Musanın Sembolik anlatım ile BİLİNÇ Sıçraması
Kehf Suresinde Musanın Özbenliği ile geliştirdiği Monoloğun Tefsirciler tarafından anlaşılamaması ve yanlış tevil edilmesi sonucu mevcud mealler ARAB saçına dönmüştür.
Kuran dışı hadis kaynaklı hurafeler nedeni ile Hızır diye uydurma karakterler vasıtası ile Ayetlerin anlamı temelinde kaydırılmıştır.
Biraz uzunca olsada,dilerseniz Kehf suresini beni gözümden birlikte okuyalım.
Lütfen konu hakkında ve genelde Semboller ve Motifler hakkında görüşlerinizi belirtiniz.
Konunun anlaşılabilmesi için en az bir kez herhangi bir mealcinin çevirisinden ilgili sureyi okumuş olmanız ve Musanın bu kıssası hakkında çn bilginiz olması beklenir.
60. ayetten başlayıp 82. Ayete kadar süren Musa A.S. ve Alim Kul kıssası ibretlik neler anlatır bizlere?
60.Ve bir vakit Mûsâ, delikanlısına: "Ben iki denizin toplandığı yere varıncaya kadar durmayacağım yahut senelerce gideceğim" demişti.
60. ayetle başlayan kıssanın ilk bölümü Musa ve yol arkadaşı delikanlı (Feta) arasında geçtiği ifade edilen bir diyalog şeklinde anlatılır: Anlatım şekli adeta 2 farklı karakterin konuşturulduğu bir diyalogla sunulmasına rağmen aslında anlatılmak istenen monolog diyalog yani kişinin kendisiyle olan iç hesaplaşması, kendi kendisiyle olan konuşmasıdır. Burada konu edilen Musa’nın yüreğinde ve zihninde kopan fırtınalardır. Musa kendi öz benliği ile konuşturulmaktadır. Musa,kendi doyumsuzluğuna ve hırsına ket vurmak adına kendi benliği ile yola çıkmış görünmektedir ve konuştuğu o genç (feta) Musa’nın kendisidir aslında.
İki denizin toplandığı yere kadar durmayacağını ifade edişi, bilginin dimağına varana değin kendinde olan bu hırs ve doyumsuzluğun sona ermeyeceğini ancak bu Hut (hırs ve doyumsuzluk) un ancak bu iki denizin toplandığı yerde teskin olacağını ifade etmektedir. İşte bu iki denizin toplandığı yer vahyin doğduğu yer olsa gerektir. Bir diğer ifadeyle bilginin toplandığı hırstan tevazuya geçişin gerçekleştiği yerdir iki denizin toplandığı yer. Senelerce gidebileceğini anlatması ise, hidayete açılan yolculuğun bir ömür boyu durmaksızın devam etmesi gereken bir yolculuk olduğunu anlatır. Hidayeti aramak bir anlık aranıpta bulunan ve tamam olan bir hal değil hayatın bu hidayet üzere her anının anlamlı kılınması ve rüşde erdiren yol üzere durmaksızın ilerlemeyi anlatır. Bu ifadenin tam karşılığı Cin 14‘de ifade edilmektedir: “Müslüman olanlar, işte onlar hidayeti arayanlardır”
61.Bunun üzerine "iki denizin toplandığı yere vardıklarında ikisi de Hûtlarını (balıklara has olan doyumsuzlukları,ihtirasları) unuttu/terk etti. O zaman o [hût], denizde, yolunu çekip gitmek edindi.
61. İki denizin toplandığı yere vardıklarında Musa ve gençliği (benliği) var olan o hırs ve doyumsuzluklarını (Hut) unuttular. Adeta hutlar deryada kayboldu gitti.(Yani hırs ve doyumsuzluk ilahi vahyin karşısında tevazu ve alçak gönüllükle yok oldu gitti. Bir diğer ifadeyle vahyin tecelli ettiği, Rabbani ilhamın tecelli ettiği yerde beşeri hırs ve arzulara yer kalmamıştı.
62.Bu şekilde geçtikleri zaman o [Mûsâ], delikanlısına: "Getir kuşluk yemeğimizi; gerçekten biz bu yolculuğumuzda yorulduk" dedi.
63.O [Delikanlı]: "Gördün mü? O Kaya'ya sığındığımız vakit doğrusu ben hûtu unuttum/ terk ettim ve onu anmamı muhakkak şeytan unutturdu/ terk ettirdi. O [Hût], şaşılacak bir şekilde denizde yolunu edindi" dedi.
64.O [Mûsâ], "İşte bu, aradığımızdı! " dedi. Hemen izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.
