Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 12-05-2009, 20:32
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart Mü'min ile Agnostik...

Güzel bir ilk bahar günü, randevusuna geç kalma korkusunun da verdiği hafif telaşla, seri adımlarla çıktı evinden. Verilen adreste bahsedilen çay bahçesini bulmuş ve içeriye girmişti, aradığı kişi hemen tam karşısında yer alan masada oturuyordu.

Merhaba dedi.

[Mü'min] Merhaba, hoş geldiniz.

[Agnostik] Hoşbulduk.


[Mü'min] Buyrun oturun lütfen. Demli bir çay söylemek için sizi bekiyordum, siz de çay arzu eder misiniz yoksa farklı bir tercihiniz mi olur?


[Agnostik] Çay alayım.


Çaylar söylenir, muhabbet başlar.


[Agnostik] Öncelikle görüşme talebimi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederim.


[Mü'min] Rica ederim.


[Agnostik] Sakıncası yoksa başlayabilir miyim? Doğrusu vereceğiniz yanıtlara dair sabırsızlanıyorum.


[Mü'min] Elbette başlayabilirsiniz. Ancak öncelikle bir hususu yerli yerine koymamız gerekiyor.


[Agnostik] Hangi hususu?


[Mü'min] Sabırsızlıkla cevaplarını beklediğiniz/aradığınız sorularınızın tamamının cevaplarının bende olamayabileceği ancak sizde olmamasının imkansız olduğu hususu ?


[Agnostik] Anlamadım!


[Mü'min] Konuşmamızın ilerleyen safhalarında anlayabileceğinizi umuyorum.


[Agnostik] Bir saniye, sizi yanlış anlamadıysam samimiyetimden şüphe ediyorsunuz.


[Mü'min] Ne münsabet?


[Agnostik] Eğer sorularımın cevaplarını biliyorsam neden bir arayış içinde olayım ve sizinle görüşmek isteyeyim?


[Mü'min] Dikkat buyrun, ben sorularınızın cevaplarını biliyorsunuz demedim, soracağınız soruların cevapları sizde dedim.


[Agnosik] Yanıtlar bende ancak benim haberim yok!


[Mü'min] Sevdiğinizi ve aşina olduğunuzu umduğum bir kavramla açıklık getirmeye çalışayım : Farkındalık sorunu.


Kısa süren bir sessizliğin ardından...


[Agnostik] Aslında tam da bu yüzden, bu tavrınız sebebiyle sizinle görüşmek istedim. Nasıl bu kadar emin olabildiğinizi, bu özgüvenin kaynağını, “bütün cevaplar bende” iddiasının neye dayandığını anlamak için.


[Mü'min] Dikkat buyrun, size dair benim söylediğim “bütün cevaplarınız bende” demekten farklı, hatta ötesinde bir şey. Ben aradığınız cevapları nerede bulabileceğinizi bildiğim iddiasındayım.


[Agnostik] İçimde!


[Mü'min] Öz benliğiniz, enfüsünüz de.


[Agnostik] Ben bana dair söylediklerinizin de ötesinde, genelde sahip olduğunuz özgüveni, kesin inancınızı sorguluyorum. İsterseniz buradan başlayalım. Sizin özgüveniniz, emin oluşunuz özünüzde varolduğunu söylediğiniz cevaplara farkındalık sebebiyle mi ?


[Mü'min] Tam isabet. İç dünyamda müşahade ettiklerimle, dış dünyam arasındaki uyum ben de “yakin” dediğimiz hali oluşturuyor.


[Agnostik] Bu “yakin” ya da “farkındalık” durumu neden herkes de yok, örneğin ben de neden yok? Daha da genellersek, her farkındalık iddiası ile sizin farkındalık iddianız bir mi ? Örneğin bir Hıristiyan'da farkındalık yaşadığını söyleyecektir, bir Yahudi'de. Ama size göre onlar “farkında” değiller, onlara göre de siz. Öyle değil mi ?


