Allah'ın yokluğu bilimsel olarak ispat edilebilir mi?
Atesit arkadaşlar, tezlerini doğrulamak için hep somut bilimi öne sürerler. Peki, somut bilimin birer parçası olan Mantık ve fizik bilimlerine göre Var’ın ispatı Yok’un ispatlanmasından her zaman daha kolay ve kesin olduğu gerçeğini göz önünde bulunduruyor musunuz?. Bu nedenle Allah’ın yok olduğunu düşünen ve ispat etmeye çalışan kimseler boşa kürek çekmekte ve kulaklarının uzun taraftan tutmaktadırlar. Örneğin bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu o elmayı hiç görmeden bile o elmanın kokusu, bazı kalıntı ve yansımalarından sadece bir tanesini bile bilmek suretiyle ispat edebilir somut bilimlerde. . Halbuki o elmanın yok olduğunu ispat etmek isteyen bir kişi ancak bütün ömrü boyunca yeryüzünü , hatta kainatı, evreni dolaşıpta gözlemledikten ve en ince ayrıntısıyla her köşeye milimetrik baktıktan sonra o elma türünün yok olduğunu gördükten sonra ispat edebilir ki buda gerçekte imkansız denecek kadar zor bir iştir. Çünkü koskoca kainatı dolaşarak bunu ispatlamaya ne ömrü ne de gücü yeter. Yani, mantık bilimine göre “yok” tam anlamıyla ispat edilemez. Ve yok’un ispat edilmesine çalışmak ancak boşa kürek çekmektir. Ne kadar tuafdır ki yukarıdaki mantıksal gerçek 19. yüzyılda Allah’ın var olmadığını düşünen mantık bilimcileri tarafından onanmış ve bir ölçüde onları kendi kazdıkları kuyuya düşürmüştür.
Bu kadar basit bir gerçek karşısında bile bir şey yapamayacaklarını anladıktan sonra inanç yoluna giren bir çok mantık bilimci vardır. Bir resim sergisine gittiğinizde, resimlere bakarken, resmi yapan ressam orada olmasa bile, o resmi yapan birisi olduğunu biliriz. O anda o ressamın orada olmaması veya görünmemesi o resmin kendi kendine mi oluştuğunu gösterir. Yani boyalar, fırça ve su kendi kendilerine bir araya gelipte o resmi oluşturdular diyemeyiz. Herkes bize güler. Allah’ın varlığına dair sadece bir yansıması bile O’nun varlığının ispatıdır. Oysa yok olduğunu ispatlamak için kainat ve zaman üzerinde gelmiş geçmiş tüm verilere bakarak bunların TÜMÜNDEN negatif sonuç almak gerekmektedir. Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü matematik ve fizikçileri müspet ilimle ispat etmişlerdir bunu.
Bir sarayın kapılarından 999’u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı olan kimse devamlı surette kapalı olan o tek bir tane kapıyı göstermek ister ve o saraya girilemeyeceğini söyler, Oysa diğer 999 kapının açık olduğunu gösteren çok büyük kati kesin gözlemler vardır. Ama nedense o bu kapıları görmezden gelir veya inkar eder. Aynı bizim durumumuzda olduğu gibi Allah’ın varlığını hem bilimsel hem de ruhani olarak ispat eden binlerce delil olmasına karşın inanmak istemeyenler sadece o kapalı olan bir kapıyı görüp onun üzerinde ısrar ederler. Ama o kapalı olan kapının da zamanla çürüyüp hükmünü yitirdiğini gördüklerinde tututanacak başka dallar aramaya çalışırlar.
Einstein’da içinde olduğu dünyanın en büyük bilim adamı ve matematik kuramcılarının fikirlerine aldırmadan halen Allah yoktur diyen arkadaşlarımız iş islam’a geldiğinde birdenbire bilim adamı kesilmektedirler. Böyle ikiyüzlülük olur mu hiç? Sen bir yandan müspet ilimlerle ispat edilen (matematik, fizik vb profesorleri/en başta Einstein) ve karşı tüm anti-tezleri çürütülen bir olayı görmemezlikten gelip kabullenme sonra da bilimin ışığı altında kendi propogandanı yap? Gerçek aydın düşünce yolu bu mudur? Gerçek aydınların izlediği yol olaylara farklı boyutlardan bakabilip bilimsel verilerle ispatlanmış olayı kabul etmektir. Eğer işine gelmediği için kabul etmiyorsan bu gerçek yobazlığın ta kendisidir.Bu mantık, fizik ve matematik formüllerini keşfeden biz sıradan insanlar değil insanlığa malolmuş bilim adamlarıdır.
