
07-09-2007, 10:51
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Buna şaşırmadım ki sevgili hiramusta,
Ben de senin sakallı, kavuklu, sıkmabaş bir çok değerinden nefret ediyorum zaten...
|

08-09-2007, 12:00
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Bu da şer'i zihniyetin şovenlerinden...
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/72...d=180&a=439072
************************************************** *********
Özdemir İnce, Hürriyet, 08.09.2007 Köşe yazısı...
Sahte ya da Nakşi demokrasi
BU yazının hedefi kesinlikle AKP iktidarı değil. O kusurlu malını elbette satmak isteyecek. Hedef: Onun piyasaya kakaladığı Nakşi demokrasinin sahte olduğunu gizleyenler, onu bize has demokrasi olarak sunanlar.
"Neo liberalizm, küresel sermayenin hizmetine girmiş küçük bir grubun çıkarlarının, toplumun toplu çıkarlarını ezip geçtiği bir diktatoryadır" deseler, siz ne dersiniz? Toplumsal adaletin sürgüne gönderildiği böyle bir düzene demokrasi denilebilir mi? AKP’nin politikası yukarıdaki tanımın neresinde? Bu soruyu bütün iktisatçılara, ekonomi yazar ve vaizlerine soruyorum. Çünkü, kimi gazete yazıcıları bu türden eleştiri yapanları orducu, askerci olmakla suçluyorlar.
* * *
Biz bu mugalataları bir yana bırakıp yolumuza devam edelim: "Küreselleşme bir demokratik proje değildir. XIX. yüzyılın toplumsal sınıf kaynaklı işçi enternasyonalizminin tersine, siyasal temsilin ve genel oyun ölümünü simgeler."
Türkiye’nin bu gerçekleri artık düşünmeye başlaması gerekiyor. AKP’nin yüzde 46.6 oyunda uluslararası (küresel) sermayenin, uluslararası finans şirketlerinin, banka kumpaslarının ve yabancı özel servislerin payı nedir?
Bunların eğer bir payı varsa (ki bence kesinlikle vardır) 22 Temmuz seçimlerinin, sonuçlarına karşın, halkın gerçek çıkarlarını temsil ettiği söylenebilir mi? Genel oyunun sonuçları ile halkın gerçek çıkarları genellikle örtüşmez; halk kendi gerçek çıkarlarını temsil etmeyen bir siyasal cemaate (partiye değil!) neden oy verir?
Toplumbilim alimlerimizin bu konu üzerinde düşünmeye başlamaları gerekmiyor mu?
Türkiye’nin yaşamakta olduğu Nakşi demokrasi dönemi, gerçek demokrasinin neresinde?
17 Mayıs 2007 tarihli Radikal Gazetesi’nde Portekiz’in Nobelli yazarı Jose Saramago ile yapılan bir söyleşi özeti yayınlandı, Saramago bakın ne diyor:
- "Demokratik bir sistemle yönetilmiyoruz. Demokrasi halkın belirli aralıklarla oy vermesi ise o yapılıyor. Bence bu bir aldatmaca. Ötekisi siyasetçilerin elinde, büyük sermaye sahiplerinin, feodal beylerin, ağaların elinde. Onların büyük başarısı, insanları demokrasinin böyle bir şey olduğuna inandırmaları." // "Mesela IMF, Dünya Bankası demokratik kurumlar değil. Bunları biz seçmedik ki. Onlar kendi aralarında oturuyorlar, bizim düşüncemizi almadan bizim için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar veriyorlar." // "Ben size bir soru sormak istiyorum: Türkiye’deki muhafazakárlar kim, neyi muhafaza etmek istiyorlar?"
Benim yıllardır sorduğum cevapsız bir soru bu. Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi’ndeki, Yargıtay’ındaki, Danıştay’ındaki, TSK’sındaki atanmışlara tahammül edemeyenler, IMF ve Dünya Bankası’nın ecnebi atanmışları önünde nasıl da esas duruşa geçiyorlar!
* * *
Jose Saramago, "Maniere de voir"ın 83. sayısında da şöyle yazıyor: "Deneyimlerimiz şunu gösteriyor: Ekonomik ve kültürel demokrasinin üzerine oturmayan bir siyasal demokrasi beş para etmez."
|

09-09-2007, 12:36
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Necati Doğru, Vatan Gazetesi, 09.09.2007 tarihli köşe yazısı..
