
08-03-2008, 20:18
|
 |
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Mesajlar: 8
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Ben bu siteyi son zamanda yakından takip ediyorum. Bu sitedeki Çeşitli forum konularının bazılarını okuyorum. Üzülsem mi sevinsem mi, bilim dalımısınız, dimisiniz? Film dalımıyız ,dimisiniz? dememe imkan kalmıyor maalesef.
Madem düşüncelerinizi forumlarda dile getirebiliyorsunuz. Ben sadece internet sitesinden görüyorum. Tek bir TV programında bile konu edilmeyen yokluğu, dinsizliği ifade edip tartışma olanağı bulmayan siz ateistler lütfen bu yazdıklarımı son cümlesine kadar okuyunuz. Kimsenin fikirlerini değiştirip, değiştirmeme gibi bir lüksüm ve iddiam da yok. Faydalı olacağına garanti veriyorum. . Sizlere anladığınız dilden cevap yazma zorunluluğunu kendimde hissediyorum. Bununla birlikte eğer siz ateistlerin koyduğu kanıtlara belli bir oranda bile inanmış veya uykusuz olanlar varsa bu yazımı sizlerde dikkatla okuyun.
Bu sitede öyle inandırıcı kanıtlar konuşmalar yalan, yanlış belgeler var ki okudukça şaşırıp kalıyorum. Dinimizi açıklamak isteyen kişiler bu sitede çoğalmalı , bu iddialara birileri sıkça cevaplar vermeli. Bu kişileri ben fazla göremiyorum. Bu böyle sürecekse bu siteyi dolaşan, kafayı yiyebilecek insanlarda az değil diye düşünüyorum. Yaw gelin görün, bu sitedekilerde bir insan. Vicdanları, fikirleri var.
Gel bak neler düşünmüş, keşfetmişler. Ne bilim dalları, felsefeler, akımlar var. Yalan, yanlış bunları tartışıyorlar.
Öncelikle İnsan kavramından başlamak istiyorum. Ne diyelim insanoğlunun bir yandan açgözlülüğü, bir yandan sınırsız cinsellik malzemesi ile bilinçsizce üremesi, merhametsizliği, vicdan sınırlarını zorlayan uygulamaları hukuku, kuralları, acımasızlığı, nankörlüğü, kıskançlığı, her türlü canlı yaşamına (insan bitki hayvan) saygısızlığı, evrenin düzenine balta vurması; bilimsel olarak açıklanmış küresel ısınmayı meydana getirmesini. Her yıl dünya nüfusunun azımsanamayacak kadar kendi yaşamından olan insanı yoksullaştırması, silahlanması, katliam yapması, doğruyu yanlışı ayıramaması gibi aciz bir canlı olmasının yanında son olarak ta mantığının önüne (ister dini ister başka konularda) set çekmesini ekleyebiliriz.
Bugüne kadar büyüklerimizin dilinden çevremizden gâvur, hıristiyan milleti çok duyduk, hep duyduk. Siz ateistlere göre (bize göre değil) İslamı hiç sorgulamadan yaşadık. Özellikle etrafımıza bakarsak (bunu ateistler için söylüyorum) Ailenizden olmasa bile mutlaka yakınlarınızdan birinde ibadetini, imanını gözleyebiliyorsunuz. Bunun dışında yaşadığımız ülkenin yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir yerde yaşıyorsunuz. *Bu gerçeği de reddedemezsiniz.
Son derece objektif olmaya çalışıyorum. İslam dini dışında bütün dinleri bir kenara zaten bırakmışım. İslam dininin (yine sizlere göre) yalan bir din olan kanıtlar konuşmalarınız, arşivleriniz, *en son İmtihan kavramının açıklamasını istiyor benden. *Bir an için sizin gibi bütün dinlerin yalan olduğunu, bir avunma olduğunu, aciz mahlûkat insanın meydana getirdiği bir ürün olarak düşündüğümü varsayıyorum. Demek istiyorsunuz ki ölümden sonra karanlık olacağız. Bununla birlikte yeryüzüne bir daha dönmeyeceğiz. Başka bir dünya olmayacak, başka bir hava teneffüs etmeyeceğiz. Yiyip içemeyeceğiz. Eğlenemeyeceğiz. Yaşadığımız hayat bir ilk olacak. Sayısal olarak 1 rakamı.
