
11-09-2011, 18:17
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990
|
|
Kuran'daki Embriyoloji
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.
Bu yazı Dr. Lactantius’un 1999 tarihli ”Embryology in the Qur’an” isimli İngilizce makalesinin Türkçe çevirisidir.
Çevirenler: Neva, Dark_Prince ve ALKA
1. Mucize İddiası
2. Kuran’a Yöre Yaşamın Kökeni
3. Su Veya Meni Damlası
4. Kuran’da Embriyolojik Gelişme
5. Bazı Olası Açıklamalar
6. Gelişim Evreleri – Modern Bir Fikir mi?
7. Yunan Yazarlardan Alıntılara Daha Fazla Örnek
8. Ama Muhammed Bu Şeyleri Nasıl Bilebilir?
9. Sonuç
1. Mucize İddiası
Toronto Üniversitesinde bir dönem anatomi uzmanlığı yapmış olan eski Prof. Keith Moore’ın 1980′lerin başında yazdığı, özel baskı embriyoloji ders kitabı, dünyadaki tıp okullarında yaygın olarak kullanıldı. Anlaşılan, Moore, insan embriyo gelişimine ilişkin neler anlatıldığına bilmek için ilk kez Kuran’ı ele alıp okuduğunda, embriyoloji bilimi oluşmadan önce, insan embriyolojisi gelişimine ilişkin ifadelerin 7. yüzyılda, eksiksiz olarak kaydedildiğini hayretle karşılıyordu [1]. Çok sonradan Müslümanlar, Allah’ın son vahyinin, embriyonun rahim içinde gelişimine dair ifadeler içerdiği ve o dönemde bunun bilinmesinin mümkün olmadığı, bunların Muhammed’e vahyedildiğini ispatlama girişiminde bulundular. Gerçekten yakın zamandaki bu kitap büyük oranda iddiayı teyit ediyordu;“Dubai tıp okulu son zamanlarda, tüm öğrenciler için zorunlu olan bir İslami tıp kursu başlattı; Program, genetiğin de dahil olduğu tüm modern tıbbın Kuran’a bağlanmasını ve linklenmesini istiyordu. Bu kurslar, Suudi Arabistan’ın dinsel yaratılış doktrinine uygundu. Suudiler, hatırı sayılır ölçüde büyük paralar harcayarak, tıp konferanslarında önde gelen batılı bilim adamlarına, hatta bu meslekten olmayan belirsiz kişilere, modern bilimin prodüktörlerine Kuran ayetlerinin doğru olup olmadığını onaylamak için sordular . Bu konferanslardaki video ve broşürler, Suudiler tarafından İslam dünyasında elden ele dolaştırıldı” [2].
Eğer 7.yüzyılda test edilmesi mümkün olmayan malum ayetler ve bu kehanet, gerçekten doğru ve modern bilimin fikirlerine uygun olsaydı bu, Kuran’ın tanrısal olması gerektiği anlamına gelirdi. Bu sayfanın düzenlenme amacı, Muhammed zamanında insan embriyosuna ilişkin kesin olarak nelerin bilindiğini, Kuran ayetlerinin doğru mu, yoksa gerçekten daha öncesinde (Muhammed öncesinde) pekala bilinip bilinmediğini mi göstermektir.
2. Kuran’a Yöre Yaşamın Kökeni
Kuran’da, insanın çoğalma, yaratılış, ve gelişimine ilişkin açıkça en az 60 ayet vardır. Ancak bu ayetler Kuran’da dağınık şekilde bulunurlar ve bu ayetlere ait temalar, kitabın genelinde yaygın olarak birden fazla kez tekrar edilmişlerdir. Hangi malzemeden yaratıldığımıza ilişkin ayetlerden başlamak konuya girişte faydalı olacaktır. Yeni başlayan biri, Kuran’ın tartışmasız, açıkça yazılmış bir kitap olduğu ümit edebilir ancak ayetler listelendiğinde, insan kökenine ilişkin ifadelerin ne kadar belirsiz olduğu ve kesinlik içermediği görülmektedir. Özel olarak belirtildiği durumlar hariç, kullanılan Kuran mealinin Yusuf Ali’nin (Suudi Revize Edition) çevirisi olduğunu unutmayın (Dipnot: biz burada Türkçe’ye çevirirken Diyanet mealini kullanmayı uygun bulduk).
Topraktan yaratılmış olabilir miyiz?
Hud Suresi 61: “O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı”
Veya Arapça’da Salsaal olarak geçen kuru çamurdan mı?
Hicr Suresi 26,28,33: “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan yarattık”
İsra Suresi 61: “Senin çamur halinde yarattığın kimse..”
Secde Suresi 7: “İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı”
Hiç’ten mi geldik?