Allah’ın varlığınının bilinmesinin bilime de ihtiyacı yoktur. Çünkü bu her insanın kalbinde vardır ama çeşitli pas ve parazitlerden dolayı tıkanma olabilir. Bu tıkanmanın olduğu insanlardan bazıları somut bilimsel örnekler bazıları manevi şevk ile kendilerinden bir parça bularak doğru yolu bulurlar.
Milyonlarca bilimsel örneği hiçe sayarak hala inanmayıp kendi yollarında ilerleyen kişilerin nasıl olurda aynı tür bilimsel örneklerle bezenmiş ve bir çok bilimsel, edebi,hukuki, beşeri…… gerçeği içinde bulunduran bir çok bilim adamını imana getiren bir kitaba inanmaları beklenir? mümkün mü bu? İnsandaki 4 trilyon hücrenin halen en gelişmiş bilgisayarlarla bile çözülemeyen genetik kodların nasıl oluştuğu, tüm hücrelerin aynı yapı ve özelliğe sahipken, göz mevkiinde göz, ayak mevkiinde ayak, burun mevkiinde burun olarak nasıl açığa çıktıkları sorulduğunda seleksiyonlar ile gerçekleşen tesadüfler dizini derler ama işlerine geldiğinde savundukları matematik ilminin böyle bir tesadüfe imkan tanımaması üzerine susup ya cevap veremezler ya da gururlarını terk edip imanı seçerler. Bu türden fikirlerin yaratıcısı olan kişilerin itiraflarını ve yaptıkları sahtecilikleri belgelerle görmelerine rağmen bile dönmezler fikirlerinden.. Onlar tabii ki ekmeklerine yağ süren bazı noktaları açığa çıkartıp kadınların durumu, recm cezası vs durumları açığa çıkartıp kullanacaklardır. Ama gerçek alimlerin tefsirlerinde itiraz ettikleri konuların aslında nasıl olduğunu görüp de nasıl yanlış yorumlandığını ve aslında nasıl bir mantığa dayandığını görünce başka yollar ararlar çünkü şartlanmışlardır artık galip gelmeleri lazımdır. Yalnız bir yönden haklıdırlar onlara bunu yapma iznini biz aydın ve gerçek islamı araştıran Müslümanlar yeterince bilgi yayamadığımız için biz de suçluyuzdur bu konuda. Ama tüm bunlar bir tarafa dinin gereği olan (sadece) bir zekat olayının bile sadece bir kez evet bir kez tüm dünyada uygulandığında dünya üzerinde aç ve yoksul kalmayacağı, “komşun açken tok yatarsan bizden değilsin”, “anne babaya iyi davran onlara öf bile deme” , “bilim Çinde de olsa git ve onu bul”,, “temizlik imandan gelir”, “yolda yürüyen birine gülümsemek bile bir sadakadır”, “sana emanet edilen vücuda iyi davran, sağlıklı ol”, “dinde zorlama yoktur”, yalan söyleme, büyüklerini say küçüklerini sev, güzel düşünüp güzel davran, kul hakkı yemeyin, göklerde ve yerlerdeki sırları (bilim) araştırın, okuyun, sabırlı olun, akrabaya çaresize yolda kalmışa yardımcı olun, ölçü ve tartıda dürüst olun, helal lokma yiyin, Adil olun,Size yapılan bir kötülüğü en güzel tavırla savın, bilmediğinizi o işin ehline sorun, haksızlığa karşılık verirken ölçülü olun, iyilik ve güzellik üretmekte yarışın, Helal ve temiz yiyecekler yiyin, sahip olduğunuz nimet ve imkanlardan başkalarına da pay çıkartın, güzel düşünüp güzel davranın, barışı hep birlikte gerçekleştirin, dedikodu ve gıybetten uzak durun, sadece size saldırı yapıldığı zaman karşılık verin, askerden kaçmayın, kendinizi sürekli sorgulayın, fakiri garibanı ezmeyin, yetimleri kollayın ve eğitin, araları açılan eşleri barıştırmak için hakem olun, emanetleri ehli olanlara verin, haksızlığa uğrayan insanları savunun, size selam veren birine karşılk verin, kadınların namusuna iftira edenleri aranızda barındırmayın, haram lokma yemeyin, özü sözü bir olmayanlara karşı dikkatli olun, çekişmelere müdehale edip barışı sağlayın, ailenize sahip çıkın, keyif veren madde ve kumardan uzak durun, israf yapmayın, fesattan uzak durun, cana kıymayın, kibirlenmeyin kasılıp böbürlenmeyin, verdiğiniz söze sahip çıkın, rüşvete asla bulaşmayın, dinde baskı zorlama ve tiksindirmeye gitmeyin, yaptığınız iyilikleri başa kakamayın, size ait olmayan şeyleri başkalarına vermeyin, şahitlikten kaçmayın, riyakarlık yapmayın, Hep iyi ve dürüst olun, intihar etmeyin, iftira etmeyin vb……………. (Yaşar Nuri:Kur’an da temel buyruklar) ve bunlar gibi yüzlerce noktadan hiç bahsetmezler bu inkarcı arkadaşlar.
