
19-12-2004, 03:55
|
|
|
Tanrı''nın varlığına inananlarla inanmayanlar arasındaki tartışmaların özünde insanların niçin inandığı ya da inanmadığı gibi konular yer almamaktadır. Zaten bu ve benzeri konularda kimsenin kimseyi sorgulamaya ya da yargılamaya hakkı yoktur. Çünkü herkes olumlu ya da olumsuz olsun kendi inancıyla başbaşadır. Bu durum her iki taraf için de söz konusudur. Dolayısıyla gündeme gelen ve tartışılan şey belirli bir inancın kabulü olmayıp söz konusu inancın arkasında yatan gerekçeler ve fikrî alt yapılardır. O yüzden konulara ayırıp yazmak daha tutarlı olur.
|

19-12-2004, 17:52
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2004
Bulunduğu yer: N/A
Mesajlar: 232
|
|
İnsanları prangalara vuran ve cenneti için rüşvet isteyen bir yaratıcıya inanmak düşündürücüdür.
Şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;
Gençlik sevincinin pınarıdır, iç;
Gamı yakar eritir ateş gibi,
Sağlık sularından şifalıdır, iç.
( Ö.H )
|

19-12-2004, 22:17
|
|
|
Re: İdeolojik (Materyalist) Ateizm
|
ahmet Diyor ki
Özellikle felsefî boyutta ateistlerin düşünceleri sorgulanmış ve fikirleri çürütülmüştür. Söz gelişi bir insanın tamamen inançsız olamayacağı ileri sürülmüş, Tanrı’nın varlığını reddetmenin o kadar kolay olmadığı belirtilmiştir.
|
Felsefi pek çok yayın okudum yıllar boyunca ama ateizmin felsefi dayanaklarının çürütüldüğünü okumadım. Sen biliyorsan bunları yaz da öğrenelim.
Bir insanın tamamen inançsız olamayacağı iddia edilmiş. "İnanç" ve "dini inanç" birbirinden farklı kavramlardır. Mesela bir insan eğitim, bilim,sanat, insan hakları, demokrasi, dostluk gibi değerlere inanabilir. Ama dini kavramlara inanmayabilir. Elbetteki bir insan inançsız olamaz ama dini inanç ile gerçekçi inaçları ayrı tutmak gerekir.
Tanrının varlığını inkar etmek elbetteki kolay değildir. Sadece düşünsel düzeyde değil, varoluşsal düzeyde de belli kabulleri gerektirir. 20. yy ın en büyük düşünür ve yazarlarından A. Camus ve J.P. Sartre''yi tam anlamıyla ateistler sınıfında kabulo edebiliriz.
|

