Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Dil, Mantık & Zihin Felsefesi (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=150)
-   -   Aşk ve Sevgi Aynı Değildir (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43448)

Singularity 14-01-2025 10:06

Aşk ve Sevgi Aynı Değildir
 
Merhabalar,

Aşkı ve sevgiyi size kim öğretti? İlkokulda mı öğrendiniz ortaokulda mı? Yoksa evde duyduğunuz şeyler mi? Ancak bu ikisi farklıdır. İngilizce love dediğiniz kelime Türkçe'de iki kola ayrılır:

Aşk Sevgi

Seni seviyorum diyebilirsiniz.

Sana aşığım da diyebilirsiniz.

Ve bunları söylerken aynı anlamda kullanırsınız. Ancak bu ikisi aynı şey değildir.

Şimdi size bunların nasıl birbirinden keskin hatlarla ayrıldığını anlatacağım. Muhtemelen anlatacaklarımı zaten biliyordunuz ama hiç bu şekilde anlatan olmamıştı.

Sevgi genel olarak her bakımdan yararlı bir duyguyken, aşk ise, sevgiye kıyasla bir tık toksiktir. Şimdi bu iki kavramı irdeleyeceğiz.

Aşk, genellikle bir kişi ya da bir şeye karşı duyulan derin ve güçlü bir sevgi, bağlılık ve hayranlık duygusudur.

Sevgi ise, bir kişi, nesne, hayvan ya da bir şey için duyulan derin bir bağlılık, saygı ve şefkat duygusudur.

Gördünüz mü? Sevgi ve aşk aslında aynı şey değil. Sevgide biraz daha şefkat ve saygı var. Aşkta ise hayranlık hissi var. Ortak olan, bağlılık. Ancak, aşkta bağlılık yoktur size söyliyim. Yani bu bile farklıdır.

Ben size bunu biraz daha açayım. Aşk, öyle bir duygudur ki, mantık devre dışıdır.

1- Aşkta mantık aranmaz.

2- Aşkın gözü kördür. Bunu duydunuz. Neden böyle? Çünkü birine aşıksan gözün başka hiö bir şeyi görmez ve onu elde etmek için her şeyi gözden çıkarabilirsin. Ama bu aşkta böyledir. Sevgide böyle mi? Değil.

3- Gönlünü kaptırmak. Bu ifade de aşkla ilgilidir.

4- Kimya. Aşkı destekleyen bir kimyasal süreç de mutlaka bulunur.

5- Kara sevda. Bu da yine aşkın bir özelliğidir.

6- Sırılsıklam aşık olmak. Sırılsıklam sevmek diye bir şey yoktur. Çünkü sevmek biraz daha mantık işidir.

7- Aşk, başı sonu belli olmayan bir yoldur.

8- Aşk mecnun yapar.

9- Aşk dağları deldirir.

Aşkın genel anlamda nasıl bir şey olduğunu anladık. Birine hem aşık olup hem de ondan nefret etmek mümkündür. Çünkü aşkta mantık yoktur. Örneğin Stockholm sendromu olan kişilerde yaşadıkları duydu sevgi değil, aşktır.

Birini sevip birinden nefret etmek mümkün değildir. Çünkü;

Aşkın gözü kördür, sevginin değil!

Sevgi uyanıktır. Sevgi zekidir.

1- Sevgi emek ister. Birini sevmek için ve onun sevgisini kazanmak emek ister. Ancak, aşkta böyle bir şeye gerek yoktur.

2- Az aşık çok sever. Bu atasözümüz, aşk ve sevginin duygusal yoğunluğu arasındaki farkı ifade etmektedir.

3- Aşkın başı sevgi, sonu hüsrandır. Aşk toksik bir duygudur. Ve mantık aranmadığı için, sonu hüsran olabilir.

4- Sevginin olduğu yerde huzur vardır.

5- İçten sevgi, dıştan görünür.

