
03-09-2010, 00:59
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jul 2010
Mesajlar: 88
|
|
ExEgoist´isimli üyeden Alıntı
Ne diye cinci hocalara gittiniz o zaman? neden tarikatcılar başvurdunuz?
Doktora gitmek yerine...Üstelik Cumhuriyet savcılığı yapmışsınız.
|
Ben ne zaman savcılık yaptığımı yazmışım gösterirmisiniz. Ben öğrenciyim ne savcısı
Üstelik ben doktora gittim burada yanılıyorsunuz işte tarikatçılarla cincilerle işim olmaz.
Bence biriyle karıştırıyorsun
|

03-09-2010, 01:13
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Nov 2009
Bulunduğu yer: Galactic Sector ZZ9 Plural Z Alpha
Mesajlar: 3.036
|
|
Sayın ExEgoist ;
Maddeler titreşirken birbirine girmiş be üstad. Birinin titreşimini başka biri sanmışsınız.
Kolay gelsin, zor tabii...
Teoloji gece yarısı, karanlık bir mahsende, orada olmayan kara kediyi aramaktır. Robert A. Heinlein
|

03-09-2010, 01:21
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 28 Aug 2010
Bulunduğu yer: Heryer
Mesajlar: 291
|
|
Yılmaz34´isimli üyeden Alıntı
Ben ne zaman savcılık yaptığımı yazmışım gösterirmisiniz. Ben öğrenciyim ne savcısı
Üstelik ben doktora gittim burada yanılıyorsunuz işte tarikatçılarla cincilerle işim olmaz.
Bence biriyle karıştırıyorsun
|
evet bir karıştırma söz konusu  O yılmaz siz değilsiniz.
Özür dilerim.
saygılar...
|

03-09-2010, 13:05
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 May 2010
Mesajlar: 390
|
|
Yılmaz34´isimli üyeden Alıntı
arkadaşlar size bir şey anlatayım. Bu OKB hastalığı benim 3 yılımı aldı ve halen etkileri sürüyor. Dini sorgulamadan önce din konularında aşırı takıntılıydım. Gusül abdesti almam 1 saati buluyordu, abdest almam çok uzun sürüyordu. Aklıma Tanrıya küfürler geliyordu ve bundan vicdan azabı duyuyordum. Çok zor geçen bir hastalık, özellikle dinlere aşırı bağlı olan birisi için. Eskiden benim olduğum gibi...
|
Sayın Yılmaz34,
Bakın aşağıdaki linkte sizinkine benzer bir hikaye var.
Ufak bir de alıntı yapmak istedim :
"Özetleyecek olursam esrarengiz sandığım olayları yaşamamın sebebi okb ve dine bağlı batıl inançlardır. Geçirdiğim dinsiz dönemden sonra ise bunları artık yaşamamaya başladım ve batıl inançlarımdan, saçma korkularımdan arındım. Hatta OKB bile büyük oranda hafifledi. Ölümle burun buruna geldiğim anlarda da panik atak yaşamadım, hiç korkmadım.
Her olayın Allah'ın bir mesajı olduğunu düşünür, korkar, dinin her kuralına uyardım, ucunda kaybedeceği şeyler bile olsa yalan söylemez ve sürekli dua ederdim. Dinden avuçta kalan, sosyal fobi ve kaybedilenler oldu. Dünyanın fani olduğunu anlayıp bunların üstüne perde çekmeye çalışsam da din konusunda artık başarılı olamıyorum."
http://muratuz.blogspot.com/2010/08/okb-ve-din.html
Yaşamı en değerli kılan yanı, bir sonu olduğunu ve bir tekrarı olmadığını bilmektir....
|

03-09-2010, 19:39
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jul 2010
Mesajlar: 88
|
|
Teşekkürler Voltaire
|

03-09-2010, 21:13
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Aug 2010
Mesajlar: 72
|
|
çünkü müslümanlar bir işi bir kerede doğru yapamazlar. onlar artık herşeye bir kılıf uydurmakta ustalaşmışlardır. burnun temizlenmesi için 3 kere su aldırmak gerekir ki, ancak bir kere düzgün temizlemeye eşdeğer olabilsin.
