![]() |
Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Türbanlı olarak kamuda çalışmak isteyenler, AKP Genel Merkezi ve milletvekillerine başvuruyor
Kamuda da 'türban' isteği AKP, üniversitelerde türban yasağını çözmek için anayasa taslağında hüküm koymaya hazırlanırken çok sayıda yurttaş türbanlı olarak kamu kurumlarında çalışmak için AKP Genel Merkezi'ne başvuruyor. Başbakan, Adana'da türbanlı olduğu için kürsüden indirilen öğrenciyi telefonla arayarak teselli ederken "Başörtümüz nedeniyle kamuda iş bulamıyoruz" diyenlere, "Sabredin, sorun çözülecek" yanıtı veriliyor. AKP hükümeti, üniversitelerde türban yasağını anayasa değişikliğiyle kaldırmaya hazırlanırken AKP Genel Merkezi ve milletvekillerine kamu kurumlarında türbanla çalışmak için yapılan başvurular arttı. Milletvekilleri, "Biz inancımız gereği olarak başımızı örtüyoruz. Ancak başörtümüz nedeniyle kamu kurumlarının kapısı bize kapalı. Başörtümüzü çıkarmadan kamuda işe girmek istiyoruz. Artık bunun vakti geldi" diyen türbanlı kadınlara, "Biraz daha sabredin. Bu sorun da çözülecek" yanıtını veriyor. Parti yönetimi, başvuruları daha sonra değerlendirilmek üzere tek bir merkezde topluyor. AKP hükümetinin üniversitelerde türban yasağını anayasa değişikliği ile kaldırma girişimi, Abdullah Gül 'ün cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından türbanlı eşi Hayrünnisa Gül 'ün protokolde yer alması, kamu kurumlarında da türban yasağının kaldırılmasına ilişkin istekleri arttırdı. Başbakan Tayyip Erdoğan, Adana'da kazandığı kompozisyon ödülünü almak için çıktığı kürsüden Kozan Kaymakamı ve Garnizon Komutanı tarafından indirilen imam hatip lisesi 11. sınıf öğrencisi Tevhide Kütük 'ü telefonla arayarak teselli ederken, parti yöneticileri ve milletvekilleri de kamu kurumlarında türbanlarıyla çalışmak için başvuran kadınlardan "sabırlı olmalarını" istiyor. Tamamı isim verilerek yapılan yazılı ve sözlü başvurularda, "Biz inancımızın gereği olarak başımızı örtüyoruz ve bundan hiç taviz vermedik. Ancak başörtümüz nedeniyle kamu kurumlarının kapısı bize kapalı. Başörtümüzü çıkarmadan kamuda işe girmek istiyoruz. Bunun vaktinin geldiğine inanıyoruz" gibi görüşler yer alıyor. Milletvekilleri seçim bölgelerinden bu yönde gelen başvurulara, parti yönetiminin talimatı uyarınca, "Biraz daha sabredin. Bu sorun da çözülecek. Ama öncelikle moralinizi bozmayın" yanıtını veriyor. Milletvekilleri sözlü başvurulara ise sabır dileğinin yanı sıra Başbakan Erdoğan'ın türban sorununun çözümü konusunda, "Toplumsal mutabakat oluştu, kurumsal mutabakat da oluşmalı" sözlerini anımsatarak bunun için zamana gereksinim olduğunu belirtiyorlar. Parti yönetiminin talimatı doğrultusunda il ve ilçe başkanlarınca, iş arayan türbanlılar, "geçici bir süreliğine" özel sektör ve belediyelere yönlendiriliyor. Emine Kaplan - Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Kuzu'dan türban itirafı
TBMM Anayasa Komisyonu'nun AKP'li başkanı, yeni anayasada 'açık düzenleme' olacağını vurgulayarak 'Türbanlı kızların üniversitede okumalarının önündeki engel kaldırılacak' dedi TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP milletvekili Prof. Burhan Kuzu , "Başörtülü kadınların siyaset yapma engeli kalkar diyemem, ama başörtülü kızların üniversitede okumalarının önündeki engelin kalkması için yeni anayasada açık düzenleme olacak" dedi. AKP İstanbul İl Kadın Kolları'nca Muammer Karaca Tiyatrosu'nda düzenlenen "5. Pera Buluşması" nda, "Türk Kadınının Seçme ve Seçilme Hakkının 73. Yılı" dolayısıyla "yerel siyaset" konusu ele alındı. Prof. Kuzu, panelde yaptığı konuşmada, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasının üzerinden 73 yıl geçmesine rağmen ortadaki tablonun hiç iç açıcı görülmediğini belirterek kadınların sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada uzun yıllar 2. planda kaldığını anlattı. "Kadınlar neden yerel yönetimlerde zayıf" diye soran Kuzu, bunlardan birinin "mahalle baskısı" olabileceğini ve yerel bir çevrede kadınların piyasaya çıkmakta zorlanabileceğini belirtti. 'Türban yasağı insan hakkı ihlali' Türkiye'de malların yüzde 92'sinin erkeklerin üzerine kayıtlı olduğuna işaret eden Kuzu, "Koca parasıyla markete gidilir, ama siyaset yapılmaz. Kadınların önce kendi paralarını kazanmaları lazım. Ben de dairemi eşimin üstüne yaptım. Yani ben yüzde 92'nin içinde değilim. Her zaman kadınların arkasındayım" diye konuştu. "Başörtülü kadınların siyaset ve başörtülü kızların üniversitede okuma engeli" bulunduğuna ilişkin bir soru üzerine de Kuzu, "Başörtülü kadınların siyaset yapma engeli kalkar diyemem, ama başörtülü kızların üniversitede okumalarının önündeki engelin kalkması için yeni anayasada açık düzenleme olacak" dedi. Kuzu, bir öğrencinin ödülünü türban takarak almasına izin verilmemesini de "insanlık ayıbı" olarak nitelendirdi. BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ni ve bu konudaki raporları anımsatan Kuzu, raporlarda türban nedeniyle okuyamayan kızlara ilişkin insan hakları ihlallerinin yer aldığını ve bu konuya Kadın Adayları Destekleme Derneği'nin de sahip çıkması gerektiğini savundu. Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
AKP Genel Başkan Yardımcısı Göksel, eğitimde türban yasağının kaldırılması gerektiğini savundu