Sevginin de nasıl bir şey olduğunu anladık sanıyorum.

Birini sevmeye başladığın zaman genelde aklını kullanırsın. Onu beğenirsin, davranışları hoşuna gider, onunla birlikte olmayı arzularsın, vs.

Aşkın aksine, birinden nefret edip aynı zamanda onu sevmek mümkün değildir. Çünkü nefret ettiğin birini aklını kullanarak sevemezsin. Ancak aşık olabilirsin.

Seven aldatmaz. Yukarıda aşk için bağlılık ifadesi kullanılmış, tanım olarak öyle ama aşkta bağlılık sevgiye göre daha azdır. Aşık aldatabilir. Bakın "aşık aldatmaz" diye bir ifade yoktur, ama seven aldatmaz vardır. Aşkın gözü kördür, sevginin değil.

Artık sizler de aşk ve sevginin ne demek olduğunu bilen, bilgili, bilinçli bireyler olarak diğer insanları gönül rahatlığıyla sevebilirsiniz. Ama aşık olmayın, aman diyim. :)

Yıldıztozu 14-01-2025 19:31

Aşkın temel faktörü cinsellik.
Cinsel arzu=var olmaya devam etme arzusu.
Penisimin istediği şey ölmemek.
Aşkı ve aşk acısını ortaya çıkaran faktör bu.

Bu anlamda aşk daha irade dışıyken sevgi iradi olmaya daha yakın.
Sevgideki faktörler deneyim, iletişim.

Singularity 16-01-2025 13:36

Sayın Yıldıztozu,

Evet, aşkı cinsellikle özdeşleştirmek bir bakıma mümkün. Ancak tek başına değil. Aşk, kişiler arası cinsel ilişkiler bakımından, aslında bir kişinin neslini devam ettirmek için hissettiği iç güdüsel davranışın bir sonucu. Bu bakımdan aşkın içgüdüsel bir özellik olduğunu ben de kabul ediyorum. Ancak aşkla cinsellik arasındaki temel fark, aşkın tek başına sadece cinsellik olmaması. Örnek vermek gerekirse;

Bir insan ülkesine aşık olabilir. Ülkesi için ölmeyi göze alabilir, ülkesinden uzak kaldığında dönmek için her şeyi feda etmeye hazırdır vs... Ülkesine karşı taşıdığı duygular aşkın tanımına uyuyor olabilir. Ve kişi de bunu "ben ülkeme aşığım" olarak ifade edebilir. Buna başka örnekler de verebiliriz. Muhammede veya Atatürk'e aşık insanlar gibi, hatta islama veya laikliğe aşık olduğunu da söylemek mümkündür. Bu bakımdan, cinsellik içermeyecek şekilde bir insana aşık olmak, ya da soyut bir varlığa ya da kavrama aşık olmak da mümkündür, Zeus gibi. Bu kapsamda aşk her zaman cinsellik olmak zorunda değildir.

Cinsellik bazı durumlarda aşkın temel faktörüdür ancak bazı durumlarda ise aşkla hiç bir ilgisi bulunmaz.

spartacus 17-01-2025 03:48

Temelde çeşitli dürtüler olsa da, içeriği dolduran aslında toplumsal yaşam, içinde bulunulan sistem ve hakim anlayışlarıdır. Aşk kendin için istemek, bunu yaparken de engelleri görüp aşma, isyan iken, sevgi değer esaslıdır ve bu değer diğerleri içindir... (detaya gerek yok)

Aşkı ortaya çıkartan koşullar?
İnsanlık mülkiyet ve buna bağlı yaşam biçimlerini benimsediğinde, beraberinde statüleri, kastları, sınıfları, mahrumiyeti, mahremiyeti, ezilmişliği ve psikolojisini ve zaruri olarak devlet ve dinleri, ahlak gibi çeşitli baskı ve yaptırım kurum ve uygulamaları ortaya çıktı. Kısa geçiyorum...

