Tarih boyunca insanlık çeşitli yaratıcılar ve yaratılma süreçleri kurgulamıştır. Öyle ki Dünya üzerinde son 6,000 yıl içerisinde 20,000 farklı din var olmuş (A Guide to the Gods; Marjorie Leach) ve yok olmuştur. Bu dinlerin ortak özellikleri arasından, sadece kendinin doğru, diğer 19,999 adedinin yanlış olduğunu şiddetle vurgulamaları gösterilebilir ki buradan da bir inanır ile inanmayan arasındaki farkın 20,000 de 1 olduğu sonucu çıkarılabilir. Bu dinler birçok zaman aynı Tanrılardan, birçok zaman ise benzeri ve hatta aynı efsanelerden şekillenip, kökenine bile farklı din gözü ile bakarak saldırmış ve yüzyıllarca dökülen kanın tek sorumlusu olduğu halde hep bunu Tanrısı adına yaptığı yalanı ardına inanırlarını saklayabilmiştir. Bu yazımda oldukça bilinen çamurdan yaratılma efsanelerine değinirken, Antik Mısır’dan Maya Uygarlığı’na bir yolculuğa çıkacağız. Tüm çeviriler tarafıma ait olup, AerA keyifli okumalar diler. İlk durağımız “Kutsal Güneşin Ülkesi” Mısır.
ANTİK MISIR’DA YARATILIŞ
Antik Mısır’ın modern bilinen Semavi Dinler üzerindeki etkisi tartışmasız çok büyüktür. Başlangıcı ve sonu olmayan, ilk insanı çamurdan yaratıp ona ruh üfleyen Tanrı Khnemu bu etkilerden sadece biridir.
Khnemu, Başlangıcı ve Sonu Olmayan Metafizik Bir Tanrı
(Resimde Khnemu Betimlenmiştir)
Antik Mısır Tanrıları içinde koçbaşlı Khnemu şüphesiz çok önemli bir yere sahiptir. Bilinen diğer isimleri arasında Chnumu, Chnuphis, Kneph, Neph, Chem, Kemu, Khem, Khnum vardır. Tüm otoritelere göre Khnemu isminin kökeni “birleştirme, yazma (yazgı), yaratma” kelimeleridir. Mısır inanışı hakkında çalışanlar Khnemu’nun en büyük yaratıcı güç olduğu konusunda hem fikirdir. (C. Th. Ohhner, The Correspondences of Egypt: A study in the Teology of the Ancient Church)
Dr. Brugsch kitabında (Religion Und Mythologie Der Alten Egypter” II: 297,311);
“Elephantine’ nin (Elephantine: Nil nehrine bir ada) en muhteşem ilahi simgesi, koçbaşlı Chnumu’dur ki insanı biçimlendirmiş, Tanrıları yaratmış, elleri ile Dünya’yı şekillendirmiş, kendi kendini yaratmış (yaratanı olmayan) ilk yaratıcı güçtür ve ilkel çağlarda her şeyin tek kaynağı olarak bilinir”. İlerleyen bölümlerde Khnemu’dan “ Tanrı Nun” olarak bahseder ki “ilahi göğe ait ve dünyevi her şeyi oluşturmuştur” der.
“Khnemu, mevcut olanların yapımcısı, oluşacakların yaratıcısı, var olan her şeyin kaynağı, babaların babası ve annelerin annesidir. Güneşi yaratan, Tanrıları yaratandır. İlk insanı çamurdan, çömlekçi tezgâhında elleri ile şekil vererek yaratan ve yaşamlarında geçim verendir.” (Budge, Gods of the Egyptians, II: 50,51)
Yukarıda ki kabartma Luksor Tapınağındadır ve Tanrı Khnemu’yu çamurdan ilk insanı şekillendirirken gösterir.