'Üniversitede yasak kalkacak' AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar Göksel , eğitimde türban yasağının kaldırılması gerektiğini, bunun için toplumsal uzlaşma olduğunu savundu. Göksel, "Eğitim derken ilköğretimi mi, ortaöğretimi mi, yükseköğretimi mi kastediyorsunuz" sorusu üzerine ise "Tabii öncelikle yükseköğretim" dedi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Nükhet Hotar Göksel, dün gazetecilerle sabah kahvaltısında bir araya geldi. Hotar, yeni anayasada türban yasağını kaldıran bir düzenleme olup olmayacağının sorulması üzerine, "Bunu biz ilk günden beri söylüyoruz. Buna bir sorun da denmez. Özellikle eğitimde kızlarımız için bir engel. Bu engelin kaldırılması da ancak bir toplumsal mutabakatla sağlanabilir. Bu herkesin sorunu olmalı. Herkes bunun kaygısını taşımalı. Taşıyabildiği ölçüde de toplumsal bir mutabakatla bu soruna bir çözüm getirilmeli" dedi. 'Partiler bir araya gelebilir' İlke olarak eğitimde her türlü engelin, her türlü yasağın kalkmasından yana olduklarını anlatan Göksel, bunun nasıl ve ne zaman yapılabileceği konusunda bir şey söylemenin mümkün olmadığnı söyledi. Göksel, "Somut bir şeyimiz yok. Ama anayasa olabilir, ama yönetmelikler olabilir. Ama insanlar bu konuda bilinç oluşturur, öyle de olabilir. Bütün partiler bir araya gelip bu konuda bir çalışma yapabilir. Bunların her biri bir alternatiftir, bir şıktır. Şekli buralardan herhangi biri de olabilir, hepsi de olabilir. Ama biz temel olarak özellikle eğitimde her türlü yasağın kalkmasından yanayız" diye konuştu. Göksel, bir gazetecinin "Eğitim derken ilköğretimi mi, ortaöğretimi mi, yükseköğretimi mi kastediyorsunuz" sorusuna, "Tabii öncelikle yükseköğretim" yanıtını verdi. Toplumsal uzlaşmanın sağlanıp sağlanmadığına ilişkin sorular üzerine de Göksel, "Toplumda, vatandaşlarda yani halkın içinde bu mutabakat çok fazla var. Hatta akademisyenler arasında da var. Yani öğretim üyeleri bu şekilde bir yasağı çoğunlukla kabul etmiyorlar. Dolayısıyla hem akademisyenler arasında hem halkın arasında böyle bir görüş var" görüşünü dile getirdi. Anayasaya türban maddesi Göksel, yeni anayasa taslağında bu konuda nasıl bir düzenleme olacağı yönündeki bir soru üzerine, "yükseköğretim kurumlarında eğitim hakkı herhangi bir şekilde kısıtlanamaz" gibi bir ifade olabileceğini, başka seçenekler üzerinde de durulduğunu söyledi. Türban yasağının düşüncenin gelişimine engel olduğunu ileri süren Göksel, üniversitelerde düşünce, söylem, kılık ve kıyafet fark etmeden her türlü yasağın kalkması gerektiğini söyledi. Göksel, üniversitelerin görüşlerinin topluma yön vermesi gerektiğini, bir olay olduğunda önce üniversitelere dönüp ne düşünüldüğünün sorulması gerektiğini belirtti. Göksel, bir gazetecinin "Büyük bir çelişki doğuyor. Haydi kızlar okula kampanyası ile birlikte özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde kızlar okula gönderilmeye çalışılıyor. Diğer taraftan kızların türban nedeniyle üniversiteye alınmaması büyük bir çelişki" sözlerine, "evet" karşılığını verdi. AKP Van Milletvekili Gülşen Orhan , türbanın serbest bırakılmasının Doğu ve Güneydoğu'da kızların okula gitmesine katkısının olup olmayacağının sorulması üzerine, "Bence olumlu yönde etkiler. Tek tip insanlar olmak bence Türkiye'ye yakışmayan bir olgu. Çünkü Türkiye böyle zengindir, böyle dünyada söz sahibidir" dedi. Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Türban ve Kamu Yöneticileri
Kamu yönetiminde türbanın referans haline gelmesine ve örgütsel yapının da odak olmasına karşın kamuoyu araştırmaları eşliğinde türbanlıların artıp artmadığı meleklerin cinsiyeti tartışmasına dönüştürülerek gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılmaktadır. Kimileri, kırsal kesimden kente göç olgusuyla türbanın görünür olduğunu, kimileri de kadının modern yaşama girmesine olanak sağladığını vb. toplumbilimsel (!) açıklamalarla siyasal simge haline gelmiş olan türbanın tehlike oluşturmadığını kanıtlama çabasına girmektedirler. Oysa kırsal kesimde simgesel giysilerin bulunmadığı ve Cumhuriyetin kazanımlarıyla kadının esasen toplumsal yaşamı içinde bulunduğu unutulmaktadır! Bu bağlamda rektörlerin türban yasağını uygulamamaları halinde haklarında soruşturma açılmaması ya da aynı yöneticilerin kendi hallerine bırakılmaları durumunda yasağın kendiliğinden ortadan kalkacağı gibi hukuk dışı çözümler ciddi bir biçimde en yetkili kişilerce önerilebilmekte ve dahası Anayasa Mahkemesi kararlarının üniversite dışında alındığından, hukuk sistemi göz önünde bulundurulmadan, söz konusu kararların önemli görülmemesi gerektiği ifade edilebilmektedir. Üstelik bu şekildeki söylemler konunun teknik ayrıntısını bilemeyecek kişilerden de gelmemektedir. Anayasaya göre hukuk devleti ilkesi Cumhuriyetin temel niteliklerindendir. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk' ün milliyetçilik anlayışına bağlı, onun devrim ve ilkelerine dayanan demokratik ve laik bir hukuk devletidir. Yükseköğretim Yasası'nın 4. ve 5. maddeleri de yükseköğretimin amacı ve ana ilkelerinin Atatürk devrimi ve ilkeleriyle milliyetçiliğine bağlı olarak yapılacağını öngörmektedir. Yükseköğretim Yasası'nın ek 16. maddesinin "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inançlar sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir " biçimindeki düzenlemesi, Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 tarih ve 1989/12 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Yüksek mahkeme, laiklik ilkesini odak alarak yasağın kaynağının anayasada olduğunu vurgulamıştır. İptal kararından sonra aynı yasaya bu kez 25.10.1990 tarih ve 3670 sayılı yasanın 