Din dersi öğretmeni can! Diğerleri kuru patlıcan! *
Dine saygılı olmak, sevgili olmak, inanmak, onun yolundan yürüyüp; “dünya malından, açgözlü olmaktan, bencillikten, hırstan, tamahtan el-etek çekip” kişinin kendi nefsinin köpeği olmaktan kurtulmasına destek vermek ayrı...
(Kişisel notum: Yazarın bu yorumunda asıl anlatmak istediğine katılıyorum fakat anlatımda kullandığı tavrı şiddetle reddediyorum. Çünkü dinli-imanlı olanların ahlaklı olduğu gibi bir tarz çıkıyor ortaya..) *
Buna kimse karşı değil!
Saygısız değil.
Ancak “dini istismar etmek” onu bir leviye gibi, maşa gibi, sıçrama sopası gibi kullanıp; “inancı afyonlaştırıp” halk kitlelerinin oyunu kaparak iktidara gelmeye de göz kapatamayız.
Kapatırsak!
Ahlaksız oluruz.
Bir çözüm düşünülür umuduyla “200 bin öğretmen işsiz” sorununu gündeme taşımaya çalışırken ulaşabildiğim bilgilerden biri de şu oldu:
Din öğretmeni can!
Diğerleri patlıcan!
Bu ayrımı yapıyorlar, “Din kültürü ve ahlak öğretmeni” olarak mezun olmuşlara Milli Eğitim Bakanlığı, “7 katı-8 katı daha yüksek kontenjan verme” yolunu seçiyor.
***
İşte bir tablo:
(Son 5 yıl)
Biyoloji..........993.
Fizik...............230.
Kimya............231.
Din dersi.....7.758.
İşte başka bir tablo:
Mesleki ve teknik eğitim veren liselerde; İngilizce, Almanca, beden eğitimi, fizik, kimya, edebiyat diye giden 30 dal var. YÖK Başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme’nin yazar Erdal Şafak’ın köşesinde yaptığı açıklamaya göre “2007 yılında mesleki ve teknik eğitimin 30 dalına toplam 948 öğretmen atanırken, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni sayısı 1.852 oldu.”
Niçin bu ayrım?
Ne yapılıyor?
Din dersi okullarda bir leviye, bir maşa, bir sıçrama sopası gibi kullanılıp “iktidar partisi AKP’nin kadrolaşma aracı” olarak mı kullanılıyor?
***
Şu mektubu okuyun.
Bir öğretmen yazmış.
“.... size bugünkü yazınıza katıldığımı bildirmek için yazıyorum. Köşenizde yayınlarsanız adımı açıklamayın, küçük bir ilden yazıyorum ve binde bir ihtimal de olsa ‘öğretmen olarak iş bulma umudumu’ taze tutmak istiyorum.
Yüksekokul bitirdim.
Tezgahtarlık yapıyorum.
Son 3 yıldır sınavına girip KPSS’den 78 puan almış olmama rağmen iş bulamadım. Ancak iş bulmanın kolay yolunu öğrendim. Üniversite okumaya gerek yok. Veliler dersanelere boşuna milyarlar dökmesin. Seçim zamanı (önümüzde de bir tane var, belediye) birkaç ay AKP kadrolarıyla ev ev gezip ‘oy toplayıp AKP kollarına katılır canla-başla çalışırsanız’ ilkokul mezunu da olsanız sizi devlette sözleşmeli pozisyonda işe yerleştiriyorlar. Emin olun hem de Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde...”
***
200 bin öğretmen işsiz.
Büyük sorun.
Her yıl bu 200 bin işsiz öğretmene 50 bin işsiz öğretmen daha katılıyor. Bu hızla giderse 15 yıl sonra işsiz öğretmenlerin sayısı 1 milyonu geçecek.
Üniversiteler amipleşti.
Üniversiteler amip gibi bölünerek çoğalıyor, bir yıl içinde 36 üniversite açtılar. Üniversitelerde 64 eğitim fakültesi var. Bu fakültelere girebilmek için lise sonda okuyan çocuklarına veliler yılda 10 milyar dolar (Türk Eğitim Derneği Araştırması) akıtıyorlar.
Gençler mezun oluyor.
Fakat işsiz.