John Gardner Wilkinson “Customs and Manners” isimli eserinde;
“Plutarch, (Lucius Mestrius Plutarchus, Yunanlı tarihçi M.S 46–120) Thebais sakinlerinin başlangıcı ve sonu olmayan Khnemu’ya taptıklarını söyler” diye yazıyor ve
“Khnemu’nun görünmez ve akıl ile kavranamayacak (metafizik) bir tanrı olarak bilindiğini” de ekliyor.
Bu resimde Khnemu bir sandal üzerinde betimlenmiştir. Çamurdan ilk insanı yaratan Tanrı Khnemu’nun hemen ardında duran insanın elinde ki asa ve yılana dönüşmesine dikkat edilmeli. Yılana dönüşen asalar, “Acaba” sorusunu beraberinde getirmiyor mu?
ANTİK SÜMER’DE YARATILIŞ
Çamurdan Tanrı siluetinde yaratılmalar, tufanlar, başlangıçta tek olan yeryüzünün, Tevrat (Tannah) ve Kur-an’da da belirtildiği gibi ikiye ayrılması ve daha neler neler.
Sümer’de Gök İnancı

(Resimde Enki Betimlenmiştir.)
Sümer inanışına göre başlangıçta gök ile yer birdi. Daha sonra gök ile yer tanrılar tarafından ayrılmıştır. Sümer inanışında evrenin kökeni şu şekilde açıklanır:
1- Başlangıçta ilksel deniz vardı; kökeni veya doğuşu konusunda bir şey söylenmemektedir, Sümerliler onu her zaman varmış gibi düşünmüş olabilirler.
2- İlksel deniz gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı vücuda getirdi.
3- Tanrılar insan biçiminde kişileştirildiğinde, An (gök) eril, Ki (yer) dişildi. Onların birleşmesinden hava tanrısı Enlil doğdu.
4- Hava tanrısı Enlil yerden göğü ayırdı ve babası An göğü ele geçirirken, Enlil annesi Ki'yi, yeri, ele geçirdi. Enlil ile annesi Ki'nin birleşmesi- tarihsel devirlerde Ninmah, "yüce kraliçe", Ninhursag, ("kozmik dağın kraliçesi"; Nintu, "doğurgan kraliçe" gibi çeşitli adlar verilen tanrıçayla özdeşleştirilmiş olabilir- evrenin düzenlenmesini, insanın yaratılışı ve uygarlığın kuruluşunu başlattı. (Samuel Noah Kramer,
Sümer Mitolojisi, s.83)
Bu konu aşağıdaki "Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı" adlı Sümer şiirinin giriş bölümünde şöyle anlatılmaktadır:
…Gök yerden uzaklaştıktan sonra
Yer gökten ayrıldıktan sonra*
İnsanın adı konduktan sonra,
An göğü ele geçirdikten sonra,
Enlil yeri ele geçirdikten sonra…
(Samuel Noah Kramer,
Sümer Mitolojisi, s.80)
*Şiirden anlaşıldığı üzere başlangıçta bütün olan gök ve yer birbirlerinden ayrıldı ve böylece insanın yaratılışı buyruldu. Ardından gök tanrısı An göğün, yer tanrısı Enlil ise yerin hakimi oldular.
İnsanın Yaratılışı
Sümer mitolojisinde insanın tanrılara hizmet etmesi için yaratıldığı anlatılır. Hava tanrısı Enlil tanrılara hizmet etmeleri maksadıyla Enki'nin tavsiyesiyle tahıl tanrıçası Aşnan ile sığır tanrı Lahar'ı yaratmıştır. Ancak bu iki tanrı bir gün öyle bir kavgaya tutuşmuşlar ki tüm işleri yapmaz olmuşlar. Kendilerine hizmet edilmeyen tanrılar bu konuyu Enki'ye götürüp şikâyette bulunmuşlar. Uyuduğu için olan bitenden haberi olmayan Enki, tanrıça Nammu ve doğum tanrısı Ninmah'a insanı yaratması emrini vermiştir. Ninmah ve Nammu "derin suların üzerindeki" balçığı kararak insanı yaratmışlar. İnsanın yaratılışı şerefine verilen şölende bütün tanrılar içerek sarhoş olmuşlar. Sarhoşluğun tesiriyle Ninmah'ın yarattığı altı insanın hepsi kusurlu olmuş. Ardından Enki'nin yarattığı insan da akli ve fiziksel bakımdan kusurlu olmuş. Hatasını düzeltmesi için Ninmah'tan yardım isteyen Enlil'i tanrı Ninmah yaptığı hatadan dolayı lanetlemiş.
