![]() |
Teleolojik Yanılgı
Teleoloji; yani ereksellik, gayesellik. Her şeyin bir amacı vardır görüşü..
Aristo zamanında popüler olmuş bir görüş. Günümüzde teistlerin sıkça önümüze getirdiği fikir. ''Evrendeki her şeyin bir amacı vardır.. blablabla..'' Her şeyin bir amacı olduğuna dair bir kanıt yoktur. Fakat amaç olmadığına dair kanıt var mıdır diye düşündüm ve örneklemeyle ortaya koyacağım. Okyanusun derinlerinde bir köpek balığı bir ahtapotu kovalıyor olsun. Köpek balığının sivri dişlere sahip olma 'amacı' ahtapotu yakalayabilmekken ahtapotun kamuflaja sahip olma 'amacı' ise köpek balığına yakalanmamaktır. O halde burada tanrının/doğanın amacı ahtapotun yakalanması mıdır, yakalanmaması mıdır? Bu konuda kararsız kalınmış gibi.:) Canlılar üzerindeki bu kovalamaca/kaçmaca örnekleriyle evrimin ve doğanın bir amaca yönelmediği görülebilir. |
"Evrimi de Tanri yaratti" diyenler var. Tanri neden boyle tuhaf ve tesaduflerle dolu bir sisteme ihtiyaç duymus sorusunun cevabi yok. Evren ve hayat bir kesmekes, duzen falan yok, adalet hiç yok. Teistler, bir canliya veya insana bakip "ne mukemmel bir varlik!" diyor ama milyonlarca yil evrimleserek bu duruma geldiklerini ve hayatta kalamayip soyu tükenen milyarlarca canli ve insanimsilari tamamen gormezden geliyorlar. Allah neden boyle mukemmelikten uzak varliklar yaratsin? Allah canlilar üzerinde milyonlarca yil boyunca deneme-yanilma yöntemleri mi uyguladi?
|
Ne kadar zorlama yorumlar yapıyorsunuz. Bence evrendeki bu mücadele gayet güzel bir tasarım. Genele baktığımızda bu mücadele üzerine kurulmuş bir sistem olduğunu görüyoruz. Köpekbalığı avcı, ahtapot av. Biri kovalıyor, öbürü kaçıyor. Bunlar arasında bir ilişki var. Birinin soyunun azalması veya tükenmesi öbürününkini de aynı kaderle başbaşa bırakıyor.
Bu evren bir iluzyonsa, bu yaşanan fizik dünya ve bu dünyadaki fizik olaylar esas değil de sadece birer görüntüyse, geçici durumlarsa, bu olayı daha da heyecan verici yapıyor. Çünki bir filmdeyiz ve çıkınca tekrar, başka bir filme gireceğiz demektir bu. Film seyrede seyrede, filmleri yaşaya yaşaya, bir gün gelecek asıl kendimiz olduğumuz bir başka âleme yükseleceğiz. Sizse kuru bir evreni esas alıyorsunuz. Sizin esas aldığını bu evrende tek bir kez gelip gidiyoruz. Bir evrim ve bir tekâmül yok sizin evreninizde. Sizin olmasını münâsip gördüğünüz(!) tanrı da size göre bir tür süperman olmalı ve öyle olmadığı için burun kıvırıyorsunuz. :) Yok kararsız kalmış da, yok niye tesadüflere ihtiyaç duymuş da... Siz kusursuz bir tanrı imgesi bekliyor ve böyle olmadığı için de yok sayıyorsunuz. Oysa bu kusursuz tanrı beklentisi bile ne kadar da insanî!.. :) Kusur kavramı bile insana özgü. Tanrı ise bu tür sorunlardan zaten uzak olmak durumunda değil mi? Yâni kusursuzluk, kendi zıddını da, kusurlu olmayı da içerir. Oysa tanrı kavramı bu tür diyalektik sorunlardan uzak olmak durumunda değil mi? Bence bu kusurlu ve heyecan verici evrenimiz gâyet güzel. Tam da yüce bir yaradılış eseri gibi... :) |
Dünya "görüntü" değil ki, o bir esasa dayanmayışı itibarıyla "dünya". Açtığın sanat konusunda buna dair özellikle yazmıştım.