|

03-09-2010, 22:25
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 May 2009
Mesajlar: 3.495
|
|
|
Voltaire Darwin Diyor ki
Sayın Yergin,
Yaşanılanların doğru olduğunu kabul etmiyorum. Bir zamanlar körü körüne ederdim ama artık değil...
|
Yaşanılanların doğru olduğunu kabul etmiyorsanız iddialarınız asılsız veyahut anlamsız olmaz mı? Benim burada doğru olduğunu, gerçek olduğunu kabul ediyorsunuz o zaman diye dememde ki kasıt, iman ettiğiniz için değil anlatılanların gerçek olduğunu düşünmenizdir. Zira, eğer yaşanılanların gerçek olduğuna inanmıyorsanız, kabul etmiyorsanız, iddialarınızın dayandığı bu yaşanılanlar gerçek değil ise iddialarınız gerçek olmayan şeylerden kurgulanmış olur. Umarım bu sefer anlatabilmişimdir...
|
Voltaire Darwin Diyor ki
İşte bu nokta en kritik nokta sayın yergin,
"Hiç bir delil ve kanıt olmaksızın inanmak, tasdik etmek. Bu çok apayrı bir duygu, anlatılabilmesi zor."
İnsan doğası gereği bunu istiyor. Ben de sizi çok iyi anlıyorum. Hele ki doğumundan itibaren tek doğru olarak belletilenler alternatif bırakmıyor insana.
Ben de biliyorum zor zamanlarda tanrıya sığınmanın ne demek olduğunu, ramazan ayında ibadet eden insanları görüp hüzünlenmenin ne demek olduğunu, hep beraber alnını secdeye dayarken çıkan sesin verdiği hissiyatı...
Ancak bunlar hep dinleri güzel gösterebilmek amaçlı insanoğlunun zayıf noktalarının, bir dayanak, kurtarıcı ve yüce bir adalet duygusunun ve yüce bir kuvvetin arayışının kullanılması... Keşke dinler sadece bu güzel taraflarıyla kalsa...
Bu hissiyatlar insanların akıllarının kontrolüne, mantık dışı hareketlere ve inançlara, hatta hayatlarının son bulmasına kadar götürebiliyor...
Boşuna denmiyor "Din Toplumları uyuşturan bir ayfondur" diye...
|
Evet sevgili Voltaire Darwin. Sizinde söylediğiniz gibi, İslam'daki en kritik nokta burasıdır, yani iman. İman olmadıktan sonra kişinin ne kıldığı namaz, ne tuttuğu orucun bir anlamı yoktur. İslam'da inanmayan yani iman etmeyen kişi bu sebeple ebediyen cehhennemde olacaktır, çünkü bu nokta en kritik noktadır. Bir çok ateist, iman etmeyi çok küçümsüyor. Hadi inandım, iman ettim diyelim ne olacak derler. Ama o kadar kolay değildir işte iman etmek ve bunu korumak. Hayat bu yüzden bir sınavdır. Bu yüzden insanlar son nefesini verene kadar imanını korumak ister, bunun için dua eder.
İman etmenin esasıda teslimiyettir. Karşılıksız, çıkarsız teslim olmak. Ne cennette verilecekler, ne de kaybettiğinde cehennemde karşılaşacakları. Bunların önemi yoktur iman etmede. Bir müslüman, ne cennet için iman eder, nede cehennemden korktuğu için iman eder. Eskiden müslüman olan ama şimdi ateist olan bir çok kardeşimiz, iman etmeleri sonrasında kazandıklarını göremedikleri için imandan çıkar ve ateist olurlar. Ellerine birşey geçmediğini zannederler, halbu ki sabretseler görecekler. Çünkü sabretmek, boyun eğmek değil, mücadele etmektir. Yani bizler, sizin düşündüğünüz gibi boyun eğmiş değiliz, mücadele ediyoruz. Ama bu mücadele sırasında asla kibrimize, nefsimize yenik düşmeyiz ve düşmemek için çabalarız. Eğer yenik düşer isek, işte o zaman bu kritik noktayı es geçmiş oluruz.