Sümerlilerin Enuma - Eliş Destanında Yaratılış:
"Bunun üzerine ben de Ea'nin yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla yoğurdum. İlk insanı bu çamurdan meydana getirdim."
GILGAMIŞ DESTANI'NIN BULUNUŞU
Yıl 1872. Londra Kraliyet Akademisi'nde, Messer Shmit adında bir İngiliz, verdiği konferansta, Mezopotamya'dan gelen çivi-yazılı tabletler arasında, Tufan hikâyesinin yazılı olduğu bir tabletin bulunduğunu söylüyordu. Bu haber, dinleyicileri büyük bir heyecana düşürdü. Çünkü ancak Tevrat'ta Tanrı tarafından yazdırılmış olduğuna inanılan bu olay, nasıl olur da bir tablette bulunabilirdi? Konuşmacı, tablette Tufanla ilgili okunabilen kısımları anlattıktan sonra, bu Tufan hikâyesinin Gılgamış adındaki bir kahramana ait olan destanın son bölümü olduğunu açıkladı. Destan 11 tablet üzerine yazılmıştı. Bir de 12. tablet vardı. O da Gılgamış'a ait, fakat iki dilde yazılmış başka bir öyküyü kapsıyordu.
Bu tabletler, Mezopotamya’nın kuzeyinde, eski adi Ninive, yeni adi Koyuncuk olan yerdeki kazıdan çıkarılmış Asurbanipal'in kitaplığı arasında bulunmuştu. MÖ 700 yıllarında yasamış olan Asur Kralı Asurbanipal'in kitaplığına ait tabletler doğrudan Londra'ya getirilmiş, uzun çalışmalardan sonra yazılar ve diller çözülmüştü. Destanda iki problem vardı. Bunlardan biri, bulunan tabletler binlerce yıl toprak altında kaldıklarından kırılmış, bazı kısımları yok olmuş, bazı yerleri de okunamaz hale gelmişti. Bunları tamamlayabilmek için yeni kazılar gerekti.
Diğer problem de, destanın Akadca yazılmış olmasıydı. Fakat destanda geçen şahıs ve Tanrı adları Akad diline ait değildi. Buna göre destan başka bir dilden alınmış veya uyarlanmıştı.
Tufan efsanesinin verdiği heyecanla yeni kazıların yapılması sağlandı. Mezopotamya'nın çeşitli yerlerinde yapılan bu kazılarda destana ait birçok parça bulundu. Bunlara göre destan l000 yıl boyunca en az üç ayrı şekilde yazılmıştı.
Asurbanipal kitaplığı arasında bulunan tabletlerdeki destan son olarak MÖ 1250 yıllarında Sin-lekke-unninni adında Uruk şehrinden bir bilge rahip tarafından yazılmış ve standart hale getirilmişti. Bunun 8–12 kopyası yapılarak çeşitli şehirlerin kitaplıklarına gönderilmiş. Asurbanipal kitaplığına ait olanların başında "Her şeyi bilenin tableti, Gılgamış Serisi, Dünya Kralı Asurbanipal'in kitaplığı" seklinde yazmaktadır. Kazılarda bulunan tabletlere göre Akadca olarak yazılan ilk destan Eski Basil çağı denilen MÖ 1800'lerde, ikinci olarak 1600'lerde yazılmış. Bu son yazılanın, Boğazköy’deki Hitit arşivinde Hititçe ve Hurriceye çevrilmiş parçalan ile Suriye'de Ugarit'te, Filistin'de Megiddu'da bulunan tabletler, destanın Mezopotamya dışına kadar yayıldığını gösteriyor. Bütün bu bulunan tablet parçalarından destan tamamlanmaya çalışıldı ve hâlâ çalışılmakta.
