Güneşin Doğuşu
Dinle tanışmam çok küçük yaşlarda oldu, Almanya’ya işçi olarak çalışmaya giden ailem beni Konya’lı komşularımıza bırakınca 2,5 yaşında dinle tanıştım maalesef. Şahsen ben o zamanı hatırlamıyorum artık, fakat hatırlayanlar tarikat ortamına benzer şeyler anlatıyor.
Beş yaşından itibaren Anannemle birlikte yaşamaya başladım, o zaman İslam’la gerçek anlamda tanıştım. Öğrendim ki ben 7 kuşaktır müftü ve üzeri İslam alimi barındıran bir sülaleye üyemişim. Ne kadar namaz duası ve sonrası varsa ezberledim, dua başına beş lira ödül alıyordum, o sırada bir çok şeyde öğrendim İslam adına; gece tırnak kesilmesinin günah olduğu, gene gece ıslık çalmanın şeytanı çağırdığı vs vs.
8 yaşımdaydım, bütün namaz duaları dahil en az 50-60 duayı ezbere biliyordum sanırım, yıllardır her gece yatmadan önce ‘’Allah’a’’ beni anneme, babama kavuşturması için dua ediyordum. O yaz izne gelen anne ve babamı bırakmak istemediğim için çok yaygara kopardım, ardından tekrar ‘’Allah’a’’ beni anne ve babama kavuşturması için dualar ettim, Yaklaşık üç yıldır her akşam yatmadan önce sabi sübyan olarak ‘’Allah’ıma’’ beni anneme ve babama kavuşturması için dua etmeme rağmen hala kavuşamamam ve üstüne o yaz tüm ayrılmamak adına yaptığım eylemlere rağmen, anne ve babamla ayrı kalmam sonucunda ‘’Allah’ın’’ olmadığına kanaat getirdim şahsen. Madem ‘’Allah’’ beni dinlemiyordu bende onu tanımazdım o zaman.
Bir sene sonra, tatlısu solcusu dayılarımdan ayrılarak, devrimci amcaoğulları ile yaşamaya başlayınca, aslında tanrı kavramının hiçte öyle ulvi kavramlar içermediğini gördüm. Aslında bu delikanlılar resmen ‘’Allahsız’dılar’’ ve bana hiçte aykırı gelmediler. Dokuz yaşımda koynumda bildiriler ve dergiler saklayarak kuryelik yaptığım günlerden bu güne başladığım komünist yaşamda asla inancım ile ideolojimi karıştırmadım o gün bu gündür.
İki sene sonra ortaokula başlayıp gene İzmir’e dönünce tekrar derin bir şekilde İslam ile karşılaştım, sınıfımızda ki bir arkadaşımızın ısrarı ile Akyazılı vakfının kütüphanesine ders çalışmaya gidiyor ve bir çok Nur’cu kaynakla karşılaşıyorduk, o zaman ben her şeyin temelinde din sömürüsünün yattığına inanarak, din ile ilgili şahsi araştırmalarıma başladım. Aklıma gelen tek şey dinin her şeyin başlangıcı olduğu ve onu yıkmadan bir şey yapamacağımız ve sonuca ulaşamayacağımızdı. Yani 11 yaşında sosyalizm için bu topraklarda yapılması gereken ilk şeyin din tabusunu yok etmek olduğunu algılamak oldu.
Uzun zaman din üzerine okumak bir yana, bilümum tarikat vs dahil icraatlar üzerine fiili yada okuma bazında fikir sahibi oldum.
Ailem sıradan bir Müslüman yaşam süren ailedir ama köken hep dini liderlere sahip olduğu için bir dinsel baskı olmasına rağmen, anne tarafı Chp ve baba tarafı Dp,Ap ve Dyp geleneği sürdürmüşsede, benim kuşağım hep devrimci denilen kuşaktan olmuştur. Sanırım kişisel deneyimim ile öğrendiğim komünist felsefe arasında ki ilişki burada devreye girmiş olması gerekir ama ben daha önce ‘’Allah’ı’’ red ettiğim için, bende komünist olmak bağlayıcı bir unsur değildir. Bu dönemimde komünist argüman ve yaşam ilgilendirdiği için 18-19 yaşıma kadar çoğunlukla bu tip yayınları okumama rağmen asla dini yayınlardan kopmadım, biliyordum ki dinleri yıkmadan hiçbir şey kurulamazdı. O dönemde siyasi yaşamımda bu söylemlerimden dolayı dışlandım hatta.
12 Eylül sonrasında dini yayılmanın artması ve cuntanın din öğretisini dayatması sonucunda yaşadığım toplumun güncel siyasetine dinin girmesi sonucunda, bende yine dinsel öğeleri öne çıkaran kaynakları okumaya ağırlık verdim. Yaşamım boyunca her şeyin başı din dedim, bütün bu sermaye ve gücün kökeninde din yatıyor dedim, özellikle kadınlar ve çocukları sömürmenin yolu olarak dini gördüm, sanırım 8 yaşımdan beri ‘’tanrı’nın’’ arkasına saklanarak İnsanları sömüren ikiyüzlü kemirgenlerin gerçek yüzünü çıkarmak için mücadele içindeyim. Din açısından çıktığım nokta ile geldiğim nokta arasında bilgi seviyesi düzeyi dışında pek bir fark göremiyorum şahsen…
|