Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 30-10-2007, 22:02
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Kutsal 'Ticaret' Savaşları

Halkların dinsel bayraklar altında birbirleriyle karşılaşmaları tarihi olağanüstü acılara, daha önemlisi sonraki nesillere de koşullandırıcı bir şekilde aktarılan kalıcı yaralara neden olmuştur. Öyle ki barbar akınları bu açıdan çok daha masum olup halkların sonraki kaynaşmasını engellememiştir. Ama onlardan farkla din bayrağı altında gerçekleşen (kutsal) savaşlar böylesi bir kaynaşma yerine halkların bilincinde kapanması zor yaralar açmış, sonraki zamanlarda yenilenen çıkar çatışmaları ve bağnazlık kampanyaları için de tarihsel arka plan oluşturmuştur. Ne zaman ki iç sorunların unutturulması veya ötekiler aleyhine yayılma yönelimi gerekmiş olsa, geçmişteki dinsel çatışmalar güncelleştirilmiş ve bunlarla sağlanan coşkunlukla sorunlar gerçek nitelikleriyle konuşulamaz hale getirilmiştir. Haçlı seferleri bu amaçla sonraki zamanlarda sıklıkla kullanılmış ‘kutsal savaş’ örneklerinin başında gelir.

GÖRÜNÜŞTEKİ NEDENLER

Haçlı seferlerinin vahşeti, savaşa yüklenen ‘kutsal’ anlam ve savaşçıların dinsel fanatizmiyle meşrulaştırılmıştır. Ancak dönemin nüfusuyla karşılaştırıldığında gerçekten de inanılmaz sayıda bir insan seferberliğiyle sağlanan bu savaşlar zincirini dinsel fanatizmle açıklamak yeterli olmayacaktır.

Bu noktada, ‘Kudüs’ün kurtarılması’, ‘Doğulu Hıristiyanlara yardım’, ‘Türklerin Anadolu’yu ele geçirmesinin yarattığı kaygı’ gibi nedenler de yeterli bir açıklama olmaktan uzaktır. Esasen hiçbir dışsal gelişme bu denli büyük bir seferberlik gerçekleştirmeye yetmezdi. Dolayısıyla böylesi bir seferberliği sağlayan nedenleri esasen içte, 11. yüzyıl Avrupa’sının sosyal, ekonomik ve siyasal konjonktüründe, yani böylesi büyük bir seferberliğin örgütlenebilmesini sağlayabilecek koşullarında aramak gerek.

Bu bağlamda ‘kutsal toprakları kurtarmak’ sloganıyla düzenlenen Haçlı Seferlerinin, “aslında Batı aleminin Türkleri Anadolu’dan atmak ve Anadolu ile birlikte bütün Yakındoğu’yu kendi hakimiyetleri altına almak için düzenledikleri siyasi amaçlı askeri bir harekettir” şeklindeki açıklama, (Ebru Altan, bkz., Haçlı Seferleri Tarihi, s.VII); yine, “Türklerin İstanbul Boğazı’na doğru ilerlemesi, Bizans İmparatoru Aleksios Kommenos’un Papa’dan yardım istemesi I.Haçlı Seferine yol açtı” (Cambridge İslam Ülkeleri Tarihi, s.82) gibi açılımlar, hep yüzeydeki nedeni esas nedenin üstüne geçirme açılımlardır.

Bu bağlamda Haçlı Seferlerini “Türk ırkının büyük güçlerle doğudan batıya yönelmesi ve islamın durmuş olan hamle gücünü yenilemek gayretine girmesi” karşısında “bunun reaksiyonu olarak” açıklamak ise (I.Demirkent, Haçlı Seferleri Tarihi, s.1) durumu açıklamanın daha da uzağına düşmek demektir. (Ki birazdan göreceğimiz gibi Demirkent, gerçek nedene de işaret eden ender tarihçilerden biridir) Kuşkusuz Türk yayılmasının bir dönem Bizans’ta yarattığı paniğin Haçlı atmosferinin oluşumunda etkisi olmuştur. Ancak bu açıklama bizi asla seferlerin asli nedenine götürmez. Üstelik Selçuklu sultanı Melikşah’ın 1092’deki ölümü sonrası Selçukluların içine düştüğü taht kavgası temelindeki bölünme ve iç savaşlar da Bizans’ı rahatlatan bir işlev görüyordu. Bu bir yana bir ‘ırkın’, hele ki durmuş bir yayılmayı ‘yenilemek gayreti’ temelinde hareket ettiğini söylemek, fazlasıyla ideolojik ve öznel bir açıklama örneği oluşturur.