Allah, hiç kimsenin sırtına taşıyamıyacağı yük yüklemez ama kul yani insan taşıyamıyacağı yükün altına girmek isterse eğer buna da engel olmaz, çünkü insan kendi özgür iradesi ile bunu istemiştir. Bu yüzden din afyon etkisi gösterir.
İnanç için, kanıtsız, delilsiz imanı anlamak için illa ki iman etmeniz gerekmez. Aşkta bulabilirsiniz benzer yönlerini. Ailenize olan sevginizde, sevdiğinize, eşinize olan sevginizde, onlara da kanıtsız, delilsiz seversiniz, inanırsınız. İşte, Allah'a duyulan aşk, aşkların en güzelidir. Çünkü Allah adaletlidir, hiç bir zaman yapılan emeği karşılıksız bırakmaz ama insan bırakabilir, ailemiz, sevdiğimiz bırakabilir.
|
Voltaire Darwin Diyor ki
Hiç OKB li tanımadınız sanırım? Bu konuda yakın tecrübelerim var diyeyim. Defalarca abdest alıp abdestinden emin olamayanlar, 3 keremi dua ettim, 100 keremi zikir yaptım beş keremi secde ettim diyerek tekrar tekrar ibadet edenler...
OKB nin temeli kuşkudur, şüphedir. Cehennem azabına gidebilecek her türlü düşünce tetikler bu hastalığı. Bir türlü emin olamaz insan kendinden, ibadetinden...
Bu 3'ler giderek artar 5 olur, 25 olur...Bir türlü emin olamaz insanlar.
Günleri geceleri kabulunden emin olamadıkları ibadetlerle geçer...
|
Defalarca abdest alıp, abdestinden emin olamayanlar vardır elbet, yoktur demiyorum ama bu sizce de istisna değil midir? Milyonlarca iman eden her kişide bu yok ise, o zaman OKB teşhisi koymak sizcede biraz haksız olmuyor mu? Bu tamamen o kişinin yapısından kaynaklanır. Yani, sadece abdest almasında değil, diğer yaptıklarında da bu vardır. Yaptığı bir işin tam olduğundan emin olmaz, cebindeki parayı defalarca sayar, saydığından emin olmaz vs. vs.
|
Voltaire Darwin Diyor ki
Muhammed için "OKB" ya da "TLE" çıkarımını ben yapmadım, bir link vermiştim, benzeri linkler, özellikle yabancı kaynaklar var. Dinlere bağlılıkla OKB arasındaki ilişkinin yoğunluğunu da ben uydurmadım. Aratıp bulabilirsiniz...Ben sadece çeşitli yerlerde tartışılan bu konunun bir başlıkta bu sitede incelenmesi gerektiğini düşündüm.
Samimiyetime inandığınız için teşekkür ederim. Bilmenizi isterim ki insanların dinlerine hakaret etmek ya da çamur atmak gibi bir niyetim yok.(Belirttiğim gibi ne olduğunu iyi bilirim).
Ancak yüce ve kusursuz olduğu ve tüm kainatı var ettiği düşünülen bir yaratıcı için islam, mantık yoluyla düşünülecek sorulara asla yanıt bulamayacağınız bir kısır döngü olarak kalacaktır.
Saygılarımla
|
Bu çıkarımları siz yaptınız demedim veya demek istemedim. Siz veya bir başkası, şu an hayatta olmayan Peygamberimiz için bu çıkarımlarda bulunmanız, asla ispatlayamayacağınız için bence anlamsızdır demek istedim. Asla ispatlayamayacağınız için bu çıkarımlarda bulunmanın ben gerçekte başka amaçları olduğunu düşünüyorum. Bu düşündüğüm amaçta da size dair düşündüğüm kötü bir niyet yok. Dediğim gibi, samimiyetinize inanıyorum.
