
26-06-2025, 04:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
Hz. Muhammed, kendi olum fermanini kendisi vermistir.
Cinsi sapikligindan dolayi, canindan olmasi,
hak ettigi bir olumdu.
Savaslarda yagmaladigi ve talan ettigi yerlerde ganimet olarak alip paylastiklari 4 ile 7 yas aralarindaki kucuk cocuklara tecavuz etme aliskanligi hayatina mal olmustur.
Kucuk cocuklara tecavuz etme aliskanligi, Pedofilli (Aliskanligi) kisiligini ortaya cikarmis olmasi hayatina mal olmustur.
Ayse; en yakin arkadasi Ebu Bekir`in kizidir,
Ayse 6 yasinda iken, Ebu Bekir`e, Ayse cok guzel bir kiz, Eger Ayse`yi bana verirsen, savaslarda bana bir sey olmasi halinde yerime HALIFE OLARAK GECERSIN diye vaate bulunur.
Ebu Bekir; Aysenin daha cok kucuk oldugunu, Kadinlik cagina (ADET OLDUGU) geldiginde kendisine verecegi sozunu verir.
Ayse, 9 Yasinda Adet olur, Araplarda Kadinlik cagina geldigi gelenegi ile,
9 yasindaki zavalli cocuk, 52 Yasindaki Muhammed tarafindan tecavuz edilir.
Ebu Bekir ve Omer bir kac kez Muhammede pusu kurar, her seferinde pusudan Ali kurtarir.
Yakayi ele verebileceklerini goz onunde bulunduran bu ikili, Kizlarina zehiri saglayip, zehirle oldurmelerinin daha dogru olacagini dusunurler.
Ayse ve Hafsa tarafindan verilen zehirle hak ettigi olum sonu olur.
Aysenin dizinde olumunu bekliyen Muhammed, Pazar gunu etrafinda toplanan insanlara bakarak, Ayse ve Hafsa`yi gozleri ile isaret ederek bir sey anlatmak ister.
Bir ara kafasini Aysenin dizinden kaldirmak ve konusmak istemesi, Ayseyi kizdirir, Ayse Muhammedin kafasini sert bir sekilde dizinin ustune bastirmasindan rahatsiz olan insanlarin tepkisine yol acar.
Bunu fark eden Omer, kalabaligi disari cikmasini Peygamber efendimiz agir hasta yanlis bir sey soyliyebilir. diyerek insanlari disari cikarir. Pazartesi sabah hayata gozlerini yumar,
Carsamba gunune kadar ceset yerde kalir ve kokmaya baslar.
Kizlari, Torunlari, Diger Esleri ve Arap Ali ile birlikte 15 ile 17 kisiyi gecmiyen bir kalabalik tarafindan Kokmus cesedi, Burunlarini tutarak kazilan cukura atilir ve mezari kapatilir.
Sonuc olarak, Kucuk Yastaki Ayse ve Omerin kizi Hafsa ile evlenip kendi olum fermanini yazmis, Ibretlik bir olumu hak etmistir.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

26-06-2025, 22:05
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
HZ. MUHAMMED'E KARŞI SUİKAST GİRİŞİMİ
Hz. Muhammed'in En Yakın Çevresi Onu Öldürmek İstiyor Hicri 9. yılında Hz. Muhammed Suriye tarafında Bizanslılara karşı Tebük (bir bölgenin adıdır) seferini düzenler. Ordusu hem sayı olarak az, hem de araç-gereç bakımından zayıf olduğu için, pek çok Müslüman savaşa katılmak istemez. Burada savaşın seyriyle ilgili bilgi vermiyorum; amacım, bu savaşta meydana gelen önemli bir konuda bilgi vermektir. Tebük seferine katılmak istemeyenler hakkında Kur'an'da (özellikle Tevbe suresinde) birçok ayet var, yeri gelince onlardan da örnek sunacağım... Demek istediğim şu: Hz. Muhammed Tebük'ten dönüp Medine yolunu tutunca, en yakın arkadaşlarından süvari bir grup -ki sayıları 12-15 olarak söyleniyor- gece karanlığından da yararlanarak onu vurmak ister. Ancak Muhammed bu planın duyumlarını alınca yol güzergâhını değiştirir. Yolda Ammar b. Yaser onun devesini önden çekmekte, Hüzeyfe b. Yeman da arkadan sürmektedir.
