Ben Bir İnsan,Ben Bir Türk Şairi Nazım Hikmet...
Ben bir insan, ben bir Türk şairi Nazım Hikmet...
Büyük şair Nazım Hikmet Ran ölümünün 43'üncü yıldönümünde Moskova'daki mezarı başında törenle anıldı.
Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...
Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.
Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.
NAZIM HİKMET
Aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir
"... Çok şükür aşığım. Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, bir çok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak yaşamak değildir.''
(Nazım Hikmet)
Ülkende şiirlerin dolanıyor
Kavgan içten içe sürüp dayanıyor
Uzak mezarında bir kırmızı karanfil
Ne denli tutsam kendimi
Usul usul bir yerlerim kanıyor
Sonsuz gurbetçim, koca şairim
Nâzım Nâzım (Gülten Akın)
Nâzım Hikmet'i yalnızca Türkiye'nin değil, aynı zamanda yeryüzünün büyük şairi yapan, O'nun bütün ülkelerin halkları için atan namuuslu yüreğinden süzdüğü şiirleri ve barış için dövüşmekten çekinmeyen Donkişot ruhudur.
Anadoluda bir köy mezarlığına gömün beni
Ve de uyarına gelirse
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.
Nâzım Hikmet halkını, halkı da Nâzım Hikmet'i hep sevdi! Nâzım Hikmet Novo-Deviçi Mezarlığı'nda yatıyor ama, O asıl kendi halkının kalbinde, barış için kavgada, şiirleriyle halkına umutlar vermeye devam ederek, yaşıyor.
(Ali Asker Barut)
Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.
Ne yapayım ben şimdi?
Tasarlanabilir mi dünya
her yana ektiğin çiçekler olmadan?
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.
(Pablo Neruda)
Sen memleketten uzak gurbet işçisi
hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan
senden öğrendim umudun söz dizimini
senden öğrendim inancın tatlı dilini
sen on dokuzunda sevdalı ve delikanlı
sen altmışında sevdalı ve delikanlı
sen memleketten uzak gurbet işçisi
hasretin bin türlüsüyle yaralı ozan
ustam benim! hasretlerin, ayrılıkların ozanı...
(Özdemir İnce)
Bazen bir küçük söz, bize ciltlerce kitabın anlatamadığını anlatır:
Nazım için o sözler bir şoförün ağzından çıktı:
Moskova'da ilk günüydü. Evinden çıkıp bir taksiye bindi. Taksi şoförü sordu:
"- Nereye patron?.."
"- Patron mu... ne patronu..." diye irkildi Nazım...
Orası emekçilerin patron olduğu, "proleterya cenneti" değil miydi?
Öyle olmadığını anlamak için taksinin camından şöyle bir etrafa bakması yetti:
Bütün Moskova Stalin'in zevksiz heykelleri, resimleriyle donatılmıştı.
Bu hayalkırıklığını dile getirince Kremlin'in kara listesine alınacak, uzun süre ne vatandaşlık hakkı ne de pasaport alabilecekti.
Türkiye "cehennemi"nde "hain" diye hapsedilen adam, kaçtığı "cennet"in de "hain"i olmaktan kurtulamamıştı.
Nazım, Türkiye'de kimi zaman kadınlarıyla, kimi zaman şiirleriyle, kimi zaman komünistliğiyle gelir gündeme...
Böyle olması da doğal...
Çünkü onun şiirini, kavgasından, kavgasını aşklarından ayırmak imkansızdır.
Bu belgeselde üçünü bir potada eritmeye çalıştık.
Çoğu zaman biz sustuk, sözü, tanıklara, belgelere ve Nazım'a bıraktık.
"Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, / vatan, Amerikan üsleri, Amerikan donanması, topuysa / ben vatan hainiyim" diye haykıran komünist şairin bu dizeleri, kendi adını taşıyan Vakfın öncülüğünde, Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle hazırlanan, masrafları bir grup firma tarafından karşılanan bir belgeselde ve adı "CNN" olan bir televizyonda yayınlanacak bugün...
50 yıl önce bindiği taksinin şoförü, müşterilerini değil de kendini "patron" bilse, Doğu'yu Batı'dan ayıran o duvar çökmese bunlar mümkün olamayabilirdi.
Dünya çok değişti; ama Nazım'ın "bir orman gibi kardeşçe yaşama" ideali yine insanlığın en büyük özlemi...
Gece göreceksiniz ya;
"Nazım Hikmet, vatan hainliğine devam ediyor...
(Can Dündar)
Nâzım Hikmet, 1963'te Vera'ya yazdığı, sanki son şiiri olan şiirinde: "Geldim/Kaldım/Güldüm/Öldüm ", diyerek 4 eylemle bu dünyadaki varlığını özetliyor.
Nâzım Hikmet'in gurbetliği 3 Haziran 1963'ten beri sürüyor. Mezarı hâlâ getirilemedi ülkesine.
Oysa Nâzım Hikmet, bütün mümkünlerde ve Türk şiirinde dipdiri yaşıyor.
(Gültekin Emre)
Davet
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, disler kenetli
ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansin el kapilari bir daha açilmasin
yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim!
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim!
NAZIM HİKMET
|