“Bir zamanlar Yusuf, babasına: ‘Babacığım! Rüyamda, on bir gezegenin, güneşin ve ayın bana secde ettiğini gördüm.’ demişti.” (12/4)
Bu ayette, “gezegen” olarak tercüme ettiğimiz kelime, “kevkeb”dir. Arapçada “kevkebe” fiili “
parıldamak” anlamına gelir (örneğin, demirin parıldaması). Kevkeb ise, parıldayan çeşitli şeyleri tanımlamak için kullanılmaktadır: gezegen, kılıç, yıldız gibi… Bu nedenle, ayetteki kelime “yıldız” olarak da tercüme edilebilmektedir.
Kuran’da “yıldız” olarak Türkçeye çevrilen bir diğer kelime ise “necm”dir. Arapçada
“neceme” fiili, görünmek, belirmek, zuhur etmek anlamlarına gelir.
Görüldüğü gibi, “kevkebe (parıldamak)” pasif (edilgen); “neceme (zuhur etmek)” ise aktif (etken) bir durumu tanımlamaktadır.
Bilindiği gibi, yıldızlar, nükleer füzyon adı verilen reaksiyonlar sonucu açığa çıkan enerjiyi, elektromanyetik enerji şeklinde uzay boşluğuna yayar. İnsan gözünün algılayabildiği görünür ışık, bu elektromanyetik spektrum içinde yer almaktadır. Gezegenler ise, yıldızlardan gelen ışığı yansıtan gök cisimleridir ve kendileri ışık üretemez.
Dolayısıyla, dil bilimsel bir yaklaşımla,
Kuran’da geçen kevkeb kelimesinin gezegene; necm kelimesinin ise yıldıza tekabül ettiğini söyleyebiliriz. Şimdi Kuran ayetlerindeki bu kelime farklılığına dikkat ederek, ilgili ayetlere yeniden bakalım.
Yüce kitabımız Kuran’da, “kevkeb” ve çoğul şekli olan “kevakib” kelimeleri toplam 5 ayette geçmektedir.
“...yakın göğü bir süsle, gezegenlerle süsledik.” (37/6)
“...Bir gezegen gördü, ‘Rabbim budur’ dedi…” (6/76)
“...Cam ise, sanki inci gibi parlayan bir gezegendir…” (24/35)
"On bir gezegenin, güneşin ve ayın bana secde ettiğini gördüm...” (12/4)
“Gezegenler dağılıp döküldüğü zaman” (82/2)
Kuran'da gezegenlerin “dökülmesinden” bahsedilmektedir. Oysa kıyamet günü yıldızların durumunun anlatıldığı Mürselat Suresi’nin 8. ayetinde (tamese fiili kullanılarak) “Yıldızların ışığı giderildiği zaman” ve Tekvir Suresi’nin 2. ayetinde (kedere fiili kullanılarak) “Ve yıldızlar bulandığı zaman” denilmiştir.
Yani, Kuran, gezegenler için "dökülmek" fiilini; yıldızlar içinse “kararmak, bulanmak” fiillerini kullanmaktadır.
Kuran’ın indiği dönemde sadece 5 gezegen bilinebiliyordu. Bunun sebebi,
ancak 5 gezegenin çıplak gözle görülebiliyor oluşudur. Bunlar: Merkür (Utarit), Venüs (Zühre, Akşam Yıldızı, Çoban Yıldızı), Mars (Merih), Jüpiter (Müşteri) ve Satürn (Zühal)’dür.
Eski Yunan düşünürü Aristo, Dünya’yı evrenin merkezinde hayal ederek ve çıplak gözle görülebilen gök cisimlerini de onun etrafına yerleştirerek bir evren tasarımı geliştirmişti.
Kuran,
ancak teleskoplarla tespit edilebilecek bir gerçeği, 1400 yıl önce haber vermektedir.

Kaynak:
http://www.newscient...n9761-2_800.jpg
Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi, bugün Dünya dışında, güneş sisteminde yer alan 11 gezegenden bahsedilmektedir.
Şunun altını özellikle çizmek gerekir. “Gezegen” tanımının tartışmalı olması nedeniyle,
bu listeden bazı gezegenler çıkarılıp, bazıları ilave edilebilir; ancak önemli olan şey, Kuran’ın, indiği dönemde
bilinen 5 gezegenden değil; ancak teleskoplarla tespit edilebilecek olan daha fazlasından (11 tanesinden) bahsetmiş olmasıdır!