![]() |
Karl Popper ve yanlışlamacılığı
https://sol.org.tr/mdt/karl-popper-v...maciligi-14908
Alıntı:
|
Karl Popper
Yöntemi sunum açısından anlamlı, ama bilgi açısından yanlış. Bir görüşün, bir düşüncenin öznel gerekçelendirmeleri veya izahı bakımından ele alındığında, öne sürdüğü yöntemle dogma ile bilimsel olan arasında ayrım yapmak mümkün olmaktadır, ancak özlelikle yanlışlanabilirlik ilkesi olarak, mutlak şart koşmak düşünülemez. Yani burada yanlışlanabilirlik yönüyle değerlendirmek tercih meselesidir, zira doğrulanabilirlik de yanlışlanabilirlikte aynı kapıya çıkar. Herhangi bir iddia için doğal olarak doğruluk payı, doğrulanması ilk elden esas ölçüt değil midir? Yine de duruma göre bir iddiayı sınamak için aksi yoldan da gitmek gerekebilir, bu da tercih meselesi veya iddiaya göre değişir-şart olabilir-. Yine de iddianın doğruluğunun üzerinden gitmek, daha başından ret etme veya dışlama amacı taşımadığı için daha olumludur... Popper'ın hatası, bu yöntemi, olgu ve bilgi esaslı teorilerde de kullanmasıdır. Dünya dönüyorsa, nasıl yanlışlanacak? Yani yanlışlanması şart mıdır, işte bu mantıkla, önce evrimi retti, sonra kabul etti, "ama" diyerek, sonra ideolojik kaygılarla, bilimsel temelden ayrılarak, yukarıda sözünü ettiğim yöntemle, cümlelerin yapısını değerlendirip, yargılar üretti. Cümlelerin, iddiaların, teorilerin nesnel dayanaklarını irdelemek yerine, nasıl ifade edildikleriyle uğraşıp, teori ret etme yolunu seçti. Kısaca sığ bir lafazanlık felsefesi yürüttü... Bir diğer mesele de hiçbir teori, bir tane örneği doğrulanamadı veya yanlışlandığı için çökmez. Bu da bir diğer sığ yaklaşımı olmakla birlikte, bilim ve bilimsel yöntemlerden ne kadar uzak olduğunun bir başka göstergesidir. Teoriler yaslandıkları temel çökerse çöker, ancak şu ya da buna dair destekleyici örnek üzerinden teoriler çökmez, bilim doğrulayarak ilerler, bilimin amacı yanlışlamak değil, bilgi edinimi ve bu bilgiyi bilimsel yollara sınamaktır. Yanlışlamak diye bir amacı olamaz zira yanlışlanabilmesi için ortada bilgi olması gerekir, bilimsel bir bilgi olması içinde doğrulanmış olması gerekir. Daha teorilerin olgulara dayalı yani nesnel olduklarını anlayamadığı için, onlara daha başından dogma, öznel, polemik muamelesi yapmaktadır, zira kendisi de öznel yaklaşmaktadır. Hakim ideoloji Popper'ı ikiyüzlüce abarttı çünkü işine geliyordu, ama aynı hakim ideoloji ve egemen otoriteler aynı ikiyüzlü tavrı, çeşitli teoriler adına gösterdi. Madem Popper gibi yaklaşacaklardı -ki Popper gibi yaklaşılılırsa bilim imkansız hale geliyor-, Big Bang teorisinden neden vazgeçmiyorlar? Üstelik örnek bazlı değil, teorinin temel dayanakları geçerliliğini yitirmiş iken... Geçen yüzyılda bilimsel ilerlemeler konusunda en anlamlı eleştiri ve yaklaşımı getiren Kuhn'dur, ama Kuhn'un yaklaşımı sistem ve statükoya uymuyordu, daha doğrusu statükonun sözde değişmez ve mutlak anlayışına karşı, olgusal ve nesnel, bilimsel yaklaşlımı tehlike oluştuyordu, bir de üzerine bilim tarihi üzerine yapıtının başlığını "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" olarak belirlemişken... Bilim gözlemle, deneyle, sınayarak ilerler, yanlışlayarak değil, zira önce bilgi edinimi gelir, bilimsel bilgi ise sınanarak elde edilebilir, ortada herhangi bir bilgi yokken, yanlışlanacak bir şey de yok demektir ve var olanlara bilim yanlışlamak amacıyla değil doğrulamak ve daha ileri gözlemler, bilgi edinmek amacıyla yaklaşır... Bununla birlikte başta dediğim gibi Popper'ın yaklaşımı öznel-iradi-, politik vb. tartışmalar, iddialar yani meselenin düşünce esaslı olduğu iddialar için kullanılabilir, kısaca bir iddiayı sınamak en temel yoldur ancak iddiacı sınayabilecek veriler sunmalıdır, doğrulanmış ise nasıl doğrulanmış veya yanlışlanabilirlik kriteriyle karşı-iddia öne sürmenin mümkün olabilmesi gerekir, ama olgu-bilgi yani nesnel zeminde hiç bir anlamı yoktur, bilim öznel değil nesnel zeminde var olabilir ve olguların kendi şahıslarına münhasır bir iradeleri, amaçları vs. yoktur, dolayısıyla, yanlışlanabilirlik namına karşılarına geçip muhatap olabileceğimiz