
21-06-2021, 14:17
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 29 May 2021
Mesajlar: 109
|
|
Zorunlu Aşı
Zorunlu Aşı
İnsan hayatını, kamu düzenini ve esenliğini tehdit eden bir virüs türü olan Kovid-19'ün yayılması, yüksek sayıda can kayıplarına neden olması ve hayatın olağan akışını büyük ölçüde etkilemesi nedeniyle uluslararası pandemi ilan edilmiş ve bu ciddi sağlık sorunun çözümü için tedavi, en önemlisi de aşı çalışmalarına hızla başlanmıştır. Aşı üretimi konusunda çalışmalar yapan birçok şirket güvenli ve etkili olduğunu iddia ettikleri aşıları piyasaya sürmüş veya sürmeyi planlamaktadır. Bu yazının kaleme alındığı tarihte Birleşik Krallık vatandaşlarını aşılamaya başlamış, diğer ülkelerde bu yolda önemli mesafeler kat etmiş olup, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı da aşı ithali ile ilgili girişimlerde bulunmuştur.
Virüse karşı insanın bağışıklık kazanması için kullanılan aşı ile ilgili en büyük soru işaretlerinden birisi de, aşı olmanın zorunlu tutulup tutulmayacağıdır. Bu yazıda olası bir aşı zorunluluğunun Anayasaya, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'na ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne uygun olup olmayacağı incelenecektir.
1. Anayasa açısından;
Zorunlu aşı uygulaması, ancak vücut bütünlüğüne karşı gerçekleştirilecek bir müdahale ile uygulanabildiğinden Anayasanın, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinin kapsamına girmektedir.
Anayasanın 17. maddesinin ilk üç fıkrasına göre; "Herkes, yaşama, maddî ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz".
17. madde; ilk fıkrada hakkı düzenlemek suretiyle kuralı koymuş, ikinci fıkrada ise hakka getirilebilecek özel sebepleri göstermiştir. Anayasanın 17. maddesinin ilk iki fıkrasının Devlete yüklediği yükümlülükler, öldürmeme yükümlülüğü ile risklere karşı bireylerin yaşama hakkını koruma yükümlülüğüdür. 17. maddenin üçüncü fıkrasında; kimseye eziyet ve işkence yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı ifade edilmiştir. İnsan hayatı ve sağlığı için önem taşıdığı kabul edilen aşının, eziyet veya işkence veya insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir ceza veya muamele olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü, maddi nitelikte pozitif bir yükümlülüktür; bu yükümlülük Devlete, yaşama hakkını koruması için tedbirler alma ödevi yükler[1].
Anayasa m.17; özel sınırlama sebepleri öngörmemiş olmakla beraber, tıbbi zorunluluğun gerektirmesi ve bu gereken müdahalenin kanun ile düzenlenmesi halinde vücut bütünlüğünün dokunulmazlığına istisna getirilebileceğini düzenlemiştir. Bu bakımdan, kişi hak ve hürriyetlerine müdahaleyi düzenleyen istisnaların meşruluğunun değerlendirilebilmesi için Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesi dikkate alınmalıdır.
Anayasa m.13'e göre; "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz".
Dolayısıyla, Anayasa m.17'de yer verilen "tıbbi zorunluluklar" ifadesi yeterli değildir. Gerek Anayasa m.13 ve gerekse Anayasa m.17 uyarınca kanun koyucunun vücut bütünlüğüne müdahale teşkil edebilecek halleri kanunda düzenlemesi gerekmektedir. Anayasa m.17, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulabilmesi ve tıbbi müdahaleler için çıkarılacak kanunun Anayasada gösterilmiş dayanağını oluşturur. Anayasa m.17/2'de yer alan "ve kanunda yazılı haller dışında" ibaresinin, esas itibariyle Anayasa m.13'de öngörülen "yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak" hükmünü karşılamadığı, soyut olup, özel sınırlama sebebi içermediği yönüyle eleştirilebilir. Çünkü temel hak ve hürriyetlere getirilebilecek sınırlamaların ancak kanunla yapılacağına dair bir hüküm Anayasa m.13'de bulunmaktadır. Bu nedenle; "ve kanunda yazılı haller dışında" ibaresini, hemen öncesinde gelen "tıbbi zorunluluklar" kavramından koparmamak ve ayrı değerlendirmemek gerekir. "Tıbbi zorunluluklar" ve "kanunda yazılı haller" birlikte ele alınmalıdır.
Şimdiye kadar uygulamaya koyulmuş kanuni düzenlemeler gözönüne alındığında, zorunlu aşı uygulamasına dayanak oluşturabileceği ileri sürülen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun ilgili maddeleri incelenmelidir.
Yukarıda yer alan açıklama olağan hukuk düzenine göre yapılmış olup, "Olağanüstü hal yönetimi başlıklı" Anayasa m.119/1'de yer alan "tehlikeli salgın hastalık" gerekçesiyle Cumhurbaşkanı tarafından olağanüstü hal ilan edildiği takdirde, elbette olağanüstü halde geçerli olacak 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu ile Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre süreç yürütülecektir. 2935 sayılı Kanunun tehlikeli salgın hastalıkta alınacak tedbirleri düzenleyen 9. maddesinde aşı ile ilgili bir hüküm olmasa bile, bu istisnai dönemde 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu ve olağanüstü halin ilan edilmesine yol açan nedenleri ortadan kaldırmak amacıyla çıkarılacak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile zorunlu aşı uygulaması öngörülebilecektir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:24 .
|