Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Felsefik Tartışmalar (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148)
-   -   Sosyal Adaletin Öncüsü Karl Marx (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43447)

Baskoylu 12-01-2025 19:14

Sosyal Adaletin Öncüsü Karl Marx
 
Karl Marx, sosyal adaletin önemini vurgulayan ve kapitalizmi eleştiren önemli bir düşünürdür.
Marx'ın hayatı ve eserleri, sosyal bilimlerin ve felsefenin temel taşlarından biri olarak kabul edilir. Bu makalede, Karl Marx'ın yaşamı, düşünceleri ve etkileri ayrıntılı bir şekilde incelenecektir.



Karl Marx'ın Hayatı
Karl Marx, 5 Mayıs 1818 tarihinde Trier, Almanya'da doğmuştur. Orta düzey zenginliğe sahip Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Marx, ilerleyen yıllarda devrimci bir düşünür ve filozof olarak tanınmıştır. Eğitim hayatı boyunca felsefe, siyaset ve ekonomi ile yakından ilgilenen Marx, özellikle Hegel'in felsefesinden etkilenmiştir.

Babası, bir avukat olan Heinrich Marx, çocuğuna iyi bir eğitim sağlamak için çaba gösterdi. Karl Marx, Bonn Üniversitesi ve daha sonra Berlin Üniversitesi'nde hukuk eğitimi aldı. Ancak, hukuk kariyerine devam etmek yerine felsefe ve siyaset bilimine ilgi duydu.

Marx, üniversite yıllarında Hegel'in felsefesine derinlemesine çalıştı ve Hegelci düşünceye karşı eleştirel bir yaklaşım geliştirdi. Aynı dönemde Friedrich Engels ile tanıştı ve ileride önemli bir işbirliği yapacakları dostluğun temelleri atıldı.

Marx, Friedrich Engels ile tanışmasıyla sosyalizm ve komünizm üzerine çalışmalar yapmaya başladı. İkili, birlikte birçok yazı ve manifesto kaleme aldı. Marx, ayrıca "Kapital" adlı başyapıtını yazarak kapitalizmin eleştirisini ve proleterya hareketini destekleyen teoriler geliştirdi.



Marx'ın Düşünceleri
Marx'ın en önemli düşüncelerinden biri, kapitalizmin eleştirisi ve sınıf mücadelesi kavramıdır. Marx, toplumun sınıflara ayrıldığını ve bu sınıflar arasında çıkar çatışmalarının olduğunu savunur. Ona göre, burjuvazi ve proletarya arasındaki çatışma, kapitalizmin doğal bir sonucudur.



Marx'a göre, kapitalist sistemde işçi sınıfı, emek gücünü satmak zorunda kaldığı için sömürülmektedir. Kapitalistler ise kâr elde etmek için işçilerin emeğini sömürürler. Marx, bu sömürünün sonucunda işçi sınıfının ekonomik olarak ezildiğini ve sosyal adaletin sağlanması gerektiğini savunur.



Marx'ın Eserleri
Karl Marx'ın en önemli eserleri şu şekilde sıralanabilir;

Manifesto Komünist: 1848 yılında Marx ve Engels tarafından yazılan bu manifesto, proletaryanın kurtuluşu ve kapitalizmin eleştirisi üzerine odaklanır. Komünizmin temel ilkelerini ve sınıf mücadelesini anlatır.



Das Kapital: Marx'ın en önemli eseri olan "Kapital", kapitalist sistemin eleştirisini yapar. Bu eserde, emek, değer teorisi, sermaye birikimi gibi konular derinlemesine incelenir. Marx'ın politik ekonomiye olan katkılarından biridir.

Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı: Bu eserde, Marx, kapitalizmin eleştirisini derinleştirir ve politik ekonominin temellerini sorgular. Sermaye birikimi, emek süreci ve toplumsal sınıflar arasındaki çelişkiler üzerine analizler sunar.

Marx'ın diğer önemli eserleri arasında "Alman İdeolojisi", "Ücret, Emek ve Sermaye" de bulunur. Bu eserde de Marx, sınıf mücadelesi, devrim ve sosyalizm gibi konuları ele alır. Marx'ın eserleri, birçok kişiye ilham kaynağı olmuş ve sosyalizm hareketlerinin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.



Marx'ın Etkisi ve Mirası
Karl Marx'ın düşünceleri ve eserleri, dünya genelinde büyük etki yaratmıştır. Marx'ın sınıf mücadelesi ve sosyal adalet vurgusu, birçok toplumsal hareketin temelini oluşturmuştur. Marx'ın fikirleri, özellikle 20. yüzyılda sosyalist ve komünist devrimlerin gerçekleşmesinde etkili olmuştur. Birçok ülkede devrimler ve sosyal hareketler Marx'ın öğretilerine dayanmıştır.

Marx'ın fikirleri, toplumsal adalet kavramının gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır. Onun teorileri, sınıf eşitsizliklerini vurgulayarak, adil bir toplumun mümkün olduğunu savunur. Bu düşünceler, günümüzde hala tartışılan ve incelenen konular arasındadır.

Bugün bile, Marx'ın düşünceleri ve eserleri, sosyal bilimlerin ve siyasetin önemli bir parçası olarak kabul edilir. Onun eleştirel yaklaşımı ve sosyal adalet vurgusu, hala birçok araştırmacı ve düşünür tarafından değerli bulunmaktadır. Karl Marx'ın fikirleri ve eserleri, sosyal bilimlerin ve politikanın önemli bir parçası haline gelmiştir. Marx'ın çalışmaları, düşüncelerini anlamak ve eleştirmek isteyenler için zengin bir kaynak olmuştur.

Bugün, birçok ülkede Marx'ın düşünceleri ve öğretileri hala aktif olarak tartışılmaktadır. Onun felsefesi, toplumsal adaletin arayışında bir referans noktası olarak görülmektedir. Marx'ın mirası, gelecek nesillerin de üzerinde düşünmeye devam edeceği bir konudur.

Karl Marx, sosyal adaletin öncüsü olarak kabul edilen ve kapitalizmi eleştiren önemli bir düşünürdür. Marx'ın hayatı, düşünceleri ve eserleri, sosyal bilimlerin ve felsefenin temel taşlarından biridir. Onun fikirleri, hala günümüzde tartışılan ve etkisini sürdüren önemli konular arasındadır.

Marx'ın sınıf mücadelesi ve sosyal adalet vurgusu, birçok kişiye ilham vermiş ve sosyalizm hareketlerinin gelişimine katkıda bulunmuştur. Onun eserleri, düşünce dünyasında derin izler bırakmış ve toplumsal değişim için bir yol gösterici olmuştur.