bir iradeden söz edemeyiz. Öznel iddialar doğrulanabilirlik kriterini istismar etmeye yatkındır, zira doğrulanmış bir bilginin kabul görmesi olağan hal alır, böylece iddiacılar doğruculuk adı altında ideolojik bir yol tutarlar, bu bağlamda doğru olmanın haklı olmak olduğu noktasından meseleler düğümlenir. İşte bu tür iddia ve tartışmalar için yanlışlanabilirlik ilkesi önemli hale gelir. Bu bağlamda Popper bu durumun farkına varmıştır, bu bir gelişmedir ancak mesele nesnel, bilim zemini olduğunda, aynı yaklaşımı olgu-bilgi zemininde de ısrarla sürdürmesi de -ki bunu ideolojik kaygılarıyla yaptığı çok açık, dar kafalılıktan öteye geçememiştir denebilir. Şimdi dünya dönüyorsa nasıl yanlışlanabilir? Dünya dönüyor dendiğinde bilim, dönüp-dönmediği üzerinde mi yoğunlaşır yoksa bu iddiayı yanlışlamak için mi çalışır? Dünya dönüyor diyen birisine aksi olsa ne olurdu diye sorulmaz, zira orada mesele aksini göstermesi değil, bu kanıya nasıl, neye dayanarak, hangi gözlem ve bulgularla eriştiğini, bu bulguları nasıl sınadığını ortaya koyması üzerine yoğunlaşmalıdır... Bu kişi, dünyanın dönüp, dönmediğiyle ilgili, aksini ortaya koymak gibi bir sorumluluğundan söz edilemez, böyle bir gaye yüklenemez, amacı bu değildir ve zaten araştırmasını da, çeşitli gözlem ve bulgulardan yola çıkarak, dünya dönüyor olabilir mi ekseniyle başlatmıştır... Bilimsel teoriler, önce yargı konup sonra da bunu doğrulamak, yanlışlamak maksadıyla oluşmaz(Big Bang hariç!), çeşitli gözlem ve bulguların nasıl, neden açığa çıktıklarını bulmak-açıklamak amacı taşır, yani önce dünya dönüyor denmez, gözlemler, bulgular araştırmaya iter. Popper bunu anlamamış… Popper bazı bilimsel teorilerin ise yanlışlanmaya vurulamayacağını anlamış(ne zaman anlamış ise), yine de yanlışlanamayan teori varsa sözdebilimdir anlayışını sürdürmüş. Hipotezleri kanıtlamaya çalışmak yerine sorgulamaya, yanlışlamaya çalışmak gerektiğinden vs. söz etmiş, hipotezler nereden geliyor? Sanki bilimin amacı hipotezleri yanlışlamakmış gibi bir anlayış geliştirdi, bunun içinde öznel esaslara dayalı, antik çağın formel mantığının açmazlarını öne sürüp, öznelliğinden dolayı safsata bir amaç-yöntem belirledi, örneğin Newton'un çekim yasasıiçin, sonrakilerin amacı Newton'u yanlışlamakmış gibi bir algı oluşturdu, böylece kafasında oluşturduğu kalıp için örnek halini aldı. Oysa bir hipotez gözlemler veya çeşitli bulguları açıklamakta yetersiz kalıyorsa veya daha geniş ve detaylı araştırmalar, deneylerde çeşitli ve farklı sonuçlar alınıyorsa, veya ilgili bulgular için yeni bir teori gerekiyorsa, o hipotez ya geliştirilir, ya da şu, şu koşullar için geçerli olsa da şu ve şu koşulları kapsamadığı dolayısıyla da kapsamı dar kaldığı için, çok daha geniş kapsamlı ve çok daha fazla bulguyu açıklayan şu hipotezle değiştirilir, yani amaç yanlışlamak değildir, Popper'ın dar görüşüyle anlamadığı bilimin hipotezleri yanlışlamak gibi bir amcanın olmadığıdır, bilim bu bakımdan bulgulara göre konum alır(yine de Popper'ın yaklaşımının çok yerinde olduğu zeminler vardır ki yukarıda değindim)… Wiki'de, " Yanlışlamacılık, bu sebeple hipotezleri kanıtlamaya çalışmak yerine sorgulamaya, yanlışlamaya çalışır." böyle bir ifade mevcut. Peki bu hipozetler nereden geliyor? Bu yanlışlanmaya çalışılması gereken hipotezler, nasıl hipotez olmuşlar, yanlışlıyorsa hipotez olmazlar, yanlışlanmacılık için de, ortada bir hipotez olması lazım, sonuç? Bunlara neden, nasıl hipotez denebilmiş, inler, cinler mi getirmiş? Hz. Adem'e kitap halinde mi inmişler? |
Alıntı:
Bu ilke dünyanın döndüğünü yanlışlamayı amaçlamaz. Dünyanın döndüğü iddiasının yanlışlanmaya müsait olmasını yani test edilebilir olmasını amaçlar. Dünyanın döndüğü iddiası yanlışlanabilirlik ilkesine uygun bir iddiadır. Uzaya çıkar dünyaya bakarız ve dönmüyorsa yanlışlamış oluruz. Dolayısıyla iddia test edilmeye açıktır. Alıntı:
peygamberiniz Marks'a karşı gelenler kafirdir, şeytandır tabi! |
Haham Poperin liboş olması ve ezanperest liboşlarla bir bağının olması coğrafi şartlar düşünüldüğünde elbet bir sonuç verir. Araştırmak gerekir de!