Bütün bu çalışmalara karsın 2900 satir olduğu tahmin edilen destanın ancak yüzde 60'ı tamamlanabilmiştir. Tamamlanamayan kısımlarına rağmen destan hakkında genel bir fikir edinilebiliyor. Gılgamış destanının başka bir dilden gelmiş olabileceği problemi de, 1889–1890 yıllarında Güney Mezopotamya'da, eski adi Nippur, yeni adi Niffer olan yerdeki kazılarda çözüldü. Burada Gılgamış'a ait bulunan tabletler, Akadcadan tamamıyla ayrı bir dil olan Sümerce olarak yazılmıştı. Fakat bunlar ayrı ayrı öyküleri kapsıyordu. Daha sonra gelen Babilliler bu öyküleri birleştirerek bir bütün destan haline getirmişlerdir.
DESTANIN YAZILDIĞI BAZI TABLETLERİN ÖZETİ
Tablet I (Özet)
(Çamurdan Yaratılma Bölümünü Barındırıyor)
Gılgamış'ın çok bilgili olduğu, çok gezdiği, Uruk duvarını yaptırdığı, tapınakları onarttığı, onları bir taşa yazdırttığı, halka verdiği sıkıntı, Enkidu'nun kırlarda yaratılışı, bir tapınak fahişesiyle karşılaştırılması, Gılgamış'ın gördüğü rüyalar anlatılıyor.
Tablet XI (Özet)
(En İyi Korunmuş Tablet olmakla beraber Nuh Tufanı’na kaynaklık ettiği düşünülen bölümü barındırıyor. Ayrıca Lokman Kıssasına da kaynaklık ettiği düşünülüyor.)

Utanapiştim, Gılgamış'a ölümsüzlüğü nasıl bulduğunu anlatıyor. Tanrılar, toplantılarında, bir tufan yapıp bütün yarattıklarını ortadan kaldırmaya karar veriyorlar. Bilgelik Tanrısı ona durumu bildirip bir gemi yaparak ailesini ve mümkün olanları kurtarmasını söylüyor. Utanapiştim söylenenleri yapıyor. Tufan başlıyor, altı gün yedi gece sürüyor. Yedinci gün gemiden çıkarak Tanrılara kurban sunuyor. Tufana karar veren Tanrı yaptığı tufana karşılık Utanapiştim'e ölümsüzlüğü veriyor. Gılgamış'a yedi gün uykusuz kalma testi yapılıyor. Onu da başaramıyor. Geri dönerken boş elle gitmemesi için Utanapiştim ona su altında olan gençlik otunu bulursa hiç olmazsa yeniden gençleşebileceğini söylüyor. Gılgamış otu buluyor, fakat onu da yılan yiyor. Tamamıyla hayal kırıklığına uğramış olan Gılgamış büyük bir üzüntüyle şehrine geri dönüyor.
Gılgamış Destanı’nın Bulunuşu ve Tabletlerin özetleri Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın kaleme aldığı “Gilgameş, Tarihte İlk Kral Kahraman” kitabından alıntılanmıştır.
Ülkemizde ilk kez 1942 yılında, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sümeroloji
Profesörü B. Landsberger tarafından destanın çivi yazılı metninden Almancaya yapılan çevirisini, profesörün tercümanı olan Muzaffer Ramazanoğlu Türkçeye aktarmıştır. Çamurdan yaratılma bölümünü sergiliyoruz;
…Tanrıça Aruru bunu duyar duymaz
Gök Tanrısının rakibini kalbinde yarattı.*
Aruru ellerini yıkadı; bir parça çamur koparıp yazıya attı.