Karl Marx, Engels ve daha nice dusunurler, Egemenlerin korkulu ruyasi olmus, korkulu ruyasi olmaya devam edecektir.
Egemenler kendi saltanatlarini surdurmek ve iktidarlarini korumak icin her turlu oyunlarina devam etmenin politikasi olan.
BOL, PARCALA VE YONET siyasetini gormemek veya gormemeye calismak!!
teslimiyetciligin, isbirlikciligin, kolayciligin ve insanligi ayaklar altina almayi amacliyan bir durus sergilemektedir.
Sosyal hayat ve sosyal yasam bicimi degilde,
Modern kole olmayi tercih edip, Sosyal hayat olarak dusundugu, Heves ve Korku olgularini Cennet ve Cehennem ile sinirlandirmis,
Burada yasamazsaniz, uydurulmus hayali obur dunyada yasiyabilecegi vaatleri ile saltanatlarini surdurmenin en guzel politikalarini surduren ve bu dunya duzenine onculuk eden, hic kuskusuz
EGEMENLERDIR......

Saygi ve insani sevgilerimle

Baskoylu 12-01-2025 19:38

Komünizm (Latince kökenli communis - ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir.
Sadece üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan sosyalizm ile tam olarak aynı anlama gelmemesine rağmen hatalı bir biçimde eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir.
20. yüzyılın başından beri dünya siyasetindeki büyük güçlerden biri olarak modern komünizm, genellikle Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in kaleme aldığı Komünist Parti Manifestosu ile birlikte anılır. Buna göre özel mülkiyete dayalı kapitalist toplumun yerine meta üretiminin son bulduğu komünist toplum gerçektir.
Komünizmin temelinde yatan sebep, sınıfsız, ortak mülkiyete dayalı bir toplumun kurulması isteğidir.
Sınıfsız toplumlarda en genel anlamıyla tüm bireylerin eşit olması fikri karşıt görüşlüler tarafından "ütopya" olarak görülür ve zorla yaşanmaya çalışılırsa kaosa yol açacağı iddia edilir.
Paris Komünü, komünist sistem yaşayabilmiş ilk topluluktur. Bunun dışında Mahnovist hareket öncülüğünde Ukrayna ve İspanya iç savaşı sırasında yaklaşık dört yıl süren anarko-komünist hareketle şekillenen toprakların kolektifleştirilmesi esasına dayalı olarak komünist topluluklar da kurulmuştur.

Komünizm, siyasi düşünürler ve yazarlar tarafından siyasi yelpazede aşırı sol olarak konumlandırılmıştır. Komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını Marksizm-Leninizm'dir. Marksizm-Leninizm'e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya rejimi başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. Marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır.

Resmi olarak komünist tanımını kullanmakla birlikte sosyalizm bir devlet rejimi olarak ilk kez 1917 Ekim Devrimi'nden sonra kurulan Sovyetler Birliği'nde uygulanmıştır. Sovyetler Birliği modelinin yarattığı etki ve aşırı sol hareketlerin güçlenmesiyle 20. yüzyılda birçok sosyalist devlet kurulmuştur. Kurulan sosyalist devletler içerisinde özellikle Pol Pot, Josef Stalin ve Mao Zedong gibi sosyalist liderlerin katı bir diktatörlüğe dayanan totaliter bir rejim uygulaması sebebiyle bu devlet yapısı hem anti-komünistler hem de Nikita Kruşçev gibi Stalin'in ölümünün ardından yönetime gelen Sovyet liderleri tarafından eleştiri konusu olmuştur. Nikita Kruşçev özellikle Stalin ve Mao Zedong'un yarattığı sistemi eleştirmiş ve komünizme aykırı olarak tanımlamıştır.

Leninizm dışında iki komünist akım daha bulunmaktadır. Bunlardan ilki Marksizm'in temel görüşlerini benimseyen fakat Leninist modelle komünizm hedefine ulaşılamayacağını iddia eden sol komünizm veya konsey komünizmi olarak adlandırılan akımdır. Lenin'in "Sol" Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı adlı eserine cevaben yazılan Herman Gorter'in "Yoldaş Lenin'e Açık Mektup", Gilles Dauvé ve François Martin'in "Komünist Hareketin Güneş Tutulması ve Yeniden Ortaya Çıkışı" isimli kitaplar bu akımın takipçilerinin yarattıkları eserlerdir.

Diğer bir komünist akım ise anarşist komünizmdir. Anarşizmin bireyci ve kolektivist akımlarından ayrılan anarşist komünizm fikri, komünizme devlet aygıtını ele geçirerek geçilebileceğini reddeder ve bunu savunan Marksizm'i eleştirir. Peter Kropotkin, Nestor Makhno, Errico Malatesta, Carlo Cafiero anarşist komünizm düşüncesinin temellerini atan düşünürlerden ve eylemcilerden bazılarıdır. Anarşist komünizm, anarşizmden "sınıf" gerçeğine göre hareket etme ve örgütlenme temelinde ayrılır. Savunucuları komünizmin, bilimsel sosyalizm olmadan gerçekleştirilebileceği üzerinde birleşir. Anarşist komünizm, devletin kapitalizm için bir kılıf olduğunu ve bu yüzden de sınıfsız bir topluma gidilecek süreçte kullanılmasının sonucunda "diktatörlük", "devlet kapitalizm"i ya da "bir sözde zümre"nin, toplum üzerinde iktidarına yol açacağını düşünür.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kom%C3...ak%20al%C4%B1r.

Baskoylu 13-01-2025 17:13

Alıntı:

Komünizm (Latince kökenli communis - ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir.
Sadece üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan sosyalizm ile tam olarak aynı anlama gelmemesine rağmen hatalı bir biçimde eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir.
Saygideger dostlar,
Yukarida wikipedia dan alintiya bakacak olursak, Yine egemen gucler tarafindan kaleme alinmaya calisilmis oldugunu gormekteyiz.
Komunizmin aciklamasini yapmaya calisirken bile otekilestirme veya kotulemeye calismak icin caba harcandigini gorebiliyoruz.

Sinirsiz, Sinifsiz, Herkesin Yetenegine, Herkesin Gucune, insanca en iyi yasiyabilmek icin ihtiyaca gore calismak ilkesini nasil carpitmaya calistigini gorebiliyoruz.

Sadece üretim araçlarının ortak kullanımına dayanan sosyalizm ile tam olarak aynı anlama gelmemesine rağmen hatalı bir biçimde eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir

Sosyalizmle ile tam olarak ayni anlama gelmemesine ragmen!!! taban tabana zit.!!

Aslinda taban tabana zit degildir. Alt ve Ust evrelerin hazirliklari ve tamamlamasidir.
Marx bu evreleri komunizmin alt ve ust evreleri olarak adlandirir. Iste komunizmin alt evresine aynı zamanda sosyalizm denir.
Bu alt evreye sosyalizm denmesi dolayisiyla, ust evreyi anlatmak icin de yine komunizm kavrami kullanilmistir.
Boylece komunizm kavrami hem komunist toplumun alt ve ust evresiyle birlikte tamamini anlatmak icin, hem de bu toplumun yalnizca ust evresini anlatmak uzere iki ayri kapsamda kullanilagelmistir.

Dunya genelinde KUBA, Soviyetlerbirligi, Cin, Bulgaristan, Arnavutluk vs vs gibi ulkelerin KOMUNIST ulkeler oldugu savunulmus ve savunulmaya devam ediliyor.
Burada Komunizmin nitelik ve niceliginin kavranilmamasi veya egemenler tarafindan bilincli olarak yersiz propaganda yapildigi gercegini gormekteyiz.

