![]() |
Siyasal İslamcılık bir NATO projesi
Bazı değiniler- şimdilik... Sora fırsat buldukça yeni kaynaklar ve arada bir lazım gelen yazılar.Örn: Talan edilen ve ABD ve AB merkezli emperyalizmin talan politikalarına direnen ve çökertilen Libya, Suriye, Venezuela, şantajlar ve İran vb. Yemen'nin bombalanması derken, ayar çekilen Türkiye ve aslında asıl sorunun yağma ve talan olduğu, fakat yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yağmalanması için ihtiyaç duyulan gerekçe(kılıfların)üretilmesi...
yazının sonunda kırmızı ile koyulaştırdığım alıntıya dikkat ve Başbuğ'a bu sözlerinin bedelini ödeten ise ABD'dir ve saldece Başbuğ değil, olabildiğince ordu içindeki laikler bertaraf edilmiştir ve operasyonda bir NATO-CIA projesi olan ve ABD'nin alt istihbarat ve resmi kadro gücü halinde örgütlü olan FETÖ kullanılmıştır(ABD yıllar boyunca ısrarla Türkiye'den söz ederken müslüman ülke veya ısrarla müslüman-laik demeyi tercih etmiştir, oysa yapısı gereği, bir kurum olarak devletin dini olamaz, buna rağmen devleti din ile tanımlayan ve ısarla yasa haline getirilmişlik laiklikte kökten çeşilir. Türkiye NATO'ya üye olduğu gün kaybetti ve geri dönüşü Yeşil Kuşak, aşırı islam ve bilimden uzaklaşma, uzaklaştırma, üretmeyen, tüketime odaklı toplum ve pazar haline getirlmiştir -ki daha neler, neler var) Zira Yeşil Kuşak projesine göre, tüm islam coğrayası işgal edilecek, yağmalanacak, talan edilecek, ancak bunu başarabilmenin alt-yapısı oluşturulacak, toplumlar yağmalandıkları halde dahi kendisini yağmalayanlara secde ettirlecek(örneğin 6. Filoyu protesto eden solcuların kaşrısına, NATO ve CIA projesi kapsamında oluşturulan islamcı örgütlerin karşı çıkması ve saldırması, 6. filoya karşı namaz kılması vd.), bazı coğrafyalarda aşırı siyasal islam, bazılarında ılımlı-islam örgütlenecek, laik ülkeler çökertilecek, yerine istismara dayalı sürüleştirme politkaları hakim kılınırken, toplumsal bilinç tüketilecek veya toplum geri bilince teslim olması enjekte edilerek, hiç bir sorun çıkartamaz hale getirilecek... Şu anda NATO konusunun neden gündem edilmeye başlandığı ve önemli olduğu ise açık ve ortada ve konuyla ilgili olarak, Türkiye'de yaşanan-yaşatılan kırılmalar ve sarsılmalar ortadadır Dünya üzerinde tröstlerin ve egemen oldukları ülkelerin(ABD de dahil) daralma gösteren piyasa, ekonomi ve sermayesi, finansal sorunlar vb nedenler, ABD öncülüğünde sürdürülen teslim alma ve yağma savaşının gittikçe yayılım göstermesi gerçeği de ortada... https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarl...istir-4765537/ Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ABD'ye yaptığı resmi bir ziyarette ve dönüş yolunda gazetecilerle yaptığı söyleşide "Türkiye laik bir ülkedir. Hem laik, hem de ılımlıİslam devleti bir arada olmaz" demiştir.
Şimdi ben burada bir şeyi merak ettim, bu açıklamaya göre büyük ihtimalle Başbug'a ılımlı islam projesini yaşama geçirilmesi ve desteklenmesi söylenmiş, o da kabul etmemiş. Soru şu, bu ülkede etkin konumda olanların kabul etmeme şansı var mı? |
Bilgivehis Soru şu, bu ülkede etkin konumda olanların kabul etmeme şansı var mı?
