Ali, erişilen üst meretebedir. Muhtemel zoraki İslam etkisiyle deformasyona uğrayan Alevilik açısından anlam kaybına uğramış. Bilen yalnızca tanrıdır, o halde alim olan tanrı mertebesine ermiştir(yani bilmek salt tanrıya ait ise, ve bir insan alim olmuşsa, söyleyen kendisi dğeil tanrıdır,
mantıken de öyle değil mi? İslam açısından kim bilmez? Kul, kim Allah dilemedikçe dileyemez? İnsan, kim bilir? Allah. Yani? O halde bilenin-alimin- kaynağı nedir?). Evveliyatı ise alimin ulaştığı hakikati, yani doğayı-yolunu- temsil eder, tanrı bir nesne, şey değil, her şeyin bütünü, birlikteliğidir, ali, o bütünlüğe, birlikteliğe eren, fark eden, bütünle bir olmayı başaran kişidir(alimdir).
Son haliyle kastedilen tanrılık da yine
mertebeyle ilgili, yani o mertebeye ulaşan, tanrıyla bütün olur, birliktedir, onda erimiş, bütün olmuş, birleşmiştir vs. denebilir. Yani gösterme, işaret sıfatı olarak tanrının kendisi değil, bütünlüğüne ermeyi, bütünde bir olmayı işaret eder.
Kısaca "Kamil-i insan" dedikleri ali, dostları veli(sayıca 12 olmaları hayli makbuldür

), kısaca neolotik çağın mitolojik kökleri, İsa mitolojisinde olduğu gibi burada da kendisini dayatır.
Kaldır perdeyi aradan, bu bahisle asıl hakikate yakınlaşılır, işte kişi o zaman tam alim olur, tanrının(aslında doğanın, kainatın) her bir şeyin bütünü, birlikteliğinde anlam kazandığını ve kendisinin de o bütünlükte bir parça olduğunu, o bütünde birliği temsil ettiğini, o bütünde erimeyi-
bütün olmayı başardığı-anladığında, tanrılaşır(bütünleşir, bütünün birliğinde temsil bulur).