Kuba devriminden sonra Che Guevara`nin bakanligi birakip Boliviya da gerilla mucadelesi vermesi bunun en guzel ornegidir.
Fidel Castro gibi karsi devrimci mantigin, Devrim surecini ilerletmiyeceginin bilincinde oldugundandir.
Fidel Castro gibi reviziyonist ve karsi devrimciler, Trotsky, Brejnev, Tito ve Cinping gibi karsi devrimcilerin, Dunya duzenini elinde bulunduran Emperyalist guclerden cok daha fazla zarar vermislerdir, zaten bunlari kullanan ve zemine oturtan Emperyalist guclerdir.

Kuba devriminden sonra, Ayaklari yerden kopuk, dogma ve temeli olmiyan bir yapilanma ile, ufak bir yenilmeye bile gitmeden, Rus Sosyal Emperyalistler tarafindan desteklenmis, hic bir asamaya gerek duymamalari ve caba verilmemesi icin ellerinden geleni yaptiklarini, Kubaya gittigim zaman bizzat Fidel Castro ile yaptigimiz gorusmede, goruslerimizi ve elestirilerimizi ilettigimizde, 24 saat icinde Kuba`yi terk etmemizi istemeleri, rahatsizliginin ve kaygisinin ne oldugunu ortaya koymustur.

Anlasilmiyan, anlasilmasini istemiyen, bilinmesinden korkulan, Sosyalizm ve Komunizmin ne anlama geldiginden rahatsiz olan hic kuskusuz Emperyalistlerin rahatsizligidir.

Rus Sosyal Emperyalizmin acik yuzu ortaya cikmiyana kadar, Isvec, Isvicre, Almanya, Fransa, Canada ve kendisini DEMOKRAT bir ulke oldugunu gosterme cabasinda olan ulkelerin SOSYAL YARDIMLARLA, SOSYAL DEMOKRAT bir ulke oldugunu gostermek icin butun imkanlarini zorlamis olsalarda, acimasiz somuru sistemlerini surdurmus olup, sistemlerinde olusturduklari SOSYAL SERVICE, SOSYAL YARDIM gibi kurumlarini kesintisiz surdurmus.
Rus Sosyal Emperyalist mantigin gercek yuzu ortaya ciktiktan sonra, SOSYAL SERVICE VE SOSYAL YARDIMLARin yerinde yeller esmeye basladi.
cunku artik korktuklari bir sistem ve duzen karsilarinda yok...

Bilinmesi gereken gercek;
SOSYALIZM; dunyanin hic bir ulkesinde yasama gecmedigi, asamalarin asilmadigi. yapilan devrimlerle sinirli kaldigidir.

Bilinmiyen gercek ve kavranilmiyan, kavranmak istenmiyen gercek.
KOMUNIZMIN; sadece bir veya bir kac ulkede yasatilamiyacagi, Komunizm yapilanmasi ile bagdasmiyacagidir.
CUNKU,
SINIRSIZ VE SINIFSIZ BIR DUNYA YARATMA TEORISI ILE BAGDASMAZ

Baskoylu 18-01-2025 17:22

Yirminci Yüzyıl Dünyamız'ın göbeği ortasına bir "DEMİR
PERDE" indi.
Perdenin doğusunda bir buçuk milyar insan (Sosyalizm kurmuş) MARKS adını tutuyor; perdenin batısında yarım
milyar insan (Kapitalizm altında) hem MARKS adına çatıyor,
hem MARKS adına tapıyor; ikisi ortası bir milyar (tarafsız) insan
da MARKS adını alayım mı, atayım mı, diye ikircilik geçiriyor.
Kimdir bu dünyayı kaplamış MARKS ki, dostu düşmanı,
ilgilisi ilgisizi, geceli gündüzlü, yatıp kalkıp, iyiliğine kötülüğüne hep onunla uğraşır?
Marks: Sosyal sınıflar arasındaki uçurum büyüyor, demiş.
Adamın bu sözüne hiç inanmayanlar, o uçurumu "SOSYAL ADALET"le doldurmak çabasında herkesten aşırı kan
teri döküyorlar.
Marks: Ekonomi temelinin plansızlığı yüzünden her ekonomik buhranı bir sürü politik buhran kovalıyor, demiş.
Adamın bu sözünü en büyük "yalan" sayanlar: "EKONOMİK PLAN"ın başı üstüne yemin etmekte birbirleriyle
en çok yarışıyorlar.
"Biricik Dünya", MARKS adıyla ikiciğe bölünmüş; aradaki Demir Perdenin kendisi "saçıyla sakalıyla" MARKS olmuş.
Onu, kimi yüzünden, kimi tersinden okumasa edemiyor; herkes,

Yirminci Yüzyıl Dünyamız'ın göbeği ortasına bir "DEMİR
PERDE" indi. Perdenin doğusunda bir buçuk milyar insan (Sosyalizm kurmuş) MARKS adını tutuyor; perdenin batısında yarım
milyar insan (Kapitalizm altında) hem MARKS adına çatıyor,
hem MARKS adına tapıyor; ikisi ortası bir milyar (tarafsız) insan


da MARKS adını alayım mı, atayım mı, diye ikircilik geçiriyor.
Kimdir bu dünyayı kaplamış MARKS ki, dostu düşmanı,
ilgilisi ilgisizi, geceli gündüzlü, yatıp kalkıp, iyiliğine kötülüğüne hep onunla uğraşır?
Marks: Sosyal sınıflar arasındaki uçurum büyüyor, demiş.
Adamın bu sözüne hiç inanmayanlar, o uçurumu "SOSYAL ADALET"le doldurmak çabasında herkesten aşırı kan
teri döküyorlar.
Marks: Ekonomi temelinin plansızlığı yüzünden her ekonomik buhranı bir sürü politik buhran kovalıyor, demiş.
Adamın bu sözünü en büyük "yalan" sayanlar: "EKONOMİK PLAN"ın başı üstüne yemin etmekte birbirleriyle
en çok yarışıyorlar.
"Biricik Dünya", MARKS adıyla ikiciğe bölünmüş; aradaki Demir Perdenin kendisi "saçıyla sakalıyla" MARKS olmuş.
Onu, kimi yüzünden, kimi tersinden okumasa edemiyor; herkes,

