bir disavurum/betimleme aracidir. Bu baglamda esasen, yapisal tabanda tum dillerin verili bir mekanizmal istenc agina tekabul ettigini soylemek tutarsiz olmaz, bir diger deyisle; algi mesafeleri ve bicimlerinden bagimsiz olarak tum (insan) diller(i), aynidir, ve dillerin birbirlerine tercume edilebilmelerinin sebebi de budur. Eger dil denilenin dogasi belirli bir ontolojik zemine ait olmasaydi, bicimsel degisiklige gidilerek saglanan iletisim imkani ortadan kalkardi, fakat dil denilenin tabani, biyolojik ortakliktir, dolayisiyla tercume mumkunlesebilmektedir. Yalniz, iki ayri ozne arasinda herhangi bir mutlak kavramsal penetrasyonun ontik duzlemdeki imkansizligi da, biyolojik farklardan, bir alt zeminde de uzayzamanda ko-ordine olarak 'isgal edilen yer-lere' dayali olusan rolatif iliskisel farkliliklardan kaynaklaniyor, dolayisiyla bu kanal uzerinden kavramsal aktarim -her ne kadar mumkun olsa da-|-benzesme saglansa da-, asla tamlasamamaktadir. Bu durum, belirli bir dilde iletisen iki ozne arasindaki ayni gramerik iliskide de gecerlidir, mesafeler ne kadar daralirsa daralsin, tam bir penetrasyon saglanamaz (dil uzerinden). Bu baglamlarda, metabolik sureclerin dilsel evrime gecisi (ontolojinin epistemolojiye kaymasi), oznenin "var" koyutlamasinin sabitlenisi olarak, ayni zamanda da "var" kavramini bicimlendirme ihtiyacini da yedeklemistir. Fakat, dillerin gramerik kanunlarinin beyinde urettigi tasarimlar, evrilen bilincin ontolojik zemine olan parallelliginin yitirimini de saglamaktadir, ve bu durumun, 'tum metafizigin' temeli oldugunu dusunuyorum. Ornek olarak, dildeki "kim" sorusu verilidir, ve 'cogito' bilincini direkt-kosullayarak kavramsal bir onkabul yaratir. Peki eldeki "sabitlenemezligin" imlenmeye calisilmasi, bu orgude yaratilan gerceklikten bagimsiz olarak sahiden de bir 'imlenebilir'e mi dairdir? Gramatikal olarak, kullanilan kiplerin/modlarin da dusunumler uzerindeki vurgun dogalarini incelemek gerekiyor. En basidinden iki ayri dilde yapilan felsefenin, farkli kavramsal sonuclar dogurup-dogurmadigi teste acik bir durumdur. Bu noktada da yine biyolojik ortakligin, istenc denilen bilissel fonksiyonelligi onceledigini anliyorum. Bu duruma ragmen metabolizma tarafindan durtusel olarak aciga cikarilan ilk-felsefenin (metafizik istenci), dogasi geregi, meta-bilissel alan olarak da adlandirilan, dusunumun dusunumu/veya farkindaligin farkindaligini yaratarak, biyolojiye bir tur askinlik saglama/oyle gozukme ("intihar edip etmemek, felsefenin temel sorusu" - Camus) potensiyali barindirdigini goruyoruz. -surecek, (ekleme/yanlislama alirsa sevinirim) |
Dil var ve varın varlığının yansımasal düzlemdeki varlıksal alanın koyulaştırılmışlığının yansı ve yanılsamaları üzerindeki rtkileşim be tepkileşmelerdekinden çıkartılanın yanılsamasının yansıya dökülmesidir.
|
Dilin rasyonel ve yaratıcı kullanıldığı bir yazı olmuş.
İki bilgisayar arasında bilgi alışverişi nasıl sağlanır? Birine Usb aygıtı takılabilir, bilgiler kopyalanır ve diğerine aynen aktarılır. İki beyin arasında nasıl sağlanır? Dil ile. Ama dil, bilgiyi aynen kopyalamıyor. Bilgi, iletici beyinden alıcı beyine geçerken iki kere bozuluyor. Birincisi , ileten beyinden dile dökülürken bozuluyor, ikincisi dilden alıcı beyne aktarılırken bozuluyor. Mesela ben bir cümlede ''insan'' kelimesini kullansam, o an zihnimdeki insan tasavvuru ile karşı beyindeki insan anlayışı farklı olabiliyor. Çünkü iki beynin insan kavramına dair deneyimleri farklı. Ayrıca dildeki bu problem, insanın tanrıyı yaratmasının nedenlerinden biridir bence. Dışarıyla iletişim kurmak yerine zihninin içindeki tanrıyla iletişim kurmak, insana ''birisi tarafından anlaşılma hissi'' verdiği için evrimsel avantaj sağlamış olabilir. |
Dil matematiksel kullanılabilir mi?
