Nolan´isimli üyeden Alıntı
Adaletsizliğin kaynağı devlet ama konu bu değil.
|
Hayır adaletsizliğin kaynağı devlet değildir. Devletin kaynağı adaletsizliktir.
Nolan´isimli üyeden Alıntı
Akp öncesine nazaran, Akp döneminde yaşanan nüfus artış oranının azalmasının temel nedenine bakıyoruz.
Akp'nin, yargıya her anlamda yön vermesi ve bu kuvvetler birliği sonucunda, toplumda bir güven sorunu yaşanması ve bu sorunlar yüzünden ekonominin altüst olmasının altını çiziyoruz.
|
Bütün sosyo-politik pisliğin ve yansımalarının kaynağı adaletsizliktir, ama buradaki adalet kavramı, bazı tepedenci tencere-kapakların tanımladığı-aldattığı gibi dar, sahte, görünürde-yansıma- olanı, yani faslı değil, aslıdır. Ekonomi dediğimizde, yarar-zarar, fayda, çıkar, menfaat vb. tümü de burada-n-dır = ekonomi-politik. Geçim, adalet-sizlik vb. de buraya, o temele dayalı-bağlı.
Adaletsizliğin kaynağı devlettir diyorsun, değil, ya da kabaca, aksine devletin kaynağı adaletszliktir... Bu biçimde bakarsak, "adaletin kaynağı devlettir" demiş de oluruz... Oysa devlet ARAÇTIR. Kaldı ki, adaletsizliği neresi yapar diye sormadım, NEDEN ADALETSİZLİK?(buna cevap bulmalısın).
* Kaldı ki seni alıkoysam, hak, hukukunu ister
aldatarak ister zorla ç-alsam, bütün hak ve hukukunu çiğneyerek kişisel -isterse manevi olsun(yine ekonomik)- menfaat edinsem(ekonomi-politik),
bu adalet olur mu? Peki ben devlet miyim? Peki bu sayede zayıfsan, güçlü olan ben iken, devlet kime çalışacak veya çarkı kim döndürecek? Beni güçlü kılan ne? Aslında
sensin ve senden nemalandıklarım, senden nemalandıkça da sana ve senin gibilere göre, sayenizde elde ettiğim. Ve sayenizde edindiğim ayrıcalıklarım, nasıl sürdürülebilir, nasıl, nerede meşrulaşabilir, neye, hangi güce, güçlü olana göre temsil edilebilirdi, peki seni nasıl olanaksız bırakabilir, aldatabilir, uyutabilirdim?. Son 20 yılda güçlü olan AKP+MHP oldu, peki neden, nasıl, neye dayanarak? Bunlar binlerce dal, alan, ilişkide vb. detaylı, EKONOMİ-POLİTİK konular...
Ekmeğe ulaşmak için neye gereksinimin var? Her ne ise, hayatın her alanında da yine ona gereksinim var, ve
olmadığında, olmuyor ve bunun zararı, götürüsü, salt maddi ihtiyaçlar değil, manevi, psikolojik, insan ilişkilerinden, tercihsizliğe, cinnetten, strese, dahi cehalete değin, bir yığın sorunları doğuruyor... Aslında İHTİYAÇ faktörü de esas alınmalı, hatta adalete duyulan ihtiyaç da aslen ekonomiktir(neden ihtiyaç duyulmaktadır, yarar-zarar ekseni mi?)...
Yani, basitçe kıyaslarsak, milyonlarca insan, AKP, AYM vb. kararına uymadı, baş örtüsünü kamu kurumlarında serbest bıraktı(toplumun yarıdan fazlası bunu onaylıyor zaten!) o halde ben bundan sonra yemeyim, içmeyim, ekmek almayım vs. demiyor, böyle ölüm orucu tutacak denli protesto edecek düzeyde bilinçli bir toplum olsa, zaten AKP'den söz ediyor olmazdık. Tabi bana kalsa böylesine bilinçli bir toplumdan yanayım, ama burada mesele benim ne düşündüğüm, ne istediğim değil, ortada olanın ne olduğu..
İçinde olduğumuz dünya, coğrafya, ülkede, borusu öten paradır ve bu sistemde her şeyin ölçütü para. Adalet de, evlilik, sürdürebilirlik, çocuk sahibi olabilirlik, masraflarını karşılayabilmek vb. sayılamayacak denli faktör etkileniyor veya
fiyatı(sözde, kıytırık, sahte adalet de dahil) belirleniyor... Kısaca en
basit haliyle dahi, istatistikler, ölçüt, kriterlerin temelinde fayda-zarar, bedel,
para, olanak, kısaca ekonomi ekseni olmalı.
Ekonomi kavranmadan, adalet kavranamaz...
