Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 05-12-2016, 11:17
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hoca esasli adammis ama.
Öyleydi, nihayetinde hocaydı lafa edebiyat yapmayı da iyi bilirdi.
Millet camiye giderken, hadi hoca camiye derlerdi,
La benim bu fötr müslüman oldu da, sizin sarığınız, takkeniz müslüman olamadı, hele siz gidinde yatın kalkın sporunuzu yapın gelin derdi.
Tabi millet tövbe estagfurullah, hoca gene sapıttı diyerek giderdi. Çok kızardı onlara, 40 yaş kriteri vardı.

Cumhuriyete kızıyorsun, hemde onun şapkasını takıyorsun derlerdi, hade oradan, bu Cumhuriyet şapkası değil, İlmin şapkası, Yahudi alimleride takar, siz anlamazsınız ilminiz yetmez derdi.
Kalabalıklar içinde yalnız yaşardı, geyik, makara dostu çoktu lakin candan dostu bildiğim kadarıyla yoktu. Nevi şahsına münhasır biriydi.

Genelde saat işi ile uğraşırdı, hobisiydi, pek çevresiyle ilgilenmezdi, selam verip masaya oturduğumda, o pek başını kaldırmadan, fötrün altından, gözlüklerinin de üstünden mas mavi gözleriyle bir bakışı olurdu, delerdi gerçekten.
Gözlükleride orjinaldi, eski Osmanlı zamanından kalma yuvarlak çerçeveli gözlüklerdendi.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 09-12-2016, 16:43
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

HİÇ BİRİMİZ MASUM DEĞİLİZ!

Amaç iyi insan olmaksa, çevreye zarar vermemekse, doğumdan ölüme doğaya verdiğimiz zararın ise haddi hesabı yok, tonlarca yiyecek içecek, tonlarca sarfiyat, sırf BEN hayatta kalayım diye ve bunu mümkün mertebe en UZUN süre hayatta tutmaya çalışmak.
Yaşamak için öldürmek, öldürmek içinse çoğunca sebebin bile olmadığı sistem! Ne sistem ama!
Madem sistem bu ruhsatı vermiş, öldür öldürebildiğin kadar!

Bir tarafta kendinden olan insanı kutsayan, diğer tüm canlıları fuzuli gören dini sistemler, diğer taraftada insan ömrünü uzatmaya kendini adamış, doğanın ayarlarını bozmaya odaklı, karşı bilimsel sistemler.

Adeta dünyanın canına okumak için oluşturulmuş, KUTSAL İTTİFAK!

Doğa bu kutsal ittifak karşısında ne yapsın, dili yok söylemeye diyeceğim ama doğanın da dili var, kitabı var, bas bas bağırıyor ama insanların kafası başka yerlerde olduğu için, duymuyorlar, görmüyorlar, haliyle de bilmiyorlar.
Neticede keyifler gıcır, bir yanda uzun yaşamak, diğer yanda kutsanmak, vicdanda yastık olmuşken, kimin umurunda doğa!

Bitki deyip geç, hayvan deyip geç, haşerat deyip geç, su deyip geç, geç babam geç!

Her şey insan için!
Doğaya bir şey yok!

Bir insanın yaşamını bu kadar uzatmakta ki amaç nedir?
İnsana hizmet için, doğanın ayarlarını bozmak, çok iyi bir şey midir?
İnsan yaşamını uzatmakla, doğanın ayarlarıyla oynamakla, doğaya hizmet nasıl olacaktır!

Gerek dinler, gerek bilimler, gerek ideolojiler insanı tanımamışlar.

İnsan demek zararlı demek!
Eserleri ortada!

Doğumundan ölümüne tonlarca canlıyı yiyen, keyf için milyarlarcasını yok eden ve bundan da zerre pişmanlık duymayan, sözde düşünen ama bilimç altında bunu geliştiremeyen, kendine ve kendinden olana endeksli, kalabalıklar topluğunun da yaşayanın adıdır insan.
Bu insanın hayatını uzatırsanız, doğaya iyilik yapmış olmazsınız.
Eğer bu insanı kutsarsanız gene, doğaya iyilik yapmış olmazsınız.
Doğa, güçlü olanın ayakta kaldığı bir sistemdir!

Zayıf olanın, hasta olanın bu sistemden elenmesi gerekir, DOĞA bunu yapar, ta ki en güçlü genler geleceğe aktarılsın.
Hasılı doğada sadece ve sadece güçlü olanın yaşamaya hakkı vardır, zayıf olanın, hasta olanın yaşaması doğanın kanununa aykırıdır.