İşin gerçeği şudur: Toplumlar uyguladıkları tüm ahlak kural ve normlarını dinlerden almışlardır. Dinler gelmeden önce kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı, sokaklarda çırılçıplak dolaşıyorlardı, sokakta isteyen erkek istediği kadının ırzına geçebiliyordu. Soyluların adam öldürmesi serbestti. İlahi dinlerin gelmesi ile bu tür yüzlerce noktada reform oldu. Yahudilik o zamanki şartlara göre daha maddi boyutlar üzerine Hristiyanlık tamamen ruhani bir boyutta İslam ise hem maddiatı hem ruhaniyeti dengeler bir tarzda tüm zamanlara hitab edebilecek bir tarzda göderilmiştir. Aslında kabul etselerde etmeselerde şu anda Allah’a ve dine inanmayan arkadaşlar da tamamen dinlerden gelen ve toplumlara malolan ahlak ve sosyal kuralları uygulamaktadırlar. Yani bu toplumda yalan söylemenin hoş bir davranış olmadığı düşünülüyor ve ateist arkadaşlarda bunu uyguluyorlarsa ister istemez din kurallarını uyguluyor yani onlarda dinin bir parçası demektir Hiçbir ilahi dine sahip olmayan ve gelişmiş devletler tarafından tamamen soyutlanmış Zulu kabilesinde ki ahlak anlayışına göre bir erkek ve kadın eş olmadan önce gelin zifaf günü ilk olarak kabile reisi ile zifaf yapıp oradan kocasının koynuna gitmektedir. Bu onların ahlak anlayışına göre gayet normal ve şeref veren bir durumdur. Ama bu teknoloji, ulaşım devrinde o kabile’nin bir ilahi dine dolayısıyla ahlak normlarına sahip olmadan insanlardan uzak yaşatılması kimin suçudur acaba? Burada suçu bize bu teknoloji için gerekli olan aklı, her türlü ulaşım ve maddiatı veren Allah’a mı yoksa kendi çıkarlarını ön planda tutup Afrika insanını hiç önemsemeyen biz insanoğluna mı atacağız? Öbür alemde yargılanırken durumu yanlış değerlendiren ama habersiz Zulu kabilesi insanları mı yoksa kendimizden başkasını pek önemsemeyen bizler mi daha suçlu durumda olacağız? Allah herkesi kendi ortamına has özellikleri göze alarak değerlendirir. Bir şeyi görerek bilerek inkar etmek farklı şeydir habersiz bilmeden hata işlemek ise çok farklı şeydir.