19-12-2004, 22:58
|
|
|
Modern dönemde ateizmin yayılmasında ve taraftar bulmasında rol oynayan iki önemli düşünür daha vardır. Bunlar Nietzche ve Sartre’dır. Kendi kültürlerine karşı isyankâr bir ruh yapısına sahip olan bu düşünürler birtakım duygusal, moral ve varoluşsal gerekçelerle Tanrı’yı reddetmiş, geleneksel (dinî ve ahlâkî) bütün değerleri yıkarak insanın özgürlüğüne dikkat çekmeye çalışmışlardır.
Söz konusu düşünürler özellikle hıristiyanlığın Tanrı anlayışına ve bu anlayış üzerine kurulan ahlâkî yapıya karşı amansız bir mücadele vermiş ve inançsız yaşamayı ilke edinmişlerdir. Bu düşünürlere göre hıristiyan ahlâkı da insanı küçültmüş ve özgürlüğünü kaybettirmiştir. Her iki düşünürü de bunalımlı bir dünyanın ortaya çıkardığı bunalımlı insanlar olarak nitelemek mümkündür.
“Tanrı öldü O‘nu biz öldürdük” diyen Nietzsche bu ifadesiyle Tanrısız bir yaşam istediğini açığa vurmuştur. Tanrı’nın ölmesi de ona göre insan zihnindeki Tanrı kavramının yok edilmesi ve çıkarılıp atılması anlamına gelmektedir. Bu durumda insan, Nietzsche''ye göre, özgürlüğünü ve onurunu yeniden kazanacak ve kendi özünü yine kendisi belirlemiş olacaktır.
Nietzche’den büyük çapta etkilenen Sartre da insanın özgürlüğü için Tanrı’nın yok olması gerektiğini öne sürmüştür. Ona göre Tanrı varsa özgürlük yok demektir. Bu durumda insan kendi özünü oluşturma imkân ve gücünden yoksun kalacaktır. Ona göre Tanrı var olmadığı için herhangi bir mutlak değerden de bahsedilemez. Dolayısıyla insan kendi değerlerini ve kendi dünya görüşünü yine kendisi yaratmak durumundadır. Dolayısıyla O dünyada kendi başına olup, yalnız kalmıştır. Bu nedenle o özgürlüğe mahkûmdur. Özgürlük içerisinde de kendi özünü oluşturmak ve belirlemek zorundadır.
Gerek Nietzsche ve gerekse Sartre''ın fikirleri sadece Batı’da değil dünyanın değişik yerlerinde büyük bir heyecan uyandırmıştır. Pek çok düşünüre cazip gelmiş ümitsizliğe, karamsarlığa ve bunalıma düşmüş insanların tesellisi olmuştur. Ancak her iki düşünürün iddiaları Tanrı''nın varlığını çürütmekten ziyade onun ahlâkî açıdan var olmaması gerektiği gibi bir ön kabulle yola çıkılarak ileri sürülmüş haykırma ya da şikâyet türü şeylerdir. Muhatapları da hıristiyanlığın baskısından bunalmış, sıkıntıya düşmüş ve arayış içerisindeki insanlar olmuştur. Ortaya koydukları şeyler de sıradan insanların benimseyebileceği düşünceler olmaktan ziyade, uçlarda gezen ve aykırı davranan kişilerin hoşuna gidecek olan düşüncelerdir.
Ayrıca Nietzsche ve Sartre''ın düşüncelerini doğrudan İslâmiyet’e yöneltilmiş bir eleştiri olarak da düşünmemek gerekir. Çünkü her iki düşünürün de reddettiği Tanrı İslâmiyet''in Tanrı’sı değildir. Görünen o ki bu düşünürler daha ziyade hıristiyanlık’la hesaplaşmaktadırlar.Bu kişiler Tanrı''nın (İsa) trajik bir biçimde çarmıha gerildiği, insanların günahkâr doğduğu ve kiliseye gidip vaftiz olmadıkça aklanamadığı, insanların günah işlediğinde (Ortaçağ''da görüldüğü gibi) acımasızca ateşe atıldığı, ölümden sonra da cehennemle korkutulduğu bir kültürde yetişmişlerdir. Yıllar süren din savaşlarının ve kilise baskısının altında ezilen bir toplumun fikrî özgürlüğünü seslendirmişlerdir. Dolayısıyla böyle düşünürleri kendi şartları içerisinde anlamak ve değerlendirmek gerekmektedir. Projelerini ve ideallerini de evrensel bir norm olarak düşünmemek gerekmektedir.
Söz konusu düşünürlerin fikirleri önemli olmakla birlikte onları dine (İslâmiyet) karşı geliştirilmiş teorik itirazlar olarak görmek mümkün değildir. Bu kişilerin gözünde Tanrı, Tanrı olmaktan çıkmış başka bir hüviyete bürünmüştür. Dolayısıyla ne bu kişileri ikna etmek ne de zihinlerindeki kavramları kabullenmek mümkündür. Yapılabilecek en iyi şey onları kendi hallerine bırakmak ve zaman içerisinde yanılmış olduklarını görmeyi beklemek olacaktır. Bu kişiler ahlâk (özgürlük) ve erdemlilik adına Tanrı’yı inkâr etmişlerdir. Halbuki İslâmiyet’e göre Tanrı inancıyla birlikte ahlâklı ve erdemli olmanın yolları sonuna kadar açılmıştır.
Gerek Kur’ân’a ve gerekse Peygamber''in yaşamına bakıldığında insanlara daima ahlâklı, rasyonel ve kişilikli bir şahsiyete sahip olmalarının tavsiye edildiği görülecektir. Nitekim Tanrı insanı böyle bir yetenekte yaratmış ve ahlâklı olma imkânlarını önümüze sunmuştur. Hangi şartta olursa olsun erdemli yaşamanın ön koşulu bulunmamaktadır. Yani dini, dili, ırkı, sosyal statüsü, maddî durumu, sağlığı, huzuru, ne olursa olsun herkesin uyması gereken birtakım insanî ve ahlâkî normlar bulunmaktadır. İnsan olumsuz şartlarda dahi bu özelliğini korumalıdır. Dinin istediği budur. Dolayısıyla ateistlerin iddiasının aksine dinin (İslâmiyet) ahlâk konusunda olumsuz bir rolü bulunmamaktadır. Dini bu durumla itham etmekte dinî bilgisizliğin ve ideolojik bir tavrın sonucudur.
İster Batı’da olsun ister Doğu’da Tanrı''ya inandığı halde bazı insanların ahlâka aykırı tavır sergilemeleri o kişilerin eksikliğidir. Bu durumdan Tanrı’yı sorumlu tutmak mümkün değildir. Ahlâksızlığın kol gezdiği bir toplum yaşamına veya insanların zararına olan şeylere Tanrı''nın onay vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla bazı ekonomik ve sosyal sıkıntılardan dolayı insanların ahlâksız olmaları veya içine düştükleri sıkıntıdan kurtulmak için Tanrı’yı reddetmeleri anlaşılır değildir. Bu noktada ateistlerin ileri sürdüğü özgürlük ideali de sorumsuzluk, kuralsızlık, dağınıklık ve kaos istemiyle eş anlamlı olacaktır.
İnsanın çoğu zaman duygusal bir varlık olduğu doğrudur. Bu duygusallığın inanç, ahlâk ve bilim konularına da yansıdığı ve dolayısıyla yanıltıcı olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bu yüzden birtakım hissi gerekçeler üzerine inançsızlığı inşa etmek, kişilerden ve bazı kurumlardan dolayı Tanrı inancına karşı çıkmak doğru olmayacaktır. Kaldı ki böyle bir tavır insana mutluluk kazandırmayacak, mevcut problemlerini de çözmeyecektir. Nitekim inançsızlığın yaygın olduğu yerlerde insanların gerek ruhen ve gerekse sosyal açıdan mutlu olduklarını söylemek zordur. Kaldı ki o insanların pek çoğu da artık inançsızlıkla ilgili hayal kırıklığını ve ümitsizliğini gizlememektedir. Nitekim kendilerini inkârcı ideolojinin etkisinden kurtaranların pek çoğu Tanrı sevgisinin ön plana çıktığı yeni bir yaşam biçimine yönelmiş ve dünyaya daha değişik bakmaya başlamışlardır.
İslâm peygamberi görevinin birinci derecede ahlâkı kemale erdirmek olduğunu belirtmiştir. İnsanları Tanrı inancına çağırırken onlara ön koşul olarak moral değerlere bağlılığı, iyi bir insan olmayı ve kötü alışkanlıkların bırakılmasını telkin etmiştir. Bütün bunlara rağmen bazı insanların din adı altında uygunsuz davranışlarına, ikiyüzlü, menfaatperest, ya da çıkar dolu eylemlerine rastlanmaktadır. Elbetteki bunlar o insanların kişisel zaaflarıyla ilgilidir. Dolayısıyla insan unsurundan kaynaklanan olumsuzlukların Tanrı’dan kaynaklandığını düşünmek ve dini eleştirmek büyük bir haksızlıktır.
|