Neymiş efendim, hastalıklar çoğalmış!
Ne münasebet! hasta insanlar çoğaldığı için, hastalıklar çok görünüyor.
Eskiler bu kadar hastalık yok derken, haklıydılar. Zira eskiden HASTA İNSANLAR bu kadar yoktu. Erkenden göçüp gidiyorlardı. Kalanlarda en güçlü olanlardı. Şimdi hastaların ömrünü uzatta uzat, bu nereye kadar sürecek.

Tibet gibi yerlerde, doğan bebeği buz gibi nehre daldırırlar, eğer o bebek güçlüyse yaşama devam eder, değilse yaşama hakkı başlamadan biter.
Zira Tibette yaşamın kendi kutsal olduğu kadar, bir o kadar hassas ve çetindir, o ancak güçlü olanlara sunulmuştur.
Doğada zaten bu şekildedir, çoğu canlı en GÜÇLÜ yavru/yavrularıyla yola devam eder.

Bütün canlılar bunu bilir!
Bütün canlılar DOĞAYI bilir!


Tek bilmeyen İnsandır!

Doğanın kaynakları KISITLI, yiyecek KIYMETLİ, temin etmesi ZOR.

Bu yüzden doğada güçlü olan yaşam hakkını elde eder, olay sadece güçlü genlerin ileriye aktarılmasında da değil.
Beslenme ve kaynak kullanımlarıyla da ilgili.

Peki ya insan!
Söylemeye gerek var mı?
Laboratuvarlarıyla hayvanlar, Kimyasallarıyla topraklar, kanalizasyonlarıyla sular, bacalarıyla havalar.
İnsanlar tarafından talan ediliyor, talan edilen sadece ormanlar değil.
Mikropsuz, bakterisiz, hastalıksız bir dünya HAYÂL ediyorlar, bunu gerçekleştirmek içinde her şeyi MUBÂH görüyorlar.

ve kimsede kendini suçlu görmüyor, çünkü suçlu ötekiler! biz masumuz!

Ya tedavi!
Ölecek hastayı ayağa kaldırıyor, doğmayacak olanı doğurtuyor, onun kalbini buna, bunun ciğerini ötekine, e! sonuç.
Aklınca insan doğaya ayar çekmeye çalışıyor!

İnsan ömrünü uzattık! (salon alkış sesleriyle inler)
İyide bu doğadan alıp, insana vermek oldu, oldu mu şimdi?

Ölümcül hastalıkları yok etmek, organ nakli yapmak, tıbbın başarısı.
Oysa bunlar doğanın sigortası, emniyet subabı, buna müdahale ettikçe, doğa n'olacak?

Bunu düşünen yok, insan, insan, insan, sonra yine insan.
Nüfus 7,5 milyar!
Full kapasite kaynaklar, katlayan nüfuslar, tükenmeyen ihtiraslar, yok olan doğa!
Ya Tanrı zar atacak, ya zaafiyet teorisi icat olacak.
Tanrı zar atmayacak, zaafiyet teorisi icat olmayacak.
Ânka küller de yanacak, akibetini soran bulunmayacak.
Yazın yonca bitecek, her şey çok daha güzel olacak!?

Bekliyoruz bakalım !...

İnsan da olsun, insan değerli, insan güzel, insan akıllı ama bu doğaya ayar çekmek mantığıyla olmasın.
Doğal olsun, doğalı olsun.
Nasıl olması gerekiyorsa öyle olsun, ama şimdi veya geçmişte olduğu gibi asla olmasın.
Gelecek farklı olsun!

Bilimin hatası, insan yaşamına müdahalesi oldu.
Yoksa doğayı incelemesi, taklit etmesi, gözlemlemesi güzel şeylerdi lakin, bunu tersine kullandı, yaşama bu müdahalesi çok yanlıştı, bunu yapmayacaktı.

GÜÇLÜ OLAN AYAKTA KALIR !
Bu prensib ortadayken, zayıf olanın yaşamını uzatmak veya hakkı olmadığı halde dünyaya getirmek (sezeryan, tüp bebekler vs.) fırsat yaratmak, ekstradan doğaya salınan kimyasallar, ilaçlar da demek. Olay sadece yiyecek içecek meselesi de değil, kaynaklar meselesi de, tüm bu ilaçlarda kanalizasyon yoluyla sulara karışmakta ve hiç bir filtre sistemi de uygulanmamakta. Sularda ki yaşamda bundan ciddi şekilde etkilenmektedir.
İnsan yaşamını uzatmak için yapılan deneyler, genetiği değiştirilen gıdalar da, yanlışlar zincirinin sağlam halkalarından başka bir şey değil. Çevre kirliliği olayları zaten tam bir fiyaskodur insanlık için.

