Tekil Mesaj gösterimi
  #4  
Alt 30-08-2005, 18:48
Aliminyum Aliminyum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
Standart

Kölelik mevzusu sadece ekonomik olarak değerlendirilemez. Evet köle aynı zamanda ekonomik bir araçtır da ucuz bir işgücüdür ama bu Kölelik kavramının sadece bir yüzüdür hepsi değildir.

Öncelikle Kölelik müessesesine karşı tiksinmemizin bazı sebepleri var. Bunların başında Tarihi Materyalizmin insan zihnini bulandıran görüşleri geliyor. İnsan ekonomik bir hayvandır. Ekonomik çıkarları için yaşar, ekonomik çıkarları için savaşır devletler kurar sistemler inşa eder düşünceler ortaya atar böyle yaşar ve böyle ölür. Tarihi materyalizmin bu anlayışı ile değerlendirildiğinde köleliğin sadece ekonomik bir kurum olarak algılanması doğaldır ama yanlış ve eksiktir.

Tarihin eski dönemlerinden beri kölelere karşı reva görülen insanlık dışı muameleler, eziyetler, işkenceler kafamızda öyle bir köle imajı geliştiriyor ki köleleri, ehramlara güneş altında çıplak sırtlarıyla taş taşırken kamçılanan zavallılar, arenalarda vahşi hayvanlarla dövüştürülerek insanlara eğlence olan, boynu tasmalı, elleri ayakları zincirli, sırtı kamçı izlerinden oyuk oyuk yara bere içinde diye telakki ediyoruz. Bu telakki, köleler hakkındaki bu tasavvurumuz genel itibariyle doğrudur da.

Son olarak da yakın zamanlara kadar hatta şu zamanlarda bile savaş esirlerine karşı yapılan aşağılık muameleler, işkenceler, eziyetler vs. bizi kölelik, esaret gibi mevzulara karşı duyarlı hale getirir.

Herşeyden önce şunu tespit etmek lazımdır ki Kölelik, bir müessese olarak İslam'dan önce var idi. İslam, köleliğin yerleşik olduğu bir ortamda ortaya çıkmış bir dindir.

Bu itibarla İslam köleliği bir Vak'a olarak ele almıştır. Yani kölelik vardır, toplumda yerleşiktir, kurumsallaşmıştır ve bir şekilde yüzyıllardır bu kurum işlemektedir. Bu yüzden köleliği bir anda kaldırmak, köleleri aniden azat edivermek ve bu kurumu toplum hayatından silmek pek de gerçekçi olmayacaktır. Çünkü bu kurumu bir anda kaldırmak o zamanın yerleşik siyasi,ekonomik, toplumsal dengelerini alt üst edecektir.

İslam, develere, hayvanlara, kurtlara kuşlara ağaçlara bile hak tanıyan bir din olarak kölelerin salt ticaret ve eğlence araçları olmadığını hatırlattı. Şu hadislere bakın;

"Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz, kim onu hapseder veya gıdasını keserse onu hapseder ve gıdasını keseriz, kim onu hadım yaparsa onu hadım yaparız.” ( Ebû Dâvud Tirmizî, el-Hâkim, el-Müstedrek )

Başınızdaki kimse gözü kör, ayağı topal, rengi siyah bir köle de olsa, sizi Allah’ın Kitabı’na göre sevk ve idare ettiği sürece onun sözünü dinleyip emirlerine itaat edin.” (Buharî, Müslim, Nesaî)

"Hizmetçi ve köleleriniz kardeşlerinizdir. Kardeşi, elinin altında bulunan her fert, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onların yapamayacakları işleri emredip onlara yüklemesin. Eğer zor işler teklif ederseniz, behemehal onlara yardım ediniz.”(Müslim, Müsned )

“Sizden hiçbiriniz, ‘Bu kölemdir, bu câriyemdir.’ demesin. Kızım veya oğlum, yahut kardeşim desin.” (Muslim, Müsned )

Bir iki örnek verelim. Hz. Ömer... Bu adam o zamanki İslam toplumunun imamıdır, Müminlerin emiridir, yani devletin başkanıdır. Hakim'in Müstedrekinde ifade ettiği bir tarihi olay şu şekilde gerçekleşir: Kudus fethedilir, Kudüs'ü teslim almak için Hz. Ömer kölesiyle birlikte yola çıkar, binekleri 1 tane devedir. Deveye ortaklaşa binerler. Hz. Ömer devedeyken köle deveyi çeker, köle devedeyken deveyi Hz. Ömer çeker. Kudüs şehrine gelinip şehir kapısından içeri girileceğinde deveye binme sırası kölededir. Yani deveye devlet başkanı Hz. Ömer'in kölesi binecek ve Hz. Ömer de deveyi yularından çekerek şehrin içine gireceklerdir. Aynen öyle olur, hiçbir kompleks, hiçbir karizma telaşı göstermez Halife Ömer ve devesine kölesini bindirir, devesinin de yularından tutarak sanki devlet başkanı köleymiş Ömer de onun kölesiymiş gibi şehre girerler. Ömer'i bu şekilde davranmaya iten İslam'ın insan hukukuna gsterdiği hassasiyettir.

Ebu Zer de takım elbisesinin bir parçasını hizmetçisine giydirir diğer parçasını da kendisi giyerdi.

Hz. Bilal-i Habeşi'nin de Habeşli bir köle iken Müslüman toplum içinde köle olup olmadığına bakılmaksızın ne derece baştacı edildiğini bilmeyenimiz yoktur.