YÖNTEMSEL ANAHTAR

Peki ama Haçlı Seferlerinde karşılaştığımız vahşeti mümkün kılan neydi? Kendi egemenlik ilişkilerinin tıkanışı altında bunalan Avrupa’nın en alttakileriyle en üsttekilerini birleştirip, başka halklara ve inançlara karşı bir ateş topuna çeviren gerçek neden neydi?

Sorunun yanıtı öncelikle yöntemsel bir düzlemde aranmalı. Bu noktada dış politik seferberliklerin hep içteki egemenlik ilişkilerinin tıkanma noktalarında şekillendiğini, savaşların da, bu anlamda politikanın silahla sürdürülmesinden başka bir şey olmadığı gerçeğini kendimize anımsatmamız gerek.

Üstelik bu gerçeklik, sadece tarihin değil, günümüzün dış yayılma savaşlarını anlamak için de aynen geçerli bir anahtar oluşturur. Aksi takdirde belli ideolojik kılıflara sarmalanan saldırganlıkların gerçek nedeni yerine, bize gösterilen nedenlerine inanan aptallara dönüşür, egemen çıkarların askerleri konumuna düşeriz.

Haçlı seferleri bu gerçekliğin tarihteki en dramatik örneklerinden biridir. Nitekim bu bilimsel soğukkanlılıkla gerçekleri aradığımızda, Papaların bile saf dinsel amaçlarla davranmadıklarını, aksine dini en çok istismar eden güçlerin de din adamları olduğunu görürüz. Çünkü dinsel ideoloji, (tıpkı diğer ideolojiler gibi) bir araç olarak egemenlerin iktidarlarını ve çıkarlarını kutsamakta ve kitleleri kendi haklarına yabancılaştırıp yedeklemekte kullandıkları temel motivasyon aracıdır. Özetle dinsel heyecan Avrupa halkları ve egemenlerinin harekete geçirilmesinde başlıca amil olacak, ancak Haçlı seferlerinin asla gerçek nedeni olmayacaktır.

O halde bu gerçek nedeni bulmak için dönemin Avrupa’sına gidelim:

VAHŞETİN ARDINDAKİ GERÇEK

Bu dönem Avrupa’sında nüfus hızla artmakta, ancak üretim ve bölüşüm ilişkileri bu nüfusu doyurmamaktaydı. Öyle ki söz konusu bu “nüfus artışını önlemek için miras ve evlilik sistemleri bile baskı altına alınacak”, ama sorun çözülemeyecektir. “Haçlı Seferleri için vaazlar verildiği devre, kuraklık yüzünden hasadın çok fena olduğu ve neticede tarımda büyük bir çöküntü yaşandığı zamana rastlar. 1094’teki sel ve salgın hastalıklarını ertesi yıl kuraklık ve açlık felaketi izlemişti. Papa Clermont Konsili’nde (1095) ‘bu memleket artık sakinlerini doyurmaktan acizdir; onun için mülkü tahrip ediyor ve bitmez tükenmez şekilde birbirinizle savaşıyorsunuz’ diyecekti.” (Demirkent, age., s.12)

Özetle “Haçlı seferlerinin doğuşunda, Ortaçağ Avrupa toplumunu zorlayan unsurlar aslında siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerdir. Batılılarca bu hareketin en önemli unsuru olarak ileri sürülen dini motif ise, sadece itici bir güçtü. Çünkü Haçlı Seferleri düşüncesinin ortaya atıldığı sırada Avrupa’da yıllardan beri süregelen açlık, yoksulluk ve topraksızlık sıkıntılarının doğurduğu kargaşa yanında, ücretli askerlik anlayışı, savaşçı ve kolonizatör bir taşıma hareketi de başlamış bulunuyordu.” (Demirkent, age., s.2)