[Mü'min] Soru “Neden herkes de 'yakin' yok?” Bu İnsanların sahip oldukları araçlarla, önce melekelerini keşfetme, sonra bunları kullanmada sergiledikleri başarı, bu kullanım sürecinde sebat etme azimleri/kararlılıkları, kısacası İnsanın kendisini tanıması durumu ile alakalıdır. Kimisi bu dünyaki misyonunu yeme-içme-uyuma ve çiftleşmeden ibaret görüp, fezada boşluk işgal etmenin bunlar dışında başkaca bedeli olmadığını sanırken, kimisi de beyninin her kıvrımını kanatırcasına düşündükçe düşünüyor, sorguladıkça sorguluyor ve “buraya nasıl ve neden geldim, nereye gidiyorum”un cevabını arıyor. İkinci kategoride yer alan İnsanın cehdinin bir mükafatı olması doğal değil mi?


[Agnostik] Mükafat?


[Mü'min] Siz buna, “çalışmasının semeresi” diyebilirsiniz, ben de böyle ifade etmekte bir mahsur görmem. Ancak bu, elde edilenin bir mükafat olması durumunu değiştirmez.


[Agnostik] İyi ama, herkes söylediğiniz süreçlerden geçmiyor. Beyninin kıvrımlarını kanatmadan “İşittik ve itaat ettik” diyenler de var. Onlar nasıl “farkındalık” kazanmış oluyor? Ya da “yakin” dediğiniz hali? Yine kimisi neden dünyayı yeme-içme ve üreme arenasından ibaret sayarken, kimisi bunun ötesinde anlamlar yüklüyor? Bu iki gurubu birbirinden farklı noktalara savuran şey nedir? Ayrıca diğer inanç sistemlerine inananlarla örneğin siz Müslüman arasında varolan çelişki durumunu nasıl açıklayacaksınız? Bütün bunlar “hangi farkındalık, gerçek farkındalık?” sorusunu gündeme getirmiyor mu?


[Mü'min] Son kısma geleceğim, önce taşları yerli yerine oturtalım. Hatırlarsanız az önce İnsanların sahip oldukları melekelerden, bunları keşfetme, sonra kullanma cehdlerinden ve bunları yaparken sergiledikleri azim ve sebatları bakımından birbirlerinden ayrıldıklarından söz etmiştim.


[Agnostik] Evet.


[Mü'min] Öncesinde “sahip oldukları araçlarla” diyerek.


[Agnostik] Araçlar?


[Mü'min] Evet, araçlar. İnsanoğlu'nun kendini ve melekelerini tanıma/keşfetme süreçlerinde sahip olduğu anlam haritalarından söz ediyorum. Esasen İnsanları birbirinden ayıran temel faktör budur, doğru haritaya malik olan doğru okumalar yapmakta, doğru okumalar yapan kendini doğru tanımakta, kendini doğru tanıyan da yere sağlam basmaktadır.


[Agnostik] Diğer İnanırlar?


[Mü'min] Şimdi o kısımdayız. Yeryüzünde Müslümanlarla aynı İnanç umdelerine %100 bağlı olmayan ve fakat kendilerine burada konuştuğumuz anlamda “farkındalık” izafe edenler bulunuyor olması, ne Müslümanların farkındalığına gölge düşürür, nede söz konusu inanırların kendi içlerinde, hatta sizin durumunuzda olanlarla aralarında farkındalık bakımından derece farkları bulunduğu gerçeğini perdeler.


[Agnostik] Derece farkı derken?


[Mü'min] Örneğin bir Hıristiyan'ın burada sözünü ettiğimiz anlamda, kendini tanımada, eşya ve hadiseleri yorumlama/tahlil etmede, kısacası doğru okuma yapmda ve bu okumanın onun iç ve dış dünyası ile uyumunda bulunduğu nokta ile sizin ki farklıdır.


[Agnostik] Yani bu okuma işinde Hıristiyan benden daha mı başarılı, ya da daha mı “farkında” oluyor?


[Mü'min] Nazarınıza vermeye çalıştığım şey, seviye/level farklarının bulunmasının, katedilen mesafeleri sıfıra indirgemeyi gerektirmeyeceği. Benim açımdan bir gayr-ı müslim afak-enfüs dengesini sıhhatli kuramamış birisidir, ancak istinat ettiği hiçbir nokta yoktur da demiyorum.