62.63 ve 64. Musa delikanlısına(feta’sına) yorulduklarını ve acıktıklarını bu sebeple beraberindeki kuşluk azığını getirmesini istemektedir. Aslında burada sanatsal bir anlatımla Musa’nın kendi nefsiyle olan mücadelesi anlatılmaktadır. Acıkma şeklinde ifade edilen aslında nefsinin ihtirası,sıkıntıları, hırs ve doyumsuzluğudur. Bu doyumsuzluğun frenlenebilmesi, bu sıkıntıların sukuta erebilmesi için manevi bir azığa ihtiyaç vardır. Ancak bu sıkıntı, karamsarlık hali bu doyumsuzluk bu esnada giderilemez çünkü kuşluk azığı (hut) sığınılan kayalıkta unutulmuştur. Yani Musa ilk ihtiras ve hırsın kendisini galebe çaldığı o esnada sığındığı kayalıkta bu hut tan kurtulmayı başarmış, onu terk etmişti. Çünkü farkında olmadan sığındığı kayalık vahyin kaynağı idi.Lakin yolculuğun sonraki safhasında unutulan hırs ve doyumsuzluk, karamsarlık halleri yeniden depreştiğinde ilk unutulan yer aklına geldi. İşte bu ilk unutulmanın tezahür ettiği yer vahyin kaynağı,iki denizin toplandığı yerdi.Ve Musa gerisin geri bilgeliğin var olduğu, ilahi mesajın muştulanacak olduğu yere döndü.
65.Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
65. Orada, derken bir kul buldular Rab katından kendisine rahmet verilmiş ve ilim öğretilmiş bilge bir kul.
Musa Hut’ unu unuttuğu/terk ettiği yerde bilge kişiyi buluyor. Bir başka ifade ile Musa ve yanındaki genç(feta) olarak tasvir edilen benliği sığınılan kayalığa geri döndüğünde feta (Musanın iç dünyası,nefsi,benliği) yerini alim kula devretmektedir. Kul Musa ilahi mesajın kendisine muştulanacağı yerde kendisine Rabbin katından bir rahmet verilmiş bir ilim öğretilmiş elçi konumunda ki Musa ile monolog diyaloğa geçmektedir. Bu diyalog, peygamber olarak görevlendirilecek birisinin ledünni ilim ile hangi aşamalardan geçerek besleneceğinin ikili anlatımı olsa gerektir.
66. Mûsâ ona: "Doğru yol konusundaki sana öğretilenden bana da öğretmen için sana tabii olabilir miyim?" dedi.
66. Doğru yol konusunda tabiiyet vahy ile beslenmedir. Vahy; yol bilmez iken yol gösteren bir nurdur. Beşeri vasıfların beraberinde var olagelen ihtiras ve doyumsuzluk (hut); yerini hoş görü,tevazuu ve tatmine, mutmainliğe bırakmalıdır. Mutmainliğin gerçekleşebilmesi de kalben itaat ve okuma ile gerçekleşecektir. Musa da evrendeki var olan Yaratıcının yasalarını (sünnetullah) evrenin diliyle okumaya işte bu noktada İki denizin toplandığı yerde başlamaktadır. Çünkü Musa ihtiraslarının,doyumsuzluğunun esaretini ve karamsarlığını gençliğinde sıkça yaşamış birisidir.İşte elçiliğe hazırlanan bir kulun nalınlarını çıkarması yanında Hutlarını da terk etmesi olmazsa olmazlardandır.Hutların unutulduğu ve nalınların çıkarıldığı bu süreç vahyin gönüllere kazındığı süreçtir. Evrensel yasalar evrensel dil ile Musa ya sunulmakta ve Musa da sunulanları kelimeleştirmektedir.
67–68.O [Âlim kul]: "Şüphesiz sen benimle beraber sabra takat yetiremezsin. Ve kavrayamadığın bilgiye nasıl sabredeceksin! " dedi.
67.68 Vahy ile muhatabiyet , sabır ve takatı gerektiren bir süreçtir. Başlangıçta kavranılamayan aşkın bilgiye karşı sabretmek gerekmektedir. Monolog diyalogla sunulan bu temsilde Elçi Musa, henüz kendi içindeki ihtiras, karamsarlık ve doyumsuzluklarla mücadele etmekte olan kul Musa’ya bu haleti ruhiye içerisindeyken Rabbin evren ayetlerinin tecelli edişine sabır ve takat gösteremeyeceğini çünkü içteki var olan ihtiras ve karamsarlık halinin aşkın bilgiyi anlayıp idrak edebilmeyi engelleyeceğini ifade etmektedir. Aşkın olanın, afaktakilerin enfüste anlamlı olabilmesi için ruhen mutmain ve huzurlu olmak gerekmektedir.
69.O [Mûsâ]: "İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmem" dedi.
69. Ve Musa’nın ifadesi; sabırlı olacağı ve hiçbir şeye itiraz etmeden itaat edeceği üzerinedir. Zahiren olacak olanlardan bihaber olan her ferdin böyle bir söz ile yola koyulabileceği aşikardır. Yani günümüzde hemen herkes bilmediği bir konu ile alakalı da olsa sabırlı olacağını,fikir beyan etmeyeceğini olan bitene karşı itiraz etmeden tabii olacağını söyleyebilir. Kul Musa’da bu tarz bir söz verme işini söyleyerek bir ölçüde nefsinin dizginlerini eline alacağını, karamsarlığa düşmeyeceği,ihtiraslarının esiri olmayacağını ifade eder tarzda bir söz vermektedir.
70.O [Âlim kul]: "O halde eğer bana uyacaksan, bana hiçbir şey hakkında soru sorma, ta ki ben sana öğüt olarak ondan söz açıncaya kadar."
