Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=149)
-   -   Sevmediğin ot! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=40237)

Felâsife 02-10-2017 03:06

Sevmediğin ot!
 
"İnsanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş!"

Hayatın içinde ki ilginçliklerden biride bu sözdür, neyi sezmezseniz o habire karşınıza gelir, ve sizi rahatsız eder, hemde öyle böyle rahatsızlık değildir bu, peki bu neden böyle olur?

"Sevmek" anahtar kelime.

Sevmediğiniz şeyleri hayat bir şekilde karşınıza çıkartır, daha doğrusu bir zamanlar sevdiğiniz, sonradan sevmediğiniz şeyleri çıkartacaktır.
Çünkü o şeyi artık sevmiyorsunuz ve o sevmediğiniz şeyde hayatın içinde varsa, hayat bunu İNATLA karşınıza çıkartacak demektir bu.

O zaman onunla savaşmayı hayat istiyorda denilebilir, zaten insanların anladığıda budur, ve o sevmedikleri ilede savaşırlar.

Mesele ya savaşmak değilse?

Dikkat edin "bir zamanlar sevdiğiniz şey" !...
Meselemiz bu.

Bu dinde de ve dinsizlikte de olur, BAZI kişiler aşk ile sevgi ile ÖYLE bağlanırlar ilk başta her şey iyidir, lakin işler sonunda okuya, araştıra derken kopma noktasına gelir.
Ve kopar.

Ondan sonra geçmiş olan şey ile adeta bir savaşım başlar. Bir zamanlar sevilen şey, artık nefret edilen şey olmuştur.

Dediğim gibi dikkat ediniz, bir zamanlar sevilen şey !...

Burada çok ilginç bir şey olur, insanlar sonradan bunu hem unuturlar, hemde pek bilmezler, burada olan AŞKIN KANUNU ile ilgilidir.

Aşkın kanunu bize der ki sevdiğini her türlü şart altında sevebiliyorsan bu aşktır, değilse o aşk değildir der.
Aşk mezara kadardır, pazara kadar değildir, adeta oyalama beni der.

Dahada netleştirelim.

Kişi dine girer, aşk ile bağlanır, gecesi gündüzü bam başka olur, çünkü huzuru bulmuştur, çünkü çok seviyordur, aşık olmuştur, işte bu tamda "aşık olduğu" hissi kalbine iyice yerleşince, zamanla kara bulutlar toplanmaya başlar, aşk yerini nefrete bırakmaya başlar ve akabinde gök boşalır.

Burada olan şudur.

Aşık oldum dediğiniz anda, artık aşkın kuralları devreye girer ve aşk sizden gerçek aşık mısınız diye sizi SINAR.
Yani aşık olduğunuz şeyin kusurları, kabahatleri tek tek ortaya çıkmaya başlar. Çünkü artık aşkınızı yavaş yavaş bilinmeyen yönleri ile tanımaya başlıyorsunuzdur.
Aşkın karanlık yüzü!

Mesele basittir.

Tüm bu kusurlara, kabahatlere, yanlışlara, olumsuzluklara rağmen onu genede SEVEBİLECEK MİSİN?
AŞKINI DEVAM ETTİREBİLECEK MİSİN?
Öyleye aşık, aşıkının kusurlarını, kusur olarak görüyorsa onu nasıl sevebilecektir?

Kusurlu olan sevilmez ki?
Anca kusursuz olan sevilir!

Aşık, aşkının kusurlarını gö-re-mez!
Aşkını kusursuz (güzel) göremeyende aşık değildir.

Sevgi bitti.
Aşk bitti.

Olay bu kadar basittir.

---

Şimdi bu olayda din/dinsiz diye bir ayırımda yapmadım, AŞK denilen şey, yani sevilen şey, her ne olursa olsun, sonunda ister/istemez DELİL ister.
Aşık imtihana tabi tutulur. Bundan kaçış yoktur.
O yüzden bir zamanlar sevdiğiniz şeye dikkat dedim! Artık o neyse!

Bu bağlamda başka bir şeyde, geçmişte sevdiğiniz ama şimdi sevmediğiniz şeyi sevin de demiyorum, o zaten dediğim gibi NEFRETLE bittiyse bitmiştir, o aşk gerçek bir aşk değilmiş, o ispat olmuştur. Bunda sıkıntı yok, olabilir normaldir. Fakat şurası var ki o sevmediğiniz şeyle savaşırsanızda, hayat onuda sürekli karşınıza çıkartmaya devam edecektir.
Bu da başka bir kanundur.