Muhammed'i öldürmeye karar veren grup, onun bu yol değişikliğini öğrenir ve aynı istikamette onları takibe alır. Bunlar yaklaşıp artık baskın yapma aşamasındayken, Muhammed'in arkadaşları tarafından fark edilirler. Bu arada Muhammed, arkadaşlarına, "Çabuk sürün, hızlı olun." diye emir verir. Arkadaşları bağırıp çağırır ve "Haberiniz olsun sizi gördük." deyince, baskını düzenlemek isteyen Müslüman grup korkar, kaçmak zorunda kalır ve İslam ordusu arasına dağılıp kaybolur. Karanlık olduğu için Muhammed'in etrafındaki insanların çok olduğunu sanmışlardır; yoksa onu kolay kolay bırakmazlardı. Bu arada Muhammed, arkadaşlarına, "Siz bunları tanıdınız mı?" diye sorar. "Yüzleri maskeliydi, göremedik; ancak atlarını, bindikleri hayvanları tanıdık/bugünkü tabirle, arabaların plakalarını aldık." derler... Muhammed yine sorar: "Sizce bunların niyeti neydi?". "Bilmiyoruz." karşılığını verirler. Muhammed bu kez: "Yemin ederim ki onların planı beni vurmak, ortadan kaldırmaktı. Ben onları teker teker biliyorum." der ve onların isimlerini Ammar-Hüzeyfe'ye söyler; ancak "Sakın ola, bu isimler sizde gizli kalsın, hiç kimseye söylemeyin." talimatını verir. Neden böyle bir talimata gerek duymuştur? Çünkü bunu yapanlar, Hz. Muhammed'in kendilerine cennet müjdesi verdiği en yakın arkadaşlarıydı. En başta halife Ebubekir, halife Ömer, halife Osman, Talha b. Ubeydullah, Sad b. Ebi Vakkas, Ebu Musa el-Eş'arî gibi seçme isimler vardı bu on beş kişilik baskın grubunda. Evet; bunu anlatan, ünlü İslam düşünürü İbni Hazm (ö. hicri 456). Gerçi kendisi bahaneler buluyor ama ne olursa olsun bunları o anlatıyor.
Bu baskını gerçekleştirenler arasında Ebubekir, Ömer ve Osman'ın isimlerini veren başka yazarlar da var. (7) Tabii ki burada savunma amaçlı uyduruk bazı sözler öne sürülmüş; ancak bunlar çok sığ ve gülünç savunmalar, yeri gelince onlardan birkaç çarpıcı örnek vereceğim. Benzer savunmaları İslami kesim hep yapıyor. Mesela ileride değineceğim gibi, halife olarak Ebubekir'in rakibi Sad b. Ubade, Ömer'in korkusundan Şam tarafına göç etmek zorunda kalıyor. Ömer adamlarını gönderip onu orada katlediyor ve "Tuvalete girince cinler onu öldürmüş." diye çok saçma bir bahane uyduruyorlar. Yine yeri gelince anlatacağım, Ayşe ile Hafsa, Muhammed'e ilaç içirince, "Biz yapmadık, ey Muhammed; senin amcan Abbas yaptı." diyorlar. O da diyor ki "Abbas masumdur, siz yalan söylüyorsunuz, siz yaptınız.". İşte yapılan savunmalar hep bu tarzda. Dediğim gibi, bağımsız bir başlık altında bu savunmalardan ilginç birkaç örnek vereceğim... Tabii ki İbni Hazm gibi ünlü bir İslam düşünürü bu olayla ilişkileri olan kişileri anlattığı için, İslam âleminde ona kimse bir şey de diyememiştir ancak savunma amaçlı farklı zikzaklara başvuran İslam düşünürleri çoktur. O savunmalardan önemli bir kesit sunacağım. Bu olaya karşı Muhammed'in arkadaşları Hüzeyfe ve Ammar kendisine şu öneriyi getirirler: "Madem ki onları tanıyorsun, biz Medine'ye dönünce onları öldürelim, ne dersin?". Muhammed, "Hayır olmaz.
Çünkü o zaman bana karşı olanların ellerine bir fırsat geçer, onlar olumsuz propaganda yapıp ‘Muhammed en yakın arkadaşlarını öldürdü.' derler. Onun için biz tedbirimizi alır o şekilde devam ederiz." der. Evet, Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmuştur dedim. Ancak gerçeği saptırmak için, kimi kaynaklarda bazı sahte isimler de verilmiş: Şu şu kişilerdi gibi uyduruk bazı isimler ortalıkta dolaşıyor. Aslında onlar günah keçisi kesilen isimlerdir. Gerçek failler ise hep gizlenmek istenmiştir. Bu konu üzerinde yeterince duracağım.