Aşk bir isyan mıdır?
Sosyal yaşam o denli değişti, sistematikleşti ki, insanlar gittikçe doğaya yabancılaştı(bu kısımı da geçiyorum). Sonuç olarak toplumlarda ahlak adı altında bir cendere oluşturuldu, ataerkil yapılaşmalar, kadın-erkek arasında örülen uçurumlar, çeşitli dini masallarla kadının şeytanlaştırılması, zaten mülkiyet egemenlikelri haline gelen sistemler eliyle kadının mülkleştirilmesi, böylece sahip olmak, sahiplik, statü göstergesi ve ancak sahip olunabildiği, kadını, erkeğin malı yapabildiği koşullarda birlikte olabileceği, bir de bunun yanına toplumun, mahallenin, mezheplerin, bilmem nelerin, ebeveynlerin rızası vb. eklendi...

Bu halde doğal olarak işleyen dürtülerle, aşırı çelişen yaptırımlar, yukarıda kısaca değindiklerim, erkek ve kadını biribirine ulaşılamaz hale getirirken, korkunç bir ulaşma, elde etme arsuzunu da tetiklemiş oldu. Erkeğe ve kadına empoze edilen "kadın senin(erkek) malın, mülkiyetin olduğunda,,,, sen(kadın) erkeğin mülkü olduğunda ancak birlikte olabilirsiniz" vb. yaptırımları oldu(oysa 2 yetişkin insanın aralarındaki ilişkiyi belirleyenin, yine kendi -özgür ve baskı altında olmaksızın- iradeleri olmalıdır, istisnalar elbette mümkün, ancak kaideden söz ediyorum) . Kısaca gönüllü birliktelik anlayışı yok edilirken, yerine mülkiyet ilişkisi hakim kılındı ve her mülkün de bir bedeli vardı. Tabi beraberinde bir çok engeli de doğurdu.

Böylece aşk bir yanıyla kendisi için istemek(ya benimsin ya kara toprağın), şiddetle arzulanan bir hedefi elde etme arzusuna, saplantısına değin dönüşürken, diğer yandan da eylemiyle de bir isyandı ve bu isyan salt topluma değil, kişinin kendisi ve karşısındakine karşı da bir isyanıydı.

Aşk olumsuz mudur?
Bir şeyin, eylemin olumlu ya da olumsuz olup, olmadığını belirleyen verili koşulda kendisini olayların merkezine koyan özne veya referanları için nasıl etki ettiği, oluşturduğu, nasıl kullanılıp, kullanılamadığı, yarar ve zarar gibi kriterlerle ilgilidir. Haliyle olumlu-olumsuz kriteri açısından, şeylerin nasıl kullanıldıkları, etki oluşlturdukları belirleyici olmaktadır.

Örneğin aşk çerçevesinden yaklaşacaksak,
"ya benimsin, ya kara toprağın" -> Olumsuzdur(aşkın dejenere halidir, doğasına aykırıdır, ama ne yazık ki buna olanak tanıyan da yine aşkın yapısı, arzu temelidir)...
"Sensiz dünya malı neyleyim" => Olumludur(aşkın doğasına uygundur).

Aşk isyan tarafıyla olumlu, isyan ettiğinin kölesi, kendisine empoze edileni (mülk, mal gibi görme, malı olsun diye isteme, kendi egosu için isteme -bencillik) arzulamakla da olumsuzdur. Bireysel olduğu sürece de çoğunlukla olumsuz olacaktır, yani kişinin salt kendisi için arzuladığı, erkek ise kadını malı, mülkü, kadın ise erkeği sahibi, efendisi görme vb. türden aşklar olumsuzdur, burada aşk ve istencin, toplumsal karakteri söz konusu olursa, yani verili toplumsal yaşam, doğa, baskı, şiddet veya çeşitli kastlaştırma, köleştirme vb. kurtulma istenci, arzusu şeklinde ise olumludur... (Her isyanın motorunda aşk vardır ancak cinsel çereçeveye yansıyan ile diğerleri karıştırılmalı -> yani aslında aşkın öznesi ulaşabilme arzusudur, sınıflı toplumlar ise, doğasında bulunan mülkiyet ve egemenlik, efendilik, hakimiyet anlayışı gereği, bunu "elde etme çerçevesinde" çapıtmış oldu).