19-12-2004, 23:01
|
|
|
rüşvet vermek zorunda degilsiniz
|

20-12-2004, 00:19
|
|
|
NGCOSKU A
Sen once kullandigin imzaya bi bak. Diyorsun ki ben havaya inanmam. 2005 yilinda havaya inanmayan birinden ne beklenirse sen onu yapiyorsun.
Bi baska yerde demissinki, siz sadece ya varsa diye inaniyorsunuz. Bu sadece senin husnu kuruntun, ben Allahin varligina kesin inaniyorum, ahiretin olacagindan hic kuskum yok, senin dedigin gibi tipler olabilir, onlarda senin dindar versiyonlarin, yani her iki gruhda biseye yaramaz, vur tekmeyi yuvarla.
Size aciyorum, zira siz din argumanlarini icine sidirmis onlari kullanan, ama donupte ona kufreden vede bunu farkedemiyecek kadar zekadan yoksun tiplersiniz, bu zavallilik gosterhesidirde onun icin aciyorum size.
Gonul isterdiki daha iyi analiz yapasiniz. Sunu unutmayinki, eger Allahin koydugu kaidelere asi olacagina ozumsenseydi, dunyaya tapacagina Ahiretede dunyanin gercekligi kadar inanilsaydi, bugun dunya mutlu bir yasam yeri olurdu. Ama insanlarin ekserisi, buna siz ateistlerde dahilsiniz, sadece yuzeysel bilgi vede cok kisitli zekanizla kendinize gore uydurdugunuz hayat gorusu ile olaylara bakmaya vede dunyayi kan golunun icinde bir ada olmaya zorluyorsunuz.
Tum kotu seyler Yuce Allahin dediklerini anlamamak vede onlari uygulamamkdan kaynaklanmakdadir, bunu sizde anlayacaksiniz, sonunda.
Ama en guzel sey son gelmeden once anlayabilmekdir.
Saygilarimla
SIZINTI
|