12. maddesiyle " Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir " şeklindeki ek 17. madde eklenmiştir. Anılan bu düzenlemeyle ilgili açılan iptal davasında, Anayasa Mahkemesi, getirilen düzenlemin "dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla kapatılması ve dinsel nitelikli giysileri kapsamayacağını" açıklayarak yorumlu ret kararını vermiştir. Mahkeme, 9.4.1991 tarih ve 1990/36 esas ve 1991/8 sayılı kararında "yürürlükteki kanun" ibaresinden sadece yasal düzenleme değil, başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk düzeninin anlaşılması gerektiğini belirterek laik hukuk devrimine vurgulama yapmıştır. Aynı kararda, normatif düzenlemeden dinsel inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla kapatılmasının anlaşılması halinde anayasanın 153. maddesine aykırılık oluşturacağı da açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçelerinin bağlayıcı olması ve mevcut düzenlemenin de yorumlu ret kararındaki gibi anlaşılmasının gereksinmesine ve bu kararların anayasaya göre "yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri" (ay. m. 154/son) bağlamasına ve genel olarak da mahkeme kararlarına uyulmasında zorunluluk bulunmasına ve kararların değiştirilemezliği ile yerine getirilmesinin hiçbir suretle geçiktirilemezliğine karşın (ay. 138/son) uymak ve uygulamakla yükümlü olanların kararları önemli görmemelerinin yanı sıra daha ileri giderek söz konusu kararlara karşı yöneticilerin de uymaması yönünde telkinde bulunmaları, geliş amaçlarına uygun olsa bile, anayasal ilkelere ters düşmektedir. Hangi gerekçeyle ya da güdüyle olursa olsun yargı kararlarına karşı direnç göstermek, kararları uygulamakla yükümlü olanlara haklılık kazandırmaz! Kaldı ki Yargıtay'a göre yargı kararlarını uygulamamak şöyle dursun, kararların uygulanmasını geciktirmek ya da şeklen uygular görünerek hukuksal sonuçlarını etkisiz kılmayı amaçlamak kararlılıkla suç sayılmaktadır. Öte yandan, yasal düzenlemenin anayasaya uygun yorumlanmasının zorunlu bulunması ve anayasadaki laiklik ilkesi gereği 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 217. maddesinin "Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde... cezalandırılır" şeklindeki içeriği karşısında kararları uygulamakla yükümlü olmayanların kararlara uyulmaması gerektiği yolundaki söylemlerinde suç işleme özgürlüklerini kullandıkları da kabul edilmelidir! Hamdi Yaver Aktan - Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Türbancılık Sahteciliğin Tesettürüdür...
Özdemir İnce dünkü köşesine Kuranıkerim'den kimi ayetleri aktarmıştı.. Birinci ayet Bakara 178: " Ey inananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Özgür kişiye karşı özgür.. Köleye karşı köle... Kadına karşı kadın..." Öteki ayetleri de yayımladıktan sonra, İnce yazısını şöyle bitiriyor: "Birinci ayete göre kısas ve intikam olarak öldürmek yasak değil... (Yasak değilden öte, farz... İ.S.) Üç ayete göre kölelik meşru ve eşitlik geçersiz. Şimdi Kuran hükümleri mi, yoksa Cumhuriyet yasaları mı geçerli? Kararsızlara haber vereyim: Bu kafayla Türkiye çok yakında Pakistan ve Malezya olur." (Hürriyet, 8 Ocak 2008) * Türkiye bugün öyle bir noktaya gelmiştir ki halka açık seçik sorulması gerekiyor: Kuranıkerim'in tümüyle ve bütün buyruklarıyla uygulanmasını istiyor musunuz?.. Evet mi?.. Hayır mı?.. Çünkü ülkemizde Müslümanlık siyasetinin aldatıcı görüntüsü altında, dinciler, büyük bir sahteciliği politika olarak yürütüyorlar... Türbancılık yapıyorlar... Oysa erkek ilkelliğinin, tahakkümünün, kıskançlığının siyasette dışavurumunu içeren türbancılık, İslamcılık politikasındaki sahteciliğin tesettürünü oluşturuyor... * Kuranıkerim bir anayasadır; kamu hukukunu da özel hukuku da saptayan kuralları düzenler... Türkiye'nin çağdaşlaşması, uygarlaşması, demokrasiye geçebilmesi için Kuran'ın kimi buyruklarının ve kurallarının yürürlükten kaldırılması gerekiyordu... Atatürk devrimi budur... 1923 Cumhuriyeti, Aydınlanma devriminin Batı'daki işlevini Anadolu'da yürürlüğe koymuştur. * Atatürk'e düşmanlığı çok partili rejimin olanaklarından yararlanarak demokrasi maskesi altında yürütmeye çalışan İslamcı takımı, ülkenin bugün vardığı aşamada açık seçik yanıt vermeye zorlanmalıdır: Çok mu Müslümandırlar?.. Atatürk devrimleri kadınlara erkekle eşit miras hakkı tanıdı... Evlilikte erkeğin 'boş ol' diye tek tümceyle kadını boşamasını yürürlükten kaldırdı... Kadına nafaka hakkı tanıdı.. Kadına oy hakkı sağladı.. Kadının kafasına türbanı geçiren erkek tahakkümünün İslamcılığı, Kuranıkerim'in buyruklarına göre, kadını ikinci sınıf insan mı sayacaktır?.. Yoksa cümle âlemi aptal mı sayıyor?.. * Atatürk'e düşmanlıkla İslamcı sahtekârlık birlikte, kol kola, el ele yürüyor... Türkiye, dincilerin toplumu, halkı, ulusu, kutsal İslamı kullanarak kim vurduya getirmesine olanak tanımayacak... Bunun içindir ki Kuranıkerim'i açık seçik öğrenmek ve öğretmek İslamcıların sahteciliğini ortaya çıkarmak için en gerçekçi ve doğru yöntemdir. İlhan Selçuk Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
'Simgeye yasak olmaz'