KuRan’ın el yazması olamayacağını gösteren on binlerce mucizesi vardır. Bunlardan sadece bir tanesi ile bile islamı seçen bir çok insan vardır. Örneğin Alman bir jinekoloji profesorü Kurandaki “ Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlıkta bir yaradıştan diğer yaradılışa geçirerek yaratmaktadır” (Zümer/39) ayetinden çok etkilenmiş, araştırmaya başlamış ve gerçeği görünce de Müslüman olmuştur. Kuran’ın 1400 sene dile getirdiği bu gerçek ise 20. yy’da keşfedilmiştir. “iki denizi salmıştır, birbirleriyle birleşiyorlar. “Aralarında bir engel vardır, birbirlerinin sınırlarını aşamıyorlar” (Rahman suresi/19-20). Kaptan Kusto tarafından da teyyid edilen bu gerçek de ve bunlar gibi yuzlerce bariz gerçek vardır Kuran da. Ayrıca bunların Kuran’a sonradan eklenmesi de söz konusu olamaz çünkü bu ayet dünyanın 4 bir yanında bulunan müzelerde bulunan Kur’anlarda da vardır. Hepsinin de ötesinde Topkapı sarayında ki hayvan derisi üzerine elle yazılmış Hz Osman zamanından kalan kuranda da vardır. Daha bunun gibi yüzlerce gerçekliği son yy da tespit edilmiş ama Kur’an da henüz hiçbir teknolojinin olmadığı yıllarda indirilmiş ayetler bulunmaktadır. Bunlar basit gerçekler değildir. Yüzlerce bilim adamı bunlardan etkilenerek İslam’a geçmektedir.
Kuran’daki bilimsel sırlar Kur’an ın çok az bir kısmıdır. Aslında Allah’ın bilimsel sır ve mucizelerle eserini ispatlama gereğini duyması sadece bu çağa mahsus olduğu için bu gerçekler bu çağda açığa çıkmıştır. Çünkü bu çağın insanı gözle görüp somut olarak ispatlayamadığı bir şeye inanmaktan uzak bir hale gelmiştir.
Gerçek adalet acaba bu dünyada yaşayıp ölüp yok olup gitmek midir? Yoksa ektiğimizin karşılığını öldükten sonra başka bir boyutta almak mıdır? O zaman tüm hortumculuk yapıp har vurup harman savuranlar, insanları sömürüp onların üzerinden zengin olanlar, diktatörler vb. ve bu şekilde ölenler hiç cezalarını çekmeden ölmüş olsunlar ve yaptıkları yanlarına kar kalsın. Ezilen, hakkı yenen gariban da bu şekilde ölüp toprağa girip yok olsun ve her şey bu şekilde bitsin. Sırf bunu düşünmek bile insana bir Yaratanın ve dinin varlığını hissettirir. Çünkü dünyadaki her şey diğer boyuttaki yaşamdaki gerçeklerinin bir tür numune ve yansımasıdır. Nasıl her akşam uyuyup bir çeşit transa geçip sabah uyanıyorsak, ağaçlar nasıl sonbaharda yapraklarını döküp ilkbaharda aynı şekilleriyle çiçek açıyorsa, aynı şeyin dünya hayatı için söz konusu olmayacağını kim iddia edebilir? Çünkü her gün uyuyup uyanmak, yaprakların sonbaharda çiçeklerini döküp ilkbaharda tekrar açması nasıl bir nevi ölüp dirilmeyi temsil ediyorsa bundan bir ibret çıkartıp gerçeklere biraz daha kafa yormalıyız. Bu iki örnekte boyut değiştirme konusunda kafa yormaya teşvik etmektedir insanı Kur’an da aynen. Ama ölüp tamamen yok olacağını düşünüpte herkesin bu dünyada yaptığının yanına kar kalacağı mantığı hem çok saçma hem de çok tehlikeli bir mantıktır.