20-12-2004, 09:20
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 25 Nov 2004
Mesajlar: 569
|
|
sızıntı ya
sanırım size ilkokul çağındaki bir çocuğa bir şey anlatmanın ayrıntıları ile bile şeyler anlatmak mümkün.bunu unutmuşum pardon.
havaya inanmıyorum derken ne demek istediğimi de bu yöntemle bir kere daha anlatayım önce.bunu mecazi bir anlamda kullanmış olmamı anlamanızı beklemem yanlış olmuş sanırım.sizin yarattığınız allah havada asılı kalmış muallak oluşturmuş bir durumdan başka birşey değildir ve ben öyle ne olduğu belirsiz şeylere inanmakla vakit harcayamam.
sen bize acıyacağına harcadığın boşa geçen zamana acı istersen.
ya varsa düşüncesine girmiş şüpheye düştüğünde ulan vardır ya boşver inanmaya devam edeyim diye düşünen birçok müslüman tanıyorum. ama siz bunu istisna olduğunu düşünüyorsanız tamam.ama bunun varlığını bilmek bana dininizin şüphelerle dolu olduğu yaönündeki düşüncelerimi pekiştiriyor.
evet bir konuda haklısın keşke daha iyi analiz yapabilseydin de dünyanın allahtan daha gerçek bilimle anlaşılabileceğini görseydin
Gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır.Ama sahip olduğumuz en değerli şey de odur.
ALBERT EINSTEIN
|

20-12-2004, 13:06
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Nov 2004
Mesajlar: 163
|
|
|
Çünkü her ikisi de fizikî âlemin dışına ait tartışmalara girmiş ve boş şeyler konuşmuşlardır.
|
Doğru bir tanım ancak düşüncenin bütünü tembel bir insan modelini yansıtıyor.Felsefe ye sınırlama getirilmemeli.
Tanrının varlığını tartışmayı boş görsede mevcut dinlerin doğruluğu tartışılabilir.Aslında dinleri inkar etmek ile Yaratıcıyı inkar etmek çok farklı konular.O yüzden deizm deninlen inanç burdan doğuyor.
Mantığın en büyük düşmanı anlam veremediklerimizin tanrısıdır.
|

20-12-2004, 13:27
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Dec 2004
Bulunduğu yer: Lincoln
Mesajlar: 144
|
|
Merhaba ahmet aramiza hos geldin oncelikle,
soylediklerin kesinlikle dogru seyler,ama nedense bu atheistler anlatmak biraz imkansiz gibi geliyor.Yani,"Ne kadar bilirsen bil,anlatabildiklerin,karsindakinin anlayabilecegi kadardir."misali.
Bunlar sadece kafa taslari arasina sikismis bir sekilde yasiyorlar,varligin otesini goremiyorlar.Yani bir insan *oldugunde,onun cansiz durmasina bir anlam veremiyorlar.Cunku onlar,insanin ruhuna degil,gozle gorulur,elle tutulur olan bedenine inaniyorlar.
Peki onun canli veya cansiz kalmasini saglayan guc nedir?bunu hic dusunmezler.Oysa bunu dinimiz acikca bildiriyor.Fakat bunlar hala inkar etmekteler ve gercekleri yok saymaktalar.
Sonra onu ''düzeltip bir biçime soktu'' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (SECDE SURESİ / 9)
bu ayette vermisken,gorulen bir gercegi de bahsetmeden gecemeyecegim.
ayette sirasi ilegecen;"kulak, gözler ve gönüller "tam bir bilimselligi de iceriyor,cunku bebegin an rahminde gelisimi sirasinda olusan orgenlarin sirasida yukaridaki gibidir.
[b:5cf617df5c]“Topra?a her türlü kötü ?ey at?l?r. Fakat topraktan hep güzel ?eyler biter...."
[color=indigo:5cf617df5c] Ak?emseddin
[
|

20-12-2004, 15:39
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Dec 2004
Mesajlar: 67
|
|
Sonra onu ''düzeltip bir biçime soktu'' ve ona ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (SECDE SURESİ / 9)
bu üflemeyi bir ikisine daha yapıp ademin çoçuklarına verseydi ya..ademin çocukları kendi özkardeşleriyle ilişkiye girip günahların enbüyügünü işlememiş olurdu..
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:36 .
|