Bir daha da bu yaşam formunda meydana gelmeyeceğiz. Kısacası bize “Allah bize kolaylık versin” Yanılıyorsam söyleyin. Benim, siz ateistlerden anladığım bu. Sözün özü sahipsiziz.
Aslında mantığımın bir kısmı evet olabilir diyor. Buna itiraz edemiyor. Neden olmasın. Alın sizlere göre örnek ve felsefeler: Koca evrende yapayalnız bir türüz. Yeryüzünde birçok ırk,dil,din *meydana gelmiş. Ortak bir dilimizde yok anlaşamadığımız. (Fransız Türkçeyi anlamaz. İngilizi almanı anlamaz) Ne güneş cevap verir bize ne yıldız ne ay. Yeryüzünde kalakalmışız. Belki akıl dediğimiz şey bile kendimize göre. Belki hayvanlar bitkilerinde kendilerine göre anlaşma dilleri var, akılları var biz de onları anlamıyoruz ha ne dersiniz. Onlarda bizlere şu canlılara bak diyorlar ne dedikleri, ne yaptıkları belli değil.
UFO tartışmasını bu konuya dahil edersek, (bilimsel olarak UFO olayı açıklanmış olsun ya da olmasın ) belki de UFOların, marslıların aciz kalıntılarıyız. Hiç fena bir mantık değil. Bununla ilgili fıkralarda geliştirebiliriz. Uranüslü marslıya şunu der: "Şu insan topluluğu neler yapıyor. Aman ha işlerine karışmayalım. Bizim dünyamıza da gelmeye çalışırlar. Çekirge sürüleri
gibiler zaten, yemede tüketmede üstlerine yoktur. Aralarında bir ortak anlaşma zemini bile düzgün kurulamıyor. Bizim dünyamıza gelirlerse vay halimize dimi Satürnlü? "Evet öyle. Biz onları iyisi mi ara sıra belirip uzaktan gözlemleyelim. Kendilerini yiyip bitirsinler. Zaten dünyanın sonunu getirecekleri belli. Aramızda hangi gezegenlinin, bunlar acaba. Bizlere de görünüş olarak benziyorlar. Kulakları, gözleri burunları, ayakları var. Acaba hangi deneyin bir parçası, denek olarak mı bir canlı grubu bunları meydana getirdi?" bu söze karşılık belki diğer bir canlı türü “Evet biz yaptık” demesi.
Bir mantıkta şöyle geliştirebiliriz. Bakteriler mikroplar bilmediğimiz bir şey değil. Belki bizler ufolara göre veya başka bir canlıya göre ya da bunun dışında evrenimize göre (evren daha fazla mantıklı) bizler sürekli zarar veren bakteri ya da mikroskobik canlılarız. Her şeyi yiyip bitiren ama karşılık bulamayan ve zarar veren. Buda bir mantık, bir Felsefe.
Çekirge örneğini de verebiliriz. Toplu halde bitkileri tüketen tarımı son noktasına getiren canlılar. Ama arada bir fark var: çekirge sürüsü ve diğer canlılarda olduğu gibi olan bir fark. Bu fark ne? Birbirlerine zarar vermeden yaşamaları, birbirlerine destek olarak topluca iş görmeleri. Bazen karıncalarda arılarda iş bölümleri vardır. Bunlar her vazifeyi uzmanlaşmış diğer bir böceğe, arıya ,karıncaya bırakırlar.
Ben şahsen birbirlerine zarar vererek yaşamını sürdüren bir canlı bilmiyorum. Aslan ceylana zarar verir. Yılan fareyi yutar. Uçan kartal denizden balık avlar. Büyük balıklar küçük balıkları yiyerek beslenirler. Bunu biliyorum. (Bu da her şeyi, yer-bitirir anlamına da gelmez.) Peki bu örnekler dışında aslan aslanları bitirir, kurt diğer kurtlara saldırır, birbirlerinin yemini bitirirler kendi ırkına son verirler ve dünyayı silip süpürürler. Bunun gibi örnekleri ben bilmiyorum. Ya da sadece gözlemlerim, duyduklarım bana bunu diyor. Siz ateistler eğer Tanrı yoktur diyorsanız yukarıda verdiğim örnekleri ve aşağıda vermiş olacağım yazıları peşinen *kabul ediyorsunuz demektir. *Bunun lamı cimi yok. Kesin ve net. İtiraz edilecek bir yanı yok, öyle sanıyorum. Her şey ortada net ve objektif.