Haham Poperin aslacılığı Dünyanın dönüşü uzaydan gözlemlenince bile sonuç vermiyor. Döndüğünü liboş gözleri ile bile görse ASLA kesin değildir. Din kafalı işte , tanrısının ona bir kitap ve peygamberle işaret etmesi gerekir. Yadaaa para karşılığı. Ezanperestlerde öyle değilmi? |
Alıntı:
Bilim uzaya Dünyanın dönmesini yanlışlamak için çıkmaz, bilim dünyanın dönüp, dönmediğini anlamalı ki, ortada bir izah olsun, bilim anlamak, öğrenmek, bilmek için çıkar, hipotez ortada yoksa, bilim neyi yanlışlayacak, önce bilimsel hipotez gelir(o da geçmiş ve verili gözlem, deneylere, sınanmalara yani yine bilgi-veriye dayanır), teori namına SINAMA İŞİ DAHA SONRA!!!! Gözleme açık ise, deneye açık ise ve bu geçmiş gözlemlerden bir önermeye(hipotez) ulaşılabilmişse bilimseldir, vargı, çıkarımlar ister tamamen isterse kısmi yanlış olsa da, yanlışlanamasa da bilimseldir, buradaki yanlışlanamamak fiilidir(gözlemle, deneyle ilgili), nesnel anlamdadır(hala daha Popper'ın hatasını anlamış değilsin, öznel yanlışlanabilirlikle, nesnel sınama-doğrulama-yanlışlama aynı şeyler değildir, öznel olan yapısaldır, nesnel olan ise olgusal)! Sıkıyorsun insanı... Popper öznel bir sorunla uğraşırken, öznel meseleyi, bilime yani nesnel zemine, olgu zeminine uygulamaya kalkarak hata yapmıştır, bu hatasıyla evrimi ret etmiş, dogma olduğuna kanaat getirmiştir(aynı mantığı hiç değişmediği halde, 1960larda çark etmiştir, oysa aynı hatasını sürdürmeye devam etmiştir, bu da bir tutarsızlıktır) burada mesele Popper değil, yöntem olarak nerede hata yaptığını tespit edebilmektir. Dünyaya çıkıp dönmediğini göremiyorsan o halde ne yapmış olursun? Hadi çıktın uzaya, maksadın Ay'a bakmaktı, bir de baktın ki Dünya dönüyor, ne diyeceksin? Aha dönüyor dedin peki nasıl dönüyor? neden dönüyor? Önerme(hipotezler burada anlam kazanır ve her biri bir yığın sınamaya tabi tutulur, dünyanın döndüğü bir bilgi değil mi, gözlem veya bilimsel yollarla, bulgulara dayanmıyor mu, önermeler bu bulgulardan hareketle ortaya atılmıyor mu, hiç bir bilimsel hipotez doğru veya yanlış diye sunulmaz, bilimsel yöntem olarak anlam kazanır, amacı da hipotezi yanlışlamak değildir, Dünyanın nasıl döndüğünü bulmaktır ve teori sınamalarla oluşur, önermeler ister bütün, ister kalem bazlı kah doğrulanır, kah yanlışlanır, bilimde böyle ilerler. Bir şeyi yanlışlamak demek, başka bir durumu doğrulamayı gerektirir, yani aksini göstermen-doğrulamanla mümkün, üfürerek olmuyor ve doğrusu sınama işine bir bütün olarak bakabilmektir, ideolojik değil!)... Bilim gözlem, deney ve sınamaya dayanır, yanlışlanabilirlik diye bir temele dayanamaz, çünkü bu öznel ve iddiaların, öznel önermelerin yapısına dair bir sorundur. Kelime ise çok açık, yanlışlanabilirlik, bu bir özelliktir, vasıftır, nedir o yanlışlanabilir olması beklenen, olgu değildir, olguya dair bilgidir, önermelerdir veya olguya dayanmayan(dogmatik) iddialardır vs. 20. yüzyılın ilk başlarında neyin dogma, neyin bilim olduğuyla ilgili bir tartışma dönemi vardır... Neyin dogma, neyin bilim olduğu tartışması da YAPISAL BİR SORUN olup, geçerli bir İLKE belirlemekle ilgilidir... O dönemde bununla ilgili birisi doğrulanabilirlik(ki antik çağdan beridir bu mevcut) bir de yanlışlanabilirlik İLKESİNDEN söz edilir. Ortada bir iddia varsa, iddianın DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR, İÇERİK OLARAK DEĞİL, TEKNİK, yapısal OLARAK! Önce İLKE kavramını anlaman gerekir... O dönemler açısından, mesele bilim zeminiyle ilgili ise okunması gereken Kuhn'dur! Bugün Popper sözdebilime karşı çalışmış birisi olarak, sözdebilimcilerin elinde en çok refreans gösterilen kişidir de, bunu; anlaşılır dille izah ettiğim hatasına borçlu. Dogmalar yapısı gereği bilimsel değildir, haliyle bu temelde Popper'ın ilkesi