Herhangi bir cisimi ele aldığımızı düşünelim. Peki bu cisimler nelerden, neyden meydana gelmektedir? İşte bu soru şey'in muhtevası ile ilgilidir, yani şey'i meydana getiren malzemenin ne olduğuna dair bir sorudur. İlk bakışta, kabaca yaklaşırsak, her biri diğerinden ayrı veya farklı şeyler ise, o halde her bir farklı olanın farklı muhtevası olmalıydı, ki işte bu sayede bunlar da birinden farklı olabiliyordu... Günümüzden binlerce yıl öncesi ve o dönemlerin bilinci açısından bu kaba yaklaşım her ne kadar basit ve yüzeysel olsa da, yine de sorun teşkil ediyor, zira çeşitli nesneler değişip, dönüşüyor, başka biçimlere evriliyordu... Öyleyse bu durumda değişen ve değişmeyen sorunu kadar, değişip, değişmemekle kastedilenin de ne olduğu da aydınlatılmalıydı. Yani
burada kullanılan değişim kavramının bildiğimiz form ve yapıca değişim, evriliş mi, yoksa birbiriyle kıyas edilen iki şey arasında herhangi bir farkın olup olmaması mıydı? Cevap, aslında her ikisi de ve bu durum bazı sözde filozoflarca, felsefeyi salt öznel, edebiyat alanında sorgulamada bulunmak gibi gören idealistlerce de çarpıtılmaktadır...
Böylece antik çağ filozofları, cisimlerin temeli, özünde neyin olup olmadığı konusunda düşünmek zorunda kaldılar. Böylece şeylerin özünde, temelinde (element) olanın "toprak, hava, su, ateş" gibi elementlerin olduğu yönünde varsayımlarda bulundular... Tabi materyalist olanla idealist, ruhani yaklaşım arasında farklar vardır, ancak konumuz açısından önemi yok, biz bu elementleri nesnel, materyalist açıdan düşünelim...
(...) Gelinen aşamada ise bu cevaplar yeterli olmamış, bilimin öncüsü diyebileceğimiz
Demokritos, şeylerin özünde olanın parçalanamaz(bölünmeyen öz) bir yapı taşı olduğunu öngörmüştür(Öngörülebileceği gibi idealist filozoflar ve örneğin Platon, Demokritos'a, tarihten silinmesini arzu edecek derecede karşı olmuşlardır). Öyle ki herhangi bir nesneyi parçalara ayırarak ilerlersek, sonunda elimizde parçalanamaz bir parça, yapı taşı kalacaktır, şeyler sonsuza kadar parçalanamaz...
Kısa geçeyim, günümüzde madde tanımı hem yanlıştır hem de kaynak edindiği materyalizmle de çelişir. Bir zamanlar atomun parçalanamaz en küçük yapıtaşı olduğu düşünülmüş, bu bahisle de parçalanamaz olan özün atom olduğu sanılmıştır. Bu görüşte esas ve usül açısından hiç bir sorun yoktur, zira ilgili dönemlerde
atomun da parçalanabildiği henüz bilinmemektedir. Yine de atomun bir
kütlesinin olmasından hareketle madde tanımlanırken kütleli olarak tanımlanmıştır ki,
işte bu hem esas hem de usül açısından yanlıştır. Eğer herhangi bir parça
nicelik, örneğin kütle ithtiva ediyorsa, o parçanın bölünemez, parçalanamaz
tek bir parçadan meydana geldiği iddia edilemez. Bu halde bu akıl, mantığa da ters düşmektedir ki,
o halde günümüz madde tanımı hem yanlıştır hem de bilimsel değildir.
Eğer spesifik açıdan, temel, yani yapıtaşı bağlamıyla maddeyi tanımlayacaksak, o halde elimizde kalan son parçanın kendinden başka parça ihtiya etmemesi gerekir. Böylece ne parçalanabilir ne de kütlesinden söz edilebilir... Kısaca bu bağlamda bir tanımlamada bulunacaksak,
madde; her şey'in temelinde olan ve parçalanamaz, kendisinden başka parça ihtiva etmeyen(bu sebeple de kütlesiz), kütlesiz en küçük yapıtaşıdır. Şeylerin değişmeyen(tümünün ortak temeli olması) özüdür(yani tümünde ortaktır). Genel olarak yaklaşırsak, her şey(nesne) madde, her şeyden açığa çıkan ilişki, hareket, değişim, etkileşim vb. maddidir...
Ayrıca konum değişimleri oalrak değil yapı değişimleri açısındna yaklaşırsak, temelde olan bu parça değişmez özü de temsil eder, kendinden başka parça taşımadığı bu bahisle form ve nicelik ihtivası olmadığı için de değişiminden söz edilemez... Kısaca değişimler form nazarındadır formalrın da değişmeyen özü maddedir... Madde, yani en temel yapıtaşları bir araya geldiğinde, ilişkiye girdiğinde OL'uşturdukları biçimler, formlar, yapılar da değişecektir böylece hem hareket hem de değişim, hem biçim, hem yapı, kısaca form ve formlara nazaran soyutladığımız bütün kavramlarımız, ölçülerimiz, kıyaslarımız, zaman, ebad, boyut vb. anlam kazanacaktır(böylece bazı paradoskların da anlamı kalmaz)...
Burada form ile kastettiğimiz en küçük formlardan(maddenin, en küçük yapı taşlarının birlikteliği, bir aradalığı, dizilim biçimleriyle vs.) en büyük formlara(daha küçük formların bir aradalığı dizilim, ilişkileri vb. ile) değindir, yani temel yapıtaşlarıyla oluşan formun, daha üst bir forma yapıtaşı olması...
Temel yapıtaşının konumu, diğer parçalarla ilişkileri vb. değişebilir, ancak
kendisi değiş-e-mez(çünkü kendinden başka parça içermez, bu sebeple kırılamaz, ayrılamaz, sıkıştırlamaz, esneyemez, çökemez vs.)... İşin aslı aslında madde kendi bağlamında spesifik olarak tanımlanamaz(çünkü en küçük yapıtaşı olan parça, parçalar ihtiva eden ve bu parçalardan oluşan bir form-yapı biçimi değildir), ancak genel olarak
Yapıtaşı olarak madde; her şey'in temelinde olan ve parçalanamaz, kendisinden başka parça ihtiva etmeyen(bu sebeple de kütlesiz), kütlesiz, boşlukta yer kaplayan en küçük yapıtaşıdır. şeklinde veya benzeri ifadelerle tanımlanabilir.
Kütle, enerji vb. nicelikler, form-yapı vb. ise en az 2 madde parçacığının birliktiğiyle anlam kazanır... Bununla birlikte, parçacık namına düşünürsek, evrende olası en küçük hacim adına ne dersek diyelim, temel parçacığın kapladığı alandan daha küçük olamaz. Bu bağlamda daha küçük bir birimden söz edilemez, yalıtılamaz, ancak 2 temel parçacığın birbirine olan mesafe kıyası daha düşük birimlerde olabilir ve kıyaslanabilir...
Kısaca kendinden başka hiç bir parça ihtiva etmeyen, bölünemez son parça, birbirine nazaran içerik bakımından fark oluşturmaz, ancak birinin, diğerine nazaran kıyasıyla farklı olduklarını değil, birbirinden ayrı oldukları bağlamında farklardan söz edilebilir...