İlk kez türbanın 'siyasal simge' olarak takılabileceğini savunan Erdoğan, İspanya'dan yandaşlarına açıkça 'Bu sorunu çözeceğiz' mesajı gönderdi. Anayasa değişikliğine karşı çıkan rektörlere "Kendi işlerine baksınlar. Herkes yerini bilsin" diyen, türban serbestisi konusunda ise "Siyasi simge diyorlar. Bu çok yanlış" açıklamasını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan, İspanya'daki basın toplantısında türbanın "siyasal simge" olarak takılabileceğini savundu. Türkiye'de başını örtenlere "Başörtüsünü siyasi simge olarak kullanıyorsun" şeklinde baskı yapıldığını ileri süren Erdoğan, "Bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Simgelere yasak getirebilir misiniz? Özgürlükler noktasında dünyanın neresinde böyle bir yasak var? Buradaki dert başka aslında. Biz bunu çok iyi biliyoruz. Bunu maalesef takdirde zorlanıyoruz" dedi. Erdoğan Medeniyetler İttifakı Forum Toplantısı için geldiği İspanya'nın başkenti Madrid'deki Intercontential Otel'de Europe Press Ajansı tarafından düzenlenen toplantıya onur konuğu olarak katıldı. Erdoğan, burada açıklamalarda bulunarak katılımcıların sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "Türkiye'de ilerici bir İslam devleti olamaz mı" sorusu üzerine Erdoğan, "Soru ne yazık ki hâlâ Batı'nın bizi anlayamadığını gösteriyor" dedi. "İslamcı" ifadesini anlamanın mümkün olmadığını belirten Erdoğan, "Biz din kökenli bir parti değiliz. Din üzerinden siyaset yapmayı asla kabul etmiyoruz" diye konuştu. Üniversitelerdeki türban yasağına da değinen Erdoğan, başını örtenlere "Başörtüsünü siyasi simge olarak kullanıyorsun" şeklinde baskılar yapıldığını söyledi. Erdoğan, "Velev ki bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz? Simgelere bir yasak getirebilir misiniz? Sembollere bir yasak getirebilir misiniz? Bugün Avrupa'da, Amerika'da, değişik ülkelerde rahatlıkla başı örtülü olarak üniversiteye kızlar gidebiliyor. Oralarda bir sorun yok. Ama halkının yüzde 99'u Müslüman olan ülkemde böyle bir sıkıntı yaşanıyor maalesef. Ama bu sıkıntıyı aşacağımıza inanıyorum" diye konuştu. Erdoğan, "Anayasa ile mi bunu çözeceksiniz'' sorusunu yanıtlarken de "İdeal anlamda kanunla zaten çözülmüştü. Kanunda burada kilitlenme veya yasak yok. Kanun önünü açıyor'' dedi. Erdoğan aynı konuyla ilgili başka bir soru üzerine de şunları söyledi: "Bunu düzenlemeyle aşmak öyle zannediyorum ki eğitim özgürlüğü noktasında bir sıkıntıyı aşmaya da vesile olacaktır." Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Erdoğan'ın 'siyasi simge olarak türbana yasak konulamayacağı' sözleri hukukçulardan büyük tepki gördü
'Din siyasete alet ediliyor' Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın simgelere yasak getiren ülke olmadığına ilişkin değerlendirmesi gerçeği yansıtmıyor. Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcası Sabih Kanadoğlu, dini inanç perdesi altında türbanın siyasi simge olarak kullanılmasının açıkça, "dinin siyasete alet edilmesi" olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Ülkü Azrak ise siyasi simge yasağının birçok ülkede olduğunu belirterek "Başbakan dünyayı bilmediği için siyasi demagojiye sapıyor" dedi. Kanadoğlu, Erdoğan'ın sözlerini değerlendirirken siyasi simgelerin yasak olduğuna dikkat çekti. Kanadoğlu, "Anayasanın değiştirilmesi teklif edilemeyecek, gerek laikliğin tanımını içeren başlangıç bölümü ve gerekse ikinci maddesinde yer alan laik Cumhuriyet ilkesi ve ayrıca anayasanın 24/son maddesi bu kullanmayı açıkça yasaklamıştır" dedi. Kanadoğlu, iki siyasi partinin türbanı savunmaları nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nce kapatıldığını anımsattı. Kanadoğlu, kapatılan partilerden RP'nin AİHM'ye yaptığı başvurunun da reddedildiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Anayasa gereği mahkeme kararları bağlayıcıdır. Yasaklanmış bir eylemin simgesi, kuşkusuz o yasağın kapsamı içindedir. Ayrıca simgelere ve sembollere yasak, bu konuda acı anıları olan her ülkede vardır. Terör örgütünün yasak olması karşısında onu çağrıştıran simge ve sembollerin serbest olması nasıl düşünülemez ise yine yasak olan dinin siyasete alet edilmesinin simgelerinin de siyasi amaçlarla kullanılması da aynı şekilde düşünülemez. Anayasanın 69/6 maddesi uyarınca, bir siyasi parti genel başkanının partiyi bağlayıcı sözlerinin, o partinin laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemlerin odağı olduğunu kabulde yeterli olduğu da unutulmamalıdır." Prof. Azrak ise Başbakan'ın "Dünyanın neresinde siyasi simgelerin yasaklanması var" sözlerini anımsatarak "O kadar çok örneği var ki. Almanya'da gamalı haç Nazileri hatırlattığı için yasaktır. Çoğunluğu Katolik olan Bavyera eyaletinde okullarda haç kullanımı öğrencilerin ikiye ayrılmasına neden olacağı gerekçesiyle yasaklanmıştır" diye konuştu. Azrak, anayasa değiştirilse bile üniversitelerde türbanlı öğrencilerin serbestçe dolaşamayacağına işaret ederek "Çünkü kendi yaptıkları anayasa değişikliğinin başka hükümleri buna imkân vermez. Başbakan anayasaya açıkça aykırı olan bir şeyin propagandasını yapıyor. İşte bu dünyada görülmemiştir" dedi. YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının "demokraside dinin siyasallaşamayacağı" anlamını taşıdığını vurgulayarak şunları söyledi: "Dolayısıyla serbest olmayan bir şeyin simgesi de asla serbest olamaz. Dinin siyasallaşması demek, siyasal alanda demokratik kuralların yerini dinsel kurallara terk etmesi, demokrasinin dinsel kurallara feda edilmesi demektir. Erkler ayrılığında çoğunluk iradesi bile asla kendi yargısını yaratamayacağına göre, tek yapılacak şey yargı kararlarına uymaktır. Başka bir seçenek de söz konusu olamaz. Aksi söylemler, yargı üzerinde sindirme ve baskı amaçlıdır ki asla kabul edilemez." Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Medeniyetler İttifakında Türban Çatışması!
