"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı
Tarım nasıl başlar?
Açık ovalarda, orman dışında hayvan sürülerini denetimine aldığında (stok yiyecek) senin yiyeceğin vardır, sonsuzdur ancak örneğin kış koşullarında hayvanın yiyeceği yoktur
Tarım burada başlar
Efsaneye göre her Türk ortaasyadan yanına 3 at alı pat sürdü, ikisini kesti yolda yedi sonunucuyla Arap diyarına ulaştı. At, et. Bu yemek
Kuzey Avrupa yerlileri Ren geyiği çobanlarıdır ve tüm yemekleri budur
Grönlandlılar balık, et yerler , tüm yemekleri budur
Kuzey Amerika yerlileri bizon yerlerdi
|
Tarım ne zaman başlar sorusuyla değil, öncelikle mağaralar ve doğal çevresi insanlara ne zaman yetmez sorusuyla başlamalı... Yani milyon yıllık evrede, önce insanı ağaçlar, mağaralardan çıkartan-dayatan koşullar, artan nüfus ve ihtiyaçlar(yetmeyen mağaralar), geçim, doğal felaketler, zaruriyetler, doğayı tüketerek yaşamını sağlayan bütün canlılar ve artan popülasyonlar sorgulanmalı... Tarım daha sonra...
İnsanın alet kullanımıyla gelişiminde yaşanan hızlı yükseliş doğru orantılı, yani insanı hem beceri, hem yetenek hem de akıl, bilinç yönüyle geliştiren en temel faktör alet kullanımı, emektir.. Bu süreç insanın daha uzun süreli, daha güvenli, korunaklı yaşam ve nüfus artışına da yol açtı ve insanlar yaşadığı yerlerde yalnız değildi, bir çok hayvan çeşidi de vardı. Yani günümüz ülkelerdeki ormanlar gibi değildi ve hayatta kalmak için mücadele, rekabet(diğer toplayıcı ve avcı canlılar) koşulları, çeşitlilik daha ağır, şartlar daha zordu...
Örneğin
bir keçi topluluğunu baharda bir ormana sürersek, keçilerin
ayak bastığı yerlerde, o yaz
meyve, tahıl olmayacaktır, çünkü keçiler de, insanlar gibi toplayıcıdır ve daha baharda yedikleri tomurcuklar, bitkiler, yazın alınabilir olan yemişe engel olacaktır...
İnsanlık tarihinde göçler var, çünkü artan ihtiyaçlar ve karşılayacak alan sorunu söz konusu... Örneğin 1.000 kişilik bir insan topluluğunun sırf avcı-toplayıcı olarak
365 günlük geçim ve barınak sorununu ele alırsak, insanlar sadece mağaralardan çıkmak, barınak, yakacak için ağaç kesmek zorunda kalmıyor, toplamak ve avlanmak için belkide onlarca km yol kat etmek zorunda kalacaklardı, peki
her yıl daha da uzağa yol alan kilometrelerce gidiş, dönüş nasıl olacak, nereye kadar olacaktı?...
1.000 kişi, ki o zamanlar 2 öğün yediklerini hesap etsek, günlük ortalama 2.000 Kg(2 ton) gıda tüketir(içecek hariç)... Günlük 2 ton, 365 günde
730.000 Kg eder, böyle bir yerleşkede, salt yiyici olarak düşünürsek, bu topluluk her yıl, takribi 100km2 alanı
tüketir(çünkü yerine bir şey koymuyor)...
İnsanın 10 buğday alıp 1 tanesini tohum olarak ayırması kötü değil aksine doğanın yararınadır. Doğadaki hayvanları avlayarak tüketmek yerine, yetiştirmek doğaya zararlı değil aksine yararlıydı(aksi halde bugün büyük baş, küçük baş dediğimiz hayvanların soyu kurumuş olabilirdi).
Kısaca
doğayı tüketen tarım değil, kontrolsüz nüfus artışı, gelişen MÜLKİYET ve mahrum bırakma kavramı, gelişen SÖMÜRÜ sistemleri, empoze ettiği kölelik, aşırı kar hırsı ve aşırı üretim, rant ve az maliyetle daha fazla
sömürü namına geliştirilen yol ve yöntemlerdir...
İnsan üretmeden doğayı tüketirse, yaşanabilir Dünya'nın ömrü bir kaç yıl olur, çünkü mesele doğadan geçinmek olduğunda insan da keçi gibidir, toplar, tüketir, tüketmek zorundadır, ancak doğa, kendi hali, deviniminde, bu tüketim hızına yetişemez. Sorun doğayı tüketmek yerine
üretmesinde değil, sorunun temelinde sömürüye dayalı sistem ve mülkiyet ve kontrolsüz güç, nüfus artışı vb. anlayışı yatıyor...
Diğer yandan da insan üretmeden yapamazdı, yaşam koşulu, zaruriyetleri, doğası, gelişen akıl, zeka, bilinç, alet yapımı ve kullanımı, korunak, güvenlik, yaşayabilirliğinin özünde var, sorun bu beceri ve yeteneklerin istismarında aranmalı...