Ölüm konusuna dönersem arkadaşlar. Madem her şeyimiz yalan yanlış. Zaman denen kavramda evrene göre bir hiç. (Bilimsel olarak evrende çeşitli zaman kavramları geliştirilmiş ve yaşadığımız zaman evrenin bilmem milyonda mı, milyarda mı, trilyonda mı 1'i bile değil.) İnançlı yaşamış hayatına çok sıkı birine göre bir anda yitip gitmek. Bu düşünceye üstten bak, alttan bak, sağdan bak, soldan bak, ters çevir öyle bak, olmadı resim çektir öyle bak. *Aman tanrım düşünülecek gibi değil. Bu kavramı matematik, fizik, kimya, sosyoloji, felsefe,astronomi, dinle açıklamak mümkün değil. Sonu olmayan labirent gibi.
Bizler neymişiz böyle. Hacmi olmayan, hareket etmeyen, düşünemeyen, beynimiz olmayan, nefes almayan bir forma, yani karanlığa gideceğiz. Bu ne laubali bir hayatmış. Bizimle alay mı ediyor ne.?
Şahsen bu beyin sınırlarını zorlayan ve sinir sistemlerini azami şekilde altüst eden; düşünüp düşünüp kahrolmaktan başka bir şey değil. Sağa dön, sola dön, alt kata in, üst kata çık, yemek yeme, tütün çek, kafanı duvarlara çarp, bütün gün bunları düşün. Yetmedi birilerine içini dök, hacimsizliği anlat, bilinmeyeni anlat, karanlığı anlat, yokluğu anlat. *Çağır aileni, arkadaşlarını eş dostunu son defa anılarınızı anlatın, en sevdiğiniz yemekleri yiyin, birbirinize sarılın ve elveda deyin. Toprağa karışmış yakınlarınızla da buluşma imkânı yok. Ondan sonrada masa üzerinde *toplucana veya tek başına ağlaşıp dur. Çünkü başka hayat yok.
Vah vahh. Yazıklar olsun. Bizler neymişiz. Vay halimize. İnsanlık bizleri nelere inandırmış. Neler yutmuşuz neler.
Ve siz ateistlerin inandığınız şey bu öylemi, YOKLUK. Aslında inancı olmayan (Ateist değil, inanmış fakat ibadet etmeyen) birisine göre bir yandan kazançlı çıkmıştır. En azından cehennem denen bir yere gitmeyeceğidir. Katiller, caniler, hükümlüler, kan dökmüş olanlar, insanlara acı yaşatmış olanlar, hile ve hurdacılar, başkasının hakkını yemiş veya çalmış olanlar için hesap-kitap, sorgu-sual sorulmayacak. Bunlar içinde aynı şeyler söz konusu. Bunların adli işleri yapılmayacak. Sonsuz cehennem acısını göremeyecekler. Nede olsa size göre cehennem insanlıktan türemiş bir hayal gücü. Yanılıyor muyum? Dünyada ne yapmışlarsa, ne ceza bulmuşlarsa o. *
Bu ikinci fikirde çok berbat ve bir o kadarda kahredici, çekilemez, baş edilemez insanı yakan bir düşünce biliyor musunuz. Siz ateistlerin bile bireysel problemler yaşadığı insanlar vardır.
Kişisel olarak alıp veremediğiniz birileri muhakkak vardır. Size zararları dokunan birisi mutlaka çıkmıştır. Hakkınızı yiyen birileri (haberiniz olsun ya da olmasın) yeryüzünde mutlaka olmuştur. Herkesten intikamımı tam olarak aldım diyebiliyor musunuz? Onlarında en azından hesaba çekilmeyeceği fikri sizi aslında kahretmeli. Karşı tarafı da kahretmeli. Sizlerinde başkalarına karşı yaptığınız yanlışlıklar vardır, olmuştur. Örnek mi istiyorsunuz buyurun en güzel örnek: Burada yazdıklarınız bile hayatlarını din yoluna adamış, yaratıcısını aramaya yola koyulmuş, doğru ya da yanlış bir tabuya inanmış, en azından emek vermiş, emeğinin karşılığını bekleyen, dişini sıkmış, varını yoğunu bu mücadelede ortaya atmış insanları bile rahatsız etmesi. (Buradaki emek kavramını, işten elde edilen emeği ibadete uyguluyorum. O da eşittir= İbadet Emeği. Bunu da çok görmeyin.)