70. Görülmektedir ki; itaatteki ölçü hiçbir sualin sorulmamasıdır. Ta ki öğüt olarak açıklanacak olanlar gerçekleşinceye kadar.
70. ayette anlatılmak istenen, Rabden gelene itaat hiçbir şekilde itiraz etmemeyi gerekli kılmaktadır. Yani afakta tecelli eden Rabbin ayetlerinin müşahedesi Musa’nın enfüsünde şekillenecek, bir diğer ifade ile Musa’nın alt beyninde tefekkür edilen evren kitabının ayetleri üst beyine aktarılacak ve üst beyinde birikenler (ikra ) Elçi Musa’nın diliyle kelimeleşecektir. Elçilere afakta sunulanlar enfüslerinde tevil edilecektir. Ancak bunun için şek ve şüphe götürmeyen bir itaat ve sabır gereklidir.
71 nci ayet ile başlayan vahy ile terbiye 78 nci ayete değin sürmektedir. Bu süreçte Musa’nın iç benliğiyle olan hesaplaşması, beyninde kopan fırtınalarla olan mücadelesi görülmektedir, zaman zaman ihtiras ve karamsarlığına, doyumsuzluğuna boyun eğiş ara ara ikazlarla düzeltildikten sonra son noktada itiraz ede geldiği hakikat ile yüzleştirilmektedir Musa. Evreni yine evrenin diliyle (sembollerin anlatımıyla) okuması anlatılmaktadır Musaya. 71-78 ayetler arası anlatılanlar sünnetullah’ ın işleyişinin sembolik anlatımıdır. Musa’nın evrenin dilini okuması ve okunanların kelimelerle ifadesi ise 78 den 82 ye kadar ki pasajda açılım getirilen te’vildir.
Allah hiç şüphesiz en doğrusunu bilendir.
Kehf suresinin 71. Ayetinden itibaren Bilge Kul ve Musa arasında geçtiği bildirilen kıssayı tefekkür edelim inşallah;
71.Bunun üzerine ikisi [Bilgin kul ile Mûsâ] yürüdüler; nihayet gemiye bindiklerinde o [Âlim kul] gemiyi yırttı; parçaladı. O [Mûsâ]: "İçindekileri boğman için mi onu yırttın; parçaladın? Kesinlikle sen, şaşılacak bir şey yaptın! " dedi.
Musa, bilge kul ile olan yolculuğunda bindikleri geminin bilge kul tarafından tahribatına şahit olmaktadır. İşte bu cereyan eden hadise Musanın vahy ile sınanıp terbiye edilişinin başlangıcıdır. Alim Kul tarafından gerçekleştirilen gemiye hasar verme hadisesi, insafsızca,zalimane bir davranış gibi görünmekle birlikte arka planı iler ki bölümlerde açıklanacak önemli bir te’vile işaret etmektedir aslında.
Kıssanın ayette geçen bu bölümü üzerine; Bilgin Kul'un kendisi o çevreyi tanıdığı gibi, gemi sahipleri ve yolcular da "Bilgin Kul"u tanıyor ve ona güveniyor olmalılar ki, onun gemiyi yaralamasına engel olmamışlardır.Ne "bilgin kul", ne de o yöre hakkında bilgisi olmayan Mûsâ peygamber ise bu işe karşı çıkmıştır.” Denilebilir. Bu cihetten değerlendirildiğinde Bu hadise gemi sahipleri ve yolcular haricinde Musa’yı derinden etkilemiştir. Yaşanan hadiseye kendi iç benliğinde bir anlam verememekte ve doğrudan gözlemlediği bu hadise karşısında sessizliğini daha fazla koruyamamış olan Musa, sabırsız ihtiras dolu söylemiyle yapılan işe itiraz etmektedir. Halbuki vahyi terbiye kesinlikle itirazsız bir kabulü, teslimiyeti gerektirmektedir.
Vahy ile muhatabiyette duygusallığa yer yoktur. Rabden gelen emirin üzeri hiçbir dünyevi ihtirasla,karamsarlık ve doyumsuzlukla örtülemez. Bu hadise bir anlamda Rab tarafından evrensel vahyin Musa’ya ilk sunumudur da aynı zamanda.
Şura 51 de geçtiği üzere; Ve bir beşer için, bir vahiy ile veya perde arkasından yahut bir Elçi gönderip de izniyle dilediğini vahy etmesi dışında Allah'ın kendisiyle konuşması olmaz. Şüphesiz O, Alî'dir Hakîm'dir. Rabbin bir beşer ile hangi şartlarda konuştuğu açıklanmaktadır.
Dolayısıyla cereyan eden hadise vahyin evrensel donelerle sunumu (sembol diliyle anlatımı) te’vili ise elçi aracılığıyla anlatım şeklinde gerçekleşmesidir. Bu sahnede Bilgin kula atfen bu olayda herhangi bir olağanüstülük, esrarengizlik söz konusu değildir. Kulun gaybı bilmesi gibi bir durum da söz konusu değildir.
Sevgi ve Saygılarımla...
UlUl
|