Peygamber Efendimiz'in azatlı kölesi olan Zeyd hazretlerinin azat olmasına rağmen ailesinin yanına gitmeyi reddetip Efendimizin yanında kalmasını tercih ettiği de bilinen hadiselerdendir.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Böylece yüzyıllardır yerleşik olan köle anlayışı köleleri itilip kakılan, ticaret ve eğlence araçları olmaktan çıkarıp onlara da herşeyden önce KUL olma gerçeklerini iade ediyordu. Böylece birinci merhale tamamlanmıştır.

İkinci merhale köleleri hürriyetlerine kavuşturma merhalesidir ki o güne kadar hiçbir sistem İslamın getirdiği sisteme kıyasla böyle birşey gerçekleştirememiştir.

İslamda köle azat etmeye dair o kadar çok teşvik var ki bunu siz de kabul ediyorsunuz.

Burada denilebilir ki; Kölelerin hürriyete kavuşturulması ve onlara insanca muamele yapılmasında, ne kadar ileriye gidilirse gidilsin; hatta isterse hepsi birden hürriyete kavuşturulsun, yine de köleliğin kabul edildiğini, hükümlerinin buna göre getirilmiş olduğunu ve fıkıh kitaplarında da ahkâmın bu yönde işlediğini görüyoruz ki, bu da köleliği kabullenmekten başka bir şey değildir. İnsanlığın dem ve damarına işlemiş pek çok fena huy ve âdetleri, bir hamlede kaldıran İslâm’ın, köleliği kaldıramaması düşünülemez. Kaldırabilirken kaldırmaması, onu tahkir etme mânâsına gelmez mi?

Herşeyden şu bilinmeli ki yukarıda da deik. Köleliği icat eden İslam değildir. İslam, kölelik diye birşeyi ortaya çıkarmamıştır. Kölelik kurumunun sebebi İslam değildir. Kölelik, yüzyıllardır insanlık tarihinde iyice yerleşmiş olan bir kurumdur.

Kölelik, devletlerin birbirleriyle savaşmaları yoluyla kurumsallaşmış bir unsur. Yani köleliğin temelinde savaşlar vadır. Böyle olduğuna göre yani kölelik savaşlardan elde edilen esirlerden oluştuğuna göre ortaya çıkacak sorun şudur: Esirlere karşı yapılacak Muamele ne olmalıdır?

- Hepsini kılıçtan geçirebilirsiniz,
- Esir kamplarında bakımlarını üstlenip hayatlarının devamını sağlarsınız,
- Memleketlerine geri gönderirsiniz,
- Onları alırsınız, savaşa katılan Müslümanlara dağıtırsınız, ganimetten bir parça sayarsınız.

İslamın ilk ikisini yapmadığı, yapılmasını da yasakladığı malum. Üçüncüsü olan savaş esirlerini affedip memleketlerine geri göndermek ise o kadar basit değil. Belki insani bir davranış olarak görülüyor ama ya karşı taraf bizim esirlerimizi öldürüyor bize iade etm,iyorsa bizim onların esirlerini iade etmemiz kendi insanımıza vefasızlık olmayacak mıdır? Üstelik iade edileler bizden birtakım malumatlarla karşı tarafa döndüklerinde bizi güçsüz hale getirecek birşeydir bu.Düşmanı cesaretlendirir başka işe yaramaz. O halde en iyi yol esirlerin karşılıklı takasıdır ki yaygın olan uygulama da budur.

Gelelim İslamın uyguladığı sisteme. Yani İslam esirleri kılıçtan geçirmiyor, onları toplama kamplarında tutmuyor, onları karşılıksız olarak tabiri caizse enayi gibi geri de iade etmiyor.

Esirleri alıyor, ganimet parçası sayarak Müslümanlar arasında dağıtıyor.

Uygulamanın aslı şudur; Her Müslüman bir savaş esirini evine alıyor. Ona doğruyu güzeli Hakkı Hakikati anlatıyor, kendi yaşayışıyla bizzat gösteriyor
Köle, gördüğü insani davranış karşısında gerçeği görüyor. Gönlü fethediliyor. Sonra azad edilip İslam toplumunda diğer Müslümanlarla aynı ve eşit haklara sahip birer birey haline geliyor.

Bu usulle pek çok Müslüman yetişmiştir. İmam Mâlik’in şeyhi Nâfî, Tâvus bin Keysan ve Mesruk gibi pek çok tabiîn imamı bu şekilde yetişmiştir ki bu yöntemle yetiştirilenlere ayrı bir isim verilmiştir: MEVALİ TOPLULUĞU.

Müslümanların kölelik kurumunu toptan kaldırmayıp iyi yönde de olsa işlettiği bir gerçektir. Bunu inkar edemeyiz. Ancak bunun iki önemli sebebi var. Bunlardan biri efendilerle diğerleri kölelerle alakalıdır.

Efendi, kölesine insanca davranışla emrolunmuştur. Köle azat etmenin ecrine özendirilmiştir.

Köle ise, siyasi,askeri, toplumsal ve en önemlisi de dinsel sebeplerden pat diye azledilmemiş, köleye hak ve hakikat öğretilmiş, iade edilmeyerek düşmana güç kazandırılmamıştır.

Özetle denebilir ki:

İslam köleliği icat etmedi, emretmedi. Bilakis köleliği rayına oturttu. Kölelik kurumunu kurutma yollarını gösterdi. Köleleri zulüm altında inlemekten kurtarmış, onlara neredeyse efendileriyle eşit şekilde haklar tanımış, kölelik kurumunu da mutlak hayra ve mutlak güzele kanalize etmişt. İslamın başlattığı, kişisel köleliği kaldırma hamlesiyle bugün, bu cins kölelik artık kurutulduğu gibi, devlet ve milletlerin köleliklerinin de sona ermesi duası ile...
Alıntı ile Cevapla