Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı
Adalet beklentisi de nefreti doğurabilir. Adalet ve nefret arasındaki araç ise intikam.
Kötü olduğunu düşündüğümüz bir eylem karşısında sanki yapılmış olan kötülüğü yok edecekmiş gibi cezalandırma hissiyatına doğal olarak kapılabiliyoruz.
İntikam almak iyiliği artırmaz, sadece var olan kötülüğü artırır. Buna rağmen intikam sanki adaletin gereğiymiş gibi düşünülerek uygulanır. Adalet beklentisi doğamızda var. Dolayısıyla adaletin uzantısı olan intikam da doğamızda var.
Örneğin bir genç kıza işkence ederek tecavüz eden ve onu öldüren birisi halk tarafından linç edilmek istenir. Halktaki bu yoğun nefretin özü adalet beklentisinden geliyor.
O halde adalet etik midir? İntikam etik midir? Uzun zamandır bu soru aklımı meşgul ediyor.
Kötülük yapanı cezalandırmak, toplam kötülüğü artırır. Ancak yapılabilecek diğer kötülüklere caydırıcı etkisi varsa cezalandırmak var olabilecek kötülük sayısını azaltır. O halde buradaki kritik nokta caydırıcılık.
Adalet beklentisi rahatsız edici bir duygu. Çünkü adil bir doğanın var olması mümkün değil. Olmayacak bir şeyi istemek rahatsız edici.
Ya tüm doğadan nefret etmeliyiz, ya da adalet beklentisinden vazgeçmeliyiz.
|
- Yasalarda amaç intikam değildir. Caydırıcılıktır. Yani her bireyin kendi özgürlüğünün başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bittiğini bilmesidir.
- Kavramlara bence dikkat etmeliyiz. Tabiatta hayvanlar kendi doğaları neyse ona göre yaşıyorlar. İlkel dediğimiz avcı-toplayıcılar da öyle. Ve Doğa'nın bu düzenini hem anlamaya çalışıp hem de ona büyük saygı duyuyorlar.
Mesela yeni bir Haber. ABD'li bir çift (psikopat bir çift) 13 tane çocuğu evlat edinmiş, okula göndermemiş (ABD yasaları izin veriyor), sonra kendi sapıkça inançlarına göre bunlara yıllarca eziyet etmişler.
Şimdi hayvan bunu yapmaz. İnsan da yapmaz. Ama insanın içinden böyle yaratıklar çıkıyor, hayvanın içinden böyle yaratıklar çıkmıyor.
O zaman "adaletsiz" dediğimiz doğada bir şey unutmuş muyuz ona bakacağız. Daha doğrusu kendi doğamızı seversek, daha iyi (hayvana yakın) insan olabiliriz. Aydınlanma filozoflarından Rousseau'nun "itiraflar" veya "toplum sözleşmesi" kitapları bu açıdan değerlidir.
Cumhuriyet düşüncesi de bu tür "doğaya uygun" yönetim arar. Din devleti "doğaya uygunluk" aramaz. TR'deki gibi "güçlünün dediğine uygunluk" arar veya "dine uygunluk" aradığını söyler.