Hz. Muhammed onların isimlerini gizli tutmakla iyi bir taktik uygulamıştır aslında. Çünkü eğer açıklasaydı, kendisinin de belirttiği gibi hem İslam'a karşı olanlarda olumsuz etki yapardı: "Demek ki bu dinde bir şey yok, Muhammed'in en yakın arkadaşları bile kitlesel olarak ondan uzaklaşıyorlar ve hatta onu vurmak istiyorlar." gibi olumsuz propagandalar yapılabilirdi. Hem de deşifre etmiş olsaydı, onlarla kuvvet yoluyla bir kere baş etmesi pahalıya mal olurdu, hatta mümkün bile değildi: Mesela Hz. Ömer'e ceza verebilir miydi, onu karşısına alabilir miydi? Ebubekir'e, Osman'a, Talha'ya, Sad b. Ebi Vakkas'a, Ebu Musa el-Eş'ari'ye... ne yapabilirdi! O zaman tüm lider kadro ona düşman kesilirdi ve Muhammed'in elinde kimse kalmazdı ve yalnız kalırdı. Komplocuları tespit ettiğine göre bundan sonra yapması gereken, hem fiziki olarak tedbirini almak, kendini korumak, hem de Cebrail-Allah kanalıyla Kur'an'a istediği ayetleri eklemektir.
Dediğim gibi zaten başka yöntem de mümkün görülmüyordu. Tabii ki bu arada sanki Muhammed'in onların komplosundan haberi olmamış da, inandığı Allah'ı ona vahiy yoluyla kendileri hakkında yeni bilgi iletiyormuş gibi mucizesini de göstermiş oluyordu. Onlar hakkında Tevbe suresinin 74. ayetini oluşturup ilan etmiştir. Diyanet'in Kur'an tercümesinden ilgili ayetin anlamını vereyim: "Bir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resulü kendi lütfü ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır.
Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." Sanki Muhammed bu suikastçılar hakkında hiçbir şey duymamış da; Allah'ından gelen bilgiyle ilk kez haberdar oluyormuş gibi yapıyor. Tabii ki bir taşla iki kuş misali, bu ayetle birkaç yere mesaj gönderiyor. Çünkü Tebük'te bir ara onun devesi kaybolunca, Müslümanlardan biri, "Hani dünyada olup biten her şeyi, geçmişi, geleceği... biliyorum diyen bir Muhammed, nasıl olur da yanı başında devesi kaybolmuş da nerde olduğunu bilemiyor, bu nasıl peygamber?" şeklinde alay ediyor. Cülas bin Süveyd, (8) "Eğer Muhammed'in anlattıkları doğruysa, eğer peygamberse ben eşek olayım." diyerek onunla alay ederken, Muhammed bunlardan haberdar oluyor. İşte Tebük'te hem kendine karşı komplo kuranlar/onu vurmak isteyenler, hem de onunla alay edenler için, mucize niyetiyle yukarıdaki ayeti oluşturuyor. Ayette her şey açık ve nettir: Onlar yemin ediyorlar ki, biz söylemedik. Peki, neymiş söylemedikleri şey? İşte az önce özetlediğim gibi, 'Muhammed'de tanrısal boyut varsa eşek olayım' diyen kişi. Güya ona baskı yapılınca ben bunu demedim demiş ve Tanrı için de onun sözü o kadar önemli olmalı ki bu ayeti onun yalanı için göndermiş. Bir de 'Yanı başında devesini bulamayan Muhammed, nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek her şeyi bilirim.' diyen kişinin bu cümlesi Tanrı'nın hoşuna gitmemiş olmalı ki, gerek görüp az önceki ayeti yanıt olarak göndermiş. Tabii ki Muhammed'in bunların söyledikleri hakkında istihbaratı vardı. O yüzden hepsine topluca yanıt olabilecek böyle ayetler oluşturup anlatıyordu. Ayetin bir yerinde şu cümlecik de var: "Allah ve Resulü kendi lütfü ile onları (Müslümanları) zengin kıldığı için, inkârcılar intikam almaya kalktılar." diyor. Peki, bu parçanın olayla ne alâkası var? Bunu da müfessirler şöyle açıklamışlar ve zaten başka türlü de yorumu mümkün değil: Efendim, Hz. Muhammed Medine'ye