[Agnostik] Yani sizin kadar olmasa da “farkında”.


Dedi ve tebessüm etti...


[Mü'min] Malikiyeti var, tam nasipsiz değil. Her şeyden evvel “sahipsiz” olmadığına müdrik.


[Agnostik] Peki ya ben? Bir agnostik bu anlamda sizin zihin dünyanızda nereye oturuyor?


[Mü'min] Doğrusu cevabından hoşlanmayacağınız bir sual sordunuz, üstelik en başta söylediğim gibi “farkında” olmasanız da cevabını bildiğiniz bir sual bu.


[Agnostik] Hoşlanmayacağımı düşündüğünüz yanıtı merakla bekliyorum.


[Mü'min] Kendi durumunuzu az önce siz “olamamak” hali ile açıkladınız. Kainata dair bir Müslümanın tereddüt etmediği düşünceler hakkında “o kadar emin olamıyorum” demek istediniz. Esasen sizin bu hal üzre olmanız değil, bundan müzdarip olmanız dikkat çekici!


[Agnostik] Neresi dikkat çekici?


[Mü'min] Kendinizi “agnostik” olarak tanımlıyorsunuz, öyle değil mi?


[Agnostik] Evet.


[Mü'min] O halde emin olamayışınızın dikkat çekici bulunmasına “neresi dikkat çekici?” karşılığını vermeniz daha da dikkat çekici.


Dedi ve tebessüm etti...


[Mü'min] İster bir süreç sonunda, ister sorgulamanızın en başında olsun, varsayımınız “bilinemezlik” olduktan sonra “mütmain” olmayı beklemeniz, sizin cephenizden bakıldığında tuhaf olarak görülmeli. Ben ise buradan bunu “dikkat çekici” olarak yaftalıyorum. Zira bu itminan arayışı, tatmin olmayı her daim bekleyen ve bu gerçekleşene kadar da bekleyecek olan bir melekenize gönderme yapıyor ve o meleke de diğerleri gibi, cevabın esasen enfüsünüzde olduğuna işaret ediyor.


[Agnostik] Biraz açar mısınız?


[Mü'min] “Sizin inandığınız kesinlikte ben neden inanamıyorum?” diyorsunuz, ben de diyorum ki bırakın İnanmayı, siz kesin olarak inkar ettiğinizi dahi kendinize itiraf edemiyorsunuz. Zira yola “ben var da diyemem, yok da” diyerek çıkıyorsunuz, ya da yolunuz “ben var da diyemem, yok da” durağında nihayetleniyor. İnkarında dahi septik olma iddiasındaki bir İnsanın, bir Mü'min'in “yakin” halini tam olarak kavraması da talep etmesi de mümkün değildir, zira o zaten bu noktada ehliyetli olmadığını iddia etmekte, kendini buna inandırmaktadır.


[Agnostik] Agnostiklerin, İnsan aklına sınırsız bilme yetisi atfetmemelerinin bir Müslümanı rahatsız ettiğini ilk kez görüyorum. Oysa benzer bir düşünce İslam'da da yer alıyor. Yanlılıyor muyum ?


[Mü'min] İki noktada yanılıyorsun. Birincisi, agnostizmin İnsan aklına sınırsız bilme yetisi atfetmemesinden rahatsız olmam söz konusu olmaz, zira olmayan bir şey beni rahatsız etmez. İkincisi İnsan aklının bilme yetisinin bir sınırı olduğunun söylenmesi de beni rahatsız etmez, zira buna bende inanıyorum.


[Agnostik] Burada duralım. Agnostizmin aklın bilme yetisini sınırlı kabul ettiğini neye dayanarak reddediyorsunuz?