Başbakan Erdoğan uluslararası projeleri çok sevdi. "Nerede proje varsa, eşbaşkanlığı benden" diyor. 20. yüzyılın son demlerinde ortaya atılan "medeniyetler çatışması" tezini silmek için "medeniyetler ittifakı" tezi gündeme getirildi, eşbaşkanı bizimki. Medeniyetler ittifakı tanımı özünde AKP'nin hedefleriyle örtüşüyor. AKP mantığına göre, Batı başka bir medeniyetse, bizim onların düzeyine ulaşmak için uğraşmamıza gerek yok. Biz başka bir medeniyetiz, kendi içimizde kendi derebeyliğimizi kurarız, onlarla da ittifak yaparız! Bize göre bu tanım, birleştirici değil ayrıştırıcı! Konunun felsefe yanını bir kenara koyalım, Erdoğan'ın Madrid çıkışını sütuna yatıralım. Ne dedi: "Başörtüsü üniversitelerde serbest olacak. Velev ki, siyasi simge... Yasak mı koyacaksın? Dünyanın kaç ülkesinde böyle yasak var! Yeni anayasayla birlikte bu yasağı da kaldıracağız..." Erdoğan, bir bakıma medeniyetler ittifakı toptantısına türban çatışmasını taşımış oldu. Olayları birazcık yakından izleyen bir İspanyol sormaz mı: "Sayın Başbakan, sen kendi ülkende ittifakı sağlayamamışsın... Sen kendi devletinin tarihiyle barışamamışsın, hangi medeniyeti hangi medeniyetle uzlaştıracaksın?" *** Soruyu çengelli bırakıp içimize dönelim. Başbakan bu çıkışıyla pek çok tartışmalı konuya da açıklık getirmiş oldu: 1- Türban bir simgedir. Siyasi simgedir. İlanen duyuruyoruz. 2- Bu konudaki uzlaşma ancak herkesin bizim görüşümüze gelmesiyle oluşabilir. 3- Anayasaya türban girecek mi girmeyecek mi tartışması bitmiştir; girecektir. Bugüne kadar kamuoyu AKP'nin türbanı bir siyasi simge olarak görüp, bunu siyasal ranta çevirmek istediğini söyledikçe AKP'liler çıkışıyordu: "Nereden çıkartıyorsunuz? Amacınız nifak sokmak. Bizim gizli bir gündemimiz de yok, türbanı siyasi simge olarak görme niyetimiz de yok." Başbakan eğer, "Onlar benim Madrid'deki görüşlerimdi. Ankara'da başka türlü düşünüyorum" demezse, türbanın siyasi simge olarak "tescili" tamamlanmıştır. Erdoğan, bu çıkışı yaptıktan sonra yöntemini de şöyle açıklıyor: "Yasağı germeden kaldıracağız." Yumurtayı kırmadan omlet yapacağız demek gibi bir şey! Sonuçta MHP bile özünde çok farklı düşünmemesine karşın AKP'yi "türban sorununun çözümünde samimi davranmamakla" suçladı! *** Önümüzdeki aylar anayasanın çok konuşulacağı bir dönem olacak. Başbakan türban konusunu gererek belki de şöyle bir taktik izleme kararı aldı: "Şimdi ben türbanı gerilim malzemesi olarak öne sürdüm mü, herkes peşine düşer. Anayasayı istediğim gibi değiştiririm. Son anda türbanda sözcükleri değiştirir, anayasadaki öteki planlarımı yaşama geçiririm..." Oyunun içinde biraz da "cambaza bak" var! BOP eşbaşkanı, medeniyetler nifakı, affedersiniz ittifakı eşbaşkanı Erdoğan'a bir sorumuz var: Size, Türkiye'yi darmadağın etme projelerinde de benzer görev önerildi mi? Mustafa Balbay Cumhuriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
Ampul aydınlarına ÖSS soruları...
