![]() |
Var olma mücadelesi
Salt yaşamın herhangi bir anlamı yok.
Sanat, teknoloji, mitoloji, dinlerle vs ona anlam katmaya çalışıyoruz. Ama yaşamın kendisi anlamsızdır, amaçsızdır. Ancak buna ragmen var olmanın dayanılmaz mücadelesinin kaynagı bilinmiyor. Var olmak için milyonlarca yıl doğayla mücadele etmişiz, bununla yetinmeyip bir de evrim geçirmek için ayrı bir mücadele vermişiz. Bütün bunları bize dayatan o müthiş ama bilinmeyen istek nedir? İnsanlar neredeyse varlığından bu yana bu soruları anlamlandırmak için çeşitli din uydurmuşlar, şeytan uydurmuşlar, hikayeler uydurmuşlar, kimileri teknolojinin gücünü esas almış, kimileri de sanat ile anlam katmaya çalışmış. Ancak hiç biri yaşamı anlanlandırmadan öte var olma mücadelesini açıklayamıyor. Yaşamı anlamlandırma mücadelesi ile kendini teselli ederken, var olma mücadelesini anlamlandıramıyor. Yaşama ne kadar katkıda bulunursan bulun var olma mücadelesinin kaynagına bir faydası olmuyor. Canlı-cansız bu kadar maddenin var olma ve dönüşme mücadelesini bu kadar istekli yapan nedir? Dinler uyduruldu olmadı, teknolojinin gücü bir işe yaramadı, sanat teselliden öte gitmedi, bilim o seviyeye gelmedi. Var olma mücadelesinin nedenini açıklamak için herhalde bilimin bir kaç milyon yıl daha ilerlemesini bekleyecegiz... |
Yaşamın kendisinin aşkın bir anlamı ya da amacı olsaydı, ona en fazla "cehennem" denebilirdi ..
Sanata yönelik "teselli" tanımına katılmıyorum, felsefe de bilim de, son tahlilde daha kusursuz etik ve estetik olanaklarını yaratmak, reâlin içinde ideâl olana bir yol açmak için vardır . Bunu bir teselli mekanizması değil, yaşamı tüm canlılar için daha iyi / kaliteli hâle getirme çabası olarak görmek gerekir.. |
Alıntı:
Kimbilir ilerde var olmak için bu kadar istekli olmamızın nedenine belki de en iyi açıklama sanattan gelebilir. Çünkü sanatın yaratıcı gücü diye bir olay var nihayetinde... Yaşamın değil de var olmanın anlamı olmayabilir, ancak anlamsız bir şeyin bu kadar istekli olmasının bir dayanagı olmalı, bu soru günümüzde cevap bulur mu bilemem ama sırf bu soruya cevap bulamadıkları için insanlar bir başka uydurulmuş dinlere kayabiliyorlar. Dinlerin de bilime, sanata vurdugu darbe malum... |
"Şey"ler kendi özelliklerini taşıyan/uygunluk arz eden şeyler üretirler. Bazen de başka "şey"lerle ilişkilenerek, tepkime oluştururlar. Ne var ki o "şey" de olmayan hiç bir şey üretilemez. Eğer hayat anlamsız ise, anlam dediğimiz kavramı temellendiren oluşturan gerçek ne ? Belki yaşama dâir ürettiğimiz kimi değer yargılarının - hak, hukuk, adâlet, eşitlik, özgürlük, merhamet, empati vs. - evrendeki hareketlilikte bir önemi bulunmayabilir. Ama; biz, kendi varlığımızı kendimiz sağlamadığımıza göre "neden varız ?" sorusuna cevap aramak, bir "anlam" aramaktan daha mantıklı gibi.