Herkesin algılaması, düşüncesi görecelidir. *Bu bile bana göre, karşı tarafa bir yanlıştır. Bazılarına göre ise bir hakarettir. Yeryüzünde hiç kimse hiçbir hata yapmıyorum demesin.
Eğri oturup, bacak bacağa üst üste doğru yazıyorum. Eğer öyle bir şey söz konusuysa lütfen acı kavramını siz tanımlayın.
Bireysel olarak değil de toplu olarak vicdanlarımızı şöyle bir yoklayalım. Yahu beyler biraz frene basın. Dünya tarihini okumuyor muyuz. Savaşları meydana getirenlere 2 dünya savaşıyla birçok kayıplar vermiş dünya ve insanlığa, hitlere, faşizme ve ona benzer akımlara, müslüman halkı katleden Miloseviçe, ırakta savaştan acı çekenlere neden olan başkanlara, generallere, bu ülkemize zarar veren PKK’ya hanginiz lanet okumadı. Bunun dışında haksız yere öldürülenler acı çekenler, tecavüz edenler, *yoksulluk içinde yaşayanlar, hırsızlık yapanlar hiç mi TV ekranından izlemiyoruz. Mutlaka vicdanınız bir yerde dur demiştir. Madem İslama düşman olanlarınız var, *islamı kullanarak ikiz kuleleri yıkan ve insanların ölümüne neden olanlara hep birlikte yeter demedik mi. Hizbullah’a da yeter demedik mi. Yahudi İsrail’e de yeter demedik mi. Hıristiyan haçlılara da yeter demedik mi. Aman Aman bunlar cezasız mı kalacak? Herkes aynı kefede karanlığa yokluğa mı gömülecek? Vur kafanı duvarlara daha iyi. Ya da aşağıdaki paragraflarımı oku.
Yeni bir paragrafa giriş yapıyorum. Madem ceza ve ödül kavramlarını (özellikle cezayı) yok sayıyorsunuz. Madem dönüşü yok. Öyleyse dünya genelinde herkesin hak aramaya çalıştığı
bu türde bir anarşinin de ortaya çıkması gerekir. Ki bu da istenen bir durum değildir. Anarşiler, yıkımlar, hep felaket getirmişlerdir. *Nasıl bir ceza *dersen ona bakalım: İnsanlara zarar vermeden itiraz eden, fakat bunu nedensiz değil nedene dayalı yapmak. Nedeni neymiş? Nedeni şu: Ceza kanununu adil olarak paylaştırılamayan kişilere karşı. Siz ateistlere göre öte dünya olmadığı için o kişilerin, gerekli cezayı bu dünyada görmesi gerek. Baksana insan haklarına haiz olamamış, başkasının canını yemiş ve ceza almamış. Böyle bir şey mümkün olabilir mi , olamaz, olmamalı! Hak ettiği cezayı görmeli, hak ettiği ceza verilmiyor mu? E o zaman insanların eşitliği ilkesi yaptığı suç karşılığında aynı suç kendisine yapılmalı. Tarihte bazı kavimlerde de suçu işleyene karşı, cezayı aynı şekilde suç şeklinde ona yediren uygarlığı ben duymuşumdur. *Ceza sistemi de göreceli bir kavram olduğuna göre ve her ülkenin az çok farklı ceza sistemleri olduğuna göre bakınız ceza konusunda bile kimse hemfikir olamıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyoruz. Onda bile hemfikirliğimiz yok. Kardeşim bu mahkeme evrensel bir mahkeme mi, bunun ismi “Evreni temsil eden, insanlığa kucak açan yüce mahkeme”mi? Yeryüzündeki bütün gruplardan, bütün devletlerden, insanlardan kabül görüyormu? Herkes memnun mu? Hayır görmüyor. Peki böyle bir araştırma yapılsa yeryüzündeki her kesimden insanın memnun kaldığı bir *mahkeme ya da ceza usulü… Gerçekleşmesi zor gibi. Kaç tane Müslüman ülkesinden üye o mahkemelerde var? Ben olduğunu sanmıyorum. Bana örnek gösterin biraz içim rahatlasın. Madem objektif olalım diyorsak, insan sevgisine kucak açalım diyorsak, birliği de sağlamak lazım. Müslümana göre farklı kararlar, hristiyana göre farklı kararlar, yahudiye göre farklı kararlar diye algılanabiliyor. Ülkemize göre de bu farklı kararlar geçerli. *Yanlışmıyım.