İnsanların dinine hakaret etmek ve çamur atmak, malesef burada çokça karşımıza çıkıyor ama kişinin her yaptığı yanlış kendisini bağlar. Zaman zaman bende öfkeme yenik düşüp yapılan hakaretlere karşılıksız kalamıyorum. Bir çok kere, cevap yazmaya kalkıp sonrasında vazgeçmişimdir.
Bu sitede, gerçek anlamda ateist çok az var. Ateistim diyenlerin bir çoğu aslında bir yaratıcıya inanıyor ama gönderilen dine yani İslam'a mantıksız gözü ile bakıyor, bir yaratıcı var ise böyle bir din göndermiş olamaz düşüncesindeler. Burada, bu tür düşüncede olanlara söyleyebileceğim tek şey şudur. Herkes, istediğine inanmakta ve düşünmekte özgürdür sadece tek arzum okumaları, araştırmaları. Nette gördükleri saçma bir sözde hadis sonrası hemen İslam'ı kötülememeleri. Ayetlerde ne anlatılmak istenildiğini anlamak için, ayetleri yüzeysel okumamaları, bir önceki ayeti veya ayetleri, bir sonrakileri okumaları. O surenin hangi zamanda gönderildiğini okumaları, ne amaçla gönderildiğini okumaları. Hepsi bu.
Sonrasında zaten kişi iman etmek ister ise eder, etmek istemez ise etmez.
Saygı ve sevgilerimle.
Rabbim; Ben hiçim, Azametin karşısında acziyetimin bilincindeyim. Sen ne yazarsan güzel. Sen neyi silersen güzel. İstediğin gibi yaşat. İstediğin gibi öldür.
|

05-09-2010, 11:22
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 May 2010
Mesajlar: 390
|
|
Yergin´isimli üyeden Alıntı
Evet sevgili Voltaire Darwin. Sizinde söylediğiniz gibi, İslam'daki en kritik nokta burasıdır, yani iman. İman olmadıktan sonra kişinin ne kıldığı namaz, ne tuttuğu orucun bir anlamı yoktur. İslam'da inanmayan yani iman etmeyen kişi bu sebeple ebediyen cehhennemde olacaktır, çünkü bu nokta en kritik noktadır. Bir çok ateist, iman etmeyi çok küçümsüyor. Hadi inandım, iman ettim diyelim ne olacak derler. Ama o kadar kolay değildir işte iman etmek ve bunu korumak. Hayat bu yüzden bir sınavdır. Bu yüzden insanlar son nefesini verene kadar imanını korumak ister, bunun için dua eder.
İman etmenin esasıda teslimiyettir. Karşılıksız, çıkarsız teslim olmak. Ne cennette verilecekler, ne de kaybettiğinde cehennemde karşılaşacakları. Bunların önemi yoktur iman etmede. Bir müslüman, ne cennet için iman eder, nede cehennemden korktuğu için iman eder. Eskiden müslüman olan ama şimdi ateist olan bir çok kardeşimiz, iman etmeleri sonrasında kazandıklarını göremedikleri için imandan çıkar ve ateist olurlar. Ellerine birşey geçmediğini zannederler, halbu ki sabretseler görecekler. Çünkü sabretmek, boyun eğmek değil, mücadele etmektir. Yani bizler, sizin düşündüğünüz gibi boyun eğmiş değiliz, mücadele ediyoruz. Ama bu mücadele sırasında asla kibrimize, nefsimize yenik düşmeyiz ve düşmemek için çabalarız. Eğer yenik düşer isek, işte o zaman bu kritik noktayı es geçmiş oluruz.
Allah, hiç kimsenin sırtına taşıyamıyacağı yük yüklemez ama kul yani insan taşıyamıyacağı yükün altına girmek isterse eğer buna da engel olmaz, çünkü insan kendi özgür iradesi ile bunu istemiştir. Bu yüzden din afyon etkisi gösterir.