kullanılabilir, kullanılıyor da orada sorun yok... ve bilim hipotezlerde ve bilim zemininde Popper'ı esas almıyor, istemediğinden değil, Popper'ın ilkesinin,ÖZNEL meseleye dayalı olmasından dolayıdır. Ve sandığın gibi bırakın teoriyi, hipotezler de 1 sadece 1 aksi örnekle falan çökmez(yeniden değerlendirilir, değerlendirilimez ise değiştirilir, taki hipotez sınamalarla tutarlı olana değin), bilimsel hipotezlerde masabaşından çıkmaz, öncü gözlem, deneyler ve birikimler, bilgi söz konusudur. Yani zaten dogmatik üfürüklerden gelmez ve mutlak dokunulmazlığa sahip değildir, bir kere dogma değildir-temeli geçmiş ve verili gözlemlere dayanır- defalarca da sınanır, çünkü yapısı bilimseldir, çünkü gözleme-deneye, bilgiye dayanır ve yüzlerce kez sınanabilir... Örneğin milyon yıldır hiç evrim geçirmemiş bir canlı bulunsa, bu evrimi yanlışlamaz, evrim yanlışlanabilirlik özelliği taşımaz, o bir olgudur. Örneğin insanların doğumu, ölümü olgudur, dünyanın dönmesi olgudur, bunlara dair bilgilerimiz ise sınanabilir :biggrin1:. https://upload.wikimedia.org/wikiped...%C3%B6ntem.png Bilim ile dogmayı ayırt etmeye mi ihtiyacınız var? Popper'ın ilkesini kullanabilirsiniz bu bir referanstır, yeterli ise fazlasına da gerek yoktur -ben kullanmıyorum zira iddianın gözleme, deneye imkan verip, vermemesiyle(yani dayanaklarının benimde gözlemleyebileceğim dayanaklar olması, kendi kişisel düşüncesi, inancı olmaması, diarlik ve ilişki kurabileceğim biçimde sunulmuş olması) ve ilgili iddia sahibinin neyi gözlemlediği, bu gözlemlerlerde neleri tespit ettiği, nasıl tespit ettiği, ne gibi bulgularla sonuca gittiği ile ilgilenirim, zira bir iddiayı kabul edecek veya karşı çıkacaksam, benim de bir sonuca ulaşabilmem lazım. Bilim gözlem, deneyle-sınama ile yapılıyorsa, o halde iddialarda bilime açık olmalı daha doğrusu bilimsel yollara dayanmalı, demek ki burada ben iddiayı, İÇERİĞİNDEN ZİYADE öncelikle YAPISAL olarak, TEKNİK olarak değerlendirmeliyim(öznel sorun dediğim nokta, neyin dogma, neyim bilim-sel olduğunu ayırt etmemin elzem olduğu nokta burası, yanlışlanabilirliğinde ilk başta durduğu nokta burası idi, Popper sonraları şaşırdı, öznel sorunu, nesnele dayattı, önce Evrimi reddetti, Darwinin görüşlerinin dogma olduğunu söyledi, sonra Hegel, sonra Marx(Marrx peygamberim mi diyorum leyla, aynı mantıkla git, bütün bilim insanları ve teorileri dogma oluyor, zira Popper'ın nerede yanlış yaptığını gayet açık tespit edip izah ettim, o mantıkla dogma olmayan tek bir bilimsel teori kalmaz)! Popper ve diğer doğrulamacıların, 1930'lu yıllarda alıp başını yürüyen lafazanlık felsefesinin(bilgi feslefesi) popüler olduğu dönemde saplantı ettikleri bu ölçütler beni bağlamıyor, hem fazlasıyla dar, hem de grupsal rekabet, karşılıklı iddialaşmadan ibaret ve eksik, klişe ve basit... Bilimsellik açısından, kıstas olarak, nesnel mi, sınanabilir mi, tutarlı mı, bu yeterli zira nesnel olmayan, yani bilgiye, gözleme dayanmayanı ve bu daynaklarla alakalı-tutarlı olmayan çıkarımı sınamak mümkün değildir. Örneğin öznelci simülasyon söylemi, hem saçma(zihinsel kurguyu, faraziyi, inak(zan'a-inanca dayalı=dogmatik) nesneleştirmeye kalkması, bilimin dışında iddialar öne sürmesi) hem de dogmadır, Popper açısından bakarsak da dogmadır :) |
Alıntı:
Bilim felsefesi üzerine yapılan tartışmalarda diyalektik materyalistler genelde kuhn'un kuramına da eleştirel yaklaşıyorlar çünkü kuhn'un kuramı bildiğim kadarıyla bilimsel birikim ve ilerlemeyi reddediyor. Dolayısıyla aslında klasik yaklaşım halen daha en kullanışlı yöntem değilmi sence? |
Alıntı:
Kuhn statükoyu aşan yaklaşımıyla önemlidir orada, söylemlerinin hangisi doğru, yanlış, değerlendirmeleri vs ayrı bir başlığın konusu olabilir ve Kuhn ilerlemeyi, birikimi ret etmiyor, devrimden söz ediyor. Mevcut satatükolar-otoriteler, kabuller bir dönem hakim olur ve paradigmayı oluşturur diyor-kabyller oluştuğu için otomatikman gelir-, paradigmanın kırıldığı dönemi ise, bunalım dönemi olarak adlandırır, bu bunalımdan çıkış ise yeni paradigma oluşturduğunda, devrim olmuştur... burada kastettiği bilimle ilgili, bilimsel buluşlar, yeni bilgiler edinip, edinilmemesine dair değil(bilimsel devrimlerin yapısı ile igili, bilimdeki ilerlemeyle ilgili, bilimsel ilerleme farklı, bilimde ilerleme farklı bir konu). İfade ettiği yaklaşım şu an yaşanıyor, örneğin Big Bang terorisi için,,,, pradigma kendisi ile çelişiyor, ama bu teori üzerinden bir sttaüko, kabul, otorite kurulmuş durumda. Kuhn diyor ki, ne kadar istesek de, öznelliği, bilimden yalıtamayız, buradaki öznelliği metod olarak düşünmemeli, kabuller(!), statükolaşma, paradigma, otorite vs olarak düşünmeli, yani bilimsel ilerlemelerden, buluşlar vs ziyade bilimin ilerlemesinden söz eder(bilim anlayışı dersem daha yakın ifade olur). Örneğin ortaçağda bilim tanrıcıdır, bir paradigma vardır, hakimdir ve bilim insanlarının çoğu tanrının dilini anlamak vs motivasyonuyla çalışır, buna bağlı paradigma kırıldığında, bunalım dönemi yaşanır, yeni bir paradigma oluşturuğunda ise bilimde devrim yaşanmıştır(sıçramalı ilerleme diyalektiktir, türlerin evriminde de görebilirsiniz, ama bu Kuhn'un temellendirmeleri, çözümlemeleri bakımından tamamen geçerli sayılacağı anlamına gelmez, lakin söylemi, esaslı değişimin diyalektiğiyle uyumdur. O dönemde en önemli ve dikkate değer yaklaşımdır bu, doğrusu, eğrisi ayrı bir konu, statükoyu aşan, hedef alan bir söylemdir ve yaptığınız alıntıda dikkat ederseniz buna vurgu yapmışımdır)... Örneğin Big Bang teorisine karşı iseniz makaleleriniz yayınlanmaz, imkanlarınız mümkün oldukça elinizden alınır ve kariyeriniz de tehlikeye atılır, zaten etki alanınız da yoktur, ama birisi çıkar, aşırı Big Bang'ci davranmaktadır, teorik fizikçidir, ona ödül yağdırır, aldığı ödüle, konuya bakarsınız herhangi bir hipoteze nesnel olarak dayanmaz, var olan hitotezlere göre "meli","malı" demektedir, ama bu meli, malılar, hipotezi sınayan değil de, ne olursa bu hipotez geçerrli olur, ne olursa bu teori kurtarılabilir kafasıdır(öznellik, statüko, bağımlılık, paradigma)... Teorik fizikçi olmayan insanlar ise bu kadar kolay meli, malı, teoriyi kurtarmak için ortaya şunu atayım diyemez, çünkü bilim yaparken, bilimsel yöntem ve yöntemin dayanakları dışına çıkamaz, gözlemi, sınamayı dışlayamaz ve bir hipotezi geçerli kılmak namına, işini varsayıma-tahmine bağlı kılamaz... O dönemde, o çevrelerde öne çıkan kişiler, Popper, Kuhn, Feyerabend, Carnap sayılabilir, ama bu isimlerin Popper'dan farkı, Popper gibi sığ ve Popper gibi önzel gerekçeyi, bilime dayatmış olmamalarıdır, yani hamuru tutup, yoğuran kişilerdir. Konu ilerleseydi, Feyerabend önerecektim, ama yazıştığım muhatapla devam etmek istemiyorum, çünkü ilerleme kaydedemiyoruz... Eğer Marx'a şu dönemde, şu konularda veya akranları arasında kimi okuyalım diye sorsaydınız size Hegel okuyun derdi.. Klişelerden uzak durmak gerekir, kimin ne dediğini hiç bir zaman önemsemedim, önemsemem de, bilgiye bakarım, değerlendiririm. Tabi bir de konu önemli. Örneğin Poppercılar safsatayı o düzeyde ilerletmiştir ki, doğrulamacılık=> dogmacılık anlayışına değin vardırmışlardır Oysa bu bir safsatadır, hem zemin hem de kıyas bakımından. Doğrulanabilirlik, yanlışlanabilirlik, yani sınanabilirlik, söyleme, iddiaya, önermeye, tahmine dairdir, nesnel zeminde ele alınan olguya ait bir özellik değildir. Yani özneldir ve işin doğrusu, sınamakla ilgilidir ve bu dar kafalıalrın anlamadığı, eğer amaç biçimde değilde, içeriğe yönelmek ise zaten ilk önce esas lınana gözlemdir, delildir(eee