Türban üniversiteye girmeli mi? "Gene" tartışılan bu. * Kızlarımız sadece "18 yaşını doldurduğu zaman" türban taksaydı, "türban üniversiteye girmeli mi" tartışması, yeterli olabilirdi belki. Halbuki... Kızlarımız sadece "reşit olduktan sonra" türban takmıyor; henüz 10-11 yaşındayken takıyor veya taktırılıyor. Dolayısıyla... Üniversiteye türbanla girecekse... Liseye de türbanla girecek mi? İlkokula? Öğrenci türbanla girecekse, öğretmenin de türbanla girmesinin ne sakıncası var? Veya, öğretim üyesinin? * Türbanı "inancı gereği" takıyorsa... Çarşafı da "inancı gereği" giyiyor. Çarşafla da girecek mi? Türban için "kişisel özgürlüktür" derken, çarşaf için "kişisel özgürlük değildir" diyebilir misin? * Ulemaya mı soracaksın? Yoksa, işine geleni "din"le, işine gelmeyeni "hukuk"la mı tarif edeceksin? * Çarşafla girerse, ki girer... Sarıkla da girecek mi? Mecbur mu cekete, kravata? Cüppeyle niye girmesin? Sen değil misin "sana ne" diyen... "Sana ne?" demezler mi adama? * Veya spor... Yetenektir. İlla "okul" gerekmez. Farz edelim, türbanlı bir kızımızın doğuştan kabiliyeti var, voleybolcu, hentbolcü, halterci... Ve, milli... "Milli takımda türbanla oynamak istiyorum" derse, ne denilecek? * "Spor başka şey, dine-siyasete karıştırmayalım, bu özgürlük sadece üniversite için geçerli" dersen... "Anayasal hak" olarak üniversiteye, spor akademisine türbanla giriyorsa, "milli forma"yı türbanla niye giymesin? * Özetle... "Türban üniversiteye girmeli mi" sorusu, hem eksiktir, hem de yanıltıcıdır. * ÖSS dediğin... Tek soruyla olmaz! "Ampul aydınları"mızın, üniversiteye girmeden önce, kıvırmadan, mertçe, yukarıdaki soruları cevaplaması zorunludur. Yılmaz Özdil Hürriyet |
Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler
oldu olacak Ali Demirsoy Hoca nın tüm bilim insanlarına yaptıgı çagrıyı da burada yayınlayayım. Koyacak bir yer bulamamıştım, ama bu güzel yazı da tam buraya uygundur diye düşünüyorum :
"AYDIN İNSAN" KİME DENİR? Tarihte ve bugün, hakarete ve soruşturmaya uğrayan, ceza ve işkence gören, idam edilen ya da eller üstünde taşınan ve baştacı edilen birçok insan "aydın" sınıfı içerisinde değerlendirildi. Toplumun bir kısmı bunların aydın olduğunu savundu, diğer bir kısmı ise onları toplum ve sistem düşmanı olarak gördü. Tartışmanın ardı arkası kesilmedi. Bugün birçok ülkede aydın, uluslararası adlandırılması ile "entelektüel" terimi hâlâ tartışmalıdır. Hatta bir ülkedeki bir aydın, diğer bir ülkedeki insanların önemli bir kısmı için bozguncudur. Bu yazıyı yazarken ve değişik zamanlarda, bilim adamı statüsünden maaş alan, önemli bir kısmı yabancı ülkelerde eğitim görmüş ve doktora yapmış onlarca, hatta yüzlerce dosta, arkadaşa, meslektaşa "aydın kelimesinden ne anlıyorsunuz? "sorusunu yönelttim. Aldığım yanıtlardan, doğrusu, ortak bir öz ya da fikir çıkaramadım. Son zamanlarda basında, üniversite hocalarını kast ederek “aydınlar da türbanın serbest bırakılmasına destek sağladılar” diyerek, sanki üniversite hocalarının hepsi aydınmış gibi bir görüntü yaratmış buluyorlar. Kural olarak hepsi, bilgili olmayla aydın olmayı özdeşleştiriyordu. Bilgili olmanın aydın olmanın temel koşulu olduğuna inanıyorlardı. Daha sonra, halk arasında zaman zaman duyduğumuz, "çoban; ama aydın bir kişi, tahsili yok; ama aydın bir kişi" gibi tanımlamaların ne anlama geldiğini sorunca, ayrıcasız hepsinin afalladığını gözledim... Bu soruları kendime sorduğumda, bu sefer şaşkınlık sırası bana gelmişti. Çünkü, aydın kelimesini ağzından bırakmayan ben ve benim gibi insanlar, gerçekte aydın konusunda ortak bir fikre sahip değildik. Ayaküstü hemen açıklamaya çalışanlar da ciddi değildi... Aydın nedir diye? Tartışmayı çok severiz. Ama fikrini söyleyene de hemen itiraz ederiz. Aydının bir özelliğinin, belki de ilk olması gereken özelliğinin, düşünceyi ciddiye almak olduğunu düşünmeyiz. İkinci özelliğinin ise, düşüncesi ve varsayımları ile tutarlı olması, düşüncesinin kendini götürdüğü yere korkmadan gidebilmesi, çelişkilerden sakınabilmesi, yanılgılarını çekinmeden açıklayabilmesi olmalıdır. Bir anlamda "düşünce namusu ve dürüstlüğü" aydın olma niteliğinin ilk belirleyici unsurudur. "Şu anda ülkenizde aydın olarak gördüğünüz ilk 10 insanın adını verebilir misiniz?" şeklindeki bir sorunun yanıtlarında, ortak bir isim çıkmadığı gibi, 10 rakamına da hiç bir zaman ulaşıldığını görmedim. En ilginci de, son 40 yıldır bizi yöneten politikacıların hiçbirinin bu sıralamaya sokulmamasıydı... Ailenizde aydın var mı? Sorusunu ise çoğunluk "hayır" diye yanıtladı. Acaba gerçekten bu toplum aydının ne olup olmadığını mı bilmiyor, yoksa, toplumda özlenen ya da hayal edilen aydın sayısı sayılamayacak kadar mı az? Lütfen bu soruları bir de kendinize sorun! Pekâlâ, tanımlayamadığımız; fakat baş tacı ettiğimiz ya da eziyet ettiğimiz "aydın"ın gerçekte niteliği nedir? Bir kısmı için bilgili olma, bir kısmı için uyumlu olma, bir kısmı için yaratıcı olma, bir kısmı için akıllı olma, bir kısmı için paylaşımcı olma, bir kısmı için dünyadaki gelişmelerden haberdar olma; bir kısmı için aksayan düzene korkusuzca karşı çıkma, bir kısmı için düzeni değiştirme, birçoğu