Mutsuz.
Umutsuz.
İktidar partisi; dini maşa gibi, leviye gibi, sıçrama sopası gibi kullanıp kadrolaşıyor.
|

10-09-2007, 11:47
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Mine Kırıkkanat, Vatan/ 10.09.2007 tarihli köşe yazısı..
Ayakta yurttaşlıktan dizüstü kulluğa *
Şempanze genetiği ile insan genetiği arasındaki fark ancak yüzde 1 oranındadır. Aynı canlılar arasında, “morfoloji” dediğimiz biçimsel fark ise yüzde 60 dolaylarında. Oysa şempanze ile insan çiftleşmesinden üremeyi, yüzde altmışa varan morfolojik uyuşmazlık değil, sadece yüzde birlik genetik engelliyor.
Bilimin, canlılardaki temel kalıtım molekülü DNA’yı keşfinden sonra yapılan araştırmaların sonucu bu veriler, insanı insan kılan ve genetik haritasını yüzde 99 oranda paylaştığı en yakın hayvandan ayıran incecik farkın, hem kendi varoluşunu hem de yeryüzünün kaderini nasıl değiştirdiğini kanıtlıyor.
***
Peki insanı nasıl değiştirmiş bu yüzde 1 genetik uyuşmazlık? Bu sayede mi düşünmüş, konuşmuş, yazmış ve üretmeye başlamışız?
Bu genetik farklılık önce, her şeyden önce, iki ayağı üzerine kaldırmış insanı. Şaşırtıcı ama gerçek, dört ayak üzerindeyken doğrulup iki ayağımızla yürüdüğümüz için düşünmüş, konuşmuş, yazmış ve üretmişiz... Başka bir deyişle insan, ayağa kalktığı için diğer memelilerden daha akıllı.
Bilim, şöyle açıklıyor ayağa kalkan insan zekâsının gelişimini:
Memeli canlılarda omurilik, kafatasındaki artkafa deliğinden (oksipital) geçerek beyne ulaşıyor. Oksipital deliğin bulunduğu yer, gövdenin genel duruşunu da belirliyor. Dört ayaklı canlılarda oksipital delik, omurganın bitiminde, kafatasının gerisinde. Oysa iki ayaklılarda, delik tam ortada. Böylece, iki ayaklı insanın omurgası, kafatasının köküyle dik açı oluşturmakta.
İşte insan beyninin hacmi, dolayısıyla kapasitesi bu anatomi sayesinde artabilmiş. Stephen Jay Gould, insanlık evrimi demek olan anatomik değişimi, şu güzel tümceyle özetler: “İnsan önce ayağa kalktı, sonra akıllandı.”
***
Zaman zaman ayağa kalkmayı beceren, ancak akıllanacak kadar ayakta kalamayan maymun ve ayı gibi hayvanlar, koşmak, kaçmak için dört ayak üzerinde seğirtirken, özellikle saldırmak ya da saldırır gibi yapmak için iki ayakları üzerine dikilirler.
Böyle bir açıdan düşünecek olursanız, kulların, biat belirtisi olarak diz çöküp secdeye gelmeleri, korkunun karıştığı bir saygının olduğu kadar, insanın “yaratık” olduğu çağların teslimiyet göstergesidir.
Başka bir deyişle, iki ayak üzerine kalkınca beyni gelişen insanın, hele başka insanlar önünde diz çökmesi, zekânın, özgür iradenin, yurttaşlığın bitip, kulluğa gerilemesidir, sevgili okurlar.
Bütün dinler, Tanrı’nın önünde diz çökmeye, secdeye varmaya mecbur tutar kulları.
Ama insanlığın genetik belleğinde “ayağa kalkmak” la gerçekleşen o muhteşem ilerlemeden öylesine bir iz kalmıştır ki, örneğin hangi mezhepten olursa olsun tüm Hristiyanlar, ikinci İznik Konsili’nde alınan ortak bir kararla, pazar ayinlerinde ve Paskalya yortularında “ayakta” dua eder. Çünkü Hz. İsa’nın dirilişi, ayağa kalkarak temsil edilir. Hatta Yunancada “dirilmek” ayağa kalkmak demektir: Egeiro.