11. gelip savaşlarda elde ettiği ganimetleri yandaşlarına dağıtınca bunlar zengin olur. Bu arada başta Abdullah b. Selul olmak üzere muhalefettekiler onların bu durumunu kıskanırlar. İşte ayette sözü edilen zenginliğin kaynağı budur. Yani Allah'ın minnet ettiği zenginlik kaynağı, ganimetler, talan ve çapulculuk. Yoksa başka ne gibi yollarla onları zengin etmiş ki! Aynı ayetin bir yerinde de, başarılmayan bir plandan söz ediliyor. İşte o plan Tebük'teki suikasttir. Zaten Diyanet de, "Muhammed'i öldürmek demek" şeklinde almıştır. Biraz önce vurgu yaptığım gibi, Muhammed onlarla savaşmak yerine, ayet taktiğiyle kendilerini korkutmaya, bu yöntemle işi ayarlamaya çalışıyordu ve tabii ki artık fiziki olarak da tedbirini almaya devam ediyordu. Bu Tevbe suresinde konuya ilişkin oluşturulan başka ayetler de var. Bu ayetlerde söylenen bazı mesajlar şöyle: "Ey Muhammed; bu münafıklardan ölen olursa cenaze namazını bile kılma, kabirleri başında da durma. Ayrıca onlara 70 sefer dua etsen de ben (Allah olarak) kabul etmem." Yani ey Muhammed, onların bağışlanması için sen bile devreye girsen ben onları affetmem şeklinde ayetler var. (9) Hz. Muhammed, hadislerinde, arkadaşlarım arasında 12 kişi var ki (aslında Tebük olayına adı karışanların sayısı 15'tir; ancak bunlardan 12'si Muhammed'e çok yakın isimler olduğu için burada bu rakamı kullanmıştır!), deve iğne deliğinden geçmediği sürece bunlar da cennete girmeyecekler diyor, ayrıca onlar için bedduada bulunuyor.
Bu kişilerin sayıları hakkında ünlü Kur'an yorumcusu/müfessir Kadı Beydavi kesin rakam belirtiyor: Diğer Kur'an yorumcuları gibi o da olayın detayları hakkında bilgi verdikten sonra Tebük seferi dönüşü Hz. Muhammed'e karşı suikast girişiminde bulunanların sayısı 15'ti diyor. Bu suikast ile ilgili bilgileri içeren epeyce İslami kaynak var. Bazılarında bunların sayısı, parça parça da olsa isimleri de verilmiş; bazılarında ise yalnız olay anlatılmıştır. (10) Zaten olay net olarak Tevbe suresinde anlatılıyor; ayette sadece kişilerin isimleri yok. Tabii ki Muhammed onların isimlerini ayette belirtemezdi. Çünkü o zaman açıkça onları hedef gösterirdi ve aralarında savaş başlardı. Kaldı ki İbni Hazm'ın Muhalla'sı dışında, başta Müslim olmak üzere birçok İslami kaynakta bu konuda kanıtlar var; hepsini anlatacağım.
İbni Hazm her ne kadar katılmıyorsa da şunu da yazıyor kitabında: "Ömer, Hz. Muhammed'in yanında bulunan Hüzeyfe'den soruyor: ‘Madem sen o münafıkları tanıyorum diyorsun, peki ben de onların içinde var mıydım?' diyor." İslam tarihi aşırı derecede sansürlüdür; buna rağmen yine de değişik kaynaklara ve hatta değişik sayfalara dağıtılan bilgiler bir araya getirildiğinde bu konuda önemli bilgiler ortaya çıkıyor. (11) b) İbni Hazm'ın Suikastla İlgili İlginç Açıklaması Şimdi çok önemli, ses getirecek bir hadisi sunuyorum. Öyle bir hadis ki, İbni Hazm kendi meşhur kitabı Muhalla'sına almış. Her ne kadar eften püften savunmalar yapmışsa da (o savunmalarını da yazacağım) benim için önemli olan, onun böyle bir hadisi kaleme almasıdır. Hemen hadisi vereyim. Velit bin Cümey'den, "Halife Ebubekir, halife Ömer, halife Osman, Talha bin Ubeydullah ve Sad bin Ebi Vakkas gibi ünlü sahabeler, Tabük'te Hz. Muhammed'i katletme girişiminde bulunanlardandır." açıklamasını yapıyor ve devamla, "Aslında bu Velit denen kişi helak olanlardandır, İslam camiasında hiç kimse ondan hadis almamıştır, yalancı bir insandır. Dolayısıyla onun aktardığı bu hadis asılsızdır." diyor.
Alinti;
Esleri ve kayin pederleri tarafindan pilanli bir sekilde zehir verilerek oldurulmesi, Hak ettigi ibretlik bir olumdu.