Ödüle gelince. Ödül almak isteyenler parmak kaldırsın da şöyle bir yol bulalım: İnsanların daha iyi, insanı dört dörtlük yapan, insanı adam eden, zarar vermekten muaf, 0 derecede hata yapabilen, mantığını kaybetmeyen, savaş yapmayan, herkesçe yararlı bir canlı olarak tasvir edilen yeme, içme wc' ye gitme, özellikle üreme gibi bir sorunu olmayan ve üremeyi durduran (üreme, nüfus artışını durdurmak, sonraki nesillerin hayatını kara toprağa feda etmemek için), Özel laboratuarlarda çalışmalar yapmak, bir iksir düzenlemek.
Ve en önemlisi ölümsüzlüğün önüne geçmek için ilaçlar hazırlamak. Bu bilimsel olarak mümkün olamaz mı? Bu biraz düşündürücü tabi. (İster gerçek ister yanlış, ister mitolojik olsun ölümsüzlük ilacı hakkındaki çalışmayı ben duymuş gibiyim. Lokman hekim gibi) Ve sonuncu olarak bu dünyanın sonunu getirmeyecek projeler geliştirmek. Bu mümkün değilse öyle bir gezegen bulmak, keşfetmek ve oraya taşınmak. *Uçuk hayaller mi? Bana sorarsan şimdi olmasa bile dünya yok olmadığı sürece, bilim ilerlediğine göre gelecek nesiller için neden olmasın. *Herkes menfaati için bu dünyada uğraşacağına, evrenin başlangıcından bu yana teknolojiyi kullanıp akıl üstü bu çözümleri getirseydi belki bir sonuca varılabilirdi. Şu düştüğümüz hallere bak. Gülelim mi, ağlayalım mı belli değil.
Son Söz: Benden bu kadar. Yokluk denilince, yaşamı hak eden diğer insanları da düşününce; bin bir türlü hayal gücü geliyor insanın aklına. Bunları yapmak mümkün değil ise siz ateistlere temenni ya da tavsiyem: İnsan ürünü yapılmış dinlere inanmıyorsanız bile, en azından bir cezayı ve ödülü verebilecek insanüstü bir kurum, bir otorite, dünya dışı bir platform, varlık ya da *tanrının olduğuna aramanız ya da inanmanız, ya da buna benzer bir akım, felsefe bulup ona yönelmeniz. Bunu da yapamıyorsanız, “Allah size de kolaylık versin.”
Sizlerde bu evrende yaşayan insanlarsınız.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *-MATRİX-
|

08-03-2008, 20:35
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Sizlerde bu evrende yaşayan insanlarsınız -MATRİX-
Evet biz insanlarız,kulluğu bıraktık.
Sevgiler
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Konu aydoe tarafından (08-06-2008 Saat 17:21 ) değiştirilmiştir.
|

08-03-2008, 21:11
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Matrix;
Sen bu ateistlerin iddialarından dolayı moralini bozma.
Bu ateistler bizi yokluğa mahkum ediyorlar.
İnsanı bir karıncadan farksız görüyorlar.
Kaldı ki bir karıncanın dahi ebedi hayatı olabilir.
Evrende tüm canlılara ebedi yaşayacakları kadar yer ve nimet mevcut.
Kimbilir bu dünyadan çok daha güzel ne gezegenler vardır.
Milyarlarca galakside belki milyarlarca başka bir dünya bizi farklı yaşamlar için ağırlayacak.
Oralardaki yaşamlarımızda *dünyada yaşadıklarımızı anımsayacağız.
Aramızda ateistler olur mu, onlar başka bir galakside mi olurlar bilemem ama o zaman kimin yanıldığı çıkar ortaya.