(1) Metafizik olan teleoloji gramerik bir kökene sahiptir, yani tam da söylediğiniz "kusursuzun kusurluluğu da içermesi gerektiği" gibisinden totolojik kavramları yaratan imleme sisteminin imgeselliği kafesleyişidir. Oysa (ontolojik anlamda) kusursuz kusuru içermez, sadece onu tanımlar , yani onlar ancak birbirlerine olanak sağlayan bir tanıma dialektiği ile hareket ederler (bu, saltık bir durumun imkansızlığı olarak da okunabilir..) (2) Burada temel olarak yapılan şey sadece ideal olan herhangi bir kusursuzluk kavramını ontolojik öncelikli kılmak, bunun doğal sonucu da "alfa & omega" olarak kavranan Tanrıdan başka birşey olacak değil elbette.. Ancak ifade ettiğim gibi bu "tamamen" gramerik bir olgudur, epistemolojiyi ontolojik zemine çektiğimizde ise onların izole edilemeyeceklerini ve dolayısıyla böyle bir öncelemenin de mümkün olmadığını hemencecik anlarız... Bu tip kavramlar son derece yüzeysel soyutlama hatalarından ileri gelmekte aslında, A,A gibi... Benim aşkınsallaştırmak kelimesini kullanmamın seni sinirlendirmesi mesela, yine yukarıdaki iletinde görülen düşünce biçiminin bir sonucu :) |
(bu, saltık bir durumun imkansızlığı olarak da okunabilir..) Pyrŕon
Ben de bunu kastetmiştim. Mutlak bir durum olamaz anlamında. Bu beklenti de insanî bir hatadır. Aşkınsallaştırmak kelime olarak hatâlı ve anlamsız. Ben bu tür kelimeleri duyunca, okuyunca orada kalıyorum, anlama çabam otomatik olarak sona eriyor. :) |
Onu kastetmiş olamazsın (yukarıdaki iletine göre) , zira saltık/mutlak bir durum yoksa, senin idealinde bulunan kusursuza atfettiğin ontolojik önceliğin de ontolojik bir hakikati yok, bu yüzden de dünya için "görüntü", "ilüzyon" gibi ifadeler kullanman anlamsız.
|
Alıntı:
Ontolojik öncelik ruha. Dünya ve evren ilüzyon. Asıl gerçeklik ve asıl kalıcı olan ruh. Parca parça olmuş ruh da değil, tek bütünlük içindeki ruh. Yani tanrı katı... |
|
Alıntı:
Avcı illa avlayacak, avlanan da illa ki av olacak diye bir durum yok. Dolayısıyla av da avcı da tüm canlılar, kendilerince savunma/hücum sistemleri geliştirmişler. Ama genede savunma olsun, hücum olsun, ikisi de "garanti" değil. Güçlü olan ayakta kalır desekte, işi değiştiren şans, çevre başka sebeplerde devreye girebiliyor. Güç bile garantiyi getirmiyor. Eğer avcı illa yakalasaydı, bu "garanti" olurdu ki bu da başka bir sorunu sebep olurdu. Onun da adı "İstilâ" dır. Alıntı:
Bu yönden bakınca, "garanti olmaması" amaca yönelik bir hareket olarakta görülebilir. Mesela herhangi bir canlının hayatını ve üremesini garanti altına alalım, serbestte bırakalım kısa zamanda her yeri istilâ edecektir. Doğada dengeler çok ilginç gerçekten, küçük resme göre birileri birilerini avlıyor, anlamsız geliyor ama büyük resme göre, istila gibi, garanti gibi mekanizmalarla işin denge tarafı görülüyor. Hasılı küçük resme bakmamak gerekiyor, bu bizi yanıltır. Sevgiler. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:39 . |