Kucuk Cop, Buyuk Copten Ocunu Almasi, Bu olsa gerek.
1. Cesedinin 3 gun yerde kalmasi,
2. Cesedin Kokmasi.
3. 17 kisiyi gecmiyen yakinlari tarafindan, burunlarini tutarak cukura atilmasi.
4. Bu yakinlarin disinda uzulenin olmamasi.
5. Hak ettigi ibretlik olumun, bundan kotusu olamazdi.
Ne Peygambermis!!!!!
Hangi Cocuga, Hangi Cariye`ye, Evlatligin Karisina, En yakin arkadasinin 6 yasindaki kizina musallat olmasi, Kolye olayinda gozleri ile Ayse ve Safvanin cirilciplak sevismesini goren insanlarin yalan soyledigini, Aysenin iftiraya ugradigini vs vs yiginla vahiler gonderen, Muhammedin bu Allahi,
SANA ZEHIR VERECEKLER EY MUHAMMED DIYE BIR VAHI GONDERMEMESI DUSUNDURUCU DEGILMI?
Ya uykuda kalmis, yada Muhammed`den once geberip gitmistir.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|

26-06-2025, 22:59
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2012
Mesajlar: 1.280
|
|
AİŞE ve HAFSA'NIN HZ. MUHAMMED'E İÇİRDİKLERİ İLAÇ
En Başta Buhari ve Müslim'de Ledud Olayı Hz. Muhammed'in ölüm nedeni şu hadiste aranmalıdır demek, yerinde bir ifade. Kitabın ana teması, aslında bu bölümdür. Kalan kısımlar birer teferruattır, tabii ki onlar da önemli; ancak burası çok farklı. Bir şey anlatmadan hemen konunun başında yorum yapmak doğru değildir. Vurgulamak istediğim, Hz. Muhammed'in ölüm gerçeği bu başlıkta aranmalıdır. Buhari'nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim'de ve başka da birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Hz. Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca bakıyor ki ona ağız yoluyla ilaç içiriyorlar. Bunu görünce çok kızıyor ve "Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı? Neden bana ilaç içirdiniz? Hepiniz bu ilaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur." diyor. Bazı rivayetlere göre, Muhammed bu ilaç meselesini fark edince onlara soruyor, kim yaptı diye? Onlar da amcan Abbas yaptı yanıtını verince kendisi, içinizde zaten tek sağlam kişi amcamdır diyor.
Bu rivayet çok yaygın; ancak İbn'ül Cevzi'nin aktardığı cümleler daha da ilginç: Hz. Muhammed bu arada eliyle Habeşistan'a işaret ederek, bu ilaç içirme yöntemi Habeşli kadınların işidir diyor. Demek ki onlar bu yöntemle insanları zehirlemekle meşhurmuş ki böyle söylüyor. (57) Zaten bu konuda hem Buhari, hem de Müslim bağımsız bir bölüm açmışlar: Ledud bölümü. Ve her iki kaynağın sarihleri de, "'Ledud', hastanın istemediği halde, rızası dışında kendisine verilen ilaç demektir." tanımını da yapmışlardır. Hatta İbni Sad gibi bazı tarihçiler, Muhammed onlara, "Neden sizi uyardığım halde bana bunu yaptınız, üstelik ben oruçluydum." demiş. Hz. Muhammed'in o ağır hastalık haliyle oruç tutması bir kere inandırıcı değil. Ancak belki ona ilaç içireceklerini tahmin ettiği, bunu onlardan beklediği ve sezdiği için böyle bir taktiğe başvurmuş olabilir: "Bakın ben niyetliyim, sakın ola bana bir şey vermeyin." demek istemiştir. Ama buna rağmen onu dinlememişlerdir. İbni Sad gibi bazı İslam tarihçileri bu konuda net süre de veriyorlar.