Sözcükleri, cümleleri matematiksel işlemler gibi aşamalı bir şekilde kanıtlayarak kurabiliriz. Mesela cümle içerisinde kullanılan ''şu, şunu gerektirir, çünkü şundan dolayıdır.'' ya da ''şu şöyle ise bu böyledir'' gibi ifadeler matematikseldir aslında. Matematiksel dilin kullanımını özellikle iki alanda önemsiyorum. Birincisi felsefi tartışmalarda veya felsefi argüman sunarken. İkincisi sevgililer veya eşler arasında tartışma çıktığında. Bu durumlarda matematiksel, argümantatif dil kullanılmadığı takdirde yanlış anlaşılmalar ve hatta konuyu kişiselleştirmeler ortaya çıkacaktır. |
Dilin gelişimi düşüncenin gelişimiyle paralel midir?
Bir insanın dil kabiliyeti, zihnindeki kavramları da geliştirir mi? Düşüncelerimiz, kendi kendimizle kurduğumuz bir iletişim biçimi değil midir aslında? Bir düşüncenin keşfinde veya aktarılmasında, dili detaylı kullanmanın katkısı var mıdır? Yani basit kelimeler kullanmak yerine karmaşık kelimeler kullanmak, o metni veya düşünceyi geliştirir mi? Matematik de bir çeşit dildir mesela. 4'ü ifade etmek için bir çok yöntem (dil) kullanabilirim. 2+2 diye ifade edebilirim. Ya da uzun ve karmaşık yoldan 3'ün karesinin 1 eksiğinin yarısı da diyebilirim. Burada iki yoldan da aynı ifadeyi söylemiş oluyorum. O halde kelime sayısının fazlalığı ya da karmaşıklığı, anlatılmak istenen ifadeye/sonuca etki edebilir mi? Felsefe bölümlerinin edebiyat fakültelerinde olmasının nedenlerinden biri de bu sanırım. Düşünceyi aktarmada dilin ve kavramların önemi. (Sadece düşünceyi aktarmada mı yoksa kendi içimizdeki düşüncenin keşfinde de mi?) Bir yazı okumuştum. Mesela dilde ''mavi'' rengini tanımlayan bir kelime olmazsa zihinde de mavi rengi tanımlanamayabilirmiş. https://bilimfili.com/mavi-renk-tani...iyorlar-miydi/ |
Alıntı:
Nihayetinde bahsedilen tüm bu şeylerin hepside SANATSAL faaliyetlerin ürünüdür, her biride kendi içinde bir estetiği, tasarımı, duyguyu vb. şeyleri ifade ederler, ettiği içinde sanatsaldır. Tabi insanlar gündelik yaşamın gümbürtüleri içinde bu ahengi, estetiği hissetmezler, onlar için bu sıradanlaşmıştır ama hisseden için SANAT her yerdedir. Şu yazdığımız yazı bile, binlerce yıllık birikimin sonucudur, aslıda resimdir bunun, aslında bu haliyle yazı genede resimdir, harf demişiz gömmüşüz ne yazık ki, biz o resimlerden anlam çıkartırız hepsi o. Herkesin farklı bir şeyler çıkartmasının sebebide, sanatın o kişide ki yönüyle alakalıdır. Sanat çok insanî bir şeydir, insanın en son kalesidir. |
Alıntı:
buna kavramsal bir temel olarak; » söz-dizimsel bir belirlenimi içerikleyen imaj veya işitsel şey, duyumsal-algı kanalıyla hafızaya yazılıyor (önceleyen boşluk hatırlanıyor). » konuşma (yüklemi iletme) veya okuma/dinleme (sesi/simgeyi tanıma) sırasındaki mental belirlenimler, kavranan bir olgu_bağlamının, aynı hafızaya koşullu izdüşümü demek aynı zamanda (dil = yüklem+simge/isim+form — alımsal veya verimsel olarak..). » anlam, düşünürken, metabolik itkiler sonucu ortaya çıkıyor (hafızadaki acı-haz yedeklenmeleri üzerine dizilen mantıksal bir işleyiş olarak — dinamik imlemeler) konuşurken ise daha çok otomatsın, yani tam konuştuğun esnada anlam düşünülmüyor, bu da hafızadaki temel bir sözcüğün mevcut zihinsel durumunda belirli bir imle imlenmiş durumda olduğunun göstergesi, (tam da bu yüzden, her dilsel şeye dair her belirlenim değişebilir — ismin/simgenin temsili düşüncede bozulabilir), bu bağlamda dilin, iradede içkin olarak tahayyül edilen ama kullanımsal olmayan varlığını sadece «ifadeye getirme/yanıt alma olanağı» gibi bir şey olarak anlıyorum, ama onun etkinliği, isteme koşullu imlemeler üzerinden gerçekleşen ontolojik bir tasarım olduğu için, evrimsel olduğunu düşünmek gerekir.. Bu da son tahlilde ne demektir; istisnasız olarak her i(si)m, özdeşliğe değil, oluşa dair bir betimlemedir.. İkincisi, Alıntı:
Alıntı:
|
Cevaplar için teşekkürler. Birkaç kere okuyup analiz ettim, faydalandım.