Ve yazıda yiğit Engidu'yu yarattı.
Çamurdan yaratılan Engidu, demir gibi sertti…
* Aruru, kendisinin eskiden yarattığı Gök Tanrısı Anu'nun biçimini ruhunda canlandırıyor, sonra çamuru yazıya atarak bir büyü yapıp, ruhunda canlandırdığı bu biçimi çamurdan yaratıyor (Prof. B.Landsberger). Böylece insan Tanrının siluetinde Sümer’de yaratılmış oluyor.
ANTİK ÇİN’DE YARATILIŞ
Başka bir topraktan yaratılma ve içine ruh üfleme efsanesine Çin’de de rastlıyoruz.
Kozmik Yumurta
(Resimde Pan-Ku Betimlenmiştir.)
Çin mitolojisine göre başlangıçta, içi karanlık ve kaos ile dolu kozmik bir yumurta vardı. (Mısır mitolojisinde de Tanrı Khnemu kaosun kozmik yumurtasından güneşi yapar. Sonrasında da çamurdan ilk insanları. (C. Th. Ohhner, The Correspondences of Egypt: A study in the Teology of the Ancient Church)) P’an Ku isimli dev bu kaosun içinde oluştu ve gelişimi sürerken 18000 yıl boyunca uyudu. Uyandığında yumurtayı kırdı ve karanlık serbest kaldı, kaos ise ışığı gizledi. Karanlık dünyayı yarattı ve ışık parçaları da birleşip yükselerek cenneti. Eğer yukarıdaki aydınlık ışık, aşağıdaki karanlığa düşerse korkutucu kaos geri gelecekti. P’an Ku bunu kendine görev edindi, gökyüzünü ve yeri, Dünyanın güvende olduğuna karar verene kadar birbirinden ayrı tutacaktı.
Yaşamın Kaynağı
On binlerce yıl geçti, P’an Ku, her şeyin olması gerektiği gibi, yerli yerinde olduğuna kanaat getirince artık görevi sona ermişti. Yorgunluktan aşağıya, Dünya’ya, düştü ve orada öldü. Son nefesi rüzgârı ve bulutları, kanı ise nehirleri ve ırmakları oluşturdu. Saçları toprağa kök salarak bitki örtüsünü, Dünya’ya düşen dişleri eşsiz mücevherleri oluşturdu. Kaosa bir düzen getirmek için kendini kurban eden P’an Ku, tüm yaşamlar için bir kaynak oldu.
Nu-Kua Cennetten İniyor
Ejder tanrıça Nu-Kua (Nu Gua, Nü-Kua olarak da bilinir) P’an Ku’dan kalanları görmek için cennetten aşağıya indi. Yarı kadın-yarı ejder olarak tasvir edilen Nu-Kua Dünyayı gezdi ve güzellikleri karşısında şaşırdı. P’an Ku’nun kendini kurban etmesi boş yere olmasın diye, ayrıca tek başına kalmak istemediğinden, Nu-Kua insanları yaratmaya karar verdi. Çamuru elleri ile topladı, ondan kadını ve erkeği yaratıp karşısına sıra sıra dizdi. Yapıtları muhteşem olmuştu ama cansızdılar. Kalbinden gelen ilahi nefesini hepsinin içine üfürdü, kulaklarına aşk ve yaratılışın sırlarını fısıldadı ki Dünya üzerinde çoğalıp kendi kendilerini yaratsınlar diye.
Nu-Kua insanlara sanat ve tutkuyu, ayrıca sulama ve tarımı öğretti. Erkek eşi Fu Xi (yarı erkek – yarı ejder) ise insanlara avcılık, balıkçılık, çobanlık öğretti.