işçi hiç yargılanmaksızın sömürgelere sürgün edildiler. Bu acıklı
faciaya kan ağlayan Marks, "Haziran Savaşçılarının Anısına"
yazdığı satırlarda: "Rus parası, İngiliz parası, Bonapartçı kartal ve leylaklar" uğruna demokrasinin öldürülmemesini istedi.
Demokratlardan biri olarak şöyle diyordu:
"Önümüzde açılan uçurum demokratları aldatabilir mi?
Devlet biçimi için yapılan mücadelelerin boş, kuruntu, hiç
olduklarına bizi inandırabilir mi?
"Burjuva toplumunun öz şartlarından ileri gelen ihtilaflar [uyuşmazlıklar], rüya ile giderilemez, onları mücadele
içinde çözümlemelidir. En iyi devlet biçimi, sosyal zıtlıkları zorla silen veya baskı altına alan, yani zıtlıkları yapmaca
ve görünüşte gideren Devlet değildir; en iyi Devlet biçimi,
o zıtlıkların serbestçe yüzyüze gelip çözümlerini buldukları
Devlet biçimidir."2
Demek, Marks'a göre Demokrasi: Namık Kemal'lerin "Hakikat yıldırımını çıkartmak" için ülküleştirdikleri düşünce ve
aksiyonların [eylemlerin] çarpışmasıydı. Demokrasi; ne 19'uncu
Yüzyılın derebeyi zorbalığı, ne 20'nci Yüzyılın tekelci faşizm
ve emperyalizm kaba kuvveti olamazdı. Ancak bizim 1960'tan
önceki "Demokrat Parti" gibi adı demokrasi, bugün Türk Ceza
Kanununun 141-142'nci maddeleriyle yasakladığı: "Sosyal bir
sınıfın diğerleri üzerine tahakkümü" biçiminde soysuzlaştırılınca, gerçek demokratlar, sahtelerinden kendilerini ayıracak
başka adlar aramışlardı.
Bu bakımdan, Marks'ı anlamadıkça, Demokrasiyi anlamanın
hiçbir yolu yoktur. Bizde demokrasinin ikide bir düştüğü göz kararması, Marks'a karşı duyulan fobiyle de çok bağlıdır. Bugün
Marks'ı bilmeden politikaya kalkışmak, pusulayı bilmeden kaptanlığa kalkışmaktan ayırt edilemez. Bolşevizmin düşmanı olarak ölen Marksist Plehanof, yüzyılımızın başında şöyle yazmıştı:

"Marks'ın öğretimi, modern devrim aljebri (algèbre =

cebir bilimi)'dir. Onu, Rusya'da var olan şeyler düzenine
karşı yapılan dövüşü desteklemek isteyen herkesin öğrenmesi zorunludur. Bu kanı öylesine doğrudur ki, Rus burjuvazisinin birçok ideologları, epey bir zaman süresince, Marksist
olmak ihtiyacını duydular."3
Öyleyse Marks, neden o denli yadırganıyor?
Besbelli, Demokrasiyi soyut ve genel bir kategori gibi değil
de, çok somut ve özel olarak, hep İşçi Sınıfı açısından koyduğu
için.
Bunun ideolojik gerekçesi, kitabımızın konusu dışındadır.
Kişisellik gerekçesini, kişi olarak Marks'ın neden işçileri tuttuğunu, gene kendisinden öğreniyoruz. Marks sosyal adaletsizliğe
ve haksızlığa dayanamıyor. "Haziran Savaşçılarının Anısına"
yazdıkları bunu anlatmakla bitiyor. Devrim olurken ölenler yalnız işçiler değildiler. Muhafızlardan da ölen oldu. Facia büyük ve
geneldi. Marks niçin yalnız işçilere ağıt yaktı?
Burasını Marks da kendi kendisine sorup, şöyle karşılık veriyor:
"İyi ama diye sorulacak bizden, halkın çılgınlığına kurban gitmiş olanlar için, milli muhafızlar için, seyyar muhafızlar için, cumhuriyetçi muhafızlar için, erler için bir damla
gözyaşınız, bir esef edişiniz, bir tek sözcüğünüz olmayacak
mı?
"Devlet onların dullarına ve yetimlerine bakacaktır. Onlar kararnamelerle şereflendirileceklerdir. Onlara muhteşem cenaze törenleri yapılacaktır. Resmi basın onları ölümsüzleşmiş ilan edecektir. Avrupa gericiliği onların şanlarını
Doğudan Batıya iletecektir.
"Gelin görün ki, açlığın mengenesi içinde sıkılan, basının lanetler yağdırdığı, hekimlerin yüzüstü bıraktıkları namuslu kişilerin; hırsız, kundakçı, zindan kaçkını saydıkları
fakir fukaranın yeni bir yoksulluk uçurumuna yuvarlanan
eşleri ve çocukları, içlerinde sağ kalıp da, denizaşırı yerlere.

sürgün edilen en iyileri... Demokrasi basını onların karanlık
[mahzun-hüzünlü] tehditkâr alınları çevresine defne tacı örecektir: Bu da demokrat basının hakkı ve şerefidir."4
Başka deyimle Marks, demokrasiyi tek yanlı, bir sınıfın yararına bir sınıfın tahakkümü uğruna işler görmeyi kınıyordu.
Marks-Engels, çocuk denilecek çağlarında (25 yaşlarında),
Bilimsel Sosyalizmin temellerini attılar. O sıra, Fransa'nın Hayalci Komünizmini kekeleyen Alman mahşeri içinde, adları sanları kaynayıp gidiyordu. 16 Eylül 1848 günü Engels, sosyal ekonomi bilginleri dünyasının kendilerini nasıl tanıdıklarını Marks'a
(parantez içinde kendi işaretlerini koyarak) şöyle anlatıyor:
"Alın size bir eğlence: Journal des Economistes, bu yılın
Ağustos sayısında… Komünizm üzerine neler de yazmıyor?
"İlkin acayip bir Fransızca ile Hess'in bütün sersemliklerini tercüme ediyor; ardından, Bay Marks'ın daha sonra
geldiğini sözüne ekliyor:
"Bay Marks kunduracı esnafıdır, nitekim başka bir Alman sosyalisti olan Weitling de terzidir. Birincisi (Marks),
yerinde incelemek mutluluğuna erdiği Fransız komünizmine
karşı büyük bir saygı beslemiyor. Aslında Marks, birtakım
soyut formüllerin dışına da çıkmıyor. (Bu Alsas lehçesi ile laf
dolandırımında Bay Fix'in kişiliği besbelli olmuyor mu?)...
Marks, sahiden pratik olan herhangi bir meseleye (...) yaklaşmaktan (...) pek sakınıyor. Marks'a göre (şimdi buradaki
sersemliğe bak), Alman ulusunun kurtuluşu Felsefe olacaktır, yüreği de Proletarya... Her şey hazırlanmış bulunduğu
vakit, Golva Horozu, Cermenlerin ölümden sonra diriliş borusunu çınlatacaktır... Marks diyor ki: Komünizmin felsefe
düşüncesini gerçekleştirmek için evrensel(!!!) bir proletarya
yaratılması gerektir.
"İmza: T. F."5
4 K. Marks, Haziran Savaşçılarının Anısına, Neue Rheinische Zeitung
No. 1, 1 Haziran 1848 (Söz konusu makale, Marks'ın "Haziran Dev
rimi" adıyla yayımlanan makalesidir. y.n.)
5
Engels'ten Komünist Yazışma Komitesi'ne Mektup, 16 Eylül 1846.