İnanç için, kanıtsız, delilsiz imanı anlamak için illa ki iman etmeniz gerekmez. Aşkta bulabilirsiniz benzer yönlerini. Ailenize olan sevginizde, sevdiğinize, eşinize olan sevginizde, onlara da kanıtsız, delilsiz seversiniz, inanırsınız. İşte, Allah'a duyulan aşk, aşkların en güzelidir. Çünkü Allah adaletlidir, hiç bir zaman yapılan emeği karşılıksız bırakmaz ama insan bırakabilir, ailemiz, sevdiğimiz bırakabilir.
|
Sayın Yergin,
Bizler " sorgusuz iman" etmek ile aklımıza işlenen bu tip olguların yüce ve kusursuz bir tanrı kavramını zedeleyici ve küçük düşürücü olduğuna inanıyoruz...
Eğer yüce ve kusursuz bir yaratıcı var ise. Sizin sorgulamalarınızın hiç birinden rahatsız olmaması gerekmez mi? Sizi sorguluyorsunuz diye sizi/bizi cehenneme göndermesi ne derece doğru olur?
Her türlü olguda " neden?" sorusunu soruyor olmanız tanrıya neyi kaybettirir?
Örneğin söylediklerinizden :
- Neden sınav?
- Neden Cehennem?
- Neden bazıları doğuştan avantajlı / dezavantajlı ?(Müslüman ailede
doğmak ya da ateist ailede doğmak)
gibi sorular çıkartılabilir.
Örnekler sonsuz sayıda çoğaltılabilir.Ancak daha öncede söylediğim gibi, insan aklı gereği " yüce bir adalet sağlayıcı" ihtiyacı duyar. Sığınacağı bir yer/kişi arar zor zamanlarında, dertlerini paylaşıp yardım isteyeceği birilerini arar...
Bulamadığı zaman ise ikincil alternatifler devreye girer. Acı başedilmez olunca ve herhangi bir yardımda gelmeyince kişinin kendisi "yaratma", ya da bir alternatif varmış gibi hissetmeye ya da davranmaya çalışır. Bazen kendisi olmayan şeyleri var gibi hissedip, hayal alemiyle rahatlama sağlamaya çalışır.(Örneğin : "hayali arkadaş sendromu")
Kimisi daha kolay yola kaçar. Elinde de imkan var ise kendi düşünme ve acı mekanizmalarını susturacak ya da zayıflatacak alternatifler arar.
"Uyuşturucu" bunlardan biridir. Kişinin gerçeklik algısını bozar, ikinci bir dünya yaratır...
Din de aynı etkiyi yapar. Hem de bir maddeye gerek duyulmadan yapar bunu.
Tek gerekliliği ise "İMAN" dır...
Yaşamı en değerli kılan yanı, bir sonu olduğunu ve bir tekrarı olmadığını bilmektir....
|

05-09-2010, 18:38
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jul 2009
Mesajlar: 682
|
|
kusura bakmayın ama bu tür mesnetsiz iddiaalara sadece gülünür..
Hz. Muhammed'e ilk vahiy 40 yaşında gelmişti, ve 40 yaşına kadar ticaretle uğraşmış kendisine "el-emin" denilecek kadar herkesce tanınan ve bilinen biri eğer varsa kendisinin böyle bir hastalığının farkedilmesi ve bilinmesi gerekirdi..
ve bu yaşa gelene kadar konuda belirtilen gülünç iddialara yönelik o dönemdeki müşrikler dahil olmak üzere hiç kimsenin böyle hasta olduğu yönünde bir iddiası yoktu, buna ilişkin bilgi de yok..
elinizde hiçbir bilgi olmadan bu tür iddialarda bulunmak iftiradan öteye geçemiyor malesef..