Bütün Avrupa’yı denetimine alan bu kriz, aynı zamanda kendisine çözüm üretecek gücü Avrupa’nın mutlak egemeni konumuna yükseltecek bir niteliğe sahipti. Şövalyelerin yıkıcı enerjisini ve geniş halk yığınlarının yoksulluk ve anarşi karşısındaki çaresizliğini kullanabilecek bir açılım, Avrupa çapındaki iktidar kavgasının çözüm dinamiğini oluşturmaktaydı. İşte bu ortam krallara karşı kendi egemenliğini yükseltme kavgası yürütmekte olan Papalık için de olağanüstü bir fırsat yaratıyordu. Bu anlamda Papalığın Doğu halkları aleyhine geliştirdiği vahşet çözümü, gerçekte içeride sürmekte olan egemenlik savaşının sonucuydu.

ORADA FAKİR OLAN BURADA ZENGİN OLUR

Bu koşullarda tam bir talan seferi olarak şekillenecek olan Haçlı seferleri, içerideki bu yıkıcı enerjiyi dışarıya yönlendirirken, aynı zamanda ciddi bir zenginleşme olanağı sağlayacaktır. Nitekim Fulcher of Chartres 1124’te; “Batıda fakir olanları, Tanrı burada zengin yaptı. Orada birkaç kuruş parası olan burada birçok altınlara sahip.Orada bir köyü bile olmayana Tanrı burada bütün bir kasabayı verir” diye kaydedecektir. (D. Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, s.1785)

Doğuya egemen olma fikri bu koşullarda Marx’ın da ifade ettiği gibi, giderek “Haçlı çılgınlığını ticari bir alışverişe döndürmeye kararlı” İtalyan burjuvazisinin beslenme alanına dönüşecekti.

Esasen Haçlı seferlerinin bu arka planını geriye doğru izlediğimizde, yüzyılın başında belirginleşmeye başlayan Avrupa’daki ticari atılımın, Akdeniz üstünlüğünü ele geçirmeye başlamasıyla karşılaşırız.

“Bizans İmparatorluğunun dışında kalan Cenova ve Piza 11. yüzyıl başlarında Batı Akdeniz’deki İslam egemenliğine karşı mücadeleye girişirler. 1016’da Cenova ve Piza ortak donanması İslam korsanlarını Sardunya ve Korsika’dan atar. 1034’te Cezayir’de kendilerine köprübaşı kurarlar. 1087’de Papa’nın liderliğinde Roma, Cenova ve Piza’lı denizciler Sicilya boğazını denetleyen Tunus’taki Mehdia limanını boyun eğdirir ve deniz ticaret yolunu kendilerine açarlar. Daha önemli bir gelişme, İtalyan desteğiyle Normanların Sicilya’yı İslamdan almalarıdır. Piza donanması 1062’de Palermo limanına girer…” (Avcıoğlu, age., s.1776)

Esasen “İtalyan kent devletlerinin artan zenginliği, en başta Doğu ticaretine dayanır. Bunlar Bizans ticareti gibi İslam’ın elindeki Suriye ve Mısır limanlarını ele geçirme çabasındadırlar. Bu nedenle Haçlı seferlerinin gönüllü olarak bankerliğini, armatörlüğünü ve savaşçılığını yapacaklardır.” (Avcıoğlu, c.4, s.1779)

İÇTEKİ YIKIMIN DOĞUYA İHRACI

“M. Bloch’un deyimiyle savaş bir ‘soylu sanayii’ ve kâr kaynağıdır. Barış ise ekonomik kriz ve prestij krizi demektir. 11. yüzyıl Avrupa’sı, kent ve köylerin şövalyeler tarafından yağmaları ve cinayetleri ile doludur. Nitekim kilise adamlarının öncülüğünde ‘barış birlikleri’, ‘Tanrı mütarekeleri’ ve ‘barış paktı’ gibi 11. yüzyılda çoğalan hareketler, şiddet, terör ve yağmayı sınırlama amacını güder. M.Bloch’a göre, Batının en azgın guruplarının uzak savaşlarda yitip gitmeleri Batı uygarlığını gerilla savaşları içinde boğulma tehlikesinden kurtarır. Her Haçlı seferinin başlangıcında eski ülkeler daima biraz daha barışa kavuşur, daha iyi nefes alır.” (Avcıoğlu, age., s.1784)