Dinlerin hatasıysa zaten belli, kendilerine tabi olanları kutsadıkları için, Tanrının onlara yeryüzünde diledikleri gibi hoyratça yaşama hakkı verdiğini sanmalarından ötesi değildir.
Dünya ne ki!
Dünya bir hiç!


Esas yurt öte tarafta ve burası bir geçiş yeri, o yüzden kaynakları hor kullanmakta bir beis yok!
İyi işte ne güzel! madem burası bir geçiş yeri sizde misafirsiniz, misafir gibi olmak varken, bu hoyratlık niye? içilen sudan solunan havaya, topraktan bitkilere yaşam her yerde... Yaşam sadece insana değil ki? İnsan önemli ötekiler önemsiz olsun.

Ez-cümle insanlar diniyle de, bilimiyle de, öğretileriyle de sınıfta kalmıştır.
Bu tek başına ne dinlerin, ne bilimlerin ne de öğretilerin suçu.

Hepimizin suçu, insanlığın suçu, Hiç birimiz masum değiliz !...

Eğer insanlar doğayla UYUMLU yaşamı bilselerdi, zaten UZUN yaşamayı da istemezlerdi.
Mesele, uzun yaşayıp ilkesiz olmak mı, yoksa kısa yaşayıp, onurlu ölmek mi?

Her şeyi düşünen insan, doğayı da çözdüğünü sandı, lakin bu kararı yanlıştı.
İnsan doğayı çözemedi, ardındakini göremedi, gördüğü şeyin körü oldu.

Ha insan kendini kutsamış, ha kendini özgür ilan etmiş, ikisi de aynı şeydir.
İkisi de sorumluluğu üzerinden atmak demektir.

İnsan temelde SORUMLU bir varlıktır, sorumlulukları vardır, bu BİLİNCİ vardır en azından, sorumlu olmak ona YAKIŞIR, lakin işi aymazlığa getirip, kutsandım ben, özgürüm ben deyip geçince, bu da ihtiraslarla birleşince, dünyada bas bas bağırır da onu ne görür, ne duyar, ne bilir, olanda tam anlamıyla budur.
Kızılderililerin dediği gibi;
Beyazlar toprağı deşiyorlar, ağaçları söküyorlar, her şeyi öldürüyorlar.
Ağaç diyor ki, "Yapma. Acıyor. Canımı yakma" Ama onlar, onu baltalayıp kesiyorlar.
Toprağın ruhu, onlardan nefret ediyor...

Kızılderililer asla bir şeyin canını yakmaz, ama beyazlar her şeye zarar veriyorlar...
Kaya diyor ki, "Yapma. Canımı yakıyorsun" Ama beyazlar hiç umursamıyor...
Beyaz adamın ona dokunduğu her yer acıyor.
Doğa üzülüyor olabilir mi?
Doğa ağlıyor olabilir mi?


Taştan kayadan mı ibaret, yoksa hisleri duyguları da var mı?

Doğa yaşıyor olabilir mi?
Doğa ölüyor olabilir mi?


İnsanlar birde huzursuzluk, mutsuzluk, stres gibi şeyler ürettiler ve mutluluğu aradı durdular.
Daha çok ararlar, doğaya rağmen mutluluk, imkansızdır.

Peki bu streslerin sebebi doğanın bizatihi kendisi olabilir mi?
Yani doğanın stresi size yansıyor olabilir mi?
Doğa sizin gözlerinizden ağlıyor olabilir mi?
Veya sizin ruhunuzdan üzülüyor olabilir mi?

Siz ağladığınızda, ağlayan doğa!
Siz sevindiğinizde, sevinen doğa!

Mümkün mü?

İnsan mutluluğu bulsa, bu onu gerçekten memnun edecek mi?
Buna inanıyor musunuz?

İşte bu mümkün değil, olamaz!
İnsan böyle anca kendini kandırır.

Mutluluğu bulsa bile, kısa sürede sıkılacak, gene mutluluk arayışlarına girecektir.
Her zaman dahası, dahanın dahası ve dahasının da dahasına meftudur insan.

Buna ya şimdi dur diyebilir ya da asla !

Mutluluk KİŞİSEL değildir, ÇEVRESEL dir.
Çevren mutlu ise sen MUTLUSUNDUR.

Öteki türlü git bir kaya başında, bin yıl YALNIZ yaşa!
Kimseye ihtiyacın olmasın, olabilir... Ama asla MUTLU olamazsın.
Sadece yalnız yaşamaya ALIŞIRSIN! yalnızlık ise KAÇIŞTIR!
Bak doğaya!
Her şeyini paylaşıyor!
Onun mutluluk anlayışı böyle.
Neticede insan, ister kabullensin istersede kabullenmesin, bu doğanın bir parçasıdır, bu parçalardan yansıyan da DOĞANIN halleridir.
Doğanın lisanı hallerledir, sözlerle değil.

