Konu güzel.. Herkesin bir şeyler öğrenebileceğini umuyorum.
Ben de bu konuyla ilgili bir kaç ek bilgi verebilirim;
|
İnsanlık, tarih boyunca nereden geldiğini, nereye gideceğini ve kim olduğunu sorguladı. Bu sorulara yanıtlar, normal öğreti içindeki bilgilerle kısırlaşmaya başladığında, düşünsel arayışlara gidildi. "Din" ve "panteist" düşünce sistemleri, bu arayışlarda en genel iki kaynaktır.
“İdeal insan” profilini oluşturma düşünceleri (evrim), “yaşam nereden geldi” sorusu karşısında, farklı fikirlerle çeşitlenmeye başladı. Bu görüşlerin, merkezi “Doğa” olan bir sistem içerisinde açıklama sürecine girmesiyle, mitolojiden bağımsız düşünce sisteminin gelişimi de sağlanmıştır.
Doğacılık (Natüralizm), doğanın kendinden var olduğunu ve eğer düzenleyici bir ilke varsa, bunun da doğa içerisinde olduğunu savunmaktadır. Maddeci ya da Panteist düşüncelerle çaşitlenen Doğacılık, ilk defa Tales’in, “canlılığın suda başaması” görüşüyle temellendirilmiştir. Tales’in yaşamın başlangıcına dair öne sürdüğü bu fikir, daha sonra öğrencisi Anaximendros tarafından, “bütün hayvanlar güneş ışığı etkisi ile denizdeki maddelerden ve insan da balıktan köken aldı” şeklinde genişletilmiştir.
|
Öncelikle, 'Naturalizm', 'Panteizm' ve 'Panenteizm' gibi akımların 'salt maddeci' olmadığını, hatta bu akımların ortaya çıktığı ilk zamanların (yazıda da bir iki isim verilmiş) 'idealist' temelli olduğunu bilmek gerekiyor.. Bu akımlara mensup kaç tane filozof varsa, neredeyse tamamının 'Tanrı' inancı vardır..
Geçmişte 'Naturalist' inanca sahip insanların genel olarak fikirleri şu şekildeydi; Tüm nesnelerin bir görünen tarafı, bir de görünmeyen yanı vardır.. Görünmeyen yanı, onların 'idea'sı idi.. Tanrı, panteistlere göre tüm bu 'idea'ların toplamından ibarettir.. Panenteistlere göre ise, tüm bu 'idea'ların toplamı Tanrı'dır.. Ama Tanrı, salt ideaların toplamı değildir, aynı zamanda evrene içkin ve dışkındır..
İlk 'evrim (tekamül)' düşüncesi, maddenin değil ideanın evrilmesi fikriyle ortaya atılmıştır.. Uzak doğu dinlerinde, insanlar dünyadayken 'olgunlaşmaya' başlarlar.. 'Acı çekmek', 'Meditasyon yaparak dinginlik sağlamak' vs. gibi araçlarla, ruhlarını/idealarını kemale erdirmek isterlerdi.. Ve 'reenkarnasyon' gibi bir fikirle de, dünyaya farklı canlılar şeklinde geldiklerini.. Sonunda ruhlarının/idealarının en üst olgunluğa erişerek Tanrı'yla 'bir' olacaklarına inanırlardı.. Maddi temelden ayrılarak, salt ruh halinde kurtuluşa erişmek vs.
Yani 'ideanın olgunlaşması' fikri, maddenin de değişmesi/gelişmesi fikrine bir şekilde ilham olmuştur..
Marx'tan önceki 'Diyalektik' anlayışı, 'idealist' bir temele dayanıyordu.. Herakeitos ve Hegel'in diyalektiğini, Marx, materyalist bir temele oturtmuştur (Her ne kadar kehanetleri yeni bir din yaratmış olsa da (Komünizm))
Yazıyı okuyunca, bir şeyler eksik geliyor.. Hegel'in 'evrimi' Tanrısal olgularla açıklamaya çalışması ama neden ona dayandırdığı biraz havada kalıyordu (Naturalist ve aynı zamanda materyalist/idealist evrimcilerin bir devamı olarak).. 'Evrim'in kökeninin 'idealist' temelli olduğu bilinirse, daha net anlaşılır.
|
Stephen Jay Gould tarafından kesintili denge kuramıyla açıklanmış; evrimin ileriye ve gelişime dönük olmadığını söyleyerek, evrimin diyalektik temelini sağlamlaştırmıştır.
|
Bir de son olarak; 'Diyalektiğin her zaman ileriye doğru/gelişime doğru' olduğunu biliyorum.. Sentez her zaman, tez ve antitezden daha gelişkin bir durumu işaret eder.. Varılan bu sonucun, 'diyalektik' kavramını desteklediğini sanmıyorum.. Olsa olsa aksi bir kanıt olur.. Zaten 'diyalektik' diye bir şeyin olduğunu da sanmıyorum, orası ayrı.