Uzlaşamayan İkili: İslam ve Merhamet
Geçen gün bir film seyrettim. Filmde ''çağdaş'' ve ''vicdanlı'' bir dindar müslüman karakteri şöyle diyordu: ''Bu dünyada insanlar üç şeyden çok çeker; ayrımcılık, fukaralık ve cehalet. Ayrımcılık sevgi ve merhametle, fukaralık paylaşarak, cehalet de okumakla giderilir.''
Bu sözlere herhalde aklı başında kimsenin itirazı olamaz. Ama bunları bir müslümanın ağzından duyunca insan durup düşünmeden edemiyor. Ben fukaralığın kökeninde de ayrımcılık, yani sınıfsal ayrımcılık yattığını düşünüyorum. Bu tespitlerdeki esas nokta ayrımcılıkla mücadeledir ve bunun panzehiri de sevgi ve merhamettir. Peki islamda böyle bir panzehir var mı? İslamın insanlığı ümmetlere bölerek kavradığı ve kendi ümmeti dışındakileri cehennem odunu olarak gördüğü ortada. Kadın-erkek ayrımcılığında da islamın üstüne olmasa gerek. Cinsel yönelimler, eşcinsellik, transeksüelizm v.b. konularda da sicili pek temiz değil. Öte yandan, sınıfsal ayrımları Allah'ın takdiri kabul eden, sabır ve tevekkülle boyun eğişi vaazeden, çalışanların haklarını çalıştıranın insafına terk eden, köle ve cariyelik gibi ilkel ayrımcılıklar konusunda da tavrı ''Onlara iyi davranın''ın ötesine gidemeyen bir dinin bu konularda söyleyecek pek birşeyi olmasa gerek!
Müslümanlar ümmet, hatta millet, cinsiyet, cinsel yönelim ve sınıfsal konulardaki ayrımcılıklara sevgi ve merhametten yana tepki veremiyorlar. Bunda çokça sunulduğu gibi onların islama uymayan bir yozlaşmaya tutulmalarının değil, bizzat islamın hükümlerinin bu tür ayrımcılıkları muhafaza eden bir yapıda olmasının payı büyük. Ve maalesef, bir müslümanı 'düzeltmek', ayrımcı düşüncelerden muzdarip herhangi başka birini 'düzeltmek'ten çok daha zor oluyor. Çünkü islam, yapısı gereği, inananlarından tam teslimiyet bekliyor. Zaten islam sözcüğünün bir anlamı da ''teslim olmak''. Allah'ın ayrımcılığı da içeren hükümlerine iradenizi tümden teslim ediyorsunuz. İman, sorgulamadan ve eleştirmeden, şüphe etmeden inanmak ve boyun eğmek anlamına geliyor. Ve islam imanı vaaz ediyor! Yine islamın yapısı gereği, müslümanlar ne kendilerini ne de dinlerini eleştiremiyor, gelen eleştirilere de tahammül edemiyor. Hal böyle olunca, kendilerini geliştiremiyorlar ve islam dünyasında bağnazlık da hiç bitmiyor. Müslümanlar, yine islamın yapısı ve iman denen şey gereği, kanıt beklemeden inanmaya alışmış haldeler. Bu yüzden, örneğin onlardan hiçbir zulüm görmedikleri halde komünistleri, ateistleri, alevileri kan dökücü ve bozguncu olarak görüp buna iman edebiliyorlar. Ve yine örneğin, Maraş'ta, Sivas'ta, Çorum'da, Bahçelievler'de, 1977 Taksim 1 Mayıs'ında, Kanlı Pazar'da ve daha nice olayda kan döken, bozgunculuk yapan, ırza tecavüz eden, kadın-çocuk ayırmadan silahsız ve masum insanları katleden kendileri olmasına rağmen yine de kendileri ve dinlerinin mükemmel birer iyilik timsali olduğuna iman edebiliyorlar.
Şurası artık herkesin görmesi gereken bir gerçek ki, islam medeniyete de, çağdaşlığa da, barışa da, hoşgörüye de, sevgi ve merhametle insanların birbirini kucaklamasına da engeldir. Başta tasavvufi yaklaşımlar olmak üzere herkes, islamla ilişkisini sorgulamalı ve araya gereken mesafeyi koymaktan çekinmemelidir. Saygıyı hak etmeyen dogmatik inançlara daha fazla hoşgörü gösterilmemeli ve onları kazanabilmek, dinlerini insanlıkla uyumlaştırabilmek için entelektüel taklalar atılmamalı, bilakis, bu dinin tarihsel suçları ve öğretisindeki vicdan dışılık teşhir edilip şiddetle eleştirilmelidir.
|