Pazar günü ona ilaç içiriyorlar, ondan sonra çok ağırlaşıyor ve pazartesi günü, yani bir gün sonra vefat ediyor. Çok ağırlaştığını duyup da yanına gelen Üsame b. Zeyd, "Geldiğimde bana bakıyordu; ancak artık konuşamıyordu." diyor. (58) Hadisten, orada bulunanlar içinde yalnız amcasına güvendiği kesin. Kalanlar zaten eşleri Ayşe ve Hafsa (ki zaten hasta iken Ayşe'nin evinde kalıyordu). Çok açık ki onlara güvenmemiş. Çünkü onun ihtiyaç duyup böylesine bir uyarıda bulunması, sakın benden habersiz bana ilaç içirmeyin demesi, aslında birçok şey ifade ediyor. Demek ki kuşku duyduğu bazı emareler daha önce yaşanmış ki, onlara güvenmiyor. O nedenle kendilerini ilaç içirmeme konusunda uyarıyor. Gerçi burada Ayşe'nin yaptığı bir savunma da var. Şunu diyor: "Aslında bizim yaptığımız bir şey yok; ancak Muhammed ilaçtan korktuğu için kızıyor." (59) Herhalde Ayşe bu kadarını da becerebilir; hemen kalkıp "Ben yaptım." diyecek hali yok ya. Bir de benzer şüphe içerikli hadisleri hep Ayşe anlatıyor, neden diğer eşleri de bu anlatımlarda yok, neden bunlar hep Ayşe'ye dayalı? Bu durum Ayşe'nin aktif olarak bu planların içinde olduğunu gösteriyor. İlginçtir ki bu hadisleri açıklayan, bunlar üzerinde şerh yapan kişiler, eften püften noktalar üzerinde durmuşlar. Mesela buna bakarak, acaba hastaya, isteği dışında ilaç verilir mi gibi şeyler. Kimse, acaba Ayşe-Hafsa aracılığıyla böyle bir planın uygulanması mümkün mü, siyasi bir komplo ihtimali var mı diye bu konuda kafa yormamış veya bilerek değinmek istememiş.
26. Ayşe, "Hayatımda Muhammed'in ateşi ve ağrısı kadar şiddetli bir ağrı-ateş görmedim" diyor. (60) Muhammed kendi ateşi hakkında, "Bana yedi kuyudan su getirin, kullanayım da belki biraz serinlenirim; ama ateşimin düşüreceğini hiç sanmıyorum." diyordu. (61) Burada yineliyorum: Üç yıl önce yediği zehirli bir yemekten dolayı aniden bu kadar aşırı derecede ateş ve ağrı olur mu, bunu, ilgili dalın uzmanlarından sormak lazım. Belki tekrar olur ama bir kere Yahudi bir kadının ona zehirli bir yemek ikram etmesi ve onun da yemesi meşhurdur, buna kimsenin itirazı yok. Çünkü bu konuda kanıtlar güçlü ve hayli fazla. (62) Yalnız gerçekten üç yıl önce ve o günkü şartlarda zehirli bir yemek bu kadar zaman sonra kendini gösterir mi, bunu bilemiyorum. Bir de şu çok önemli; ister o zehirli etin etkisi olsun, ister olmasın; burada farklı bir komplo, farklı bir cinayet nedeni söz konusu: Ömer ve Ebubekir'in, kızları aracılığıyla Muhammed'i öldürdükleri iddiası var ortada. O nedenle, eski zehirli ilacı bunun dışında tutmak lazım: O konu ayrı, buradaki konu apayrıdır. Her ne kadar hadiste, hepiniz teker teker bu ilaçtan içersiniz deniliyorsa da, bir kere o an artık bunun pratik olarak uygulanması mümkün değildir.
Çünkü Hz. Muhammed ölüm döşeğinde ve o yataktan da artık bir daha kalkamıyor, vefat ediyor. Bir de şu da mümkün: Olayın izini kaybettirmek için, Ayşe tarafından böyle bir ifade bilerek uydurulmuş olabilir ki "Efendim tehlikeli bir ilaç olsaydı, onlar içtiğinde kendileri de ölmüş olacaktı. Dolayısıyla ona içirilen ölümcül bir madde değilmiş..." densin, gibi bir savunma amacı söz konusu olabilir. Bir kere Buhari ve Müslim'de geçen hadislerde, "O ilaçtan Ayşe ve Hafsa da içtiler." açıklaması yok. Buhari bu hadisi birkaç yere almış, hiçbirinde "içtiler" ifadesini almamış. Müslim de içtiler demiyor. Şayet alsalar da önemi yok. Çünkü bu gibi kelimelerin eklenmesi şüphe uyandırmak içindir, bunlar bilerek hadis metnine eklenmiştir ve asılsızdır. Bir kere Hz. Muhammed'in o ilaç için bu kadar sert reaksiyon göstermesi kafaları karıştırıyor: Demek ki bildiği bir şey varmış. Bir de Buhari'de geçen ve Ayşe'ye dayanan şöyle bir hadis var: "Muhammed ölüm döşeğinde iken dedi ki, Hayber'de yediğim o zehirli yemekten artık takatim kalmadı, beni şah damarından vurdu." Ama aynı Buhari, İbni Masut'tan rivayet ederek o zehirli etin mucize yoluyla konuştuğunu ve Muhammed'in o etten yemediğini de yazı yor. (63) Olayın izini kaybettirmek için Ayşe hep farklı ölüm nedenleri uydurmuş. Örneğin Ebu Ya'li'nin Ayşe'den aktardığı şöyle bir hadis de var: Ayşe, "Muhammed, Zatü'I cenb denilen normal bir hastalıktan vefat etti." diyor. Bu hadisi, zaten hadis uzmanları da kabul etmemişlerdir. (64) Tabii ki Muhammed'in vahiy yoluyla o ette zehir olduğunu bilmesi gibi rivayetler asılsız.