Düşünmek denilen işin zorunlu olarak bir iletişim biçimi olduğunu düşünmeye başladım. Yani şu an otururken kendi kendinize düşündüğünüzü varsayın. Bu durumda bile kendi içinizde birine bir şey anlatmaya çalışıyor gibi olursunuz. Yani tek başımıza düşünmek bile aslında birine bir şey anlatmaktır. İçimizdeki birinin yine içimizdeki diğer birine bir şey anlatması gibi. |
Alıntı:
|
"Bilinç, her şeyin üstünde, biyolojik bir fenomendir, bilinçli süreçler, biyolojik süreçlerdir."
Bilinç mecburen bir organizmanın ya da başka bir sistemin içinde bulunur. Bilinç aynı zamanda ikinci bir anlamda da içseldir; bizim bilinç durumlarımızdan herhangi biri ancak bu tür durumlardan oluşan bir dizinin unsuru olarak mevcutur. Kişi, ağrılar ve düşünceler gibi bilinç durumlarına ancak bilinçli bir hayat yaşamanın bir parçası olarak sahiptir ve her bir durumun ancak bu tür diğer durumlarla ilişkili olarak sahip olduğu bir kimliği vardır. Örneğin çok uzun zaman önce yaptığım bir kayak yarışı hakkındaki düşüncem ancak bu düşüncemin diğer düşünceler, deneyimler ve hatıralardan oluşan karmaşık bir ağ içindeki yerinden dolayı o düşüncedir. Benim zihinsel durularım öyle bir anlamda birbiriyle içsel olarak ilişkilidir ki, bir zihinsel durumun o karakterdeki o zihinsel durum olması için, o zihinsel durumum diğer durumlarla belli bir ilişki içinde konumlanmak zorudadır; tıpkı bütün bir durumlar sisteminin gerçek dünyayla ilişki kurmak zorunda olduğu gibi. Örneğin gerçekten bir kayak yarışı yaptığımı hatırlıyorsam, bu durumda bir kayak yarışının benim tarafından fiilen yapılmış olması gerekir ve bu kayak yarışının benim tarafımdan yapılması benim şu anda ona dair hatırama yol açmalıdır. Dolayısıyla, ontoloji, -benim bilinç durumlarımın bizatihi mevcut olduğu- bilinç durumlarının, bilinçli hayatımı oluşturan karmaşık bir bilinç durumları dizisinin parçaları olmalarını gerektirir. Bilinçli durumlar nitelikseldir; şu anlamda ki, her bir bilinçli durum için kendini hissettiği belli bir tarz, kendisine ait belli bir niteliksel karakter vardır. Thomas Nagel bu noktaya yıllar önce her bir bilinçli durum için, o bilinçli durumda olmaya benzer olan bir şey vardır, diyerek işaret etmişti. Kırmızı şarap içmeye benzeyen bir şey vardır ve müzik dinlemeye benzeyen şeyden oldukça farklıdır. Bu anlamda, bir ev olmaya, bir ağaç olaya benzer bir şey yoktur, çünkü bu tür şeyler bilinçli değildir.
Searle (Zihin Dil ve Toplum) |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:54 . |