Baskoylu 18-01-2025 17:31

1- Tip Olarak Marks

Marks, ortadan üstünce boyu, gürbüz gövdesine egemen olan
kudretli başı ile kendisini her görene heybetini dayatıyordu. Hele,
simsiyah, parlak gözleri, zifiri kara, sık saçı sakalı ve o acayip
haşmetli başı ve dostları arasında olduğu gibi evinde de kendisine "Mohr" (Mağribi: Arap) lakabını kazandıran o Afrika'nın ırak
kıyılarından gelmiş havarileri andırır koyu zeytin rengi, Marks'ı
bir kez bile gören herkes için bir daha unutulmaz kılıyordu.
"Etlice dudakları, hele konuşurken, kalın pos bıyıkları altında, iyice göze çarpıyordu. Az geniş kalaklı7
şehevi
burnu, ölümlü kişilerden çoğu için insancıl olan her şeyden
uzakmış gibi görünen o düşünce devine, o vefa kahramanına; insancıl olan hiçbir şeyin yabancı kalmadığını belli ediyordu. Gene yalnız, saçlarına doğru dümdüz çıkan kırışıksız
ve yüksek alnı maneviliğin, sırf ruhani insanın cisimleşmesi
gibi görünüyordu."8
Marks'ı 23 yaşında gören şair şöyle anlatıyordu:

"Gürbüz zebella, yürümüyor, sıçrıyor, en yaman kızgınlıkla kuduruyor ve sanki göğün kubbesini yakalayıp da yeryüzüne dek çekmek istiyormuşca, kollarını havada geriyor.
"Onu (Bauer'i) stepteki kasırga gibi kim kovalıyor?
"Trier'in kızgın ruhlu karaoğlanı.
"O, yürümüyor, koşuyor, çığ gibi devriliyor.
"Kartal bakışında korkusuz bir cür'et ışıyor.
"İhtirasla gerilen ellerinin davranışı,
"Göklerin kubbesine saldırıyor gibidir.
"Sıkılmış yumruklu bu yaman adamı bir ifrit zaptetmiş..."
25 yaşındaydı, 7 yıl nişanlı kalıp 19 Haziran 1843 günü evlendiği ezeli sevgili Jenny'siyle, Kasım ayında Paris'e sığındığı
vakit:
"O biraz vahşice görünüşün altında, her incelikte, en çeşnili duygulara açık bir dokunaklı ruh taşıyordu. Kim ona
azıcık yakından baksa bunu görmezlikten gelemiyordu. Ondan başka, sert adam, kalpsiz adam diye yayılmış ünü vardı;
birçok yeni tanışları ötelere püskürten ününün etkisi altında
kalınarak edinilen ilk izlenim geçer geçmez, o içi gibi, Leonardo'nun Mona Lisa'sına benzeyen büyülü gülümseyişle
güneşlenmiş yüzde, hem şu insanlara acımayla dopdolu bir
sonsuz iyilik, hem aynı insanlardaki zaaflara ve habisliklere
[kötülüklere] karşı küçümseme yüklü alaycı bir ruh çarçabuk
kendisini ele veriyordu.
"Hayalperest, hele mevki hırslı hiç değildi. Gençti, herkesçe teslim edilmiş yükseklikte aydın zekâlı, derin düşünücü ve devrimciydi. Cür'ette ve orijinallikte dostlarını ve
en samimi taraftarlarını fersah fersah aşıp geçiyordu. ‘Özel
Entipüftenlikler' dediği maddi sıkıntılara karşı egemen bir
küçümseyişle dudak bükerdi; oysa daha üniversite yıllarından beri öyle entipüftenliklerden çekmediği kalmamıştı.
Çevresinde hep bir boşluk taşıyordu. Tek kalmış olduğundan değil. Tersine. O, her göründüğü yerde hemen merkezleşiyordu, hatta ona şef bile denebilirdi. Şef doğmuştu

Levent, karayağız, aslan heybetli Marks'ı 29 yaşlarında tanıyan Rus yazarı Pavel Annenkov şöyle bir portre çiziyor:
"Marks, enerji, irade gücü ve bükülmez kanaat besleyen
bir insan örneği, dış görünüşü bakımından da pek dikkat
çekici bir tipti. Başının üstünde kapkara bir yele. Eller kıldan görünmez. Elbise çapraz düğmelenmiş. Dış görüntüsü
ve davranışları hayli tuhaf gelse bile, gene karşısındakine
saygı telkin eden hak ve kuvvet sahibi bir insan hali vardı. Hareketleri sallapati, ama cesur ve güvençli, davranışları her türlü salon kurallarına doğrudan doğruya meydan
okuyor. Gene de bu davranışlar bir küçümseme sezintisi ile
gururludur. Madeni tınlamayla çıkan keskin sesi insanlar ve
şeyler üzerine verdiği köklü yargılarla olağanüstü ahenkli
düşüyordu. Hiçbir çelişmeyi yanına sokmayan buyururca
sözlerle konuşuyor ve her buyuru sözcüğü, oldu olası içimde hemen hemen sancıyı andırır bir iz bırakıp, her dediğine
damgasını vuran bir tonla renkleniyor, anlamlaşıyordu. Gözüm önünde, insanın, kimi hayal kurarken canlandırabildiği
biçimde bir demokratik diktatör cisimleşivermişti."10
Güveyisi Doktor Paul Lafargue, Marks'ı işbaşında görüyor:
"Marks'ın bütün yoksulluklar ve üzüntüler içinde gösterdiği o yaman çalışma gücü, şaşılacak şeydi. İnsanın kanını kurutan bu çeşit hayata ve o yıpratıcı zihin işine dayanabilmesi
için Marks'ın olağanüstü güçlü olması gerekiyordu. Gerçekte de adamakıllı kuvvetliydi. Boyu ortadan yüksek, omuzları
geniş, göğsü çok gelişkin ve Yahudi ırkında sık görüldüğü
gibi bacaklarına nispetle gövdesi biraz daha uzunduysa bile,
kollarıyla bacakları epey mütenasipti (orantılıydı). Gençliğinde spor yapmış olsaydı, olağanüstü güçlüleşecekti. Onun
hiç şaşmaksızın yaptığı biricik idman yürümekti. En ufak bir
yorgunluk duymadan, çene çalarak ve sigara içerek saatlerce
yol teper yahut tepelere tırmanabilirdi.

Otuzuna doğru Herkül'ü andıran Marks, yaşlı iken de ezici
devliğini yitirmedi. Sonraları sapıtmış İngiliz sosyalistlerinden
Hyndman, 1880 yılı, hastalıktan yeni kalkmış altmışını geçkin
Marks'la şöyle karşılaşıyor:
"Güçlü, gür saçlı, zaptedilmek nedir bilmez, hemen kılıcını çekip düelloya -istekli denemezse de- haphazır, sanki bir
saldırıyı bekliyormuşca az kuşkulu bir yaşlı adamın önünde
bulunuyordum. Gene de beni nezaketle karşıladı, ilk sözleri
sevimliydi. Kapital yazarının elini sıkmakla şeref ve mutluluk duyduğumu söylüyorum, o da bana karşılık olarak, Hint
üzerine yazdığım yazıları zevkle okuduğunu ve bundan hep
överek konu açtığını söylüyor...
"Marks, Liberal Parti'nin, hele İrlanda'ya karşı tuttuğu
siyasetten konu açarken, derinden bakan eski savaşçı küçük
gözleri ışıldıyor, ağır kaşları çatılıyor, bütün yüzü gibi geniş burun kalakları da canlanıyor ve yakıcı, içerlemiş suçlamalar dalgası dudaklarından akarken, hem mizacının12
canlılığını, hem de İngilizceyi şaşılacak kertede iyi bildiğini
gösteriyor... Kızgınlıktan derin derin heyecanlandığı sıra
yaptığı konuşmayla, herhangi bir çağın ekonomi olayları
üzerine görüşlerini anlattığı sıra gösterdiği davranış arasındaki zıtlık şaşılacak kertede idi. Önceki konuşan peygamber
ve kuvvetli hatipti, sonrakisi çabasız, uslu bir filozof oluveriyordu.