Bir kere realist olmak lazımdır. Peki madem haberdar oldu, o zaman o ölen insanları ne yapacağız: Niye yediler ve sonunda öldüler? Bu konuda iyi sonuç almak için hem var olan tüm bilgileri bir araya getirmek, hem de Ömer'le Ayşe'yi çok iyi tanımak lazım. Kısacası, halk arasında bilinen Ömer'le Ayşe, gerçek Ömer'le Ayşe değillerdir. Bunlar hakkında bilinmeyenleri anlatacağım zaten. Evet, bu ilaç içirme olayıyla ilgili hadisle giriş yaptıktan sonra, şimdi de doğrudan ilişkisi olan Kur'an ayetlerine geçeyim. b) Cinayetin Kanıtı Tahrim Suresinde Saklıdır. Gerçekten bu surede olup bitenler üzerinde dikkatle durulursa Hz. Muhammed'in büyük bir sıkıntı çektiği ve sonunda bedelini bedeniyle ödediği ortaya çıkıyor. Önyargılı olarak hemen birilerini katil diye ilan etmek gibi bir niyetim yok; ancak var olan kanıtlar bunu gösteriyor, tabii ki aklın hakemliği de önemli. Az sonra sunacağım ayetlerin hem anlamları insana bir fikir veriyor, hem de Kur'an yorumcularının bu ayetlerle ilgili açıklamaları dikkat çekicidir.
27. İlkin, ilgili ayetlerin anlamını vereyim: 1- Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ancak eşi o sözü (başkasına) haber verince Allah da bunu peygambere bildirmiş, peygamber bunun bir kısmını (ona) açıklamış, bir kısmından da vazgeçmişti. (65) 2- "Eğer siz ikiniz (Peygamber eşleri) Allah'a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, Salih mü'minler de (onun yardımcılarıdır). Bunlardan başka melekler de ona arka çıkarlar." (66) 3- "Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir." (67) 4- "Allah, inkâr edenlere Nuh'un karısı ile Lût'un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah'ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, 'Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!' denildi." (68) 5- "Allah, iman edenlere ise, Firavun'un karısını örnek gösterdi. Hani o, "Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!" demişti." (69) 6- "Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem'i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi." (70) Aslında bu Tahrim suresinin ilk üç ayeti de aynı hadiseyle ilgilidir; ancak olayın anlaşılabilmesi için bunlar yeterli. Biraz önce, "Aslında ayetler tek başına bile konuya ilişkin bir şeyler çağrıştırıyor." demiştim. Gerçekten açıklama yapılmazsa da insan bu ayetlerin anlamına bakınca bir şeyler seziyor. Ama tam anlaşılabilmesi için detaylı bilgiye gerek var; yoksa var biçimiyle pek anlaşılmaz.
Ayetlerde peygamberin, eşlerinden birine gizli bir şey söylediği ve ona, bunu gizli tutacaksın dediği sözü çok açık. Yine burada Muhammed'in iki eşinden söz ediliyor ve onlar tövbeye davet ediliyorlar. Bir de onların kalplerinin kaydığı, Muhammed'e karşı birbirlerine destek oldukları, bu konuda birlikte çalıştıkları açık olarak vurgulanıyor ve üstelik de Tanrı tarafından tehdit ediliyorlar/uyarılıyorlar: Eğer peygambere karşı olmaya ve bu konuda birbirinize destek vermeye devam ederseniz, ilkin ben Allah başta olmak üzere, Cebrail, iyi insanlar ve diğer melekler de (topyekûn) Muhammed'e yardım ederiz deniliyor. Burada iki kadının yaptıklarına karşı, Tanrı'nın tek başına değil de; Cebrail, insanlar ve diğer melekleri de yanına alarak onlara karşı cephe alması ilginç! Konumuz bu değil; ben sadece Tanrı'nın bu yaklaşımını hatırlatmak istedim! Gelgelelim; bu sure Medine döneminin son 9-10 yılında (71) gelmiş (oluşturulmuş) ki, o zaman Muhammed 61-62 yaşlarındaydı ve 63 yaşında da vefat ediyor. Hele Tanrı'nın, Muhammed'in bu yaşından sonra, siz Muhammed'i rahatsız etmeye devam ederseniz ben her bakımdan sizden daha iyi olan kızlar, dul kadınlar ona verebilirim demesi, gerçekten ilginç. Zaman zaman konular arasında benzer tuhaf şeyler ortaya çıkınca, kısa bir vurgu yapmak zorunda kalırım! Çünkü konu dışına çıkmak, konuyu dağıtmak âdetim değil.