Cinsel arzu aşk mıdır?
Hayır, yemek gereksinimi gibi doğaldır. Ancak kişiler çok çeşitli biçimlerde baskılanmış, engellenmiş, birbirine ulaşılamaz kılınmış, aşırı kutuplaştırılmış, kastlaştırılmış vb. durumda ise, aşka ve isyana yönelim olur, zorunlu bir hal alır ve kişielrin mevcut durumlarını değiştirmek namına aşka varılır. Aşkı(ulaşma, kavuşma arzusu) nasıl kullandıkları da aşkın olumlu veya olumsuz olmadığı konusunu belirler. Kişi mal, mülkü, sırf kendisi için istiyorsa bu dejere olmuş aşk aslında ihtirastır ve doğrusu hamuru nefretle de yorulmaktadır...

Cinsel arzu aşk(cinsel temalı olan aşk) mı dır diye sormuş ve hayır demiştim, çünkü cinsel istek ve arzular doğaldır ve elbette istence de yansır, ancak gerçekleşme koşulları olağanüstü, doğal olmayan egnellerle örülü ise, isyan ve duvarları aşma, ulaşma arzusu tetiklenen ve kaçınılmaz bir hal alır. Elde etme(insan elde edilen bir şey, mal, meta değildir) motivasyonu ise zararlıdır, ama ne yazık ki günümüzde insanlar verili sistem mülkiyet üzerine sömürü merkezli ve kadın da erkeğişn mülkü, malı olarak empoze edildiği için, bu motivasyonla(güdülenme, güdülmeyle) hareket eder. -Ki zarar verir ve dejenere olmuş aşk(ihtiras, sahiplik-efendilik-hakimiyet duygusu, entrika) sevginin de önüne geçer ve elde ediliği an, kişi mülke sahip olduğu an artık onu sırtına semer vurup üstüne bineceği bir eşek olarak görmeye başlar, gözünde dağ gibiydi, artık pire gibidir...

Böylece ve aslında aşk da, mülkiyet(üretim araçları üzerindeki!) sistemleriyle din, ahlak vb. gibi ortaya çıkan ve özünde ekonomi ve hasılı psikolojik sebeplere yol açan sorunlarla işlev kazanmış, ister birey, isterse toplumlar bazında olsun piskolojik bir sorundur da. Burada sorun olarak ifade edilen aşkın, olumlu veya olumsuz kullanımıyla kendisi değil, ihtiyaç duyulmasına yol açan yaşam biçimidir... (Eğer imkan oslaydı da sınıflı toplumalarla yabancılaşmış insan modeli dışında insna toplulukalrını inceleyebilsedik, ya da her ne kadar çok az da olsa mülkiyet ilişkielrinin etkilediği yerli kabileler incelenirse, hırsızlık, ahlak(! hukukun katlidir), ihtiras, mal, mülk edinmek gibi ihtiraslı aşkların da toplumsal bir karşılığı olmadığını görebilirdik, insanlığın temel sorunu doğaya ve doğasına olan yabancılaşmadır ve bunun temelind eyatan asıl sebepleri görmek ve çözmek zorundadır. Kadın ile erkeği, sanki ayrı ayrı ele alınığ ayrıştırıldığında insan değilmiş gibi ve kadını da erkeğin malı, mülkü gibi işleyen bir toplumun sağlıklı olabileceği düşünülebilir mi?)


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:09 .