Güçlü Olan Ayakta Kalır!
Doğa bu, Doğamız bu, Doğalı bu.


--------

Öldükten sonra hesaba çekilirsem söyleyeceğim belli,
Tonlarca canlıyı yedim, milyonlarcasını da öldürdüm.
Verilecek cezaya itirazım olmaz, neticede masum değilim!
Lakin mükafata itirazım olur, böyle sistem olur mu diye?

Ben ne kadar masum değilsem, sizde o kadar masum değilsiniz!
Ben kötü olduğumu kabullenirim, o PİŞMANLIĞI zaten duyuyorum.
Siz kötü olduğunuzu kabullenebilir misiniz?

PİŞMAN olabilir misiniz?
PİŞMANLIĞI bilir misiniz?

Bir hesap yoksa, ben genede PİŞMANIM, yaşarken PİŞMANIM çünkü.
Bu durum beni mutlu etmiyor ve hiç bir zamanda ETMEYECEK!

Kendimi nasıl kandırabilirim ki?

Devam edecek ...

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 10-12-2016, 20:45
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

(Düşünce olayından devam...)

Bir yanlışlık olmalıydı bu işte.
Bir robot gibi belli şeyleri yap ama ötesini karıştırma!
Eyvallah tamam karıştırmam, kimseyide zorlamam, sistem böyle kurulmuş, sisteme zarar vermem ama bu da böyle gitmez. En azından benim için gitmez!

Düşünmek zorunda mıyım?
Değilim. (!)

İntihar olayını da beceremeyince, düşünmek zaten iyice işkence olmaya başlamıştı.
Bir işi yapmamak için sevmemek yeterliyken, nefret çoktan yeterliydi.

Zerde de İNAT olunca, hayatın bu kadar dayatması FAZLA geldi.

Hasılı düşünce orucu bana hiç zor gelmedi.
Aksine düşüncelerden kurtulmak için sevimli bile geldi!

KERVAN YOLDA DÜZÜLÜR!
Nasıl yapacağımın kararını verdiğim ama sonunu hiç düşünemediğim, Düşünce orucu maceramda, bir şekilde ya kervan yolda düzülecekti, ya da kervan kaybolup gidecekti...
Bu satırları yazdığıma göre kervan kaybolmadı, lakin yol kaybolmuştu!
Yol ne?
Yol yoktu!
Nereden gidecektim?


Adeta arazide yoğun bir sis altında kalıpta, görüşün de sıfıra düşmesi gibi, sadece sisler ve sizin kaldığınız, yön duygusunun kaybolup bir yana gidemediğiniz, sisler ülkesinde ki ilahi bir yalnızlık hissi gibiydi yaşadıklarım.
Din, dinsizlik, felsefe, tasavvuf, öteki, beriki, hangisi?
Ortada bir yol görünmüyordu ki şundan gideyim bundan gideyim diyeceğim, bir iz, bir işaret, bir yön, sadece BELİRSİZLİK ve SİSLER vardı, ötesi yoktu.

Belirsizlik bir yol olabilir miydi?
Bilemiyordum ki!

Tasavvuftan bildiğim bir kurala TECELLİ SONRADAN ANLAŞILIR buna tutunabildim sadece, bu kurala görede acele etmemek gerekiyordu, acele etsem ne olacaktı ki önceden de bir cevap bulamayan ben, sonra mı cevap bulacaktım, nasipte varsa zamanla anlarım, değilse zaten bir problemde olmazdı...
Olayın sıcaklığı akli düşünceyi engeller, hissi cevaplarda nefsin hoşuna giden cevaplar olurdu.

Kim bilir belki hiç anlamayacaktım, belkide yıllar sonra anlayacaktım.
Ya sonra !...
Sonra diye bir şey yoktu artık, bundan sonrasında anca BELİRSİZLİK kuralları geçerli olacaktı.
Bunca zamandır dünyanın kuralları zaten belirlenmişti, belliydi, idealler, ideolojiler, fikirler, dinler her şeyi zaten BELİRLEMİŞLERDİ, İnsanlar illa bunlardan birine girecek, neyse ona tabi olup yönlerini bulacaklardı. Zira ister istemez bunların HAZIR olduğu bir dünyaya gelenin, başka bir seçim hakkı da olmayacaktı.