islam dini yayılırken bu yayılmadan korkan ve Hz. Muhammed'e her türlü kötülüğü yapan ve saldırılarda kullanan müşrikler eğer olsaydı böyle bir rahatsızlığını dile getirmekten hiç sakınmazdı ve bunu en etkili biçimde kullanmaya çalışırlardı..ama malesef böyle bir bilgi de yok..
ben bu forumu yıllardır okuyorum Hz. Muhammed hakkında böyle mesnetsiz iddialardan başka hiçbir şey okumadım, eğer böyle bir iddia atıyorsanız lütfen iddianzıa yönelik durumları ve zamanı düşünün, böyle düşününce Hz. Muhammed' e inenin vahiyden başka bir şeyle açıklanması mümkün olmadığını kolayca anlayabilirsiniz..
|

05-09-2010, 18:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Nov 2009
Bulunduğu yer: Galactic Sector ZZ9 Plural Z Alpha
Mesajlar: 3.036
|
|
zocor´isimli üyeden Alıntı
Hz. Muhammed'e ilk vahiy 40 yaşında gelmişti, ve 40 yaşına kadar ticaretle uğraşmış kendisine "el-emin" denilecek kadar herkesce tanınan ve bilinen biri eğer varsa kendisinin böyle bir hastalığının farkedilmesi ve bilinmesi gerekirdi..
ve bu yaşa gelene kadar konuda belirtilen gülünç iddialara yönelik o dönemdeki müşrikler dahil olmak üzere hiç kimsenin böyle hasta olduğu yönünde bir iddiası yoktu, buna ilişkin bilgi de yok..
elinizde hiçbir bilgi olmadan bu tür iddialarda bulunmak iftiradan öteye geçemiyor malesef..
islam dini yayılırken bu yayılmadan korkan ve Hz. Muhammed'e her türlü kötülüğü yapan ve saldırılarda kullanan müşrikler eğer olsaydı böyle bir rahatsızlığını dile getirmekten hiç sakınmazdı ve bunu en etkili biçimde kullanmaya çalışırlardı..ama malesef böyle bir bilgi de yok..
ben bu forumu yıllardır okuyorum Hz. Muhammed hakkında böyle mesnetsiz iddialardan başka hiçbir şey okumadım, eğer böyle bir iddia atıyorsanız lütfen iddianzıa yönelik durumları ve zamanı düşünün, böyle düşününce Hz. Muhammed' e inenin vahiyden başka bir şeyle açıklanması mümkün olmadığını kolayca anlayabilirsiniz..
|
Sayın zocor ;
Obsesif Kompülsif Bozukluk ne sizin gibi mümin olan Mekke ve Medinelilerin nede müşriklerin tanılayabileceği bir hastalık, rahatsızlık değildir. Her şeyden önce bu insanlar bilgisizliğin içinde yaşamaktaydılar. 1400 yıl önce ne, ne kadar bilinebilirse işte o kadar bilgiye sahiptiler.
Muhammed'e "el-emin" denilmesi müslüman uydurmasıdır. Kimsenin önemsediği bir karakter değildir Muhammed. Kaldi ki Zeynebi Muhammede istemişler ve Zeynebin annesi vermemiştir. Ama yıllar sonra evlatlığının koynundan çekip almıştır Zeynebi değil mi?
elinizde hiçbir bilgi olmadan bu tür iddialarda bulunmak iftiradan öteye geçemiyor malesef.. -zocor-
Psikanaliz için şahşiyetin yaşıyor olması gerekmez. Bıraktığı eserlerde incelenebilir. Sahih-i Buhari bu konuda bize kaynak teşkil edebilir.
Son paragrafınız çok komik. Muhammetten sonra peygamberliğe soyunmaya çalışanları unuttunuz mu? Onlarında içinde yaşadığı çağ aynı idi ve tabiki durumlarda. Onların semptomlarınıda vahiy olarak görmeli miyiz sizce?
Teoloji gece yarısı, karanlık bir mahsende, orada olmayan kara kediyi aramaktır. Robert A. Heinlein
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:14 .
|