
11-09-2017, 23:01
|
 |
Super Moderator
|
|
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
|
|
|
Nero Diyor ki
Evet, sanat insanî öz sayesinde mümkün. Bu tamam. Peki bu öz neden mümkün değil? İnsanın bir özü yok mu, olamaz mı? Bence insanı insan yapan değerler toplamı bu özü oluşturuyor.
Vicdan, akıl, yardımlaşma, rekabet vb...
|
ben "sanat insani öz sayesinde mümkündür" demedim ki, öz kavramının "kurgul" olduğunu (yani ancak edimi takip ederek, onun ardına katılarak mümkün olabileceğini) söyledim. Burada işaret etmeye çalıştığım olgu, her sanat eserinin farklı kültürlerce, hatta aynı kültür içerisindeki farklı bireylerce farklı farklı yorumlanabiliyor oluşunun, hatta ve hatta belirli bir sanat eserinin, süreçteki özne tarafından öncekinden farklı bir estetik içerilmeye karşılık gelen bir alıma dönüşebilmesinin de koşulu aynı zamanda, bu temelde mevzuya şu şekilde yaklaşmak gerekiyor; "özne & nesne" dikotomisini yaratan nasıl ki "dil", ve onun içinden taşan "gramer metafiziği" ise, sanat söz konusu olduğunda, "tanımlamasal" ayrımı yaratan da yine form ve içeriğin yollarını çizen "dilsel" rabıtadır, burada estetiğin, imgeleme hangi minvalde ilişkileneceğini niteleyen şey ise, algının kendisini hem öncelediği hem de sonradan bir kere daha ilişkilendiği öznel bir ön-hakikat kurgusudur, o halde sanat da, geri kalan herşey gibi iki temel şekilde anlamlandırılabilmekte (1) kurgul hakikate açılan bir pencere olarak ve (2) serbest estetik bir faaliyet olan yaratım olarak (burada, "seyir" dahi bir yaratımdır ve tam olarak bu yüzden benim karşı çıktığım 1. maddedeki indirgenmiş bulunan sanat kavramıdır, zira sanatın, özellikle toplum içinde bu minvalde kavranması, yani "sanatın hümanizmi", onu alaşağı etmekten, tabiri caizse sanatçıyı öldürmekten başka herhangi bir işlev ve izleğe sahip değildir). İkinci metafiziğe göre, değil "insanın özü", hiçbir "(t)öz" mümkün değildir ve sanatsal faaliyet de ancak bu sayede mümkündür. Bu ontolojik açıklamanın reddedilmesi halinde ise, işte sanatı Platoncu tekhne olarak açımlamak, veya Kantçı yücelere taşımak, yani sanatın aşkınsallaştırılarak "kafeslenmesi", boldladığım kısımdaki "estetik" fenomeni ıskalamış oluyor... Daha ne kadar açık olabilir bilmiyorum, o yüzden şöyle bir ifade kullanacağım: Sanatın varoluşu, ateizmin ontolojik onayıdır, hiç öyle bilime, mistisizme falan gerek yok hakikat için, zira hakikat zat-en kendi yokluğunu imleyen estetik bir "fenomen"dir ve bu sahihliği de bizim yüzümüze "en iyi", adına sanat denilen olgu çarpar.
|
Nero Diyor ki
Vicdan, akıl, yardımlaşma, rekabet vb...
|
Vicdanın "öz" olduğunu düşünmüyorum, o süreç içerisinde haksızlığın (yani insan usunun kökensizliğinin kavranmasının), zulmün, baskının ve sairenin neticesi olarak türemiş filojenik bir fenomene benziyor, yani yukarıda da belirttiğim gibi, yine edimlerin ardına katılarak mümkün olmuş. İşte sanat da zaten bu trajedinin, yani kurgul olanın egzistensiyal yıkılmışlığının sezgisinin bir sonucu olarak gayet de okunabilir. Platon ideal olana ulaşmamız için sanatı terketmemiz gerektiğini söylediğinde, bu sence de fazlasıyla ironik bir talep değil mi?
Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath
Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett
Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel
Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot
İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan
Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe
ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:25 .
|