![]() |
Süleyman Ateş'in çarpıtmaları
Turan Dursun Süleyman Ateş'e bir kaç defa hodri meydan demiş ama Süleyman Ateş cevap ver(e)memiş. Ve Turan Dursun öldürüldükten sonra Turan Dursun'un "Din Bu" kitabına yanıt yazmış.
Böyle davullu zurnalı bi başlık açacaktım ama konuların beni aştığını farkettim. Bir kaç örnekle konuya başlayalım. Devamı gelir. 1 - Allahın yeminleri: Şimdi Kur'an'daki yeminler meSelesine geçebiliriz: Dedigimiz gibi Kur'an, çeşitli makamlardan yapılmış melek vahyidir. tlihi manalan insan düzeyine indiren melektir. Melek, o anlamları, Arap edebiyatının en yüksek üslubuyla indirmiştir. Yemin de bu üslubun vazgeçilmez bir yönüdür. Bundan dolayı vurgulanması gereken konular, yeminle vurgulanarak anlatılmıştır. Özellikle tzvhid yani Allah'ın birligi ve yalnız O'nun tapılmaga, yalvarılmaga, şükredilmege layik Tanrı oldugu hususu pek çok surede yeminle vurgulanır.' Tevhid, Kur'an'ın temel konusudur. Öteki konular, onun çevresinde dolaşır. Kur'an'daki yeminlere dikkat edilirse bunların direkt veya dolaylı olarak tevhid konusu ile ilgili oldugu anlaşılır. Şimdi yeminlerden bir kaçını alıntılıyorum. Bakalım yeminleri tevhidle bağdaştırabilecek kaç kişi çıkacak. Nisa 65: Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar. Enam 23: Sonunda onların manevraları, "Rabbimiz Allah'a andolsun ki biz (ona) ortak koşanlar değildik" demelerinden başka bir şey olmayacaktır. Araf 130: andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık. Tevbe 117: andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Adiyat: 1.Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, 2.(Tırnaklarıyla) Ateş saçanlara, 3.Sabah vakti baskın yapanlara. 4.Derken, orada tozu dumana katanlara, 5.Bununla bir (düşman) topluluğun orta yerine kadar dalanlara. 6.Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür. Turan Dursun'un konuyla alakalı yazısını bulamadım ama açıklama yapmaya bile gerek yok. Süleyman Ateş 4,5 sayfalık yazısında yeminlerin tevhidle alakalı olduğunu savunuyor. Yalnız bulduğum 200 küsür tane var. Tevhidle ilişkilendirebilecek çıkacak mı bakalım. http://www.kurandaara.com/?act=ara&k...meal=1&sure_no= Melek, o anlamları, Arap edebiyatının en yüksek üslubuyla indirmiştir. Süleyman Ateş Melekler Arapça da biliyormuş. Bilmesinin yanında edebiyatları çok iyiymiş. Arap edebiyatının üsluplarını da iyi biliyorlarmış. Bir de Hintçe falan bilseler hatlar karışırdı mazallah. :rolleyes: |
2 - Büyü konusu:
"Islam'da boş inanç(hurafe) yoktur" derler. Oysa var oldugu bir gerçek. İşte bir örnek: Islam'da "BÜYÜ" ve "büyüyle insanların etkilenebilecekleri" inancı var. Hem de Kur'an'da ve en saglam kabul edilen hadislerde: Bakara Suresi'nin 102. ayetinde, Babil'de, Harfit ve Marfit adlı iki melege, (gökten) büyüyle ilgili birşeyler indirildiği, bu iki melegin "büyü öğrettikleri", ögretilen büyüler arasında, "kan kocayı birbirinden ayıracak türden olanın da bulundugu" anlatılır. Her neyse, önemli olan, iki melegin, "büyü ögrettikleri"nin açıkça anlatılıyor olması. Bakara Suresinin 102. ayetinin anlamı şudur: Ve onlar, Süleyman'ın mülkü (nübüvveti) hakkında şeytanların anlattıklarına uydular. Süleyman inkar etmedi; ancak şeytanlar inkar etti. Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkar etme" demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi. Turan Dursun Turan Dursun İslamda büyünün olduğundan bahsetmiş. Ve bunu hurafe diye nitelemiş. Ama Süleyman Ateş de büyünün olduğundan bahsetmiş. HAtta büyünün çeşitlerini bile saymış: 1- Göksel güçlerle yere ait güçleri birbirine karıştırarak yapılan Kildanİ büyüsü. 2- Evham ve güçlü ruh sahiplerinin büyüsü. 3- Üçüncü şekil, yalnız yere aıt ruhlardan, yanicinlerden yararlanılarak yapılan büyüdür. 4- Hayali hakikat göstermek, göz boyamak şeklindeki büyü. Yani makalesi Turan Dursun'u çürütmek değil, desteklemek olmuş. :) |
3 - Nuh tufanı:
"Bu öykünün kaynağı: Tevrat. Tevrat'ta ayrıntılar da var. "Ve Tanrı Nuh'a şöyle dedi: Tüm insanlığın sonu geldi. Çünkü onlar nedeniyle yeryuzü zorbalıkla doldu. İşte ben, onları, yeryüzüyle birlikte yok edecegim. Kendine gofer agacından bir gemi yap ..." diye başlar, sürüp gider. (Bkz. Tevrat, Tekvin, 6: 13-22; 7-9.) Turan Dursun Bu tufanın umumiliği tartışılabilir ama tümden inkarı, büyük cürettir, bilime de aykırıdır. Şimdi TtifAnhakkında çagdaş Tefsirimizde yazdıklarımızın bir bölümünü aktaralım: Nuh kıssası, Tevrat'ın Tekvin KitAbında vardır. Olay, bugünkü TevrAt'ta, Kur'an'ın anlattığı biçimde geniş anlatılmu... Süleyman Ateş Birincisi tufan bilimsel mi ki inkarı bilime aykırı olsun. :) İkincisi kanıtı da tevrattan getirmiş. Turan Dursun zaten tevratta olduğunu söylüyor. Gerçekten kanıt olmadığını söylüyor. :) Kanıttan kasıt tarih bilimiyle alakalı olan. Bir gemi bulunabilir. HAyvanların tufandan sonra dağılımıyla ilgili bir bilimsel tespit olabilir. vs. vs. Yani bu yazı Turan Dursun'a cevap değil. |
4 - Çelişkilerden bir iki örnek:
Bakara Suresinin, 180-181 nci ayetlerinde: "Birinize ölüm geldigi zaman, eger bir hayır (mal) bırakacaksa; anaya, babaya, yakınlara uygun biçimde vasiyyet etmek, korunanlar azerine bir borçtur," Her kim duyduktan sonra vasiyyeti degiştirirse günahı degiştirenlerin üstündedir" buyurulmaktadır. Fakat Nisa: 11. ayetle anne-babanın ve yakın akrabanın'"mirastan alacakları hisseler belirtildiginden, Hz. Peygamber'in de: "Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Artık varise vasiyyet olmaz" dedigi rivayet edildiğinden bu ayetin akrabaya vasiyyet hükmünü neshettigi söylenir. Fakat bazı bilginlere göre miris ayetinin inmesiyle yakın akrabaya vasiyyet kaldırılmış olsa da mirastan payı olmayan uzak akrabaya vasiyyet hükmü farz olarak devam etmiştir. Süleyman Ateş Kırmızıyla çizilmiş yere dikkat. Sonuçta ayetin hükmü tamamen kaldırılmamış olsa bile bir yönüyle kaldırılmış. Allah yazdığını değiştiriyor. Ne kadar uğraşılsa da kuranda nesih yok denilemez. Bu arada Nisa 11,12 de de matematik hatası var. Bari miras dağıtımı düzgün olsaydı. :) |
Çelişkilere devam
Mücadele Suresi: 12.Ey iman edenler, Peygambere gizli bir şey arzedeceğiniz zaman, gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (buna imkan) bulamazsanız, artık şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. 13.Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Burdaki çelişki iddası şu: 12. ayette peygamberle bir şey konuşmadan önce sadaka verilmesini istiyor. 13. ayette sadaka vermeden girenler olduğundan dolayı bu kaldırılıyor. İkisi arasında çelişki vardır. Elmalının yorumuna bi bakalım: Madem ki yapmadınız yapabileceğiniz halde yapmadınız Allah da size tevbe ile nazar buyurdu. Kusurunuzu affedip yine sadaka vermeksizin Peygamber'den dilekte bulunmanıza müsaade etti. Bunun bir şükür ifadesi olmak üzere o halde namaza devam edin ve zekatı verin, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Gerek meclislerin adâbı ve gerek diğer emirlerde itaatsızlık yapmayın da gereğini yerine getirin ki Allah habirdir, haberdardır, bir an bile ilminden kaçırmaz. http://www.biriz.biz/kuran/mucadele/mucadele.htm#13 12. ayette yasakladığı şeyi 13. ayette müsade etmiş. Elmalı böyle diyor. Bu da Süleyman Ateş'in yorumu: İkinci ayette, birinci ayetin hükmü kaldınlmamıştırki. Sadece bunu uygulamayanları Allah'ın affettigi belirtilmiştir. Demek ki makbul olan, yine de gizli konuşmadan önce vergi vermektir. Ama bunu yapmak istemeyeni de Allah bagışlar; İkinci ayet birinci ayetin hükmünü neshetmiyor, hafifletiyor. Birinci ayetin farz kıldıgım, meiıdfıb yapıyor. Nesh olsa, mensuhun hükmü uygulanmaz ve uygulanmasında sevab da olmaz, günah olur. Oysa burada dUrum böyle degildir. Birinci ayetin hükmünü uygulayıp sadaka vermek daha efdaldir. Ayetin sözgeliminden bu anlaşılıyor. Turan Dursun bu konuda yazı yazmıştır bilmiyorum ama her çağda tefsirciler değişik tefsir ediyorlar bu kuranı. Ama çelişki olduğu bariz. Elmalı bile itiraf etmiş. Süleyman Ateş bile hafiflettiğini itiraf etmiş. Sonuçta ayetlerin birbiriyle çeliştiğinin itirafıdır bu. Süleyman Ateş'in kitabını kurcalarken bi kaç tanesini buldum. Biraz daha kurcalasam kimbilir daha ne kadar bulacağım. Ayrıca mesajlarda siteyi mahkemelik edecek içerik varsa düzenlenebilir. |
Üstad Turan Dursun'un Süleyman Ateş'e yazdığı cevabı yeri gelmişken alıntılıyorum:
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:07 . |