için de bu niteliklerin değişik şekillerdeki kombinasyonuna sahip olmadır. Fakat bilgi birikimi olmayan dağdaki çobanın, sadece motordan anlayan bir ustanın, ticaretle uğraşan bir tüccarın, vs.nin de aydın olarak tanımlandığı bilinmektedir. Buna karşılık, kendi konusunda becerikli ve ilgili bir cerrahın, iyi bir mühendisin, çok iyi şarkı söyleyen bir ses sanatkârının ya da çok iyi yüzen bir sporcunun, kendi konusunda bilgi sahibi bir öğretim üyesinin, her zaman aydın olamayacağı da bilinmektedir. Demek ki bilgi sahibi olma ya da yetenekli olma, aydın olma için zorunlu bir koşul değildir. Eğer öyle olmuş olsaydı, atomu parçalayan Openheimer, Rusya'yı Rusya yapan Petro, müzik dünyasının ilahı Mozart, peygamberlerin tümü, matematikte ünlü eşitlikleri bulanlar, DNA'nın yapısını açıklayan Watson ve Crick, İstiklal marşımızı yazan eşsiz şiir dehası Mehmet Akif, tartışmasız aydın olarak kabul edilecekti. Oysa edilmiyorlar... edilseler de bu fikir; ancak bazıları tarafından benimseniyor... O zaman aydın kavramının, ait olduğu toplumun yapısına bırakılmaksızın, ayrı bir nitelik olarak incelenmesi gerekir. Belki de bunları, bir ormanda yücelmiş dev bir ağaç ya da çıplak bir dağın başında tutunmuş bir ardıç, bir çölde vaha olarak görmek gerekir. Aydındaki meziyetler sayılabilir; fakat ölçülemez. Bu nedenle de aydını bilim adamından, bilgili adamdan farklı olarak ele almak gerekir. Bilgi az olabilir; fakat niteliklerin kombinasyonu onu aydın yapar. Bu bir alan bilgisiyle ya da meslek grubuyla sınırlı olmadığı için tanımı zordur. Bir ormanda göze çarpan bazı ağaçlar vardır, bir stepte göze çarpan güzel bitkiler vardır, bir çölde farklı bir geven vardır. Her biri kendi ortamında diğerlerinden farklı ve güzel bir görünüme sahiptir. İşte aydın da farklı kategorilerde yer almış değerli insanların tanımı için kullanılır. Eğer bu nitelikler bilgiyle de desteklenirse, aydının etkinliği ve dolayısıyla göreceli olarak değeri artar. Aydını, bugün yaşadığımız çok ilginç tartışmalar bağlamında, özellikle üniversitelerdeki bir kısım öğretim üyelerinin turbanı tehlike, bir kısmının da özgürlüğe atılmış bir adım olarak görme bağlamında yeniden tanımlamaya kalkışırsak: Dogmatik (koşullanmış) duygulardan kurtulmuş ya da kalıtsal olarak bu yapıda olmayan, kendisi uygulasa da uygulamasa da yeniliklere açık olan, bir sorunun nedenini araştıran, bilgi toplayan, öğrendiklerini çevresindekilere yaymaya çalışan ve onlarla paylaşan, düşüncelerini özgürce savunan, baskıcı ve çıkarcı idari sistemlere karşı uygarca ve cesurca karşı koyabilen, toplumun çıkarı için kendi çıkarlarından ödün verebilen, edindiği bilgiler ile doğru varsayımlar kurabilen ve yargıya ulaşan, yeni bilgilerin ışığı altında kazanmış olduğu eski ya da yanlış düşünce ve tavrını değiştirebilen, başka insanların yanılgılarına da hoşgörülü olabilen, ... kişi aydın olarak nitelendirilebilir. Bilgisini sadece kendisine saklayan bir hekimin, bilgisini üstünlük kurmak için kullanan bir politikacının, çıkar sağlamak için çağdışı öğretileri devam ettirenlerin, kendini doğrudan ilgilendirmeyen konularda fikir ve bilgi edinmeye çaba göstermeyenlerin ve insan soyunun geleceğini ve çeşitliliğini tehlikeye düşürecek her türlü eyleme destek verenlerin, kazanılmış kültürel aydınlığı karanlığa çevirenlerin aydın olarak nitelenmesi düşünülemez. Türban ile ilgili tartışmalarda, üniversitelerdeki öğretim üyelerinin taraf olması doğaldır; ister yanılmış olsunlar isterse doğruyu savunsunlar. Ancak, öğretim üyelerinin destek sağlaması, başak bir kesimin destek sağlamasından farklı bir olgudur. Çünkü öğretim üyesi, eğer üç kağıtçılık yaparak ya da siyasi görüşü nedeniyle yandaş bulup o unvanları kazanmamış ise, analistik düşünen insan demektir. Her kesim, öğretim üyelerinin açıklamalarına kulak vermek zorundadır. Acaba, bu son gelişmelerde, böyle bir analistik yargı olmuş mudur? İlk bakışta birileri, ister körü körüne olsun ister masum bir inanç nedeniyle olsun, başlarını örtmek isteyenlere destek vermeyi aydın olmanın bir unsuru olarak düşünebilir; bu düşüncesinde de haklı görülmelidir. Ancak, aydının toplumu ve geleceği düşünmesi gibi bir sorumluluğu da vardır. Diyelim ki imza toplayarak, mecliste çoğunluğu sağlayan ve dediğim dedik diyen bir ziyniyete, içtenlikle ya da körü körüne destek sağlıyorlar. O zaman, bilim adamı kadrosundan maaş alan bu kesimin şu evrensel hesabı da yapması gerekiyordu. En azından bir matematik profesörü olan aydın bir düşünürün oğlu, bu hesabı yapabilmeliydi. Diğerlerinin hesabı yetmiyor olsa dahi, bu matematik profesörünün hesapta hata yapacağını düşünemeyiz. Basit bir mantık, 2 X 2 = 4; bu gerçekten böylemidir? Olabilir de olmayabilir de… Yani türbanın serbest bırakılması bir özgürlük simgesi olabilir de olmayabilir de… O zaman işlemin tersini yaparak bunun doğruluğunu sınamaya girişiriz, yani 4’ü 2’ye böleriz. 