Bu sarmaldan kurtulmanın tek yolu, geçmişinizi bağışlamaktan geçer.
Öteki türlü dinsizseniz dindarlar, dindarsanızda dindarlar burnunuzun dibinden eksilmeyecektir.

Bu hayat böyle tuhaf bir hayattır.

Sevgiler

Şüpheci Dinsiz 02-10-2017 05:28

Sevgili Felasife,

Alıntı:

Ockham'ın usturası

Ockham'ın Usturası teorisi temel olarak "her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır" felsefesi üzerinde şekillenir.

14. yüzyıl filozofu Ockham'lı William tarafından ortaya atılmıştır. Latince "Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.

Başka bir deyişle şöyle özetlenebilir: Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür.
Sevmediğimiz şeyleri sevinceye veya barışıncaya kadar karşımıza getiren, bizi sınayan evrensel bir komplo fikri çok karmaşık, çelişkilerle-çıkmaz sokaklarla dolu, çok maliyetli ve çok gereksiz. Kim, niye, nasıl uğraşır böyle bir karmaşayla?

Sevmediğimiz ot burnumuzda biter, çünkü; algıda seçicilikle, sevmediğimiz şeyleri fark eder hale geliriz.

Sevgiler

SelGom 02-10-2017 06:25

Sevilen ot da sevilmeyen ot da burun dibinde bitebilir, olasılık olarak ikisi de dipte bitebilir, bazen biri baskın gelir, bazense diğeri. Hatta kişiden kişiye göre de hangisinin dipte biteceği değişecektir, herkes için aynı olmaz. Ama bazen algısal yanılsamalarla sadece sevilmeyen otu farkedip diğer şeyleri fark etmeyebiliriz, buna algıda seçicilik denir.

kartopu 02-10-2017 09:04

sevmediğin ot burnunun dibinde biter. Eskiden bu sözü çok duyardık şimdilerde duymuyoruz.

Zamanımızda her kes en çok parayı seviyor. Para ulaşılması hedef olan en önemli nesne halbuki değişim değeri olarak yaratıldı ihtiyaca ulaşmak için araç yani. Şimdi para sermeye oldu onsuz olunamayacağı beyinlere kazındı.

Her kesin tek aşkı para tek düşmanı yine para.
Bu çağda ne sevgi kaldı ne aşk duygular paranın üstüne odaklandı.
Parayı sermayeyi hayatımızdan çıkardık mı aşk ve sevgi işte o zaman konuşulacaktır.

Her kesin sevmediği ot da sevdiği otta para ile ilintili şeyler.

bilgivehis 02-10-2017 10:21

Sevmediğin otun burnunda bitmesi gerçek yaşamda elbette olan şeyler.
Ancak tesadüf mü yoksa zorlayan bir şeyler mi var, işte orası muamma...

Çok farklı bir örnek vereceğim, bisiklet sürenlerin bazıları farkına varmıştır, önüne bir taş veya çukur çıktığında kenara geçmek istersin ancak o taş veya çukura bakmaya devam edersen kenara geçemeden akibete uğrarsın.
Çünkü kenara geçilmesi gerektiğini bildiğin halde beynin taş-çukura yoğunlaştığından bildiğin değil dikkat ettiğin öne çıkar.
Diğer anlamda, böyle bir anlık durumlarda ne ilginçtir ki, dikkat etmek seni kurtaracakken tam tersi seni alabora eder.

Buradaki örneğin ne olduğunu açıklamam daha iyi olacak.
Şimdi burada bisikletten düşmemek için önüne çıkabilecek çukurlarda gözün olması yani dikkat etmen gerekiyor ama seni o çukura düşüren yine dikkat etmen oluyor. Oysa önüne çıkan çukura dikkat kesilmeyip de şöyle bir bakıp geçmeyi düşünsen çukura dalmadan kenara geçeceksin.
Yaşamın her alanında aynı durumla karşılaşıyoruz, çok dikkat ettiğimiz noktalara takılıp kalınca ondan gelecek olumsuzlukların gerçek çözümünden uzaklaşıyoruz ve daha sonra da sevmediğimiz ot burnumuzda bitiveriyor.
Bu tartışmalık bir konu olsa da galiba yaşamı biraz da doğal haline bırakmak gerekiyor...