***
Uzun yıllardır sorgulanıyor: Niçin İslamiyet, ilk çağlarındaki bilim ve kültür ihtişamını yitirdi, niçin Müslüman ülkeler hiçbir buluşa, keşfe, icada, velhasıl hiçbir yeniliğe sahne olmuyor? Bırakın dâhi, ne mucit çıkıyor bu ülkelerden ne de herhangi bir uygarlık öncüsü.
Acaba diz çökerek biat etmek, Tanrı kulluğuyla yetinmeyip sultanın, şeyhin, emirin önünde secdeye gelmek, anatomilerini değiştirmiş ve onun bunun önünde bellerini büke, kafalarını eğe, beyinleri küçülüyor olabilir mi?
Vekilinin önünde diz çöken ümmetçi surata iyi bakınız. Rahlenin önünde ileri geri sallanarak alınan eğitimin, kulbaş öğretmenidir o. Vekiller yerine Başbakan’ı bulsaydı, secdeye de kapanırdı.
Zaten Başbakan da bir zamanlar, Taliban şeyhi Hikmetyar önünde diz çökmemiş miydi?
Bu diyarda bazıları, ayakta yurttaşlıktan dizüstü kulluğa, uygarlık evrimini acaba tersten mi yaşıyor?
|

11-09-2007, 11:43
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Mustafa Mutlu, Vatan Gazetesi, 11.09.2007 terihli köşe yazısı
Ya İzmir? *
Eğer 85 yıl önce 9 Eylül günü Atatürk’ün askerleri İzmir’e girmeseydi...
Eğer o gün Yunan askeri denize dökülmeseydi...
Cahit Külebi zor yazardı o şiiri:
“İzmir’in denizi kız / Kızı deniz / Sokakları hem kız / Hem deniz kokar!..”
Ne İzmir’in denizinin hayalini kurabilirdik, ne de kızları olurdu hayatımızda...
O kahraman askerler canlarını dişlerini takarak sürmeselerdi atlarını dörtnala İzmir’e; sadece İzmir değil, bağımsızlığı da rüyamızda görürdük ancak...
Ama nankörüz; küsmeyin...
Darılmayın, kızmayın, bilgisayarınızın klavyesinin tuşlarına vurarak suçlamayın beni...
Saygısızız!
Ne bağımsızlığımızın değerinin farkındayız ne de onu bize kazandıranların verdikleri mücadele umurumuzda...
Hoyratız!
Önce iyi düşünün:
Nankör olmasak, bugün bağımsızlığın nimetlerini paylaşırken o günleri unutur muyduk?
İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun...
Emperyalist devletlerin pençesinden sıyrılışının...
Türkiye’nin aydınlığa kavuşmasının 85’inci yıl dönümünü “iş” olarak görüp, kutlamasını “şehir protokolü”ne bırakır mıydık?
***
Başbakanımız vefalı!
Ama vefası bu ülkeyi düşmandan kurtaranlara değil; kuran Osman Gazi’nin babasına...
Bu yüzden 726. Ertuğrul Gazi’yi ve onun annesi Hayme Ana’yı anma şenliklerine gidiyor Söğüt’e...
Hiç aklına gelmiyor ki; eğer bugün yaşasasıydı önce Ertuğrul Gazi koşardı İzmir’e; “Oğlunun kurduğu devleti kurtaranlara” teşekkür etmek için!
Ya İzmir, Sayın Erdoğan?
Kuranlara saygınız var da kurtaranlara bir kuru teşekkürünüz neden yok?
Söğüt’ten İzmir; helikopter uçuşu kaç dakika alt tarafı?
***
MHP lideri de vefalı!
Ama onun vefası da Ertuğrul Gazi’ye ve annesine...
O da bu yüzden Söğüt’te... Çünkü parti tabanının ruhunu okşayıp, oyunu daim kılacak!
Ya İzmir, Sayın Bahçeli?
Denizi ve kızı için değil; bağımsızlığımızın sembolü olduğu için gitmeye değmez miydi İzmir’e?
Oy getirmez mi bağımsızlık partinize?
***
Ana muhalefeti hiç sormayın...
Ortadan ikiye bölünmüş; bir yarısı Anıtkabir’de, diğeri parti genel merkezi önünde...
Çünkü 9 Eylül, CHP’nin kuruluş yıldönümü aynı zamanda...