Nolan´isimli üyeden Alıntı
Buradaki mesele sistemle oynanma meselesi. Akp cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getirdi, kamuya başörtüsü serbestisini getirdi, yargıya da alenen müdahale edince ip koptu.
|
AB'de, 1950'den bu güne, adalet ve demokrasi olumlu yönde ilerlerken, nüfus artış oranları neden düştü? Devlet her çocuğa para vereceğini söylediğinde neden düşüş oranları belirli oranlarda dengeleniyor? Ya da, aksine bazı hallerde, bölgelerde, doğum oranlarını düşürmek adına neden nüfus planması yapıldı? Kaynağı ne?
Kamuya başörtü yasağı da adaletsizlik değil mi? Eğer adalet 3-5 yasanın, bazılarının yaşam biçimi veya ideolojisne hizmet edip, etmemesine indirgenecekse ve adalet dediğin de bu ise, o adaletsizliktir, zaten hakim olan da adaletsizlik... Kaldı ki kriterine göre bakarsak, geçmişin adaletszliğine maruz kalan toplum nezdinde, en azından %60'ın onayını almış bu yasak kaldırma eylemine nazaran, doğum oranları artmalıydı... Türkiyede doğum oranlarındaki ANİ düşüşün
asli sebebi ekonomik(adaletsizlik konusu da bunun içinde!), olumsuz, en düşük insani normların dahi altında kalan yaşam koşulları(**), internet yayılımı, gelişen ve değişen
kültür... Cehalet de kontrolsüz nüfus oranı artışlarında önemli bir faktördü-r.
**
peki bu nasıl oldu dersek işte o zaman AKP'sinden, sisteme değin, kısaca ekonomi-politiğe inmek zorundayız, tek sorumlusu AKP ve bazı eylemleridir demek sahte bir aldatmaca, aldatıcı algı oluşturmaktır
12 Eylül faşist diktatörlüğünde, bırakın klepktokrasinin faşist AKP rejimini, bunlar direk kendi, kendilerini, güç, silah zoruyla atamış, darbe iktidarıydı... Oysa, ilgili faşist diktatörlük koşullarında ülkedeki doğum oranları %10-13 bandında, yani günümüzden 10 kat yüksekti... Kısaca bazılarının, ekonomiyi, sosyo-ekonomi, ekonomi-politiği saf dışı tutan(yani asıl kaynağı ortadan kaldıran), bir çeşit, elitin dar hakimiyet alanı-merkezi, saray işleri düzeyine indirgeyen
adalet yaklaşımı(altında köle-ci bir toplum, sisteme rağmen, üstünde sarayın Ömer'inin adaleti, padişahın adaleti tarzı), hem hasıraltıcı, gerçeği gizlemeye çalışan, hem aldatıcı, hem de geçerli değildir.. Adaletten veya adaletszlikten söz edeceksek, hayat bulduğu kaynağa, zemine, ortama, ekonomiye ve adalet-sizliğin bu zeminde nasıl ortaya çıktığı, neye dayandığı, nasıl, neyle, ne şekilde varolduğu, oynadığı role bakmak gerekir.
Evet bütün bu tarz sorunlarımızın altında adaletin olmayışı -bataklık- yatıyor(itiraz etmiyorum ki, aksine söylüyorum), ama bu adalet, yukarıda değindiğim türden yolunarak kuşa çevrilmiş, varlık koşullarından(ekonomi-politikden) yalıtılmış türde pazarlanan "adalet" değil... Bütün sorunlarımızın temelinde yatan en temel faktör ekonomidir(fayda zemini), bu çözülmeden, adalet, adaletsizlik de kavranamaz...
Temel sorun ekonomidir, dolayısıyla ekonomiktir.
Önce neye göre, kime göreliği belirsiz bir adalet, sonra ekonomi gelmez, önce ekonomi yarar-zarar, fayda|çıkar, ancak sonra siyaset(en az maliyet, zarar, bedelle en yüksek fayda, yarar yolu), payına düşen|düşmeyen, hak|haksızlık->adalet|adaletsizlik->hukuk|hukuksuzluk doğar. Adalet konusunda
bakılması gereken de bütün dünya, insanlığın yararı(ekonomisi) olmalı. Yoksa AKP döneminde
olağanüstü soygun, gasp yollarıyla zenginliğine zenginlik, servetine servet katan veya tümü dahil
nemalanan %15'e göre, ne ekonomi kötü(nasıl kötü olabilir ki? Muazzam fayda sağlıyorlar), ne de adaletsizdir... Nereden bakılması gerektiği açık ve önemli->bütün doğa ve insanlığın, tüm toplumun yararı(yani temel yine ekonomi ve mesele de; neyin|kimin yararı, faydasının esas alınması gerektiğidir(kimin?). Ekonomi-politik.... Kuru ve neye göreliği belirsiz veya kapsayıcı olmayan, dar bir adalet söylemi; anlam taşımıyor)...