Meryem Suresi 67: “İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattık”
Hayır, yokluktan da yaratılmadık!
Tur Suresi 35: “Yoksa onlar, hiç bir şey olmaksızın mı yaratıldılar?” (Ali Bulaç Meali)
Balçıktan mı geldik? (Arapça: sulâletin min tîn)
Müminun Suresi 12: “Andolsun ki biz insanı, balçık mayasından yarattık” (Abdülbaki Gölpınarlı meali)
Munimun Suresi 12: “And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık” (Diyanet meali – eski)
Sad Suresi 71: “Rabbin meleklere demişti ki, “Balçıktan bir insan yaratacağım” (Edip Yüksel meali)
Veya sudan?
Furkan Suresi 54: “O, sudan bir insan yaratıp”
Yoksa toz zerresinden mi ? (Arapça turâbin śümme)
Al-i İmran Suresi 59: “Allah onu (İsa’yı) topraktan yarattı.”
Rum Suresi 20: “Sizi topraktan yaratması, O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir”
Fatır Suresi 11: “Allah sizi topraktan yarattı”
Belki de tek bir nefisten veya ölüden yaratıldık?
Rum Suresi 19: “Allah, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır”
Zümer Suresi 6: “O, sizi bir tek nefisten yarattı”
Bu büyük ölçülerdeki belirsizliği ve tam olarak hangi maddeden yaratıldığımızı çözmek için, yukarıdaki açıklamalar öne sürülerek, aynı yolla bir ekmeğin hamur, un, karbonhidrat ve molekülle yapıldığı da söylenebilirdi. Bununla birlikte, bu kaçamak ifadeler bir sorundur. Allah’ın insanı yaratırken, kullandığı toz zerresi ve toprak gibi metaforik tanımlamalar, Kuran’dan önceki binlerce yıllık antik dönemlerden kalmadır ve aynı ifadeler İncil’in, Genesis (yaratılış) 2:7 bab’ında da bulunmaktadır. Bu ifadeler tam olarak, yaşamın okyanusların dışında karada başladığını ve kendiliğinden devam ettiğini ileri süren, bilimsel evrim teorisi/ya da bunu savunanlarla ile çelişiyorsa, Müslümanlar da hem okyanuslardan, hem de karadan (hem sudan, hem topraktan) yaratıldığımızı söylüyor.
3. Su Veya Meni Damlası
Kuran’da bir çok yerde insanın bir damla sıvıdan (meni, tohum ya da spermden) oluştuğu bildirilir:Nahl Suresi 4: İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı (Diyanet meali)
Nahl Suresi 4: O, insanı [sadece] bir sperm damlasından yarattı (Muhammed Esed tefsiri)
Secde Suresi 8: Sonra onun neslini bir öz sudan, değersiz bir sudan yarattı.
Fatır Suresi 11: Allah sizi .. sonra da az bir sudan (meniden) yarattı.
Necm Suresi 46: bir sudan (meniden) yaratmıştır.
Vakıa Suresi 58: Attığınız o meniye ne dersiniz?!
Kıyame Suresi 35: O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi?
İnsan Suresi 2: Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık
Mürselat Suresi 20: Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Abese Suresi 19: Az bir sudan (meniden).
Tarık Suresi 6-7: Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
Bunlardan her biri altıncı yüzyılda, Muhammed zamanında Müslümanlar tarafından da bilinebilir miydi? Şüphesiz ki, üremenin bir damla sıvı emisyon içerdiği uygarlığın ilk günlerinden beri bilinmektedir. Eski Ahit, Yaratılış 38:9′de “Ama Onan ne zaman kardeşinin karısıyla yatsa, kardeşine soy yetiştirmemek için menisini yere boşaltıyordu” demekte. Dolayısıyla dışarı atılan sıvı damlasından yaşamın kökenini açıklayan ayetler, cinsel ilişki esnasında serbest bırakılan şeylerin doğrudan gözlemlenmesi olayından başka bir şey değildir. Bu basit gerçeği bilebilmek için herhangi bir vahiye veya ilahi bir bildirime ihtiyacımız olmadığı da açık.
