
19-01-2007, 16:51
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 15 Feb 2006
Mesajlar: 56
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
"Cımbızla makalemden böyle bir cümle çıkardılar ve beni o cümle üzerinden mahkum ettiler. Ben Ermeni kimliği üzerine bir yazı yazmıştım ve Ermenilere diyordum ki Türklere olan öfkeniz sizin kanınızı zehirliyor. Atın o zehiri dışınıza ve onun yerinde sizin artık bir devletiniz var Ermenistan var oranın halkı var. Onu doldurun kimliğinize ben burada Türkler ve Ermenileri nasıl kaynaştırırım diye bir çaba içindeyken orada kendilerinin de anlamadıkları bir cümle orataya çıkardılar. Anlayanlar anladı nitekim. Üniversite bilim kurulu anladı, yargıtay başsavcısı anladı ve yargıtay suç bulmayarak karara şerh koygular. Buna rağmen bazı güçler bana haddimi bildirmek istiyorlardı o bildirmeyi oralara kadar sızarak sürdürdüler. Benim için aslolan Türk halkının gönlündeki yerimdir. Türk halkına şunu söylüyorum Benim söylemlerim size sert de gelse benim söylemlerim sizin içinizi de acıtsa yüreğinizi de burksa lütfen bana burkulmayın. Söylemlerime burkulun ama bana burkulmayın. Çünkü ben sizden biriyim ve sizi seviyorum. Benim size düşmanlığım yok. Ben aksine ne yaparız da yeniden birlikte dostça yaşayabiliriz diye düşünüyorum"
ben de sizden biriyim sevgili Hırant ve yaşamım sona erene dek ne yaparız da dostça yaşıyabiliriz üzerine çabalayacağım
|

19-01-2007, 17:02
|
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Suikast sonucu öldürülen Gazeteci Hrant dink'in 10 Ocak'ta yazdığı son yazı.
Ruh halimin güvercin tedirginliği Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı... Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.
Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.
Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti.
Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.
O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.
Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.
Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
“Ya sabır” çeke çeke...
Ama dönülmedi.
Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi.
Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım... Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı.
“Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.
Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. *Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.
Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan ve aylardır yağan telefon, email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.
Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat kararını bekleyerek dayanıyordum. Karar açıklandığında nasıl olsa gerçek ortaya çıkacak ve bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.
Tek silahım samimiyetim Ama işte karar çıkmıştı ve tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.
Hakim “Türk Milleti” adına karar vermişti ve benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.
Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı ve bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.
İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen ve “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın ve medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:
“Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”
Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.
Kara mizah
Ama gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yalnızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk.
“Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.
“Türk Devleti adına”
İtiraf etmeliyim ki Türkiye’deki “Adalet sistemi”ne ve “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.
Nasıl yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?
Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının ve siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.
Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “Türk Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “Türk Milleti adına” değil, “Türk Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye karar vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?
Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?
Başsavcının çabasına rağmen
Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti ve beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.
Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti ve davayı Genel Kurul’a taşıdı.
Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan ve muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.
Güvercin gibi
Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, zayıf ve savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli ve yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören ve sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.
Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu satırlarla yüklü.
(Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)
Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
Benim için asıl tehdit ve asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
“Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla tanınıyorum ve insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
Ve refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim...
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli.
İşte size bedel
Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
“Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi...
İşte size bedel... İşte size bedel...
İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
“Ölüm-Kalım” dedikleri
Kolay bir süreç değil yaşadıklarım... Ve ailece yaşadıklarımız.
Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında...
O noktada hep çaresiz kaldım.
“Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım ve en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.
Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
“Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
Kalmak ve direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan’a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ve ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
Türkiye’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce tanıdık tanımadık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık ve direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama... Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola... Atalarımız gibi... Nereye gideceğimizi bilmeden... Yürüyerek yürüdükleri yollardan... Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı...
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. Ve gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere... Her neresiyse.
Ürkek ve özgür
Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.
Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir karar çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim ve bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.
Güvercinleri de vururlar!...
|

19-01-2007, 17:13
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2007
Mesajlar: 39
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
çok üzüldüm. hepimizin başı sağolsun. *
|

19-01-2007, 17:27
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Bildiğim ve beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar Türkiye’de yaşamaya devam edeceğim.
karanlık güçler göç etmesini! hiç *istememişler.
|

19-01-2007, 17:30
|
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Cinayetin ideolojik arka planı şoven Türk milliyetçiliğidir. Türkiye'nin salt Türklerden oluşması gerektiğine inanan şoven milliyetçilik, bu vatanda Türklerden daha bile eski tarihlerde yaşayan üç milleti, yani Rumları, Kürtleri ve Ermenileri bir şekilde yok etmek, yok edemediğinde susturmak, bastırmak veya asimile etmek yoluna gitmektedir. Azınlıkların nasıl bir baskı altında olduğuna son Hrant Dink cinayeti de bir örnektir.
İnsanlar bu ülkede sırf düşünceleri nedeniyle öldürülüyor. Hakim çoğunluğun görüşlerine zıt görüşte olanlar aynı Turan Dursun örneğinde olduğu gibi ya katlediliyor, ya hapislere giriyor ya da bir şekilde baskı altına alınıyor. Orhan Pamuk olayında da benzerini yaşadık. Geçtiğimiz yıl da Trabzon'da bir papaz öldürülmüştü. Bunların suçu salt bireylerin üstüne atılamaz. Hakim sistemin sonucudur.
Ateistler, Aleviler, Ermeniler, Yahudiler, eşcinseller, Kürtler vs. *Ülkemizde hemen her türlü azınlık üzerinde ağır baskılar söz konusu. Bunların hemen hepsi de devletin politikasının sonuçlarıdır. Bu nedenle çeşitli devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetini kınamaları pek samimi değildir, anlamlı değildir.
|

