Adına ilim deyin, bilim deyin, bu sahada iştigal eden hemen herkesin dünyadaki varlığımızla ilgili ortak soru şudur: “Evrende yalnız mıyız?” *Aslında soru şunu sorar: “Evrende insandan başka varlıklar da yaşar mı?”
Ateist-materyalist-pozitivist bakış açısı cinlerle alakalı kendilerine sorulacak sorulara bir bilimsellik fetişizmi olarak adlandırabileceğim ve başka bir postta hakkında uzun uzun içimi dökmek istediğim “bir duymamış olayım” açılımı sergilerken, durum “din inanırları açısından” hiçte uzak bir ihtimal değildir. Zira başta Yüce Dinim İslam olmak üzere yeryüzündeki başlıca inanışlarda İslam’a benzer olarak Cin fenomeni ile alakalı metinler vardır.
Tevrat’ta bir takım (Cinni) sihir uygulamalarının geçtiği kıssalar anlatılmıştır. Fakat Musevilik de tıpkı İslamiyet de olduğu gibi sihri yasaklamıştır. Talmud ve Mişna metinlerinde sihrin haramlığı tekrar edilmiş, hatta Mişna da putperestlikle eşdeğer sayılmıştır. Bu yasaklama Hristiyanlık’ta da sürdürülmüştür. İncil’de İsa peygamberin havarilerinden Paulos’un cin çıkarma operasyonları anlatılır.
Yine İncil’de Hz. İsa'nın benzer şekilde, "cin çarpmışlık"la (Yuhanna, 7/20, 8/48, 8/52), itham edildiği yer almaktadır.
yuh.7:19 “Musa size Kutsal Yasa'yı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasa'yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?”
yuh.7:20 “Kalabalık, «Cin çarpmış seni!» dedi. «Seni öldürmek isteyen kim?»
yuh.8:48 “Yahudiler O'na şu karşılığı verdiler: «`Sen, cin çarpmış bir Samiriyeli'sin' demekte haklı değil miyiz?»
Cinler açısından en tatmin edici bilgiler Kur’an-ı Kerim’de yer almaktadır.
Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı. (Rahman Suresi, 15)
Ve Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık. (Hicr Suresi, 27)
Bir de tutup cinleri (gizli yaratıkları) -onları yarattığı halde- Allah'a ortak koştular. Bundan başka bir de O'na oğullar ve kızlar saçmaladılar, ne dediklerini bildikleri yok. O'nun yüce zatı, onların vasıflamalarından münezzeh ve yücedir. (Enam Suresi, 100)
Kuran ayetleri incelendiğinde cinlerin de aynı insan toplulukları gibi bir hayatları olduğu anlaşılmaktadır. Ayetlerde cinlerin de gelmiş ve geçmiş ümmetleri olduğundan bahsedilmektedir. Onların da soyları, ataları bulunmaktadır. (Araf Suresi, 38; Kehf Suresi, 50) İnsanlardan daha farklı bir boyutta yaşamakta, ancak insanları görüp izleyebilmekte, konuşmalarını dinleyebilmektedirler.
Cinlerden İfrit Hz. Süleyman'a o daha makamından kalkmadan, Sebe Melikesi'nin tahtını getirebileceğini söylemiş ve "... ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." (Neml Suresi, 39) diye belirtmiştir. Bu ifadeyle, onun bir yerden diğer bir yere çok büyük bir hızla hareket ettiğine, bir maddeyi başka bir yere iletebildiğine işaret ediyor.