doğrulanmışlık, ispat durumu buradan yalıtılabilir mi), yanlışlanan bir önerme ispatlanabilir mi, ee doğrulanamsını da dogma olarak gören bir zeka, bilimden söz edebilir mi? Kaldı ki, sınama işi bir bütündür, orada diyalektik bir ilişki söz konusudur, yani bir doğrulama-yanlışlama, bir yanlışlama doğrulama işlevi görür, bunlar birbirinden yalıtık, ayrı bağımsız olarak düşünülemez, aksine bu tür kavramlar varlığıyla diğerini de var eder, birisi yoksa diğeri de olmaz... Birde diyalektik-materyalist, kimileri öyle olduğunu söyler, ama çoğu tarikat düzeyinde, kendi kendisini öznel olarak doğrulamacı, doğrucu(dini anlayıcı) bilgi ile donanımlıdır ve bir çok konuda yüzeysel klişelerden öte derinlik arzetmezler... Klasik yöntem derken neyi kastettiğiniz de önemli, 19. yüzyıl öncesi bilimi için, yerleşmiş, oturaklı yöntemlerden bahsetmek kolay değildir zaten ayrıcalıklı işidir o dönemler, mekanik, kaba yaklaşımalrın sergilenebileceği dönemlerdir ve basit ilkeler yeterlidir, zaten ilişkisel değil daha çok odaklı dönemlerdir, 19. yüzyıl sonrası ise, 20. yüzyıl ve sonrası için yeterli değildir, çünkü gözlem araçları gelişmiş, bilimde gelinen nokta ve birikim artmış ve kabaca görünenden daha detaya, daha fazla ilişki ağına, yordamına girilebilmiş, girildikçe yeni sorular, yeni bulgular, birbiriyle bağlı çok daha fazla faktör ve açıklama gereği doğmuştur... Bir de kapitalizm, popüler bilim, sözde bilim, teorik bilim(! zırt dediği yer), ortaçağın havasından sıyrılmışlık ve herkesin bilim hakkında konuşabildiği ortamla birlikte, bu tür tartışmalar da kendini göstermiş... Bana göremi, zaten yazımda dile getirmiştim, gözlem, deney, sınama, bilimin fiilayat alanı, zemini açısında, Popper'ın sorunlu ilkesi lazım değil, bir sav, iddia, önerme, bilimsel temellerden yoksun ise, yani olguya dayanmıyorsa, bilimsel olarak onu yanlışlamaya çalışmanın da anlamı, gereği yoktur, bilim dışı olarak, akıl, mantık çerçevesinde değerlendirilebir ki, bunu yapıyoruz zaten(her lafa, nasıl yanlışlayabilirim ki diye sormak abestir, gereksiz enflasyondur bırakın iddiasını doğrulamaya çalışsın, mükellef olan iddia sahibidir. Doğrulanabilir bir şey sunmamışsa bu zaten otomatikman yanlışlanabilir bir şeye sahip olmadığı anlamına da gelir, kelime oyunlarının anlamı yok. Eğer orada o ayrımı yapmaktaki yönelim, anlayış ise, orada sorun doğruculuktur ki bunun sınamayla ilgisi yok, kastedilen kişinin tutumu, anlayışıdır ve doğruculuk, haklıcılık anlayışı öznel bir meseledir ve esasen tutucudur, öznel-siyasidir, aslolan olguculuktur, nesnelliktir, bilgidir, tutarlıdır. Yoksa doğruculuk var diye yanlışlanabilirlikte diretmek farklı kapıya çıkmaz ve bunlar farklı konulardır, birisi bir anlayıştır, diğeri ise bir görüşün, bir fikrin, bir önermenin, sınanabilir özelliklere sahip olmasıyla ilgili)... Bir önerme, olgulara dayanıyorsa, sunumunda öznellik olabilir, burada sorun yok, o yoruma nasıl vardığı önemli, bunu bilmek önemli, kimin söylediği, yorumunda ne gibi öznellikler yaptığı önemli değildir(eğer konumuz, kişi, kulvarı, konumu, tarafını yani öznel bir yanını tartışmak değilse, öyle bile olsa yine bu davranışlarının temelinde yatan nesnel temelleri irdelememiz gerekir -ki davranışlarını koşullayan temeli görebilelim), zira dayanaklarını yorumlayabilmeniz önemlidir, bağlayıcı olan budur. Böylece eleştirme imkanı da doğar, ama bilimsel önermeleri, zaten olguya ve bilime dayalı söylemleri, oturup sırf Poppee dedi diye yanlışlamaya kalkmak, önermenin amacına terstir, yapılan işin mahiyetine de terstir, kaldı ki ilgili önerme olguya dayanıyorsa ve o koşulda da yanlışlama şansı yoksa, o olgunun aksini gösterme durumu yoksa, neden bu öznel meseleye şartlanıp, saçmalayalım ki... |
Spartacus, gayet net bir şey soruyorum.