Ama bunu kutlayanlar, hiç kendilerine sormuyor, “Atatürk neden CHP’yi 9 Eylül’de kurdu” diye...
Sorsalar İzmir’i unuturlar mı?
İşte bu yüzden, aynı soru onlara da:
Ya İzmir?
İzmir kurtarılmasaydı düşmandan, CHP mi olurdu?
***
“İzmir’in denizi kız / Kızı deniz / Sokakları hem kız / Hem deniz kokar!..”
Söğüt iyi de...
Anıtkabir’e gitmek harika da...
Ya İzmir?
***
GÜNÜN SORUSU
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül işbaşı yaptı... Ama biz “11. Cumhurbaşkanı’nı halk seçsin mi, seçmesin mi” diye referanduma gidiyoruz... Oy verme işlemi gümrük kapılarında resmen başladı...
Daha önce bu kadar garip bir halk oylaması yapıldığını duydunuz mu?
***
Başkanının adını bilmeyen partiye biz nasıl inanalım?
CHP Genel Merkezi’nin Anıtkabir ziyaretine kimi gazetelere göre 25-30 bin, kimilerine göre ise 40 bin kişi katılmış...
CHP ise katılımcı sayısının en az 200 bin olduğunu, sadece saat 11.00 itibarıyla 175 bin kişinin katıldığının tespit edildiğini iddia ediyor...
CHP İstanbul İl Başkanlığı da dün bu konuda bir basın bildirisi yayınladı...
Gelin görün ki bu basın bildirisinde, CHP İstanbul İl Başkanı’nın adı üç yerde “Gürsel Tekin”, bir yerde ise “Tekin Gürsel” olarak geçiyor...
Gürsel Bey...
Bu etkinliğe kaç kişinin katıldığıyla uğraşmayı bırakın da, önce kendi teşkilatınıza adınızı öğretin...
Ve son söz:
Ey koca CHP... Kimlerin eline kaldın...
|

12-09-2007, 14:19
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Zülfü Livaneli, Vatan Gazetesi, 12.09.2007 tarihli köşe yazısı..
Siyasal İslam’ın yolunu 12 Eylül açtı *
27 yıl önce bugün, Türkiye’nin kaderini değiştirecek dönüm noktalarından biri yaşandı:
Kenan Evren ve arkadaşları darbe yaparak, ülke yönetimine el koydu.
Siyasi partileri kapatıp, politikacıları tutukladılar ve onlara yıllarca sürecek siyaset yasakları koyarak demokratik olgunluğumuzu geciktirdiler, partileri parçaladılar, iki ana nehir halinde akması gereken siyasi hayatımızı bin bir partiye bölünen yamalı bohçaya benzettiler.
Bunun acısını hâlâ çekiyoruz.
Ama en büyük hataları bu değildi.
***
Eğer Türkiye 60 yılında müdahaleye uğramasa, arkasından 71 ve 80’de bu iş tekrarlanmasaydı; klasik demokrasilerdeki ana sağ ve ana sol eksen, CHP ve DP çizgisinde kendini geliştirerek ve yeni kadrolar yetiştirerek devam edecek, Türkiye başka türlü kutuplaşmalara ve bölünmelere uğramayacaktı.
Kenan Evren ve arkadaşları, toplumu ve sosyal olayları, kendi kafalarına göre düzenleyeceklerini sanarak müthiş bir yanılgıya imza attı.
Ama en büyük yanılgıları bu da değildi.
***
Üniversite hocalarının sakallarına bile karışan, muhalif aydınları vatan haini ilan etmekten çekinmeyen askeri yönetim, gençliği politikadan uzaklaştırmak için, sonuçları bugün bile hissedilen bir program uyguladı, sendikalar başta olmak üzere her tür sivil örgütlenmeye darbe indirdi.
Ama en büyük kötülükleri bu da değildi.
***
Ortalığa gözdağı vermek için 17’sine yeni basmış bir çocuk olan Erdal Eren’i, yaşını büyüterek idam ettiler.
Belki en büyük cinayetleri buydu ama ülkenin geleceğini etkileyecek stratejik kararları bu değildi.
***
12 Eylül yönetiminin Türkiye’ye yaptığı kötülükler saymakla bitmez ama gelin bunların en büyüğünün ne olduğunu saptayalım:
12 Eylül cuntası, uluslararası güçlerin planlaması sonucunda Türkiye’yi uzun dönemde siyasi İslam’a kaydıracak projenin uygulayıcısı oldu.