Merhaba sevgili Felâsife, ot gibi burnunda bitiverdim:)

Vefik Sami 02-10-2017 11:42

Einsten'ın izâfiyet teorisini şöyle açıklamışlar:

"Kızgın bir soba'nın üzerinde oturmak sûretiyle geçecek 5-10 saniye; güzei, alımlı bir bayanın yanında geçirilecek birkaç saatten daha uzundur."

Sevdiğimiz, hoşumuza giden şeylerle mi yoksa bizi rahatsız eden hususlarla mı daha sık karşılaşırız ? Bunun net bir ölçüsü yapılmış mıdır veyâ böyle bir sonuç çıkmışsa da herkes için geçerli midir; bilinmez. Hoşlandığımız anlarda geçen vaktin pek farkında olmayız. Sevmediğimiz, bizi rahatsız eden durumlarla karşılaşınca da psikolojik olarak olumsuz etkileniriz. Misâl; hayatta en sık yaptığımız şey nefes alıp-vermektir. Ama; hiç kimse bir günde ne kadar nefes alıp-verdiğini saymaz, buna dikkat kesilmez. Fakat; birkaç gün üst üste ve günde birkaç defâ başımız ağrısa hemen şikâyet ederiz.

Elbette, insanın hoşlanmadığı şeylerle sık karışlaştığı da oluyor.
Ne var ki bunların insan hayatında sürgit devam ettiğini düşünmüyorum.

Felâsife 02-10-2017 19:47

Sevgili @Şüpheci Dinsiz

Karmaşa yazının içinde işaret edildi, karmaşa bu işle uğraşmaktan ziyade, (bence tabi) sonunda kişilerin içine düştüğü durumun adıdır. Dediğin gibi sonunda algıda seçicilik devreye girer, lakin bu da zaten karmaşayı engellemez, bilakis körükler.
Öte yandan algıda seçiciliğimiz çokta güvenli işlemez, bizi doğruya da sevk etmez. Zira beynimiz belli bir hareketin üstünü algılamaz, gözlerimiz odağın dışında görmez bile, bazen yanımızdan fil geçse farkında bile olmayız. Zira dalgınlıklarımız da vardır. O yüzden algıda seçicilik isabetli olmaz.

Ockham'ın usturası 'nı beğendim, zor anlaşılmıyorsa basit olana yönelmek iyidir, fakat bu genede bırakalım karmaşa, karmaşa olarak kalsın olmasa gerektir.
Karmaşayı yaratan insan, onu çözecek olanda gene insandır.

@SelGom
İnsan sevdiğini ot demez, onu ot olarakta görmez, dolayısıyla sevdiği otta burnunun dibinde bitmez, o artık güldür, menekşedir, laledir vs.
Seven sevdiğini ot olarak görmez/göremez.
"Ot" demek zaten istenmeyene kinaye bir şey.

@kartopu
Herkes neyi seviyorsa onun peşinden koşuyor, buna yapılacak bir şey yok. Sevgi/Aşk denilen o duygu bir şekilde DEŞARJ olmak zorunda.
Ama tabi eskiler onunla saadet olmazda demişler, gerçi bunlarda unutuldu.


@bilgivehis
Zaten benimde aşk derken kast ettiğimde budur, zira Aşkta dikkat dağılır, başka şeye odaklanma başlar, o şeye odaklanmada etraf ile bağları kopartır.
O yüzden verdiğin bisiklet örneği doğrudur ama insan işte, et ve kandan, duygularıda var ve neye ne zaman odaklanacağı, belli değildir. Her zaman tedbir içinde olması da mümkün değil, neticede makine değil, sadece evden işe, işten eve gelsin, başka hiç bir şeyle ilgilenmesin.
İlgisizlik pek insanî bir şey değil bana göre.

Dostun otuda, dikenide, taşıda sözdedir, özde değildir. Lâtife addederim. :)

@Vefik Sami
İzafiyete bir şey diyemem, zaman uzar mı kısalır mı, zor bir mesele ama insanın sevdiği ile sevmediği arasında, fark illaki var.
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat
?
Sevgiler

bilgivehis 03-10-2017 09:36

Alıntı:

Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 611978)
Hoşlandığımız anlarda geçen vaktin pek farkında olmayız.

