Düşünce Orucu
Aşağı yukarı kırk yıl önceydi, 9-10 yaşlarında varım yoğum, babam bir gün kardeşlerim ve bana bir soru sordu.
Her şeye lazım olan nedir? diye.
Bizde tabi aklımıza geleni söylemeye başladık, tanrı, hava, oksijen, ruh, su, atom, madde vs. ne söylediysek babam ısrarla "onada lazım" diyordu başka bir şey demiyordu, düşünüyoruz düşünüyoruz bir şey söylüyoruz, babam gene "onada lazım" demeyi eksik etmiyordu. Babamın aldığı keyif hala gözümün önünden gitmez, biz bilemeyip off baba ya! diye sinirlendikçe, o zevkten dört köşe oluyordu.
Bir kaç saat sonra babam insafa geldi, tabi bizim kelimelerde tükenmişti artık,
İSİM dedi, her şeye lazım olan İSİMDİR dedi.
O zaman bi düşündük aa! babam haklı, isim olmadan hiç bir şeyi bilemeyiz deyip, babamıza hak verdik.
Aradan zaman geçti zemin geçti, büyüdük ettik, din işlerine bulandık, kitaplara daldık, tasavvufa merak sardık derken, tabi bu ayeti de çoktan öğrenmiş olduk.
Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. 2/31
İsim olayı mistik tarafta da hayli önemliymiş, halife olarak yaratılan birinin bile en belirgin özelliği, melekleri bile bu özelliği ile şaşırtıyor ki isim olmadan olmuyormuş.
Sonra şöyle bir söze de denk geldim.
"Bir zamanlar Allahın kendi vardı ismi yoktu, şimdi ise Allahın ismi var kendi yok!"
Söz eksik fazla olabilir, tam hatırımda değil, ama anlam olarak bu anlamdaydı.
Bir insan böyle bir sözü nasıl söyleyebilir veya bilebilirdi, bir zamanlar Allahın isminin olmaması filan, çok çok uçuk bir sözdü, kafadan uydurulmuşta olabilirdi, tabi ilk anda pek çok düşünce geliyor insana.
Acaba bu İSİMLER bir şeyleri açmak/anlamdırmak için mi? yoksa o şeyleri bir sır gizem altında saklamak/örtmek için mi? ya da hakikaten öyle olması gerektiği için mi?
Öyle veya böyle İSİMLER önemli, isimsizlik acaba nasıl bir şeydi, veya böyle bir şeye nasıl ulaşılabilirdi? nedir, nasıldır, diye kafada deli sorular dönüp duruyordu.
Tabi bütün bunlar bir süreçte ilerliyor, durmak dinlenmek yoktu, habire oku araştır, düşün dur, kovalamaca hiç bitmiyordu. Daha bir soruyu çözmeden, bir sürü soru sıraya giriyor, çözüm bekleyen sorular kuyruğu cevapları çoktan geçiyordu.
Hayatım boyunca hep maddiyat sıkıntımda olmuştur, işleri ters giden biride olunca, kitap almakta hiç kolay olmazdı, genede son paramı kitaba verirdim.
Eşten dosttan da çok kitap aldım okudum, hele dul bir komşumuz vardı, 70 lerin başında beyi vefat etmiş, kadında hiç evlenmemişti, kocasına ait bir kütüphane kitabını da hatıra niyetine saklarmış, bir gördüm pir gördüm adeta, hemen hepside tasavvuf ve felsefe kitaplarıydı, okuyabilir miyim diye izin istediğimde, "memnun da oluruz beyimin anısını yaşatırız" dedi, orada ilgimi çeken ne varsa okumuştum.
Öyle ki kitapların en yenisi 70 den daha yeni değildi, 40,50,60 lı yıllara ait kitaplar ki aramakla bulunmazlardı.
Sonra esas sorunumun, bitmez tükenmez arayış kaynağımın DÜŞÜNCELERİM olduğunu fark ettim, beni rahatsız eden bizatihi düşüncemin kendisiydi.
Geylâniye ait olan bir söz görmüştüm. "Öyle bir oruç tut ki o oruçta sen olmayasın!" bu ne demekti, nasıl olacaktı hiç bir açıklamada yoktu.
İşin garibi o güne kadar Geylâni ile ilgili hiç bir kitapta okumadım, ondan sonrada okumadım ama o sözünü epey düşünmüşümdür.
Ben Arabiciydim fakat o da şöyle böyle tarifi yerine, ilkeler ve kavramlar üzerinden söylemler ediyordu ki zaten tıkanık olan yolumu o da iyice tıkıyordu.
Düşünüyorum öyleyse varım!
Benimde sorunum düşüncelerdi üstüne gitmeye karar verdim, düşünceyi ya durduracaktım, ya da oruç gibi bir yöntem uygulayacaktım. Fakat yöntemin ne olacağını bilmiyordum. Vakti zamanında zikir, tefekkür, yoga gibi şeylerde denedim ama onlarında bana göre olmadığını, boş işler olduğunu anlamam çok sürmedi.
Kararımı verdim!
Düşünce orucu tutacaktım, o güne kadar buna dair bir şey görmedim, sonrada görmedim ama bir şekilde iflah olmaz ruhumu ya terbiye edecektim, ya da diye başka bir alternatifim yoktu, ötesini bilmiyorum.
Hiç bir şey düşünmemeye başladım, daha doğrusu çabaladım, düşünceler aklıma geldikçe kafamdan atıyor, boş bakmaya odaklıyordum kendimi, duygular hisler zamanla azaldığı gibi, birilerine karşı olan sevgiler nefretler de azalmaya başladı, bir nevi robot gibi oldum, düşünce yoksa sevgi ve nefrette yoktu, bir davam bir amacım, idealler filan hepsi zaten anlamsızlaştı.
Hiç bir şey düşünmemek zordu ama imkansızda değildi, en azından o yola adamıştım kendimi, kararımı vermiştim bir kere. Dışarıda ki insanlar bu durumu fark etmedikleri gibi, eşimde durumdan bi haberdi, normalde aramız zaten pek iyi değildi, bu halle birlikte bana demediğini bırakmıyor ama genede ben ona kızamıyordum bile, çünkü dediğim gibi düşünce azaldıkça hislerde azaldı, etki/tepki yoktu bende, BEN diyebileceğim bir ben görülmüyordu içimde.
Nefes alıp veren canlı bir et parçasından daha fazlası değildim, adeta yürüyen bir cenaze gibiydim.
Bu olay bir ay kadar sürdü, bir ayın sonlarına doğru içimde, adeta bir volkan misali, bir öfke dalgası çıkmaya can atar gibi bir şey olmaya başladı, aslında şaşırdım da bir yandan zaten düşünmemeye odaklamışken kendimi, bu dalganın ne olduğu hakkında fikirde üretemiyordum, düşünmeyince fikirde oluşmuyor... tabi ben böyle oldukça onu bastırmaya çalışsam da, bir kaç gün sonra o dalga iyice sıklaştı ve en sonunda o volkan adeta patladı.
O gece sabaha kadar, Tanrıya ve inandığım ne varsa, korku, ümit, beklenti ne var ne yoksa dışarı çıktı, ve çıkış o çıkış, sabaha kadar demediğim şey kalmadı.
Sonra içimde kalan o son sözleri de kusunca, ne söylenecek bir sözüm kaldı, nede yapılacak bir şeyim kaldı, yorgun ve bitkin bir biçimde uykuya dalarken, şu sözlerimi çok iyi hatırlıyorum.
ARTIK HER ŞEY BİTTİ !...
Devam edecek ...
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|