Muslumanlar,
Ayse ve Hafsa'nın Muhammed'i zehirleyerek oldurdugunu ve 3 gun yerde kalan cenazesine gitmediğini bilmezler.
Yaz sicaginda cesedin inanilmaz derecede koktuguna da inanmazlar.
Cunku, O Cocuklara Tecavuz Etme Aliskanligi Olan Bir Peygamber Oldugu Icin.
Cunku, Yeri geldiginde Himayesi altina alan, Yeri geldiginde Allahu taala tarafindan 40 erkegin sahip oldugu sex gucu verilmis, Her gun 40 cocuga tecavuz edebilecek, Evlatligin karisi ve kizi sayilan Zeynep Binti K. bile tecavuz etme karekterine sahip olan bir Peygamberdir.
Muslumanlar bunlari bilseler bile, bunun uydurma veya yalan oldugunu dusunurler,
Bunlar belgeli ve kanitli olmasina ragmen, Kabullenmesi imkansiz bir sey, Cunku kabul etmis olsalar Kuran denilen suc makinasina ihanet etmis veya Kuran`a karsi cikmis gorunurler en kotusu ise Ayse ve Hafsa Anne'miz deme imkanlari olmaz.
Butun eslerinin Babasi, Annesi ve yakinlari yasamaktaydi.
Himayesine almanin anlami, Korumasi altina almaktir, kimsesi olmadigi icin koruyup kollamak icin baskalari tarafindan zarar verilmemesi icin yapilan fedakarliktir. Yatagina atip TECAVUZ ETMEK DEGILDIR.
1. Ayse; en yakin arkadasi Ebu Bekir`in kizidir.
2. Hafsa; en yakin arkadasi Omer`in kizidir.
3. Zeynep binti cash`in zorla ayirdigi Esi Zeyid, Annesi ve kardesleri yasiyordu.
4. Ummu Habibe, Ebu Sufyanin Kizidir, Muaviyenin de kardesidir.
5. Saffiye. Buyuk bir kabile reisin kizidir.
PEYGAMBERİMİZİN HANIMLARININ İSİMLERİ
Hz. Hatice (r.anha)
Hz. Sevde (r.anha)
Hz. Ayşe (r.anha)
Hz. Hafsa (r.anha)
Hz. Zeynep Binti Huzeyme (r.anha)
Hz. Ümmü Seleme (r.anha)
Hz. Zeynep Binti Cahş (r.anha)
Hz. Cüveyriye (r.anha)
Hz. Ümmü Habibe (r.anha)
Hz. Safiye (r.anha)
Hz. Meymûne (r.anha)
Hz. Mariye (r.anha)
Bunlarin hangisini HIMAYESINE ALMISTIR?
Hangisini sokakta acliktan olurken HIMAYESINE ALMISTIR?
HIMAYESINEMI ALMIS BUNLARI?
YOKSA YATAGINA ATIP TECAVUZMU ETMISTIR?
TECAVUZ ETTIGI CARIYE VE KOLELER HARIC.
Dolayisiyla butun eslerinin yakinlari yasamasina ragmen, Himayesine alma gibi bir durum olabilirmi?
Islam denilen insanlik dusmani yer yuzunde diger dinlere gore en buyuk suc makinasidir.
Savaslarla, Katliamlarla, Soykirimlarla, Cinayetlerle ve insanligin kabul etmedigi vahsiliklerle kendisini kabul ettirmis.
Savaslarla, Katliamlarla ve Cinayetlerle basladigi gibi devam etmektedir.
ISLAM VARLIGINI SURDURDUKCE,
INSANLIK DUSMANLIGINA DEVAM EDECEKTIR
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:13 .
|