Allah cinlerin yaratılış amacını "Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bildirmiştir. Onlar da elçiler ve elçilere indirilen kitaplar vasıtasıyla uyarılıp korkutulmakta, dünya hayatında nasıl davranışlarda bulunacaklarıyla denenmekte, ibadet ve itaat etmekte, bunun sonucunda da Allah'tan bir karşılık bulmaktadırlar. Allah Enam Suresi'nde şu şekilde bildirir:
Ey cin ve insan topluluğu, içinizden size ayetlerimi aktarıp-okuyan ve size bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet ederiz" derler. Dünya hayatı, onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler. (Enam Suresi, 130)
Pekiyi günümüzde durum nedir? Kur’an ayetleri ateist-materyalist-pozitivist fikirlilerin iddia ettiği gibi sadece metin üzerinde mi vardır? Yaşadığımız dünyada ayetlerin tezahürü yok mudur? Vardır, hem de birbiriyle ağız birliği edemeyecek kadar birbirinden uzak ve birbirini tanımayan insanların açıklamalarıyla…
1001 Gece Masalları’nda çok sık geçen bu cinler erkekleri öldüren çekici kadınlar olarak anlatıldığı bilinir. Hıristiyanlık cinsel perhize çok önem verdiğinden, Orta Çağ´da cinler ve şeytani olaylar her yerde kol gezer, etin günahı büyüktür ve karı kocalar dahi cinsel yaşamlarını asgarinin altına indirmeye teşvik edilerek korkutulurlar. Azizlerin işi zordur, Aziz Anthony şehvet düşkünü bir varlığın tasallutuna uğrarken, Aziz Godric uyuduğu her anda üzerine çıkan gelinlikli bir kızın yaşam boyunca tecavüzüne hedef olur. O günlerde öylesine bir korku vardır ki, çok güzel kadınlarla, erkeklerin yüzleri dağlanır veya yaralanarak cinlerin saldırısından korunulmaya çalışılır.
Peki sokaktaki insanda durum nasıldır? Ateistleri bile korkutacak kadar nam salmış bu varlıklar acaba sadece bir halüsinasyonun ve ruh sağlıksızlığının mı göstergesidir? Fizyolojik ve psikolojik hiçbir rahatsızlık görünmeyen bazı insanların durduk yere çığlık atıp, bir yerleri işaret etme gibi acayip davranışlar göstermeleri toplumda hiçte azımsanmayacak bir çoğunluktadır. Derhal elektro şok uygulanan ve yoğun bir terapiye tabi tutulan bu insanların durumlarında bir düzelme görülmemiştir. Oysaki, tıbbın çaresiz kaldığı bu tip durumlarda bir din aliminin uyguladığı birkaç prosedür sayesinde durumlarında düzelme görülen bir yığın insan vardır.
Bunun en yakın şahidi benim. Bir hafta boyunca uykumda cinlerin tasallutuna mazur kalmıştım. Hatta bir keresinde siyah çirkin yüzünü gözlerimle gördüm. Üzerimde bir abanma hissiyle kendilerini gösteren bu varlık ya da varlıklar, hareket etmemi, bağırmamı, kısacası bütün bedensel aktivitelerimi sınırlandırıyordu. Ben dua etmeye niyetlendikçe hırlamaya benzer bir ses çıkarak öfkelendiğini belli ediyordu. Ben Ayet-el Kürsi’yi okuyacak kadar kendime geldiğimde üzerimdeki abanmanın geçtiğini hissediyor, şuurum yerine geliyordu. Kardeşim, bu varlıklarla birebir görüşen birinin bana yardım edebileceğini söyledi ve durumumu kendisini bundan sonra kod bir isimle (Ali) çağıracağım kişiye anlattı. Ali son derece soğukkanlı bir şekilde, durumumu “cin arkadaşlarına” anlatıp bana bilgi vereceğini söyledi. Yarım saat sonra arayan Ali’ydi. Bana, kendisi İstanbul’da ben Adana’da olduğum halde kesinlikle bilmesinin mümkün olmadığı doğru şeyler söyledi. Dediğine göre konuştukları cin taifesinin Müslüman olanlarıydı. Cinlerin kendisine “beni incelediklerini, genellikle Ayet-el Kürsi okumayı unutarak yatağa girdiğimi, bazen de uykulu olduğum için anlamını düşünmeden okuyuverdiğimi, ve sürekli yüzükoyun yatmamam gerektiğini, çok düşündüğümü ve bu yüzden benimle daha çabuk iletişime geçtiklerini, amaçlarının beni dinden soğutmak olduklarını” anlattı bana. Aman Allah’ım, dediklerinin her biri kelimesi kelimesine doğruydu. Bütün bunları nereden biliyordu? Yine Ali’nin anlattıklarına göre, Müslüman cinlerin korkutma gibi bir özellikleri olmadığını, insanlar korkmasınlar diye kendilerini belli etmekten çekindiklerini, rahatsızlık için gelenlerin hepsinin “kâfir cinler” olduklarını, İsm-i Azam’ı (Allah’ın en güzel 6 ismi) sık tekrar etmem gerektiğini, Müslümanları dinlerinden soğutmak için yapmayacakları hiçbir şeyin olmayacağını anlattı bana. Şok olmuştum. Dediklerini harfiyen uyguladım ve o gün bu gündür artık cinler tarafından hiç rahatsız edilmedim.