Elbette dini çıkarlarına, siyasete veya başka şeylere alet ederek özünden saptıran insanlar olacaktır ama bunların gerçeği değiştirme imkanı yoktur. Doktorların bir kısmı Hipokrat yeminine uymayıp aykırı hareket ediyorlar diye biz doktorların hepsini dışlayamayız. Ateş bilinen bir varlıktır. Ateşin bazı insanlar tarafından kundaklama amacı ile yanlış amaçlar için kullanımı ateşin zararlı olduğu ve ortadan kaldırılması gerçeğini gündeme getirmez. Bilakis ateş yok olursa hayat yok olur. Veya bir bıçağı ameliyat etmek gibi hayat kurtarıcı bir sebep için de adam öldürmek için de kullanabilirsiniz. Bıçağı cinayet amacıyla kullananlar var diye bu bıçağın tamamıyla ortadan kaldırılması gerektiği anlamına gelmez. İşte bunun gibi İslam’ı ve dini yozlaştıran veya yanlış yorumlayanlar da olabilir ama onların yanlış yorum ve yozlaştırmaları bizi İslam gerçeğini göz ardı edip tuh kaka deme hakkını bize vermez. Bizim görevimiz doğruyu ve gerçeği araştırıp bulmaktır. Örneğin islamın ilk şartı temizliktir, buna rağmen camilere ter ve ayak kokusuyla giden pis insanlar oluyor bu insanlar yüzünden geri kalan kısım da dışlanabilir mi? 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenlerle, Kur’an daki dinin barış sevgi kardeşlik olduğunu savunan gerçek aydın Müslümanlar bir tutulabilir mi? İslamı, özü, göz ardı ederek, dini yanlış yorumlayarak tamamen şekilci ve geleneksel ve kurallarla uygulayan Araplar var diye gerçek islam’ı kabul edenler aynı kefeye koyulabilir mi? Bunların İslam’ın sadece görüntüsel yönünü uyguladığı İstanbul’a geldiklerinde gazete kağıtlarına dışkılarını yapıp çöpe atmalarından belli olmuyor mu? Birinci kuralı temizlik olan bir dinde böyle bir davranışta bulunan kişiye gerçek bir Müslüman denilebilir mi (tabii gerçekleri de vardır aralarında Allah bilir.)? İslamın gerçek özüyle kabul edildiği 500 sene boyunca bilim kimin elindeydi acaba? Bunu hiç araştırıp bilen var mı? Şu anki matematik, fizik, astronomi ve tıp gibi ilimlerin hepsi İslamı doğru algılayan ve uygulayan İslam alimleri tarafından doğmuştur. Çünkü Allah kitabında bilimi teşvik etmektedir. Bu gerçeği ateist bilim adamları da bilmektedir. Dindeki yozlaşmalar, çıkar çatışmaları, siyasete alet gibi sebeplerden dolayı durum değişmiştir Peki tüm bu türden durumlara bakarak İslamın özünü ve gerçeklerini tam olarak araştırıp bilmeden ortaya yanlış fikirleri atıp insanların kafasını karıştırmak doğrumu dur? Çünkü ateistlerin site ve kitaplarında ortaya koydukları tüm fikirler harfi harfine anti-tezlerle çürütülmüştür. Ama Einstein gibi en ünlü bilim adamlarının açıklamalarına bile kulaklarını tıkayan inançsız kişiler aynı şeyi yine yapıp tatmin olmamaktadırlar. Oysa her şeyin çok mantıklı ve bilimsel açıklamaları vardır. İnkarcıların verdiği 1 örneğe karşılık inananların elinde milyonlarca örnek vardır. Bu da bir çok inkarcı bilim adamımın egolarını yenerek doğruya ulaşmalarını sağlamıştır. Bunların bir çoüu ise işlerini kaybetme korkusu ile inandıklarını açıklayamamaktadır.
İslamın tamamen sakallı ve kara çarşaflı kişiler tarafından temsil edildiğini düşünüp aydın, modern, bilime önem veren karakterli ve Allah’ı çok seven Türkiye Cumhuriyeti’nin savunucusu, İslamı araştırıp gerçek şekliyle tanıyan müslümanların da çok olduğu gerçeğini göz ardı etmek ne kadar yanlış ve terbiyesizce bir davranıştır. Ancak belirtildiği gibi işlerine gelmediği zaman en basit matematik kuramı ispatlarını bile görmezden gelen bir zihniyetin başka türlü davranması beklenemez. Belirtildiği gibi bu tür inkarcıların tezlerine karşı bire bir anti-tez ler üretilmiş ve gerçek ispatlanmıştır. Tabii gerçeği görmek biraz da insanın kendi kalbindedir. Çünkü Allah “iyi niyetle bana bir adım yaklaşan (beni tanımak için çaba harcayan) bir insana ben on adım yaklaşırım” diyerek bu işin manevi yönüne de dikkat çekmiştir. Bu kadar ince hesaplar üzerine kurulu bir evreni yaratan Allah’ beyninin sadece yüzde 3 lük bir bölümünü kullanabilen insanın hakkıyla tasavvur etmesi mümkün değildir. Biz O’nu ancak O’nun bize verdiği kapasite kadarıyla tanıyabiliriz. Yüce yaradan inançsız arkadaşlarıda en kısa zamanda hidayete ulaştırır umarız…
cosmo_man
|