“Savaş için geliştirilmiş bir toplumun artık fonksiyonu kalmadığından, bu saldırganlık içe dönmüş ve birçok eyalet, daha küçük parçalara bölünmüştü. Şövalyeler çevreyi teröre boğmaktaydılar. Şiddet, gelişigüzel istekleri elde etme yöntemleriyle, insanların tanıdığı tek otorite haline gelmişti. Eyalet hükümetlerinin bile kontrol altına alamadığı bu şiddet, 11. yüzyılın ilk yarısında zirveye ulaşmıştı. Kilisenin bu şiddete karşı tepkisi önce barışçı olmuş ve ‘Tanrının barışı’ çağrısı ile bu şiddet hareketlerini önlemeye çalışmıştı. Fakat bu çaba, savaşçılara ve şövalyelere pek tesir etmemişti.” (Demirkent, age., s.10)

İşte bu ortamda dışsal bir motivasyon olarak Kudüs ve orada elde edilecek zenginlikler, içsel ve yıkıcı enerjinin dışarıya yönlendirilerek soğutulması ve bu yönlendirme üzerinden Kilisenin tüm otoriteler üstünde hakimiyet kurması söz konusu olacaktı.

KİLİSENİN KAZANCI MUTLAK İKTİDAR

Ancak dini kampanyaların asıl nedeni de yine dışsal değil içseldi: “11.yüzyılın ikinci yarısı kilise iktidarının güçlendiği bir dönemdir. Daha önceleri Alman imparatorlarının atadığı ve azlettiği papalar, kilisenin temsil ettiği ruhani iktidarın üstünlüğü ilkesiyle ortaya çıkarlar. Papa Gregoire VII. (Ö.1085) çeşitli krallıklara yayılmış kilise örgütü üzerinde papalığın otoritesini kurmak için mücadele eder. Kralların ve baronların eyaletlerdeki kilise adamlarını atamalarına karşı çıkar. Fransız kralına boyun eğdirir, Alman imparatorunu aforoz eder. Alman soylularını imparatora karşı ayaklandırır. Eskiden imparatorluk aygıtıyla bütünleşen kilise, feodal toplumsal düzen içinde dinsel otoritenin tek kaynağı olan özerk bir kuruluş olur. …Papalığın bu iddiası, krallarla kazanılması güç mücadelelere yol açar. Bu mücadelede papalar, Hıristiyanlık uğruna İsa’nın gömütünü kurtarma girişimini, siyasal ve dinsel kudretlerini arttırmak için bir koz olarak kullanır.” (Avcıoğlu, age., s. 1781)

Özetle kışkırtılan dinsel kampanyalar ve seferlerin önemli bir sonucu Avrupa çapında iktidarın bütünüyle Kilisenin eline geçmesiydi. Kralların bu dalganın önünde dayanması olanaksızdı; çünkü kendi halklarına ve diğer kral ve senyörlere karşı olan çıkarları, kıta çapında bir çözüm üretmelerini olanaksızlaştırılıyordu. Bunu başarabilecek biricik güç, gerek içerideki kapsayıcı ideolojik temsiliyeti gerek dışarıya yönelik topyekün seferberliği sağlayabilecek gücüyle Papalıktı. Bu dönemde Papalık, Karolenj iktidarının parçalanmasının ortaya çıkardığı siyasal boşluğu doğrudan kendisi doldurmak için olağanüstü bir mücadele yürütmekteydi ve bu mücadeleyi dünyevi iktidarlara karşı kazanabilmek için dini motivasyonu kışkırtıyordu. Din Avrupa’da biricik birleştirici güç olarak yükseldikçe, Papalığın siyasal egemenler karşısında konumu da yükselmekte ve Haçlı seferberliğinin koşulları da olgunlaşmaktaydı.

20.10.2007

Erdoğan AYDIN
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:22 .