|
Alıntı:
Şimdiki bilincimize göre var olmayı bu kadar istemenin bir anlamı yok ama var olmak ve evrim geçirmek için müthiş bir mücadele verilmiş ve devam ediyor. Bu mücadeleyi bu istegi güçlü yapan nedir, hani buna bir örnek verebilseydik belki oradan bir anlam bulabilirdik. Örnegin insanlar bir ölüm saldırısı karşısında ölmemek için her yolu deniyorlar, çünkü yok olacaklarının bilincindeler, yaşamın hiç bir anlamı olmasa dahi yaşam tek başına bir anlam olabilir. Ancak canlılar sıradan bir madde iken bugüne kadar neden bu kadar istemişlerin cevabını bilmiyoruz. Bu anlamda "neden varız" sözünden ziyade neden bu kadar istemişiz daha bir merak konusu... |
Yaşamak ne kadar anlamsızsa ölmek de o kadar anlamsızdır. İkisini ayıran tek şey; anlam yaratabilme ihtimalinin/olanağının sadece yaşarken var olmasıdır.
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Meselede ben var olma mücadelesi mi veriyorum, yoksa var olma mücadelesi verdiriliyor muyum? Şartlar beni nereye sürüklüyor? Zorlanıyor muyum? mecbur mu bırakılıyorum? vs. Bu "var olma" olayının ne kadarı benim iradem de veya tercihime bırakılmış. Kendime bakınca da "var olmuşum" dan ziyade, "var oldurulmuşum" benim bunda zerre kadar bir dahlim yok. Bende bu açıdan bakınca, bana ne! "var olmak" benim meselem değil, kiminse o düşünsün diyorum. Gerek yaratılış, gereksede evrim hiç fark etmiyor, nihayetinde kendi isteğim diye bir şeyin olmadığı, bir yere gelmişim, zorla veya tesadüf o da hiç fark etmez, her halükârda buraya gelmeyi ben istememişim. Kaldı ki her şey de hazır olduğu halde, bir eksiklik yok dünyada, her şeylerden fazla fazla var. Tek eksiklik ben, zorla yaşa diye yaşama gelince, hatta ismimde yaşar konsa bile, bir zorakilik bu, bana da çok sinmiyor, yaşamın anlamlı oluşu filan, altta yatan bu gerçeği değiştirmiyor. Yaşıyor muyuz, yaşıyoruz ama zoraki bir yaşam bu benim için, neticede benim yaşamım da değil. Fakat genede anlam çıkartmaya çalışmak, bu da ayrı bir zevk, onuda itiraf etmeliyim. Yaşa diye zorla yaşadığımız bir yaşamda, yaşam bir mükafattan çok, bir dayatmadan ötesi değil benim için, dayatma olduğu içinde oldum olası sevemedim. Mecburen katlanıyorum işte. Sevgiler |
Aslinda bilmiyorum. Fakat bana oyle geliyor ki; varliga yonelik varligin acinlanisini KENDINDEYE gore izlemekten baska birsey yapmiyoruz. (Galiba) Hayatin ne yaptigini bilmek, onu tanimlamaktan daha kolaydir. Peki hayat denilen bu fenomen ne yapiyor? "Var ol" yada "yasa!" Diyor.
Belki hatirlarsin, yasamin anlamsizligini Turgenyev'in "Babalar ve Ogullar"indaki Bazarov kadar iyi ifade edeni haatirlamiyorum. Ki, onun hayatin degerlerine iliskin yaklasimi ve o koca felsefesi (varlik ve fenomen karsisinda nihilizmsi gorunguleri) bir ask ile yikilmisti. Bana gore basit denilebilecek bir kavram ile. Ne yazik! Nesneler, kendi-kendisi icin olan direncini " VAR OLMAK' komutu ile hareket ettirip, kendi turune ozgu icselligi, kendi varliginda hissettigi ve duygu durumunun tatminine gore ya ifade ediyor yada nesneler uretiyor. Sanatin, edebiyatin, teknolojinin, dinsel bilinc ve dusunus yoneliminin olumsalliga yada OLGUSALLIGA olan ickinliginin aciklamasi, ARZU DUYUMUNA gore sekillenip ortaya cikiyor. Bu, insan belirisinin arzu duyum havuzunda bir dalgasiydi. Hareketle OZ-sellesen turumuz bu havuzda oynamayi seviyor. Aslinda iyiki de