10 Pavel Annenkov, Harika Bir On Yıl, Vestnik Yevropy, Sayı: 4, Nisan
1880.
11 Paul Lafargue, Souvenirs Personnels Sur Karl Marx (Marks'tan
Anılar), Die Neue Zeit, 1890-1891.

Baskoylu 18-01-2025 17:41

2- Marks'ın Çocukluğu ve "Yahudilik"

Marks'ı: "Benim uğurlu yavrucuğum" diye seven annesi,
Macaristan'dan göçmüş basit bir Hollandalı kadıncağızdı. Ömrünün 1865 yılındaki son gününe dek; "Oğlunun eğer iyi yolda yürüseydi büyük adam olacağını" üzülerek tekrarlayıp
durdu.

Babası Henri Marks, "Rabbin"ler sülalesinden, avukat, hukuk
müşaviriydi.
1824 yılı, Mehring'e göre: "Kültürlü Hıristiyan
sosyetesine girme hakkını elde etmek üzere", Riazanov'a
göre "Rhenanya Prusya'ya döndüğünden beri Musevilerin
gördükleri idare baskılarından sıyrılmak için ‘Hıristiyanlık
dinine girdi.' O sıra Museviler, çeşitli idare baskılarının kaldırılması için sık sık istidalar [dilekçeler] gönderiyorlardı. 24
yaşına basmış bulunan Marks, yakın akrabalarının ve Trier
cemaatinin dileği üzerine, o dilekçelerden birini yazdı."15
Marks'ın 25 yaşında "Yahudi Meselesi" üzerine yazdığı kanı
ise şudur:
"Yahudi dini içinde soyut biçimiyle var olan şey: teoriyi,
güzelsanatı, tarihi ve kendi kendisine bir amaç olan insanı
hiçe saymaktır. Erkekle kadın arasındaki ilişki bile Yahudilikte ticaret nesnesi haline gelir! Kadın bir alışveriş nesnesi
olur. Yahudinin hurafeci milliyeti, bezirgânın ve para insanının milliyetidir."16
"Hıristiyanlık Yahudilikten çıkmıştır ve en sonunda Yahudiliğe dönmüştür... Tanımlanışı gereğince, Hıristiyan teori
yapan (nazariyeci) Yahudi oldu; dolayısıyla Yahudi de pratik Hıristiyandır ve pratik Hıristiyan Yahudileşmiştir."17
"Toplum, Yahudiliğin ampirik (kaba deneyci) esasını ve
bu temel üzerine dayanan Yahudilik şartlarının alışverişini
ortadan kaldırmayı başarır başarmaz, Yahudi imkansızlaşır, çünkü Yahudiliğin sübjektif temeli olan pratik ihtiyaç
insancıl bir dönüm yapar; çünkü insanın bireysel ve duyusal (ferdi ve hassas) var oluşuyla cinsine has (nev'i) [türüne
özgü] varoluşu arasındaki ihtilaf [uyuşmazlık] ortadan kalkmış bulunur.
"Yahudinin sosyal kurtuluşu demek, toplumun Yahudilikten kurtuluşu demektir.

Böylece Marks'ın kendisi; insanları laboratuvar hayvanları gibi (Yahudi, Hıristiyan vb.) çeşitlerine ayıran pis derebeyi
demagojisini yüzyıldan çok önceleri kökünden kazır; bütün o
profesör yapınmalı Solcu-Sağcı Hegelcilerin, "Ne çeşit bir kurtuluş" arandığını ortaya koymaksızın "kurtarıcı" Alman, "kurtulacak" Yahudi diye dizeledikleri kallavi19 gevezeliklere20 bir
daha geri gelmemek üzere son verir.
Bundan sonra artık: "Marks'ın ataları Yahudi miydi, değil
miydi?" kuruntuları bir değer taşır mı?
Baba Marks;
"Voltaire'in, Racine'in eserlerinden çoğunu genç liseli oğluna okurdu. Ama oğlunun içindeki cinin tanrısal mı,
yoksa ‘Faustyen' mi (Şeytancıl mı) olduğunu kendi kendine
sorup duruyordu."21
Onun için;
"Marks, kolejde, (öğretmenlerinin kendisine yaptırdıkları bir kompozisyon üzerine söyledikleri de ispat ediyor
ki) en parlak öğrencilerden biriydi. Gençlerin seçecekleri
meslek ne olmalı diye öğretmeninin verdiği yazı görevinde, Marks şunu belirtiyordu; insan mesleğini hürce [özgürce] seçemez, insan, dünya kavrayışı gibi mesleğini de
ister istemez önceden belirlendirmiş bulunan şartlar içinde
edinir. Bu düşüncede, tarihin maddeci kavranışının tohumu
görülebilir."22
O çağında Marks; "Tuhaf çocuktu. Epey kalabalık olan kardeş ve kızkardeşlerinden de, okul arkadaşlarından da hep uzak duruyordu. Arkadaşları onu bir yandan seviyorlardı, çünkü her
zaman hoş bir nükte dokundurmaya hazırdı; öte yandansa,
onun hoşlanmadığı kimseye hemen bir alay mısra ve hicivcik savuruşundan çekiniyorlardı."23
Marks'ın çağdaşlarından bağlandığı; bir, derslerine yardımı
dokunan ablası Sophie vardı, bir de ablasının arkadaşı Jenny von
Westphalen...
Marks 17 yaşına varınca, o kasabanın en güzel ve en asil
kızı 21 yaşındaki Jenny ile nişanlanacaktı. Komşu kızın babası; "Trier'de pek aziz baba dostu, hükümetin has müşaviri
(Baron) M. Ludwig von Westphalen"di. Baron, Homeros'u,
Shakespeare'i su gibi ezbere biliyordu. Marks'ın aşkı; abladan
Jenny'ye, Jenny'den babasına doğru yüceldi. Babasına minnet
etmemiş Marks, aristokrat ağalığın en amansız düşmanı Marks,
"M. Ludwig von Westphalen"e hayrandı. Çünkü Baron yalnız güzeller güzeli Jenny'nin babası değil, Marks'ın tek taptığı
ülkücülüğün de ölmez örneğiydi. Marks, 1841 yılı bitirdiği: "Demokrit'le Epikür'deki Tabiat Felsefesinin Farkı" adlı ilk tez
eserini "oğulluk aşkının derin saygısı" ile Baron'a armağan ederken şöyle diyordu:
"O, bütün yeryüzü ruhlarının önünde boy gösterdikleri
gerçek sözün tek sahibi, derinden derine inançlı ve ışıklı ülkücülükten aldığı güce dayanıp, zamanının her ilerleyişini
gençlik coşkunluğu ve ihtiyatlılığı ile selamlayan, ne geriye
itici hayaletler önünde, ne zamanının çoğu karanlık ve bulutlu duran göğü önünde hiçbir vakit gerilememiş bulunan,
ama tanrısal enerjili ve erkekçe kendine güvençli bir bakışla her türlü perdelemeleri yakarak dünyanın yüreğinde
tutuşmuş tanrılar yatağı kutsal ateşi seyreden gürbüzlük ve
gençlik dolu ihtiyar! Siz baba dostum, siz benim için, hep
ülkücülüğün; yalın bir kuruntu yaratığı değil, bir gerçek duğunun gözle görülür canlı ispatı oldunuz;
"Ben sizin beden sağlığınız için söylenebilecek dilek bulamam, Ruh: işte sizin emanet edildiğiniz büyük büyülü hekim odur."24
Marks'ın bütün ömrü boyunca kişi olarak hiç kimse için yapmadığı bir övüştü bu.