YOK Dün yoktu bu günde yok. Ayrıca olması mı doğru olmaması mı. Burjuva sisteminde demokratik kurallarla yönetilmek istiyorsan ABD ve AB blok un içinde yer alacaksın almasan ne olacak karşında demokrasiden nasibini almamış Rusya İran ve benzerleri var. Bunlar çok tartışılacak şeyler bir çok fikir çıkacak belki de dünün yanlışı bu günün doğrusu, Dünün doğrusu bu günün yanlışıdır, bizler için bile. |
Alıntı:
https://turandursun.com/forumlar/sho...d.php?p=638384 neo-liberallerin diliyle konuşmamak gerekir, emperyalistler arasındaki fark veya emperyalistlerin tanısını hiç bir zaman demokrasi teşkil etmedi, burada esas, üretim, üretim ilişkileri, pazar, piyasa, kaynak gibi faktörler üzredir, emperyalizmin demokrasisi yok, sermaye ve görece güç ve taktikleri var. Çünkü sermaye yönetim bazlı veya özdeş, türdeş bir kavram-yapı değildir. Nasıl ifadeye edeyim, örneğin elma, armut meyvedir, ama bir klavye değildir fakat kullanım koşulları açısından bir çok diğer şeylerle ilişki, bağıntısı olabilir, bu bağıntılar, özdeşlik esası taşımaz, ilişki bazlıdır ve konu sermaye merkezli strateji olduğunda, demokrasi arzu edilmeyen koşulu temsil eder. (2 market düşünün, ikisininde temel stratejsi nedir? Kazanmak, daha fazla kazanmak-sermaye birikimi!, burada serbestlik talepleri vardır, bu bağlamda serbestlik talebi ise 2 tarafın birbirini egale, eleme esası taşır ve bu koşul-süreç-idare bağlamında güçlünün, zayıfı baskıladığı, bastırdığı ve yok ettiği, etmesi anlayışı, çatışmasına dönüşür. Tüm akademik bilgi ve literatür bir yana koyarsak, dümya geneli emperyalist çatışmaların mantığı da görülebilir) Emperyalist ülkelerdeki görece demokrasiler(gerçek demokrasi olmasa da soluk aldırır), ideolojik değil, dünya kaynakları sömürüsünün de getirileri, elde edilen zenginlikle ilgilidir(yani "toplum neden itiraz etsin ki, ihtiyaç duydukları önemli kalemleri sağlıyoruz" anlayış-taktiğine taban olur). Dikkat edersek, şimdi ABD+Batı yağmacı emperyalizmi, dünya kaynaklarındaki paylarının daralımıyla birlikte, ilgili ülkelerde sağcı, tutucu anlayışları finanse etmeye başladılar veya çıkarları bunu gerektirmeye naşladı. Çünkü ancak sağ temel üzerinden din, millet gibi aidiyetler, toplumsal afyon olarak güç sağlayabiliyor, şahin politikalara yakıt olabiliyor, salt dünyaya karşı şahinlik değil, toplum ve toplumsal ihtiyaçlara, kazanılmış hak ve özgürlüklere, toplumsal bilince karşı da... pasta büyümüyor, hatta daralıyor, kapitalizm iflah olmaz krizler yaşıyor, buna rağmen, pasta üzerinde paydaşlar artıyor... gözü doymaz tröstler ve baronlar, sermayenin yapısı gereği de, birbiriyle savaş halinde. kaldı ki sermaye, bölünerek çoğalan değil, yutarak büyüyen-biriken bir yapıya sahiptir. (detay gerektiren konular ve çatışma, tıkanan diplomasi, savaş senayoları ve emperyalistlerin ellerindeki ülkeleri, daha doğrusu ABD nin bu taktiği, birbiriyle savaştırma oyunları da çözüm olamayacak gibi.) Her türlü teori bir yana zaten yağmalanan, yağma öncesi zenginliği temsil edemez, yağmalanacak bir şeyi kalmamış hale dönüşür(yoksullaşır) ki, bu durumda tekrar yağmalanabilirlik veya süregiderlik sağlanabilmesi için de birşeyler yapmak gerekir. yani hiç bir yağmacı ne dost olur ne de sevilesi, her taktiği, stratejisi, kurbanı avlamak ve yemek içindir... (bu da ayrı ve önemli bir konu). |
Siyasal İslam NATO yokken de vardı. NATO projesi olamaz. Ancak partner olabilir.
|
Alıntı:
Siyasal İslam NATO yokken bugünkünün çeyreği kadar dahi etkisi yoktu, kişisel bazda veya kaypak bir şekildeydi. Zira prensler, şeyhler, diktatörler ciddi anlamda kapitalizmin kontrolünde değillerdi, örneğin Kaddafi o jenerasyonun son örneğiydi. Hatta uzağa bakmaya gerek yok, NATO olmasaydı bu ülkede fetolar-tayyipler-tarikatlar yine olurdu ama hiç bir güç elde edemezlerdi. NATO'nun islamı siyasallaştırması ve ülkelerin tepesine getirmesi bu kadar net iken onu sıradan bir partner görmek yanlıştır. Şu anda biz nasıl bir tarayıcıyla internete giriyorsak, NATO'yu da öyle düşün, kapitalizmin dünyaya açılan penceresidir NATO. |
Alıntı:
Örneğin tayyibin ABD'ye hayır demesi için ne gibi koşulları olabilir, tayyip adına ben bir şey göremiyorum? Hani ülkenin zengin kaynakları elimizde olsaydı o bir güvence olabilirdi, ülkenin bütün kaynakları peşkeş çekilmiş, hayır demek için elinde hiç bir şey kalmamış. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:12 . |