Her şeyin bir nedeni vardı, ya TANRI ya da BİLİM!
Her şey bir nedene çoktan bağlamıştı.
Sadece neden olsa iyi, her şey ama her şeye bir cevabı vardı bu iki sistemin. Zamana ve duruma göre kendilerini de güncelleyebiliyorlardı, her ikisinde de UPDATE sistemi müthiş çalışıyordu ve tabi her ikisi de kendine İMAN istiyordu, iman ŞARTTI.
Tanrı da Bilim de aslında konuşmuyorlardı, onları konuşturan gene insanlardı, hükümleri de onlar veriyordu.

Onlara Tanrı adamları veya Bilim insanları dendi, onlar elit bir kesimdi!

Bu iki sisteme göre NEDENSİZLİĞİ oluşturacak bir ortam bile mevcut değildi... yoktu... olamazdı !...
NEDENSİZLİK diye bir şey olmadığı gibi düşünülmesi bile abesti, "Her şey zıttıyla kaimdir" bir dünyada, NEDEN 'in istisnası mümkün müydü? kaide bozulmuyor muydu?
Ya öyle değilse !...
Her şeyin %50 %50 (fifti fifti) şansa sahip olduğu yerde, sadece NEDEN kabul görmüş ve konuşuluyorsa, bu onun %100 olduğu anlamına gelmez, bu onun %50 lik kapasitesinin %100 kullanıldığı anlamına gelir ki, her şeyin bir nedeni olması anca %50 ye tekabül eder, diğer %50 ise NEDENSİZLİK ilkesine tekabül eder. Tabi insanlarca %1 bile kullanılmayan bir NEDENSİZLİK ilkesi varken, bunun varlığının kabulü de zordur.
Kabulü zor olduğu içinde insanlar NEDENSİZLİĞİ konuşmamışlar, bunun üzerinde fikir yürütmemişlerdir.
Konuşulmayan şeyde her unutulanın başına gelenle aynı akibete uğramıştır... Yani UNUTULMUŞTUR.
Konuşulmayan şey unutulur gider!

Hasılı yeni bir kural getirmeye, icat etmeye gerek yoktu, BELİRSİZLİK zaten tüm zamanlarda olan/olabilecek bir şeydi, yani hep vardı... Tek istisnası bunun insanlar tarafından pek bilinmemeside, kabul görmemesindeydi. İnsanlar kalabalıklar psikolojisi ile hareket etmeyi severler, bu yüzden de araştırma, soruşturma, okuma gibi şeyleri çok idareli kullanırlar, asla ileri gitmezler, ilerisini düşünmezler.

Çünkü ilerisi belirsizliktir!

Her şeyin bir nedeni var... Ok.
Onlar belirsizlikleri bile böylece belirlemiş olurlar ki belirsizlik kalmaya, ve onun üstünde bir daha düşünmeye bile gerek olmaya.
Nedensizlikte olabilir mi acaba... Yok öyle bir şey! nedensizliğin olamayacağı ispat oldu !...

Kimilerine göre laboratuvarlarda oldu.
Kimilerine göre kutsal kitaplarda oldu.


Oldu mu oldu, pekte güzel oldu!

Amma velakin, bu tıpkı siyahı kabul eden adamın, beyaza yok demesi gibi bir şeydi. Ne kadar yok desede o genede vardır.

BELİRSİZLİK 'te soru olmaz, cevap bulunmaz, neyse o dur, ötesi olmaz, öteki bulunmaz.

Çaresizlik kendi içinde çarelerini üretir dendiği gibi, belirsizlikte kendi içinde çarelerini üretir, bu da zamanla olacak, öğrenilecek bir şeydir.

Cevap aramaya da gerek yoktu, aslında cevapsızlıkta kendi içinde büyük bir cevaptı, neden aramayada gerek yoktu, sonuçta nedensizlikte bir neden çeşitiydi, tek fark onun varlığını kabullenmekteydi. Cevapsızlık, Nedensizlik kabullenildiğinde insan istese de her şeye bir neden bulmaz, cevap aramaya da çalışmazdı.
Nedeni olanla yetinir, nedeni olmayanın peşinden sürüklenmezdi.

Ben niye yaratıldım?
Bunun bir nedeni olmasına bile gerek olmayabilir, bir amacıda olmayabilir? illa herkes gibi neden yaratıldığımızın peşinden koşmak, kendi asli hakikatimizden alabildiğince uzaklaşmak anlamına da gelebilir, ki çoğunca da olan budur.
Neticede hiç birimiz bir ROBOT değiliz, aynı etiket, aynı program/kader, aynı, dil, ırk, cinsiyet vs. ler ile gelmiş, büyümüş değiliz, öylede yaşamıyoruz zaten.
Dışımızda ki bunca değişkenler varken, iç alemimizde neden tek bir değişken olsun ki, birde hepimiz aynı amaç için geldiğimizi iddia edelim!
Bu iddiaları birileri yapıyor hem bilim adına hemde Tanrı adına yapıyor, lakin Tanrıda dileseydim hepiniz tek bir millet veya inanan yapardım diyor ama yapmamış.
Dünya da zaten böyle.
Öyleyse insanlara ne oluyor ki TEK tip insan modeli hayaliyle yanıp tutuşuyorlar.