sen kuhn ilerlemeyi reddetmiyor şöyle söylüyor yok paradigmayı savunuyor diyorsun. İyide bunları biliyorum ben zaten. Makaleyi yazan arkadaşa benzer şekilde alanlarında uzman veya yetkin bir çok marksisti ve bir çok felsefe hocasını okudum ve hatta bizzat bu konu üzerine sordum. Çoğu da kitabının ismine aldanmamak gerektiğini kuhn un görüşlerinin anti diyalektik olduğunu, Birikimi ve ilerlemeyi reddettiğini savundular kısaca. Ki Kuhn'un kendisi marksizm'in bilim olmadığını savunan bir insan. Kendini marksist olarak tanımlıyormusun bilmiyorum ama bu konu üzerine yetkin bir felsefeci olduğunu düşünerek kuhn ve diyalektik, ilerleme ve birikim üzerine soru sordum. Çünkü okuduğum ve konuştuğum çoğu kişinin görüşüne zıt bir şeydi. Hemen yok onlar tarikat dinci demenin ne anlamı var ben anlamıyorum. Özel olarak diyalektik materyalizm'i okumuş ve anlamış birkaç büyük felsefe profesöründen biri falanmasınız ben anlamadım? Ne bu kibir yani? Zamanını ayırıp cevap verdiğin için teşekkürler ama bahsettiğim konuya özel biraz daha detaylı bir şey yazmanı rica ederim. |
Hegel'de materyalist değil, ama okunması gerekir, bana şunlar şöyle diyor Kuhn hakkında derseniz, bu yaklaşıma bir şey diyemem ki, ne demem gerekir. Marksizm bilim değildir tabi, materyalizmde bilim değildir, bilim felsefenin aracı olabilir-felsefeyi tanımlamaz, felsefenin parçası olabilir- ve teorilere bilimsel veya değil diyebiliriz. "ist" ifadesi, yaklaşım, taraf, öznel, ideolojik bir kavramdır. Görüş ve teorileri bilimsel olabilir. Popper gibiler ciddiye alınamaz, şuncu, buncu olmasından dolayı değil, neyin bilimsel, neyin değil, neyin bilim, neyin bilim olmadığı konusunda bunlar içeriğe, olgulara bakmayan kişiler, sistemi eleştiriyorsa, muhalif ise otomatikman zaten bilim dışıdır bunlara göre. Zira bunlar olgulara bakmaz, bilim dışı konumlanışlarına da kılıf gerekirdi, işte bu başlık üretilmiş kılıflardan birisiyle ilgili, bir yargıya varılamaması, bir sonuca ulaşılamaması en önemli arzularıdır, Popper'ın buluşu bilimi işlevsiz hale getiriyor, imkansız hale getiriyor(bu o dönemin yerleştirmeye çalıştığı paradigmadır, sistemin ideolojik olarak bilimi teslim almasının ardınca yerleştirilen statükodur, günümüzün de paradigmasıdır ve bu paradigma kırılmalı, işte bu devrim olur veya devrimle mümkün olur, bu bakımdan da Popper yerine Kuhn okunmalı demiştim.)