seviyor. Cunku hareket, insanin insan oldugunu, "seyler" urettigini, bu seyler ile ickinlestigini ve urettikleriyle ozdeslestigini, bunlarin disinda yeni seylere arzu besledigini, sonra sahip olmayi arzu ettiklerinin pesinden kosmayi bir AMAC edinmis. Sahip olduktan sonra tekrar yurumeye devam edip, baska olgularla karsilasacaktir. Bu; bir KOKENSEL davranis yonelimidir. Yurumektir yani.. Baslangicta lakirdisini yaptigim olmak, oldurmak, uretmek, yikmak ve tekrar oldurmakla ilgili bir tutum. Yani HAREKET! Hareketsiz olan tur, entropinin asinmis kaldirimlarinda yorulup, yurumekten vazgececek, sahip olduklarini da yitirip, HICLEME tahtasina (aslinda kendisine ve dissalliga olmsuzlama bilinci sekli ile) adini yazacaktir. Bu ontoloji temelinde, sosyo-ekonomik yada politik canavarlarin etkisini akilda tutarak, tur ici iliski ve ortakyasarlarimizla olan her turlu etkilesimde, var olan ickin deger ve yonelim, insan bilincini ya AHLAKSIZIN IFADESI ile "mankurtlasip" duyarsizlastiracak yada yeni bir bilgisel ve bilincsel harekete yonlendirecektir. Benim bu yol ayriminda sectigim patika kendime gore daha zorlu ve ağrılı olan ikinci yonelimselliktir. Daha, kendi beninin parcalarini, organ yada bunlarin calisma sekillerini anla[ya]mayan yada baska bir ifade ile olgulari KAVRAMAKTA gucluk ceken insan-turu, koskoca varolussal gizem karsisinda affalyayacagi yerde, kendisine gecmisten verili epistemolojik icerikleri sahipleniyor, herseyi BILDIGI YANILGISINA KAPILIYOR. Insanin kendisini kandirmasi ne guzel degil ? :) Hayatin anlami, hucrelerindeki yasama komutudur. Tek basina bu, anlamli bir etkinlik degildir. Hayata anlam veren sen yani insan-turudur! O, varolussal havuzda zaten yuzuyorsun. Yanina bir iki fistik alip, -yada sevdigin herhangi bir nesneyi- daha katlanilabilir yapabilirsin. Bu; senin kendinde yada kendin içinde ozguselligine bagli.. selam |
Alıntı:
Ben de oldum olası sevemedim, ancak katlanmaya ne için mecburuz sorusuyla açtıgım başlıgın sorusu örtüşüyor. Yani var olmak için neden mücadele etmişiz sorusuyla katlanmaya neden mecburuz sorusu farklı şekilde söylenmiş aynı soru. Özellikle altı yıldır bu soruyu sorarım, çalmadıgım kapı, girmedigim delik kalmadı ama nafile. Hatta Linux ile bu soruları sordugum sıralar tanışmış belki özgürlügün tadında bir cevap bulurum demiştim. Ey ki de demişim, Linux bana bir şiir, bir edebi yazı, bir müzigin tadında keyif verdi ama o kadar, cevap halen yok. İşin kötüsü, bilim sayesinde nasıl var oldugumuz, nasıl evrim geçirdigimiz az buçuk biliniyor, ama var olmak için bu kadar istekli oluşumuzun temeli aydınlanamıyor. Yani daha insan-maymun değilken belki de denizin dibinde bir yosunduk, ancak buraya kadar gelen süreçte müthiş bir var olma mücadelesi vermişiz, bu mücadele bizi evrimleşerek farklı bir yapıya getirmiş ama söz gelimi daha yosun iken var olmayı bu kadar istememizin bir kaynagı olmalı, işte o kaynak o zaman acaba neydi?... Natan arkadaşımız da ince ayrıntılara değinerek dürtülerden bahsetmiş, ancak yaşama istegini oluşturan his veya olgular tek başına var olma mücadelesine cevap olarak yeterli değil maalesef. Zira insan en mutlu gününde intihar edebiliyor veya zevk aldıgı her şeyin anlamı bir anda bitebiliyor ya da en küçük bir olumsuzluk yaşama istegini yok edebiliyor... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:25 . |