Bunu uydurduğumu düşünebileceklere yine çocukluğumuzda yaptığımız (bir sefer de ergenlikte) “ruh çağırma seanslarından” bahsetmek istiyorum, ta ki bunu kendilerinin de yaptığını düşündüğüm forumdaki diğer arkadaşlar bana destek versinler ve yalan söylemiş olabileceğim ihtimali “nesnel olarak” ortadan kalksın.
Ruh çağırma seanslarında “Ey ruh geldiysen haber ver” çağrınıza cevap veren ve çoğu kez kendisini “Hitler, Eflatun, Lady Diana vs.” olarak tanıtan bu varlıklar aslında ruh değil, cindirler. Amaçları sizin sorduğunuz sorulara, bir yakınınızın, ya da ölmüş bir meşhurun ruhuymuş gibi görünerek sizi yanıltmak ve İslam’dan soğutmaktır. Yaptığımız seansların birinde masanın üstündeki fincanı harekete geçiren cin kendisini Mevlana olarak tanıttı. Sorduğumuz sorulara masanın üstünde bulunan harfleri kullanarak mükemmel netlikte cevaplar veriyordu. Mesela benim adım ne, arkadaşımın babasının adı ne falan. Daha sonra onun Müslüman olduğu verisiyle ona müslümanlığı yönünden sorular sorduk, bizi basbayağı yanıltıyor, İslam akidesiyle uzaktan yakından alakası olmayan cevaplar veriyordu. Ben müdahele ettim ve onun yalan söylediğini söyledim, bu esnada bir müddet duraklamadan sonra cin, fincanı hızlıca yere fırlattı. * *
Konumuzla ilgili bir diğer çarpıcı örnek ise, turandursun.com sitesindeki takma adımı kendisinden öykündüğüm ünlü Alman filozof Arthur Schopenhauer (1788-1860) felsefesi üzerine yazılmış “Varolmanın Acısı, Schopenhauer Felsefesine Giriş, Çev. Der. Veysel Ataman, Donkişot Yayınları, 2004, İstanbul” kaynakta yer alıyor. Aynen iktibas ediyorum:
“(Schopenhauer’in) Aydınlanmaya duyduğu inanç, hayatının son yıllarında okültizme ve dönemin “animal magnetizm” diye anılan parapsikolojik olaylarına duyduğu büyük ilgiye ters düşer gibidir.
O yıllarda masayı psişik güçlerle yerinden oynatma, ruh çağırma seansları yaygındır. Ne var ki, Schopenhauer “masayı hareket ettirme” olayını kendince bilimsel bir temele yerleştirmeye, bu olaydan kendi öğretisine yönelik bir destek bulmaya çalışır.