İfadelerin, neye göre, neye dair söylendiği önemli. örneğin birisine Kant'a rağmen, o dönemler namına Hegel okuması gerekir diyebilirim, Hegel, Marx açısından da önemlidir. Buradan nerelere çekerseniz bu sizin sorununuzdur ve bu mantıkla sorular sorarsanız, yanlış sorular olur, nasıl cevap vereyim? benden bir kelime bekliyorsunuz, otada bu kişiye ait bir görüş, bir iddia sunup, irdelememi istemiyorsunuz.. Çıkıp Hegel materyalist değil derseniz, bu anlamsız olur -söylediğiniz doğrudur(!!!) ama benim yaklaşımım veya tutumuma karşı getirmeniz yanlıştır, neye görelik en önemli faktördür ve söylediğiniz bir doğrunun, tüm diğer konuları belirlediği düşüncesi ise safsatadır. Yazdığım kısım diyalektiktir, kimin ne dediği önemli değil, amentü beklememek gerekir, ama atıyorum 1 konuda söyledikleri geçerlidir, başka bir konuda geçersiz olabilir.. https://bilimvegelecek.com.tr/index....nasil-ilerler/ Karl Popper'in öne sürdüğü bilim anlayışında, kuramlar deneylerle doğrulanamaz, ancak yanlışlanabilirler. Çünkü deney, ancak doğanın çok küçük bir hacminin kısa bir zaman süresince simüle edilmesidir ve bu da bize, doğanın tümüne dair bir bilgi sağlayamaz. Kuhn ise, Popper'in doğrulamanın olamayacağına dair kanıtına katılmakla beraber, yanlışlamayı da reddetmektedir. Çünkü hiçbir kuram, hâkim olduğu herhangi bir anda tüm olguları açıklamakta değildir. Kuramın açıklayamadığı olgular yine kuram içinde kalarak çözülmeye çalışılırlar, bu çalışmalar başarısızlığa uğradığındaysa kuramın yerine, yine olguların tümünü açıklamayan ancak, bilim insanlarına daha makul gelen bir kuram geçer. (Kuhn, s.250) Neden Kuhn dediğimi, neye göre dediğim konuyla ilgili düşünülmeli(verdiğim linki okumak gerekir). Kuhn'a katılıyor musun diye sorulabilir, bazı görüşlerine katılmıyorum, katılıyorum, ama bunun sebebi Kuhn'un marksist olup, olmaması değil ki, dinsel, dogmatik yaklaşım dışında böyle bir ayrım konamaz(ki yazımda dediğim gibi konu kişinin siyasi görüşünün ne olup, olmadığı üzerine değilse), kaldı ki okumakta amaç, okunanın yorumlanması olmalı, olduğu gibi kabulü veya alınması değil. Örneğin ilgili yazımda diyorum ki, olgular, olgu zemini, olguların, maddenin, maddi ilişkilerin bizim irademize ve doğrulayıp, yanlışlamamıza gereksinimi, bir bağlılığı yoktur, onlar tarafımızca da ortaya konmazlar, onlar ortadadır, kendisini yine kendisi(kendiliğinden) ortaya koyar, bizim doğrulamak-yanlışlamak ve bizim ortaya koymak söylem ve edinimimiz bize dairdir, özneldir. örneğin Popper ne diyor, kuramlar deneylerle doğrulanamaz diyor, ama paşam, yanlışlanabilirler diyor. Bu hem bilimsel hem de akıl-mantık ölçeğiyle saçma bir ifade değil mi, kendisi tamamen öznel bir zeminde, kelime oyununa gerek yok. Popper, öznel bir meseleyi alıp, nesnel zemine, bilime dayatacak, aralarındaki farkı anlmayacak denli sığ düşünen birisiydi, bütün ömrünü 1 sadece 1 kelime etrafında geçridi, tarifi zor bir yüzeysellik, sığlık, dar kafalılık, açısızlığa mahkum, ama aynı dönemlerde, aynı meseleler üzerine Kuhn öyle değil, siyasi görüşünün ne olduğu önemli değil, Kuhn kafa patlatmış, çok daha fazla detaya inmiş birisi, Feyerabend, Carnap var, ben en sığ, en geçersiz olan Popper'ın neden bu denli şişirildiğini de ifade etmeye çalıştım, işte neden bu kadar şişirildiğine dair de Kuhn ilgili dönem açısından refans söylemlere sahip... Bana soruyorsan, yazımda zaten nasıl baktığımı izah etmişim, olgular değil, olgulara dair bilgilerimizdir doğrulanabilir-yanlışlanabilirlik kıstasına vurulacak olan, haliyle dayanak, ölçüt, yine olgunun, nesnenin(ne ise), maddi süreçlerin kendisi olacaktır. Haliyle buradan, doğrulama ve yanlışlama edim, edinim ve gerekirliğin öznel karakteri konusunda da söylediklerim gayet açıktır... "NEYE GÖRELİK" bu anlamanın temel, en önemli faktörlerinden birisidir. Kısaca bir ifadenin, bir söylemin neye göre, neyi esas aldığı tespit edielemezse, o söylem anlaşılamaz, ya da alakasız bir çok farklı noktalara çekilip, farklı sonuçlar çıkartılır. Konu nereden nerelere geldi, şimdi konumuz Kuhn'un marksist olmaması, bir kaç marksistin, Kuhn'u eleştirmesine dönüştü, oysa ben böylesi bir amaçla veya bu doğrultuda bir şey söylemedim, şimdi de, bu minvalde hiç bir ifadem olmamasına karşın, Kuhn, marksizmi bilim olarak görmüyormuş, bazı marksistler şöyle demiş, bu durum da, beni Kuhn savunucuymuşum noktasına doğru çekiyor... Kuhn'a dair yazmak istiyorsanız, bir alıntı yaparsınız, benim görüşümü merak ederseniz, o alıntıya göre yazarım, ama bana şunculuk, bunculuk, şu kişiye göre(ben o kişi değilim) vs üzerinden, yargılayıcı bir biçimde gelirseniz, bu tutumu ret ederim ve hoş karşılayamam(bunun sizinle ilgisi yok, bu benimle ilgili ve anlayabilmeniz için beni anlamış olmanız gerekir). |
Konu Kuhn'un marksist olup olmaması değil, diyalektik, bilimde birikim ve ilerleme ile ilişkisi üzerine size sormak istedim. Link için ayrıca teşekkür ederim. Bu konu üzerine yeterince okuduğumda belki bir yargıya varabilirim.
Görüşmek üzere. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:07 . |