Baskoylu 20-01-2025 19:25

3- Marks'ın Delikanlılığı ve Ülkücülük
Marks, ancak sekiz yıl sonra evlenebileceği Jenny ile nişanlandığı 1835 yılı Bonn Üniversitesine girdi. Bir yıl sonra babasınca: "Hesapları kargaşalı" görülerek oradan Berlin Üniversitesine gönderildi. Üniversitede yaratıcı zekâ için en ince törpü olan
skolastik ezberciliğine düşmedi. "Ekonomi Politiğin Eleştirimine Giriş" (1857) adlı eserinin Tarihsel Maddecilik metodunu
özetleyen önsözünde şöyle der:
"Meslek etüdüm hukuktu. Ama o konuyu ben ancak felsefeye ve tarihe ek bir alt disiplin saydım."25
19 yaşındaki Marks'ın iç dünyasını, babasına yazdığı şu mektupta geçen satırlardan daha iyi hiçbir şey anlatamaz:
"Aziz Baba,
"Hayatta öylesi oluyor ki, içinde bulunduğumuz an, insanın önünde geçmiş çağın ucuna konulmuş işaret direkleri
gibi dikiliyor; ama aynı zamanda insana muhakkak yeni bir
yön de veriyor.
"Öyle bir geçit noktasında, gerçek durumumuzun bilincine varmak için, geçmişi ve bulunduğumuz anı, düşüncenin
kartal bakışıyla gözden geçirmek zorunda kaldığımızı seziyoruz. (...)
"Böyle anlarda insan lirikleşiyor, çünkü her deri değiştirme; hem bir sona erişin kuğu çığlığıdır, hem yeni bir büyük destanın açılışıdır. (...)
"(...)
"Sizden ayrıldığım vakit, önüme yeni bir dünya, bir aşk
dünyası, başlangıcı istekle sarhoş, umutça boş bir aşk dünyası açılıyordu. Beni bambaşka türlü büyüleyen Berlin'e
gidiş bile bana soğuk geliyor, hatta beni rahatsızlaştırıyordu. Çünkü gördüğüm kayalıklar; ruhumdaki duygulardan gürbüz bir herif oldum."
"(...)
"Kant ve Fichte'nin besledikleri idealizmden, Fikir'i
Gerçeklikte aramaya ulaşıyordum. Tanrılar, şimdiye dek
yeryüzünün yukarısındalarken, bundan böyle yeryüzünün
merkezi oluyorlardı.
"Hegel felsefesinin parçalarını okudum: bunların acayip
çakıllı melodisi meşrebime29 uygun düşmedi. Cismani (maddi) doğa kadar gerekli, somut ve tespit edilmiş bulunan ruhani doğayı orada bulmak üzere bir yol daha denize daldım.
(...)
"Yirmi dört yapraklık bir söyleşi yazdım: ‘Kleantes, yahut Felsefenin Yola Çıkış Noktası Ve Zaruri Sonucu.' Yazacağım diye biraz doğa bilimine, Schelling'e ve Tarihe kendimi
alıştırdığım bu eser, epey kafa patlatmaklığıma yol açtı. (...)
"(...)
"Az daha sonra, artık yalnız olumlu (pozitif) etütler
yaptım: Saingy'yi, Feuerbach'ı, Grolmann'ın Kriminal Hukuku'nu, Wenning-Jugenheim'in Pandecte'ler Sistemi'ni,
Mühlenburch'un Doctrina Pandectarum'unu inceledim. En
sonra, Gauterbach'ın Proces Civil'inden birçok bölüm inceledim; Gratian'ın Concordia Discordatium Canonum'u ile
Lancelotti'nun zeyli [eki]: İnstitutiones'u okuyarak çıkartmalar yaptım. Gene Aristotales'in Belagat'inden [Retorik'inden] kimi bölümleri tercüme ettim. Bacon de Verulam'ın
ünlü kitabı: De Augmentis Scientiarum'u ile Reimarus'un:
Hayvanların Artistçe İçgüdüleri eserini okudum ve nihayet
Alman hukukuyla meşgul olarak Frank krallarının Capitulaires'leri ile Papalık mektupları'nı okudum.
"Jenny'nin hastalığına ve harcadığım boş emeklerime
üzülerek hasta düştüm. (...)
"Ve rahatsızlığım sırası bütün Hegel'i ve öğrencilerinden
çoğunu tanıdım (...)"30.
daha sarp ve daha cür'etli değildiler; şehirler, benim kanımdan daha yakıcı olamıyorlardı. Güzel sanatsa, benim güzel
Jenny'imden daha güzel hiç değildi.
"Berlin'e varınca, bilimin ve güzel sanatın derinliğine
dalmayı denedim. O günlerdeki ruhuma göre ilk tasarı, ister
istemez lirik şiir oldu.
"(...) Aşkım denli ıraklarda duran bir öte, benim göğüm,
benim güzel sanatım haline geldi. Her türlü gerçeklik ortadan yitti. (...) Gevşek ve biçimlenememiş duyular, doğal hiçbir yanı bulunmayan yığın yığın ay üstüne kurulu yapılar...
Şairane düşünceler yerine, belagatlı26 derine dalışlar, belki
duyguların da yalımlı ateşi... Jenny'ye göndermiş olduğum
ilk üç defterdeki destanların karakteristikleridir.
"(...) Oysa ben hukuk öğrenimi yapmalıydım. İlkin felsefeyle güreşe çıktım. Heineccius'ü, Thibaut'yu27 ve eleştirmesiz kaynakları bir okullu gibi inceledim. Pandectes'in (Eski
Roma Hukukçularının karar dergilerinin) ilk iki kitabını da
Almancaya çevirdim ve hukuk toprağı içinde bir hukuk felsefesidir tutturdum. Birkaç metafizik tez, esere giriş yerine
geçiyordu. Bu mutluluksuz eseri aşağı yukarı üç yüz yapraklık bir emek olmak üzere kamu hukukuna dek yedim.
"Orada, her şeyden önce bir nokta: gerçek ile gereken
arasındaki o idealizme özge zıtlık insanın içini allak bullak
edercesine ortaya çıkıyordu. Bu zıtlık, iflah olmamacasına
fos olan şöyle bir bölümlenişin anası oldu. İlkin, lütfedip Hukuk Metafiziği adıyla vaftizlediğim şey geliyordu: Her türlü gerçek hukukun dışında kalan aksiyomlar (mütearifeler),
refleksiyonlar (derin düşünmeler) ve tarifler:Fichte'de28 olduğu gibiydi, yalnız bende daha modern ve daha az özlüydü.
(...)
"İkinci bölümde Hukuk Felsefesi boy gösteriyordu. (...)
"Ama bu sayfaları kendimin de fırlatıp atmış olduğum
şeylerle doldurmak neye iyi? (...)
"Maddi Özel Hukuk'un sonuna gelince, hepsinin de
Kantçılığa yaklaşan, anlatılışta ise Kantçılıktan büsbütün
uzaklaşan fosluğunu gördüm ve benim için bir kez daha
dupduru apaydın oldu ki, felsefesiz bu işin üstesinden
gelmenin yolu yoktu. Demek, bir kez daha kendimi tüm
bilinçle felsefenin kolları arasına atabilirdim; bunun üzerine
yeni bir (Temelli Metafizik Sistemi) yazdım ve en sonunda
gerek bu çabamdaki, gerek ondan önce gösterdiğim bütün
çabalarımdaki yanlış yanın bir yol daha farkına vardım.
"Bu çalışmam sırasında, okuduğum bütün kitaplardan çıkartmalar yapmak huyunu edindim. Böylece Laokoon'dan, Lessing'den, Erwin'den, Solger'den, Güzel Sanat
Tarihinden, Winkelmann'dan ve Alman Tarihinden, Luden'den çıkarttıklarımın kıyılarına derin düşüncelerimi
çızıktırdım. O arada Tacitus'ün Germanya'sını, Ovide'in
Libri Tristium'unu tercüme ettim ve tek başıma çala gramer
İngilizce ile İtalyanca'yı öğrenmeye bulaştım. Ondan başka
Klein'in Kriminal Hukuk ve Annale'lerini ve bütün edebiyat
yeniliklerini okudum.
"Sömestr sonunda yeniden şiire döndüm (...) Bu yol, fantastik (uydurmaca) bir dram yazdım, tutmadı. (...)
"(...)
"Şu bir sürü uğraşmaların birinci sömestr sırasında pek
çok gecelerime mal olması ve bir hayli iç ve dış atılganlıklarla canımı okuması, en sonunda ise kendimin de bundan pek
zenginleşmiş olarak çıkamayışım, belki doğayı, güzelsanatı
ve dünyayı ihmal ederek, dostları iteleyişim gibi efkâr beni
basınca, vücudumun hakkından geliverdi. Bir hekim, kıra
çıkmamı öğütledi. O sayede cılız ben, kansız ben, Stralow'da