Nufta hakkında yukarıda sırlanan ayetler, cinsel ilişki sırasında fışkırtılan sıvıyı tanımlamak için kullanılır ve açık bir şekilde meniye atıfta bulunmaktadır. Ancak, Prof. Moore İnsan Suresinin 2. ayetinde geçen “nufta”yı “karışık sıvı” olarak çevirmeyi yeğlemektedir ve bu Arapça terimin, gametleri (erkek spermi ve dişi yumurtası) içeren erkek ve dişi sıvılarına atıfta bulunduğunu söylemektedir. Eski Yunanlıların sadece mikroskop altında gözlemlenebilecek olan sperm ve yumurtaları tek tek gözleriyle görmüş olmaları ihtimal dışı olduğu gibi Kuran ayetleri de özel olarak sperme veya yumurtaye vurgu yapmamaktadır; basitçe ‘nufta’ demektedir. Makul olarak bu ‘meni’ olarak da çevrilebilir, veya Hipokrat’ın da daha erken bir zamanda kullanmış olduğu [4], bununla erkek ve dişi üreme sıvılarını kast ettiği, oluşum aşamasındaki “jerminal sıvı” olarak da çevrilebilir (ama açıkçası Hipokrat da bu sıvıların içinde hücreler olduğunu bilememiştir). Eğer Moore nufta kelimesini germinal sıvı olarak çevirmek isterse, aynı zamanda Kuran’ın bu terimi Yunanlılardan aşırmış olduğunu da pekiştirir.
Tarık Suresinin 6. ayeti, insan oluşmadan önce gerçekleşen cinsel ilişkide “fışkıran suyun” veya meninin, bel ile kaburga kemikleri arasından çıktığını iddia ettiği için ilginçtir. Görünüşe göre, meni, böbrek ve bel arasında kalan bir bölgeden çıkmakta ve bu da gerçek bir sorun teşkil eder, zira spermlerin -bu konuda eski Yunanlılar ikna olmasa da- testislerde üretildiğini biliyoruz . Örneğin Aristotales, matrak bir şekilde testislerin cinsel ilişki sırasında seminal geçişleri açık tutmak için ağırlık olarak işlev gördüklerine inanıyordu [5].
Sure içinde yer alan bu garip ifadenin Müslümanlar tarafından sunulan açıklaması ise [6], spermin fışkırdığı erkeğin kendisi henüz embriyo iken testislerin başlangıçta böbreklerin yer aldığı bölgelerdeki dokulardan oluştuğu gerçeği ile ilgilidir. Diğer bir deyişle, hem de çok dolambaçlı bir yoldan, başlangıçta spermlerin üretildiği testisler o bölgede olduğu için spermin bel ile kaburga kemikleri arasındaki bölgeden kaynaklandığı söylenir.
Elbette bu, bahsedilen ayet için çok daha az karmaşık olan bir açıklamadır. Yunan hekimi Hipokrat ve onun öğrencileri M.Ö. beşinci yüzyılda, meninin tüm vücut sıvılarından geldiğini ve meninin beyinden omurilik içine dağılmadan önce böbreklerden ve testisler aracılığıyla da penisten geçtiğini öğretiyorlardı [7]. Bu görüşe göre, doğal olarak spermlerin böbreklerin olduğu bölgeden kaynaklandığı düşünülür, bu artık günümüz bilgilerin besbelli bir maddesi olmadığı halde, Muhammed döneminde iyi biliniyordu ve Kuran’ın bu tür hatalı bilgiler içerebileceğini de göstermektedir.

Görsel: Hipokrat’ın bir büstü
Tabi ki tüm bunlara karşı, meninin belden geldiği ile ilgili bağ aslında mecazi bir anlam taşıyor gibi argümanlar da ileri sürülebilir. Buna dair Araf Suresi 172. ayette “hem Rabbin Ademoğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp…” ve Nisa Suresi 23. ayette “size şunlarla evlenmek haram kılındı; kasıklarınızdan gelen oğullarınızın eşleri..” örnekler bulabiliriz. Ama eğer öyleyse, o zaman bu mecazlı anlatım tarzının Orta Doğu kültürleri için ortak bir kullanım tarzı olduğu da kabul edilmelidir [8]; Tevrat’ta Tanrı Yakup peygambere (Yaratılış 35:11), “…senin sulpundan ve belinden krallar çıkacak” diye vaat veriyor. Daha sonra Eski Ahit’te benzer bir vaad Davud’a yapılır, “senin sulpundan (belinden) gelecek oğlun…” (1. Krallar 8:19) ve İncil’de Yeni Ahit’te Peter aynı kişiye “onun sulpundan ve belinden gelen birisi…” diyerek ona atıfta bulunuyor (Yunanca osphus). Ancak, bu “bel” (Arapça; sulp) kelimesinin mecazi anlamdaki kullanımları için örnekler vardır. Tarık Suresi, 6. ayeti açıkça fiziksel olarak cinsel birleşimden bahseder, ‘fışkıran su’ ve ‘bel ile kaburga kemikleri arası’ (Arapça; tar a’ib) her ikisi de çok fiziksel olgulardır ve bu ayetteki bağlamıyla açıkça Hipokrat tarafından yanlış öğretilen bilgi olan meninin üretildiği bölgeye atıfta bulunurlar. Böylece Kuran’da yeniden ortaya çıkan yanlış bir antik Yunan fikrinin ilk örneği de bulmuş olduk.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:26 .
|