4/2 = 2 çıkınca da doğruluğu onaylanmış olur. Aynı mantıkla, turban bir özgürlük simgesi ya da aracı ise, bunun tersi de doğrudur; yani başörtüsü ya da türbanın toplumsal simge ya da zorunlu giyim aracı olduğu toplumlarda özgürlükçü düşünce yaygındır. Şimdi imza toplayan meslektaşlarım özellikle bu matematik profesörümüze soruyorum. Başını örtüp, turban takıp da özgür düşünceye ulaşmış bir ülke ya da topluluk tanıyor musunuz? Yaklaşık 58 Müslüman ülkede – ki bunların hemen hepsinde türban ya da benzeri örtü zorunludur- özgür düşünce yaygın mıdır? Irkı, coğrafik yapısı, geçirmiş olduğu tarihi süreci, dili farklı olan bu kadar ülkede nasıl oluyor da, her defasında turban = cahillik, despotizm, anti-özgürlük, bilimdışlılık, yalancılık, dolandırıcılık yaygındır. Sayın matematik profesörümüz bu eşitliğin bir rastlantı olduğunu ileri sürebilir mi? Süremiyorsa ya da kendine göre –dogmalarını değil, aklını kullanabilen insanları- ikna edecek bir açıklama yapamaz ise, bu bulunduğu toplumu bile bile uçurama sürüklemek demektir. Bu tip insanların tanımını da benim yapmama gerek yok, bir vatanperver ve bir düşünür olan babası zaten yapmıştı… Türbanperest bu öğretim üyeleri aklını kullananlara ve olaylara analistik gözle bakanlara –ötekilere- olmasa dahi kendilerine şu hususları da açıklamak zorundalar. Eğer, gerçekten dini inançları nedeniyle bir kesim giyim, kuşam ve diğer hususları, inançlarının gereği gibi yaşamak istiyorlarsa ve bunda da ısrarlı olmak hakları ise, önümüzdeki günlerde bunların şu isteklerine de, bu –özgürlükçü öğretim üyesi kardeşlerimiz- bir çözüm bulmuş olmalıdırlar. Bunu bir öğretim üyesi olarak örenmek isterim. Dini kitabın (bu Kuran da olabilir, Tevrat da olabilir, İncil de olabilir) içeriği tanrı kelamı olduğuna göre, hiç bir insanı kural bu kitabın ilkelerinin üzerine çıkamaz. Eğer bir insanın üniversitede dini inancını aynen koruyarak eğitilmesi isteniyorsa, bu kesimin bize eğitim ve öğretim sırasında şu hususları yönetmesi ve talep etmesi de kesinlikle hakları olacaktır. Kuran’da miras hukuku vardır. Bayanlar gayrimenkulden pay alamazlar. O halde miras hukukunu ben Kabul etmiyorum ve okumak istemiyorum diyebilir Kuran’da 40 miskal altın ya da gümüş karşılığı kazancın yıllık ödenmesi gereken zekâtı, bir miskaldir; yani %2,5’luk bir çeşit ödenti. O zaman, bu öğrenciler de bize şu soruyu yönetebilirler; bir tanrı oranı varken, siz ne hakla, %18 KDV ya da bilmem ne oranlarında vergi hukukunu bana okutup ya da talep ediyorsunuz? Kuran’da insanlar kaderi-alın yazıları ile birlikte yaratıldıklarına göre, siz hangi hakla bir ceni üzerinde iyileştirme operasyonunu giriyorsunuz? Bunu şiddetle ret ediyor, genetik ıslahı ve biyoteknolojik uygulamaları öğrenmek istemiyoruz derlerse ne diyeceksiniz? Bugün dünyanın gelişmiş üniversitelerinin hemen hepsinde öğretilmesi zorunlu evrim konusu, yaratılış inancımız nedeniyle yasaklanmalıdır derse ne diyeceksiniz? Zina yapanlar recm (taşlanarak öldürme) edilmelidir derlerse (AKP, inancımıza aykırı olarak zinayı serbest bırakan yasal düzenlemeyi yapmış olmasına karşın) edilmeli, hırsızlık yapanların kolu kesilmeli der ve ben sizin ceza hukukunuzu kabul etmiyorum ve öğrenmek de istemiyorum, benim inançlarım, sizin kurallarınızdan daha evrenseldir ve tanrısaldır derse ne diyeceksiniz? Örtüsüne evet dediğiniz bu çocuklarımızın, kutsal kitapta yazılı buyruklara hayır demesini mi öğütleyeceksiniz? Birileri hayal görüyor… Aydın hayal görmez, geleceğini de hayallere oturtmaz. Aydın, geleceği görerek önlemini alan insanın tanımıdır… Üniversiteler de bilgili, eğitilmiş, aydın insanların bulunduğu kurumlardır… Çağdışların değil… * Önümüzdeki yüzyıl, dogmatik kalıpların batağında yüzen değil, bilgi birikimi sağlanmış, yeterince beceri kazandırılmış, kendi kısa vadeli çıkarlarını toplumun çıkarından önde görmeyen, tarihten gelen tortulardan arınmış "aydın" insanların dünyası ve egemenliği olacaktır. Bunun dışında kalanların ise yaşama şansı olmayacaktır. Dünya olanak bakımından, sayısız insana değil, nitelikli insanlara yuva olacak kadar küçülmüştür. Bunu, bugüne kadar doğal seçilim yürütmüştür; önümüzdeki yüzyıldan sonra ise yapay seçilim yürütecektir. Hazırlıklı olmayan toplumların ve bireylerin alacakları yaraları bir uyarı olarak bildirmek, benim bilimsel görevimdir. Dilerim, bu uyarıları birileri yeterince algılar ve bu toplumun gerçek bilim toplumuna dönüşmesi için gerekli ilk adımları attırır... Bu gücün lokomotifi de üniversitelerin aydın insanları olmalıdır. Yoksa bin bir emekle bugüne kadar getirdiğimiz, uygarlaşma yolunda önemli aşama kaydetmiş, canımızdan daha çok sevdiğimiz –modern model -Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte, tüm Müslüman ülkelerin acı sonunu hazırlamış olabiliriz… Omzunuzdaki yük çok büyüktür derim… * Mitolojiye göre, bir gün, Tanrı, yakın zamanlarda bulunan Sümer yazıtlarına göre Mezopotamya'da yaşadığı bilinen bir topluluğa, tufan olacağını bildirmiş. Bu uyarıyı ciddiye alan tek insan (Sümer yarı tanrısı Zisudra) Nuh Peygamber olmuş ve yaptığı büyük bir gemiye, her hayvandan birer çift alarak, tufanda kendi ailesinin ve bu hayvanların dölünün korunmasını sağlamış. Uyarıyı ciddiye almayanlar da sulara gark olmuş... Bir bilim adamı olarak bir tufanın yaklaşmakta olduğunu düşünüyorum. Ali Demirsoy |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:01 . |