Özetle her şeyin bir nedeni olmayacağı gibi, her insan da aynı amaçla yaratılmış olmasa gerektir.
Nihayetinde hepimiz farklı farklıyız.

Hiç bir şey yapma!
Bir kitabın arka kapağında okuduğum küçük bir paragrafın içinde geçiyordu "Hiç bir şey yapma!" sözcüğü, sonradan bu sözde benim için önemli sözlerden biri olmuştu, zira düşünce orucu dediğim şeyde, bu sözde etkili oldu, o kadar hiç bir şey yapma ki düşünme bile!
Tabi "Hiç bir şey yapma!" sözcüğünü, ben herkesin yaptığını yapma! veya herkesin yaptığından daha farklı bir şey yap! olarak ele aldım daha çok.
Zira "Hiç bir şey yapma!" teknik olarak zaten imkansızda bir şeydi, bitkisel hayatta bile insan bir şeyler yapıyor, nefes alması, beslenmesi bile bir şey yapmaktır. Ve tabiki düşünebilmesi... Hasılı "Hiç bir şey yapma!" sözünü ben, "Hiç bir şey düşünme!" olarak evirdim ve böylede uygulamaya çalıştım.

Bütün insanların en ortak noktası "düşünmektir" düşünmeyen insan yoktur, gerçi insanlar bazen birilerini düşüncesizlikle suçlasa bile, o daha çok kendi gibi düşünmediği için, kinayen bir söylemdir, yoksa bu suçla suçlanan bile neticede düşünüyordur.
Bazende düşünce suçu dediğimiz şeyler olur ki, insanlar enteresan şekilde, birbirlerini kâh düşündükleri için, kâh düşünmedikleri için suçlayabilirler.

BELİRSİZLİĞİN BELİRLENMESİ - SİSLER ÜLKESİ
Belirsizlik meselesinde sonradan çok ilginç bir şey de oldu, daha önceden yadırgadığım, kusurlu görüp itiraz ettiğim çok şey, sonradan adeta ilacım oldu.
Yani madem her şeyin hazır olduğu bir yere geliyoruz, düşünceye ne gerek var diye isyan ederken, bu soru aynı zamanda cevabıda barındırıyormuş.

Meğersem cevap sorunun içindeymiş !...
Evrekâ!
Amman sabahlar olmasın!
Aradığım, meğersem sahip olduğummuş !...
Devam edecek ...

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 11-12-2016, 01:41
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.925
Standart

Sevgili felâsife, anıların gittikçe daha coşkulu bir hal alıyor.
Aynı zamanda içinde kendimizi bulacağımız bir çoğumuzun anısına tercüme oluyor.
Bir yandan da düşünüyorum, acaba düşünce mi orucu oruç mu düşünceyi sorguluyor diye, yani düşünce orucu çok yönlü sorgulanması gereken anılar bütünü diyebilirim. Kimbilir belki bir uyanışın veya bir isyanın temelleri de olabilir...
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 11-12-2016, 02:10
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili felâsife, anıların gittikçe daha coşkulu bir hal alıyor.
Gerçekten şuan en ilginç yere geldi benim açımdan ve gelecek bölümde bunu açıklamaya çalışacağım bakalım.

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bir yandan da düşünüyorum, acaba düşünce mi orucu oruç mu düşünceyi sorguluyor diye, yani düşünce orucu çok yönlü sorgulanması gereken anılar bütünü diyebilirim. Kimbilir belki bir uyanışın veya bir isyanın temelleri de olabilir...
Sanırım buna düşünce bizatihi kendini sorguluyor desek daha doğru olur, zira stop düğmesi olmayan bir makineye, ne gerek varın isyanı bu... geçici durdurmaktan başka çarenin olmadığı şeyde oruç oluyor.
Başka bir çözüm olsa onu deneyeceğim ama yok, elde olan çözüm bu.