Batı’da pişirilip kotarılan bu plan, Kenan Evren ve arkadaşları tarafından sahneye konuldu.
Soğuk Savaş döneminde sol öğrenci hareketlerini en büyük düşman olarak ilan eden cunta, bunun karşısına İslamcı bir hareket yerleştirmek istedi.
Çok sayıda imam hatip okulu açılmasına ve bunların Arap kökten dinciler tarafından finanse edilmesine, müfredatlarının da onlar tarafından oluşturulmasına destek verdi.
Parayı yatıran çevreler, bu işin yirmi senede sonuç vereceğini ve bu okullarda yetişen kadroların Türkiye’yi dönüştüreceğini biliyordu.
Öyle de oldu.
Ne kadar çelişkili görünse de; 12 Eylül darbesi, Türkiye’nin siyasal İslam’a kaymasının temelini hazırladı.
Uluslararası güçlere karşı görevlerini yerine getirdiler ama kendi ülkelerine yaptığı kötülüğü nasıl açıklarlar, bilemiyorum.
Kenan Evren’in yaptığını ortaya koyan esas tablo budur.
|

13-09-2007, 09:43
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Mine Kırıkkanat, Vatan Gazetesi, 12.09.2007 tarihli köşe yazısı
Üç perdeli bir piyes. Birinci perdede aile, çocuğu iyi okullarda okutmak istemektedir...
“Bu yıl OKS’ye giren kızımın Amerikan Robert Lisesi’ne ön kaydı için gün boyu kuyrukta bekledik. Çünkü pek çok veli, aynı zamanda burs başvurusu yapıyordu. Akşam saatlerinde okula 65 çocuğun burs başvurusundan ancak 5’inin kabul edildiğini öğrendik. Dolayısıyla burs istemeyen bizlerin kesin kayıt şansı yükselmişti. Ancak 6 kız, 7 erkek çocuk için yer kaldığını görüp şaşırdık. Meğer burs başvuruları okul tarafından kabul edilmeyen 60 öğrenciden 53’ü, okul ücretlerinin lise öğrenimi boyunca bir ‘hayırsever’ tarafından karşılanacağı teminatıyla, 6 bin YTL’lik ilk taksitlerini aslanlar gibi ödeyip okula kayıtlarını yaptırmış. Burs alamamalarına rağmen kesin kayıt yaptıran öğrencilerin tamamı, ne tesadüf, hepsi (İstanbul’un tarikatlarıyla ünlü bir semtinin adı) F... dershanesi öğrencisi, deniyor.
Bu dershanenin sahibi, aynı zamanda A... dershanesinin de sahibi.
Ve bu dershaneler, Bakü’de iki saat önce başlatılan OKS sınav sorularının Türkiye’de sınav başlamadan ‘iletildiği’ iddia edilen dershaneler.
Polis Kolejleri sınav sorularının belli bir kesime yakın insanlara verildiğini bizzat sizin gazeteniz yazdı. Ama Amerikan Robert Lisesi özelinde, bir sürü iyi niyetli Robert Lisesi mezununun okula verdikleri maddi desteğin doğru kullanılıp kullanılmadığını denetlemeleri gerektiğini düşünüyorum.”
Z. C.
***
İkinci perde: Çocuk çok iyi bir eğitim kurumuna girmeyi başarmış, İTÜ İnşaat Fakültesi son sınıfında okumaktadır...
“İstanbul-Ankara seferini yapmakta olan N... Turizm otobüsünde, cep telefonuyla konuşan bir yolcu, kendisini uyaran muavin ile tartışmaya başlar. İTÜ öğrencisi Ertunga Şimşek, tartışmaya katılır ve muavinden yana çıkınca, cep telefonuyla konuşan yolcu ve yanındakiler tarafından 45 kişinin gözü önünde dövülür, ancak dayakçılar hırslarını alamaz. İstanbul yolunu Eskişehir’e bağlayan kavşakta N... Turizm şoförüne kapıyı açtırırlar ve öğrenci Ertunga Şimşek’i, hareket halindeki otobüsten dışarı atarlar. Arkadan gelen bir araba çarpar ve Ertunga Şimşek ölür.