Sevgili Vefik Sami, burası benim alanıma girer:)

Bahsettiğiniz haleti ruhiye elbette genel anlamda doğrudur lakin istisnalar da olabiliyor.
Ben de o istisnadan biriyim.
Hoşlandığım anlar hoşlanmadığım anlardan çok daha az olduğu için olsa gerek hoşlandığım anların daha çok farkında oluyorum.
Hatta o kadar ki, hoşlandığım güzel bir kelime, güzel bir söz, hoş bir an, bir selam dahi yaşamımda özel yeri oluyor.
Onu unutamıyorum, güzel anların hayalleriyle yaşıyorum.
Hoşlanmadığım her şeyden bir ders çıkarıyor daha sonra gerisini psikolojik olarak çöpe atıyorum.
İnsanların genelde iyi, doğru yanlarını önemsiyorum.
Zira kötü yanlarına takılacak olsam ölümü yeğ tutmak zaruri hale gelir.
Velhasıl hoşlandığımız şeyler küçük ayrıntılarda gizlidir, onun da farkına varıp değerini bilmek gerekir...

manas 04-10-2017 00:37

"Hayatın içinde ki ilginçliklerden biride bu sözdür, neyi sezmezseniz o habire karşınıza gelir, ve sizi rahatsız eder"

sn felasife, insan mıknatıs gibidir habire çeker birşeyleri belayı da cefayı da... bazı insanlar da bu daha yoğundur. sanırım insanın yaşam tarzı-dünya görüşü-çevre-içsel dürtüleri bunu şekillendiriyor, özellikle içsel dürtüleri.. insan önce kendini yenmeli ki sevimsiz şeyler gelmesin burnunun dibine. yok abi, önce kendimizi ıslah edeceğiz savunmamızı güçlendireceğiz bela yaklaşamasın.

Felâsife 04-10-2017 20:34

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612037)
sn felasife, insan mıknatıs gibidir habire çeker birşeyleri belayı da cefayı da... bazı insanlar da bu daha yoğundur. sanırım insanın yaşam tarzı-dünya görüşü-çevre-içsel dürtüleri bunu şekillendiriyor, özellikle içsel dürtüleri..

Bir Çin atasözü tamda bu noktada "Mutlulukla mutsuzluk kendiliklerinden değil, çağrıldıkları için gelir" diyor.
Bu çoğunca kişilerin elinde ki bir şey, fakat birde "çürük elma" diye bir teori var ki (teori bana aittir, defalarca da denenmiştir. :D )
Çürük elma teorisi:
Buzhanelerde elma kasalarına 1-2 tane çürük elmayı bilerek koyarlar, bu diğer elmalara gelen çürükleri çekmek içinmiş... Dolayısıyla o çürük elmalar olmasa tüm kasa çürürmüş...
Hiç bir şey yapsanızda, çok şey yapsanızda, bazen meseleler dediğin mıknatıs meselesine gelir takılır ki ne bundan anlayan, ne de anlamak isteyen bulunur etrafta.
Böylesinin hiç ama hiç şansı yoktur.

Alıntı:

manas´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 612037)
insan önce kendini yenmeli ki sevimsiz şeyler gelmesin burnunun dibine. yok abi, önce kendimizi ıslah edeceğiz savunmamızı güçlendireceğiz bela yaklaşamasın.

Güçlü olmak önemli mesele tabi. Helede kendimizi ıslah etmek zaten meselenin diğer yarısıdır. Bunda ki başarımda içsel gücümüz demektir.

Bazen belgesellerde görüyorum, hayvanlar fazla efor sarf edeceklerse o avdan yanında bile olsa vazgeçiyor, sebebide basit, kazanacağından daha fazlasını harcamak, mantıklı gelmiyor.
Diyeceğim güç her şey demek olmuyor, eğer onu akılla birleştirebilirsek anlamlı.

Yoksa sürekli gardı yüksek tutmakta, güç açısından doğru gelebilir ama akıla göre çokta gerekli değildir, basit bir hamle ile nötr olabilecek bir şey için, fiziki güçten ziyade akıl yürütmek daha mantıklıdır.

Sevgiler


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:49 .