[Mü'min] Nihai varış noktasına bakarak. Bana söyler misiniz, “var da diyemem, yok da” dedikten sonra varılan son durak neresidir? Aklınıza bir saha tayin ettiğinizi ve “bunun dışında sana hüküm ferma olma alanı yok” dediğinizi iddia edip, sonra o saha dışında kalan alana dair, sizinle aynı ontolojik düzlemde yer alan İnsanoğlu'nun en nadide bireylerinin “ötelerden getirdim” dediği haberleri, bu noktada ehliyeti olmadığını itiraf ettiğiniz akla müracatla reddettiğinizi gördükten sonra, sizin “aklın Yaratıcı ve ölüm sonrasına dair söz söylemeye mecali yoktur” tespitinizde samimiyet görmemiz mümkün değildir?


[Agnostik] Farklı şeylerden bahsediyoruz diye düşünüyorum.


[Mü'min] Ne gibi?


[Agnostik] Peygamberlerin getirdiklerinin “ötelerden” olduğuna dair iddia kendilerine ait. Bize göre ise getirdikleri akıllarının ürünü.


[Mü'min] Bu sizi korumaktan çok uzak bir kamuflaj. Söyler misiniz, Peygamberlerin “ötelerden” getirdikleri haberlerin “ötelerden” olmadığını nasıl tespit edebiliyorsunuz?


Kısa bir tereddütten sonra...


[Agnostik] Akılla.


[Mü'min] Gelen mesajın “ötelerden olmadığını” tayin edebilen akıl, tersini tayine de memur olabilir mi?


[Agnostik] Teorik olarak evet.


[Mü'min] Peki nerede kaldı akla çektiğinizi iddia ettiğiniz sınır çizgisi?


[Agnostik] Bakın, bu durumda Tanrının bilenemez oluşu devam etmektedir. Peygamberlerin anlattığı Tanrı var olamaz diyoruz sadece.


[Mü'min] Siz neye kıyasla “Peygamberlerin anlattığı Tanrı var olamaz” diyorsunuz? Bu hüküm cümlesi ile bir Tanrı/İlah tasavvurunuzun mevcut olduğunu itiraf etmiş olmuyor musunuz? Oluyorsunuz. Zira bir mükayese üzerinden, sahip olduğunuz İlah tasavvuruyla kıyas etmek neticesi "olamaz" diyorsunuz. Peki nerede kaldı bilinemezlik? Bir ateistle sizi ayıran hüzünlü sınır çizgisine geldik. Ateist İnkarını ve dolayısı ile sorumluluğunu üstlenirken, bir agnostik, varış noktası itibariyle neredeyse yan yana durduğu Ateistin aksine, bunu da yapamamakta, önce kendine, sonra bütün cihana yalan söylemektedir.


Duydukları karşısında sarsıldığını belli etmek istemeden


[Agnostik] Neden?


Diye sordu...


[Mü'min] Çünkü yaptığınız şeyi reddetip kabullenmeyen, tepki veren melekeleriniz, iç mekanizmalarınız hala faaliyette ve siz onlara, yani kendinize karşı geliştirdiğiniz argümanlara fiili davranışlarınızla isyan ettiniz, kendinizle çeliştiniz. Derinlerden ızdırap yüklü “reddedişler”i bastırma güdüsü ile hareket ediyorsunuz, ancak itminan arayışınız da hala sürüyor. Zira korkuyorsunuz. En başta cevabından hoşlanmayacağınız bir sual sordunuz demiştim, üzgünüm. Mesele korkmanız, korkaklığınız.


Bir süre sessizlik...


[Mü'min] Çayları tazeleyelim mi?


[Agnostik] Hayır, teşekkür ederim. Müsadenizi isteyeceğim. Anlattıklarınız üzerinde düşünmem gerekiyor.

[Mü'min] Müsaade sizin.


[Agnostik] Tekrar görüşebilir miyiz?


[Mü'min] Tabi ki, ne zaman isterseniz.


[Agnostik] Sizi arayacağım, o vakte kadar kendinize iyi bakın. Her şey için teşekkür ederim.


[Mü'min] Rica ederim. Siz de kendinize iyi bakın, görüşmek dileği ile.


Tokalaşıp çay bahçesinden ayrıldı. Omuzlarındaki yükün, kafasındaki soruların, bu randevu öncesine nazaran artıp ağırlaştığı hissi ile ve boşluğa bakan gözlerinde garip bir hüzünle, hızla evine doğru yol aldı...
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:22 .