Baskoylu 20-01-2025 19:27

Mektup çok canlıca gösteriyor: Marks, tam Grek masallarında Girit labirentine düşmüş, yeni bir hayat kuruculuğunu arayan
yiğit Thesee durumundadır. Labirent: içinden çıkılmaz binbir
yıllık katmerli Felsefe hazretleridir. Bereket, Girit'te efsaneler
kralı Minos'un kızı Ariane (Trier'de Baron von "Westphalen'in
kızı Jenny) Marks'ın eline her yolu açan büyülü ipin ucunu
(ülkücüleştiren aşkı) tutuşturmuştur. Marks, o ipliğe tutunarak,
Felsefe Labirentinin karanlık dehlizlerini aşacak, nice bilgin insan eti yemiş azgın boğa Minautore'u (İdealizmi) öldürerek yavaş yavaş gerçekliğin ışığına kavuşacaktır.
Marks, babasının ölümünden (1838 baharı) sonra üç yıl daha
Berlin'de kalacaktır.
Marks, mektubunun sonunda, tarikate: "Doktorklub"a (Almanya'yı doktorlara boğan kulüplerden birine) nasıl girip Hegelci olduğunu anlatır. Ama bu giriş o labirentte Minautor'a lokma
olmak için değildir. Gerçi:
"Marks, yirmisine basarken Doktorklub'un ve Hegelciliğin merkezi ve umudu kesilmiştir."31
Bütün genç Hegelciler: üniversiteliler, lise profesörleri, yazarlar, Bruno Bauer gibi doçentler, ilahiyat devrimcisi veya anarşizmin sağdıcı, "Biricik ve Mülkiyeti" eserinde, insanın istediğini öldürmeye dek serbest olmasını savunan "Hürriyetçi"
Maks Stirner oradadırlar. Hepsi de, tam aydın-esnaf kalabalığı;
"Kırk tilki, bir kayanın üstüne tünemiş, kırkının da kuyruğu birbirine değmiyor!" Bonn Üniversitesinde Privat-Doçent Bruno
Bauer, en yakın dost olarak Marks'ı, şu "miskin imtihan"ı o denli
ciddiye almayıp, kendisi gibi öğretim üyesi olmaya çekiştirmektedir. Marks'ın da hevesi yok değil. Ama ilkin "miskin imtihanı,"
doktora tezi olan: "Demokrit ve Epikür'de Doğa Felsefesinin
Farkı" yazısını ciddiye alır. Bu uğurda bütün Grek felsefesini
devirmek zorunda kaldığı için, tez ancak 1841 yılı biter.

O yıl ise, Friederich Wilhelm IV ile birlikte Almanya'da tahta
çıkan sunturlu32 gericilik, Marks'ı da, Bruno Bauer'i de üniversite bülbüllüğünden caymak zorunda bırakır.
Aynı yıl, Engels'in "ilk Alman sosyalisti" dediği Josef Hess,
kendisinden 6 yaş küçük olan Marks'ı, şair Auerbach'a yazdığı
mektubunda şöyle anlatır:
"Yaşayan en büyük ve belki de biricik sahici filozofla
tanışacaksın. Doktor Marks: putumun adı budur. Kendisi
henüz gepgenç (en çok 24 yaşında olsun). Ortaçağ dinine ve
politikasına son vuruşu o indirecektir. En derin filozof ağırbaşlılığını, en keskin ruh ve zekâyla birleştirmiş. Düşün bir
yol: Rousseau, Voltaire, d'Holbach, Lessing, Heine ve Hegel
bir tek kişide derlenip toplanmış."
Aradan üç yıl geçmeyecek, Marks: "Die Heilige Familie
oder Kritik der Kritischen Kritik" (1845) (Kutsal Aile yahut
Eleştirmenin Eleştirmesinin Eleştirmesi) adındaki zehir zemberek eseri ile Doktorklub'daki "Eleştirmenin Eleştirmesi" gibi
önemli marifetlerle afi kesen sözde aydın tilkileri, birer ikişer
kuyruklarından yakalakıp cıyak cıyak bağırtacaktır. Hepsini darmaduman ardında bırakıp, İşçi Sınıfı içine geçecektir.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:32 .