Birçok girişimin ardından 66. doğum gününde böyle bir fırsat yakalar. Notlarına bakılacak olursa masayı hareket ettirme seansı, birkaç bilginin gözleri önünde, genç, saf, alabildiğine çocukça görünen, temiz yürekli bir bayan tarafından gerçekleştirilir. Düşünürün anlattıklarına göre, bu çok yetenekli genç bayan iki dakika içinde masayı bugünün diliyle söyleyecek olursak psikokinetik enerjiyle hareket ettirmiştir. Seansa katılanlar arasında bulunan fizikçi Wagner olayın içinde mekanik bir hile olduğunu ileri sürüp durmuş, bu iddia düşünürü ikilem içinde bırakmış, ancak iki saatlik incelemelerin ardından, Schopenhauer, genç kadının masayı hiçbir mekanik hileye başvurmadan yerinden kımıldattığına kanaat getirmiştir.” S.27-28
Hiç kuşku yok ki filozof Schopenhauer ve fizikçi Wagner’in şahit oldukları masa kımıldatma olayının faili ya da failleri cinlerden başkası değildi. Schopenhauer gibi ikna olmak konusunda oldukça “kıl” biri bile notlarında kadının masa oynatmasının kesinlikle fizik kuralları içerisinde oluşmadığını kabul etmiştir. (Toplu Mektuplar, Bonn 1987, s. 332)
Schopenhauer’in şahit olduğu bu olay bize şu ayeti hatırlatır:
“Cinlerden bir ifrit: (Süleyman’a) «Sen makamından kalkmadan önce ben onu (tahtı) sana getiririm. Ve gerçekten bunu yapmaya hem gücüm, hem de güvenim var, dedi.” (NEML suresi 39.) Ayetin de işaret ettiği gibi, cinler uzaklık fark etmeksizin bir yerden başka bir yere saniyeler içinde geçebilir ve cisimleri yerlerinden hareket ettirebilirler. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, bunlara güç yetirebilmelerine rağmen biz insanlarla aralarındaki boyut farkından dolayı bizim yaşam tabakasına her bir cinnin sürekli geçebilmesi mümkün olmamaktadır. Bunun için sözkonusu cin ya da cinlerin geçiş yapabilmelerinin alt yapısının hazırlanmış olması gerekir. Bu insanlar içinde böyledir. Her insanın cinlerle istediği her vakitte, iletişime geçmesi olası değildir. Cinlerle iletişim bir yetenek meselesi değil, vücudun ve ruhun hazırbulunuşluğuyla ilgili bir durumdur. Özellikle aşırı stresli, ağır hastalıklı, yeni doğum yapmış kadınların, ve dindar Müslümanların cinler için potansiyel hedef olduklarını belirtmem lazımdır.
Youtube görüntülerin otantikliği hakkında fazla spekülasyon yapmanın gereği yoktur. Zira gençlerin hepsinin yapmacık bir aktivite için heyecanla bir araya gelmeleri düşünülemez. Üstelik oynayan cisim gençlerin hepsinin parmağı üzerinde olmasına rağmen kararlı bir şekilde tek bir noktaya gitmektedir. Aksi takdirde herkes farklı bir yöne itseydi, “ruh çağırma seansının” güvenirliği ortadan kalkacak, her şeyin bir “numara” olduğu ortaya çıkacaktı.
Şimdi sorulması gereken şudur,
1- Cinler konusunda bize doğru bilgiler sunan Kur’an bizi diğer hususlarda neden yanıltsın?
2- Bir itme kuvveti olmaksızın cisimler nasıl hareket etmektedir? Yoksa her-derde-deva bilimin buna bir cevabı yok mudur?
3- Sadece görünen şeylerin var olduğunu ilan edip, metafiziği ve doğaüstü varlıkları görmezden gelen ateist-materyalist-pozitivist yaklaşımlar oynayan cisimler konusu hakkında ne demektedirler?
4- Bütün bu cinni eylemleri görünmeyen bir varlıkla ve onun Yaratıcısıyla açıklayamayacaksak ne ile açıklayacağız?
5- Bütün psikiyatr, beyinbilimci ve fizyologların “görünür bir rahatsızlığı yok” deyip evlerine gönderdikleri bu şahıslar, ateist-materyalist-pozitivist kişilerin hacı-hoca diye küçümsedikleri insanlar tarafından “Allah’ın ayetlerinin kudretinden yararlanılarak” iyileştirilmeleri ve bu işlemlerin yüzde 80lere varan bir başarı oranıyla uygulanması tesadüf müdür? *
6- Bu denli kabüle mecbur bırakıcı deliller bombardımanından sonra ateist-materyalist-pozitivistler ısrarla bilimperestliklerine devam mı edeceklerdir? O halde maddeyle alakalı olmayan ve bilimin temel ilkeleriyle çelişen bu durum karşısında “üç maymunu mu” oynayacaklar? Bilimin çaresiz kaldığı bu durum karşısında ısrarla Aişe’nin yaşını sorgulamaya devam mı edeceklerdir?