Kaynak :
(The Gods and Goddesses of Ancient China, Leonard Everett Fisher)
ANTİK YUNAN’DA YARATILIŞ
Sıradan bir öykü olan topraktan yaratıp içine ruh üfleme Antik Yunan’da bile var olan bir kavramdır. Hatta burada birde yaratılanın yok edilmesi adına başka bir tufana da tanık olacağız.
Antik Yunan efsanelerine göre Olimpiyalılar Titanlarla girdikleri savaşı kazanmak üzereydiler. İki Titan bu savaşa dahil olmamıştı; Prometheus ve Epmetheus. Olimpiyalılar savaşı kazandıklarında Prometheus ve Epimetheus, Zeus tarafından bağışlandı ve yeraltında karanlık bir çukur olan Tartarus’a gönderilmediler. Bu iki Titan istedikleri gibi yaşıyorlardı ancak Zeus arada onları yanına çağırıyor ve bazı görevler veriyordu ki insanın yaratılması da bunlardan biridir.
Prometheus, İnsanın Babası
Prometheus’un insanın yaratılmasında üstlendiği rol hakkında birçok tarihsel edebi metin bulunmaktadır. Bunlardan en eskisi M.Ö 800 yılında yazılan Hesiod şiiri olan Theogony’dir ki Prometheus Zeus’u kandırmış ve ateşi insanlara vermiştir. Bunlar içinde en yaygını Plato’nun da açıkladığı; Zeus’un, Prometheus ve Epimetheus’a hayvanları ve insanları yaratma görevi verdiği Pratogoras diyalogudur. Görünen o ki Epimetheus hayvanları yaratırken kanatları, pulları ve pençeleri hayvanlara bahşetmiştir. Bundan dolayı Prometheus insanları çamurdan, Tanrıların siluetinde yaratmış ve Tanrıça Athena bu çamur figüre ruh üfleyerek hayat vermiştir.
Yinede insanoğlu Tanrıların sahip olduğu güçlere sahip değildi. Bu ölümlüleri güçlendirmenin yolu ise onlara ateşi vermekten geçiyordu. Prometheus Olimpiyalı Tanrıdan insanları için ateşi istediyse de reddedildi. Bunun üzerine Prometheus bir gece Tanrılar uyurken Olimpus Dağı’ndan ateşi çaldı ve insanlarına getirdi.
Louvre Müzesinden; Prometheus’un insanlığı çamurdan yaratması.
(Resimde Prometheus'un Ateşi Çalması Betimlenmiştir.)
İki yüzyıl sonra bir şair olan Aeschylus, Prometheus için daha çekici bir hikâye yazdı. Bu hikâyeye göre Prometheus sadece ateşi çalmakla kalmamış, insanlarına özgürlüğü, bağımsız düşünceyi, bilgiyi, matematiği, tarımı, yazıyı ve ilacıda vermiştir.
İlginç bir şekilde Ovidius’us Metamorphoses isimli eserinde (Kitap I) yer ve göğün birbirinden ayrıldığından da bahseder ki başlangıçta bunlar bitişiktir.
Ayrıca Yunan mitolojisinde; Jüpiter’in gönderdiği yağmurla başlayıp asıl amacı insanoğlunun Dünya üzerinden yok edilmesi olan bir başka tufan hikâyesine de rastlamak mümkündür. Bu sefer tekne içinde Deucalion ve Pyrrha vardır ve tekne tufandan sonra Parnassus Dağı’na oturur.
(Old Greek Stories, James Baldwin)
Bu bölüme kaynaklık eden diğer kitaplar;
Aeschylus “Prometheus Bound” (Prometheus Bound and Other Plays, Philip Vellacott)
Diana Ferguson, Greek Myths and Legends
Hesiod “ Theogony” (Richard S Caldwell Tercümesi)
Plato “ Protagoras” (Adam Beresford)