Ertunga Şimşek’i önce dövüp, sonra yola atarak ölümüne neden olan kişiler, bir büyüğümüzü korumakla görevli ‘güvenlikçiler’dir. Dolayısıyla halen bu cinayetle ilgili olarak yalnızca otobüs şoförü ve muavin tutukludur. Ve onca yolcu arasında TEK bir tanık bile bulunamamıştır.”
E. E.
***
Üçüncü perde: Çocuk üniversiteyi bitirmeyi ve canlı kalmayı başarmıştır. Hayatını kurmaya çalışmaktadır...
“Hani demiştin ya Mine, ben insanların daha insan olmasını isterim diye. Hafta sonu mangalcıları, hafta içi en ballı iş olanaklarından nemalanırken ben ne yapıyorum dersin? Bir yıldır iş arıyorum. Öğrencilik yıllarımda çalışarak aldığım kitapları tekrar okuyor ve emekli öğretmen bir babadan aldığım bozuk parayla her gün internet kafelerde, gazetelerde iş ilanlarına bakıyorum. Türkiye’nin en köklü üniversitesinden mezunum ve şu an garsonluk başvurusu yapıyorum. Ne siyasal bir bağlantım var ne de cemaat. Zaten ne de Ankara’da amcam ve dayım.
Bundan sonra ne mi yapacağım? Herhalde kül tablalarını döker, belki yine seni okurum. Bu ülke insanları daha iyi nasıl yaşar diye ütopyalar peşinde, sen de ben de boğuluruz küller içinde böylece. Demek okuduğum tüm kitaplar, makaleler yalan söylüyordu. Ya bu devir benim devrim değil ya bu dünya. Bol bol geğirsinler, göbeklerini kaşısınlar, belediyeyi soysunlar, iliklerine kadar kadrolaşsınlar, afiyet olmasın. Boğazlarında kalır, umarım.”
S. Ü.
***
Üçüncü perdenin son repliğini yazar söyler, ey okur. Sahnenin ışıkları kararırken çıkıp: “Çığlıkta henüz umut vardır, çığlık atmak güç ister. Tehlike, fısıltıdadır. Çünkü fısıltı, bir tükenişin ifadesidir” der.
Ve perde iner.
|

13-09-2007, 09:58
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Mine hanım ,eleştirdiğiniz kadrolaşmaları sempatizanı olduğunuz partilerin iktidarları dönemindeki kadrolaşmalara sayarsınız.Belki unutmuşsunuzdur,size bir örneğini hatırlatayım;
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=20356
|

13-09-2007, 10:36
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Yani yazılanları kabul ediyorsun hiramusta...
|

13-09-2007, 11:22
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: Köşe kapmaca..
Hayır kabul etmiyorum.O bayan gazeteci,bir kadrolaşma olduğunu söylüyor ben de buna binaen cevap verdim.Varsa bi kadrolaşma bunu geçmişteki kendi yaptığınız kadrolaşmalara sayın, dedim.Bakın size şunu izah edeyim.Yönetim işi ekip işidir.Ben bir organizasyon kuracaksam ekiplerin başına yetkili olarak uyuşabildiğim kimseleri yerleştiririm.Bu kadrolaşma değildir.Her yönetim anlaşabileceği kimselerle çalışmak ister.Benim öğrencilik yıllarımda Refahyol da dahil olmak üzere Dyp iktidarlarında Milli eğitim müdürü Dyp'liydi.Anasol-M zamanında Dsp'liydi.Üstelik benim de hocamdı.Kendisinden vekil öğretmenlik isteğim zaman da bana görev vermemişti.Şimdiki Milli eğitim müdürü de Akp'li.Ben buna kadrolaşma değil ekip çalışması derim.Kadrolaşma nedir?Kadrolaşma işte yukarıda örneğini verdiğim gibi sınavsız,değerlendirmesiz,adaletsiz bir biçimde Devletin bütün bir kurumuna kendi zihniyetinde olan insanları doldurmaktır.Bugün böyle birşey varmı? Yok.Herkesin bildiği gibi devlet kurumlarına personel alımı kpss sınavıyla yapılmaktadır.Ha! resmi kurumlarla çalışan taşeron firma elemanlarını kadrolaşma olarak görürseniz bu da sizin olayı çarpıtmanızdır.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:52 .
|