19-01-2007, 17:40
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Aug 2006
Mesajlar: 635
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Musa anteri bana hatırlatı :cry:
Allah rahmet eylesin
"Yeryüzünde hic bir insan toplulugu, biribirinden daha asagi, daha önce ve daha antik degildir. Tümü de insanin dogaya yüksek uyumunu geleneksellesmis kültürel yasamin binlerce yillik ürnünü temsil eder." Gordon Schild.
|

19-01-2007, 18:05
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Sevgili Hrant Dink
* * *Yarım asıra yaklaşan ömrüm demokrasi mücadelesinde ölenlerin agıtlarını yakmakla geçti. Hepsi birer degerdiler. Hepsinin kafalarının içinde dopdolu beyinleri, gögüslerinin içinde çelik gibi yürekleri vardı. Yaşamları boyunca bir tek tercih yaptılar. Tercihlerini insandan, emekçiden ve ezilenlerden yana koydular.
* * * Egemen olan sömürü düzenine karşı tek başına kalsalar da mücadele ettiler. Bedenlerine kilit vurulmaya çalışılsa da düşüncelerine set konmaya çalışılsa da özgürleştiler ve daha fazla özgürleştiler. Bir özgürlük meşalesi olup insanlıgı aydınlattılar. Sen de bunlardan biriydin. Anlamlı yaşamın, mücadele ile, insan sevgisi ile geçti. *
* * * *Sen bölünmemeyi direttin. Devlet ve egemenler bölünmeyi. Sen farklılıkları ortaya koyarak anlamlı ve ilkeli bir birligi savundun, egemenler ve devlet ise bölüp, yönetmeyi.
* * * *Bu kahpe karanlıgın uşakları zannediyorlar ki ölümle bizleri korkutabilecekler. Turan Dursun'u öldürdüler, bugün binlerce Turan Dursun yaşıyor. Ve ben sana bu Turan Dursunların arasından sesleniyorum. Emin ol ki, yarın başka biri, binlerce Hrant Dink'lerin arasından seslenecek.
* * * *Agıt yakmaktan vazgeçtim artık, meşale olmaktır azmim. Meşale olarak, aydınlanarak, aydınlatarak seni anabilirim ancak. Ve artık yaş akmayan gözlerimi ufka çevirerek şöyle bir kere daha bagırmak istiyorum.
* * * Ölüm nereden gelirse gelsin, hoş geldi sefa geldi.
* * * saygılarımla
|

19-01-2007, 18:39
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Dec 2006
Mesajlar: 287
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Bu adi milliyetcilik oyunlari *ne zaman bitecek.
Vahseti ve Kan Kokusunu kendilerine amac edinenler var oldugu surece serefsizce
kendi insanimizi katlederiz boyle.Kahrolsun Milliyetcilik
|

19-01-2007, 18:47
|
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
ne öncekiler, nede hirant dink cinayeti yeni yetme bir ite mal edilemez
bunun sorumlusu devlettir
bunun sorumlusu siyasallaşan yargıdır
bunun sorumlusu çıkarları uğruna cahil koyun sürülerini peşlerine takan
sözde milliyetçi, dinci, şaklabanlardır
şimdi iyimi oldu, ülkenin başı göğe mi erdi, ermeni yasasının geçmediği tüm ülke *parlamentolarında geçecek, şimdi sessiz kalıp hirant dink,i koruma zahmetine girmeyen siyasiler hangi yüzle gidip bu yasa geçmesin diyecekler, açın bakın tüm dünya basınında, tüm dünya televizyonlarında *flash haber olarak geçti
|

19-01-2007, 19:46
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: gazeteci hirant dink öldürüldü !!
Yeni ırkçılarımız olayı çözümlemişler. Olayı yapan kesinlikle ama kesinlikle milliyetçi değilmiş. Bir zamanlar Demirel "Bana milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyordu. Halbuki adamlar takır takır adam vuruyorlardı. Şimdi kendini solcu sayan yeni ırkçılar böyle söylüyor. Bakın:
Sözde Ermeni Soykırımı yasasının ABD,Fransa ve çeşitli Batı ülkelerinde birbiri ardına parlamentolara getirildiği ve Türkiye'nin Irak'a Kerkük olayından dolayı müdahale etmeyi tartıştığı bir dönemde meydana gelmesi bu olayın arkasında ABD ve Batı'nın İstihbarat güçlerinin olduğunu ortaya koyuyor.Hrant Dink'in öldürülmesinin,Batı'da ve Holding Basınında Türkiye'nin Tam Bağımsızlığını savunan güçlerin üstüne atmak için *kullanılacağı anlaşılıyor.Tam bağımsızlıkçı ulusalcı güçlerin hedefi ABD ve Batıdır.Haçlı İrticanın görevine soyunan hiçbir piyon ulusalcı güçlerin hedefi değildir.Ulusalcı güçler terör yapmaz. Türkiye'nin vatan savunması hattına girdiği bu olay ile daha net ortaya çıkmıştır.ABD ve Batı Türkiye'ye karşı sözde ermeni soykırımını kabul ettirmek için *kampanyayı artıracağını saptayabiliriz.Türkiye'nin en haklı davasında Türkiye'yi güçsüz duruma düşürmeyi amaç edinmesi nedeniyle,tetiği çektirenin ABD ve Batı olduğu nettir.
http://www.yazarcizer.com/article1992.html
Çözüm olarak da vatan savunması daha da büyük önem taşıyor sonucunu çıkarmışlar. Ne diyeyim, insanın aklı bi kere şaşmaya gördün. Ne olacağı belli olmuyor.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:43 .
|