Aslında düşünceye birazcık bir tatil imkanı olsa, yorgunluğunu atabilseymiş, deşarj olabilseymiş, belkide bu kadar isyan da etmeyecekmiş.
Neyse sisler ülkesi bu imkanı sağlıyormuş aslında, gelecek bölümde gelecek bakalım.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 11-12-2016, 02:20
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.925
Standart

Bu arada illedelinux sayfalarında Felâsife rüzğarı esiyor, onu ölümsüzleştirmek için ilerde pdf formatına dönüştüreceğim, isteyen Yandex'ten indirsin...
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 13-12-2016, 01:06
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Belirsizlik meselesinde sonradan çok ilginç bir şey de oldu, daha önceden yadırgadığım, kusurlu görüp itiraz ettiğim çok şey, sonradan adeta ilacım oldu.
Yani madem her şeyin hazır olduğu bir yere geliyoruz, düşünceye ne gerek var diye isyan ederken, bu soru aynı zamanda cevabıda barındırıyormuş.

Meğersem cevap sorunun içindeymiş !...
Konuyu okuyan arkadaşlardan ricam, şu kırmızıladığım yerde nasıl bir cevap görüyorsunuz? bir fikriniz varsa, kısada olsa yazar mısınız?

Aslında bir sonraki bölüm de cevabım hazır ama bakalım ne tür görüşler olacak, bunu merak ettim açıkcası.

Sevgiler.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 13-12-2016, 04:53
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.925
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

madem her şeyin hazır olduğu bir yere geliyoruz, düşünceye ne gerek var

Konuyu okuyan arkadaşlardan ricam, şu kırmızıladığım yerde nasıl bir cevap görüyorsunuz? bir fikriniz varsa, kısada olsa yazar mısınız?

Aslında bir sonraki bölüm de cevabım hazır ama bakalım ne tür görüşler olacak, bunu merak ettim açıkcası.

Sevgiler.
Bu sorunun cevabı herkese göre farklı anlam ihtiva etse de benim görüşüm şöyle.

Her şeyin hazır olduğu bir yere geliyoruz, işte asıl düşüncenin önemi de burada başlıyor.
Çünkü insanın bir değil binlerce sorunla başbaşa kaldığı bir ortama geliyoruz. Sorunlar bizim başımızdayken bunlara çözüm bulmaya ister istemez zorlanıyoruz, e hal böyle olunca da düşüncenin başladığı noktada düşünceler deryasına dalmaktan kendimizi alamıyoruz. Belki kısmen geçici olarak düşüncemizi uyuşturup buna düşünce orucu diyebiliriz ama sorunların imanı yok ki, düşünce orucumuza saygı gösterip de defolup gitsin.

Zaten din ve sömürü tacirlerinin istediği de bu değil mi, biz düşünmeyeceğiz bizim yerimize onlar düşünecek, onlar bizim maddi-manevi bütün değerlerimizi elimizden alacak biz buna amin diyeceğiz...
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 13-12-2016, 09:37
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Konuyu okuyan arkadaşlardan ricam, şu kırmızıladığım yerde nasıl bir cevap görüyorsunuz? bir fikriniz varsa, kısada olsa yazar mısınız?

Aslında bir sonraki bölüm de cevabım hazır ama bakalım ne tür görüşler olacak, bunu merak ettim açıkcası.

Sevgiler.
Taslayin diyorsun yani!? Peki tasladiklarimizi dinle! yecek misin?
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 13-12-2016, 10:52
Nuru irfan Nuru irfan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 339
Standart

Ben niye yaratıldım?
Bunun bir nedeni olmasına bile gerek olmayabilir, bir amacıda olmayabilir? illa herkes gibi neden yaratıldığımızın peşinden koşmak, kendi asli hakikatimizden alabildiğince uzaklaşmak anlamına da gelebilir, ki çoğunca da olan budur.
Neticede hiç birimiz bir ROBOT değiliz, aynı etiket, aynı program/kader, aynı, dil, ırk, cinsiyet vs. ler ile gelmiş, büyümüş değiliz, öylede yaşamıyoruz zaten.
Dışımızda ki bunca değişkenler varken, iç alemimizde neden tek bir değişken olsun ki, birde hepimiz aynı amaç için geldiğimizi iddia edelim!
Bu iddiaları birileri yapıyor hem bilim adına hemde Tanrı adına yapıyor, lakin Tanrıda dileseydim hepiniz tek bir millet veya inanan yapardım diyor ama yapmamış.
Dünya da zaten böyle.
Öyleyse insanlara ne oluyor ki TEK tip insan modeli hayaliyle yanıp tutuşuyorlar.

Özetle her şeyin bir nedeni olmayacağı gibi, her insan da aynı amaçla yaratılmış olmasa gerektir.
Nihayetinde hepimiz farklı farklıyız.
İnsan kendisiyle başbaşa kaldığı zaman bazı sorular tevcih eder ve kendi manasından cevap bekler.
"Kimim ben" der
"Nerden geldim" der
"Ne olacağım"der
"Ve nereye götürülüyorum" der
Bu dünyaya gelmede gitmede ihtiyarım yok
öyle değil mi?
Hiç birimize sordular hah ha ha Beyefendi nasılsınız? Hanımefendi ya siz nasılsınız ? Dünya denilen çok zor ve acaip bir alem vardır. Güzel günleri pek kısadır. mihnet meşakkat cile hüzün hasret mahrumiyet alemidir. bu aleme gelmek ister misiniz teşrif buyurmaz mısınız? " diye sordular mı?
Sormadılar.
Bundan ne çıkıyor Allah hiç dinlemez seni! Senin fikrini sormaz yürrrüüüüüüü ense tıraşını göreyim
Buradan alırkende sormaz
Sen sıfırsın mahz-ı esirsin kölenin kulun esirin daniskasısın, kendini hür mü sanırsın? Hahah ahha haah hahahah kendini hür ve özgür mü sanıyorsun hahah ahah ahhaha hahaha

Onu bunu alemin dedikodusunu bırak Allah'dan nasıl yakamızı kurtarıcaz onu düşün sen
Seni sen yapmış olmam mı dedin? Herkes Robottur.
kendisin esir olduğunu robot olduğunu farkına varanlar bir şey benzer
kendini, hür sananlar çok zavallıdır. yakında Oda öğrecektir hür olmadını ağar bir darbe alıcaktır.

Hani öldü kurtuldu derler ya
bektaşinin dediği gibi "Yoo şimdi tutuldu"
dünyada tutulduğunun farkında olsaydı bir şey benziycekti.
O yüzden bu yolda halim olanlar Sıhhatten çok hastalığı isterler
Zira felaketle kalkar gözün perde

Hulasa: Doğdun tutuldun.
Napıcam esir olmuşuz.
Ayet: Allah herkesi percemeninde yakalamıştır
Başkasını seni saçından yakalasa Kuvvetliçe çekersin nihayet saşın kopar kurtulursun. Fakat Allah Ben yakaladım percemeninden diyor nasıl kurtulacaksın.
batırırkende ben batırırım, çıkarırkende ben çıkarırım, o Kendi kendine ben batıyorum der ama ben batırırım, O kendi kendine ben çıkıyorum der ama ben çıkarırım,
batırırkende çıkarırkende ben batırır ben çıkarırım der kudret percemeninden yakalamış.
Bazılarının saçını gevşek tutar, Tutulduğun farkında değildir ben özgürüm hürrüm der hah ah ahah zavallı
Bazılarını ise sever Saçını sıkı tutar acıtır derler tutulduğunun farkına varsın diye O kıymetlidir derler


İşte İnsan bir an olsun kendisini dünyanın bütün hadiselerinden azad edip kendini Hür yaptığı zaman
Kendisine bu suallari sorar
Ben kimim ya
Kim çekti beni bu alame
ne oluyoruz
Ve ne olacağım
ve nereye zorla götürülüyorum
kendim kendimim değilim çürüyorum ihtiyarlıyorum hiç bir şey benim değil. Eyvah
Unutturuluyorum!!
uyutuluyorum
Bir dakika sonra içinden ne geçiçek söylicem bilmiyorum ve o tecelliye durduramıyorum.
İçinde sessiz sözsüz bizsiz sizsiz Konuşan varlığa sus dediğin vakit susmuyor
ne olur artık dur yeter dediğin vakit durmuyor.
napıcam ben bu çürüyen ihtiyarlayan beden içinde
kapa gözünü
kapa, kapa.
kapkaranlık öyle değil mi?
yatalak hasta olduğunu düşün kapa gözünü ızıtıraplı beden içine hapsolmuşsun öyle değil mi?
Hüner sağlıklıyken bunu her daim düşünmek
kendini cürüyem beden içinde çaresiz olduğunu bilmek ve Bunun sende böyle olduğu gibi diğerlerinde böyle olduğu bilip
Hak demek
Bu beden sana ne verirse, sen o olursun. Bilgili akıllı yahut cahil aptal bu beden sana ne verirse sen O olursun.
Bundan nasıl kurtulucaz
Nefs denilen bir şeyde var seni tahrik ediyor manevi vucudu açıtıyor dayanamıyorsun etrafına patlıyorsun.
Bundan nasıl kurtulucaz
Allahtan yakamızı nasıl kurtarıcaz bizi bedene hapsetmiş nefs denilen şeyi bize musallat etmiş İnliyoruz

Hulasa : Hür adam Ruhunu Nefsinin esaretinden kurtaran adamda denir
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
düşünce, isim, oruç

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:42 .