Fakat kendi batıl dinini dünyaya hakim kılmak için katliamlar, işkenceler, baskılar yapan dincilerin öyle nefis bir gezegene düşeceğini sanmıyorum.
Belki de Tanrı alçakları, zorbaları, kötüleri ceza olarak yokluğa mahkum edebilir.
Yani ateşte yakacak, hem de sonsuza kadar yakarak işkence edecek bir ilah tasavvuru Tanrıya hakaret sayılabilir aslında. Ama Tanrı, kötüleri yoketmek yerine berbat bir gezegende yaşama mahkum edebilir.
Yaratıcılığını çıkarlarına alet edenler de bundan nasibini alır elbet.
Sen bakma ateistlere.
Ama bakman gereken başka çok önemli konular var.
Ölümsüz olma, ebedi yaşam arzusu nedeniyle, bunu her vaadedene kapılıp gitmek, arayış ve sorgulama içinde olmadan atalarının inandığına sarılmak, akıldan, bilimden, önüne sunulan internet kütüphanesinden yararlanmayıp saplantıda kalmak da akıl karı değil.
Kazanacağım deyip de kaybedenlerden olmamak lazım.
|

11-03-2008, 00:31
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Müslüman Ahlak ve Karakteri
"En iyileriniz ahlâkça en üstün olanlarınızdır."
Buhari/ Edep 38-39
Müslümanların en iyileri üstün ahlaka sahip olanlarıymış hadise göre.
Peki nedir üstün ahlak?
Yalan söylememek
Emanete hıyanet etmemek
Sözünde durmak, vaadini yerine getirmek
Haktan, adaletten yana olmak
Bunların tersini yapanlar ise isterse ibadetlerini tam yapıyor olsunlar münafık olarak nitelendiriliyorlar.
Bu dört özelliği günlük yaşamda dürüstlük olarak ifade etmekteyiz.
Bunlar, müslümanlardan istenen özellikler.
Çevremizde tanıdığımız insanların bu özelliklere ne derece sahip olduğunu düşündüğümüzde gerçekte bu ahlaka yeterince sahip olunmadığını görürüz.
Bunların dışında Kur'an ve hadislerde tavsiye edilen karakterler de şunlar:
Ahde vefa
Cömertlik
Yardımlaşma, yoksula, yetime maddi manevi destek
Kibirli olmamak, böbürlenmemek
İftiradan, gıybetten, dedikodudan uzak durmak
Akrabayla, komşuyla iyi ilişkiler içinde olmak
Sabırlı olmak
Aceleden, öfkeden kaçınmak
Merhametli olmak
Müsrif olmamak
Mala, servete, şöhrete düşkün olmamak
Kul hakkı yememek
Güzel sözlerle konuşmak, kalp kırmamak
Düşmanlıktan ve kinden kaçınmak
Kavga edip tartışmamak, dargın olmamak
Giyimine, temizliğine özen göstermek
Bu saydığım özellikler çoğaltılabilir.
Bunların tümü insanların sahip olması gereken özelliklerdir. Toplumun karakteristik yapısı bireylerin sahip olduğu bu özelliklerle şekillenir.
Dinlerin eleştirilen yanlarının yanında insanları doğruluğa, iyiliğe, güzel ahlak ve karaktere yönlendirmesinin toplumsal konulardaki faydaları inkar edilemez.
Çocukluktan itibaren bu özellikler kazandırılmaya çalışılır. Camilerde vaazlarda olsun, insanlar kendi aralarında olsun dini vecibeler olarak bu özellikleri öğütler.
Diğer dinlerde de bu karakteristik özelliklerin zorunluluğunu ya da tavsiyesini görebiliriz.
Bunların ne ölçüde kazandırılabildiği, din etkisiyle bu özelliklerin insanlara ne ölçüde verilebildiği ortadadır. Geçmiş yıllara bakıldığında toplum ahlakının daha iyi olduğu ve insanların birbirine daha çok güvendiği söylenir hep. Dini duygularda bir yükselme yaşanmasına rağmen ahlaki gerilemenin nedeninin ekonomik sorunlar olduğu açıktır.
Yani, kısaca söylenirse "Laf karın doyurmuyor."
Örneğin adam müslüman, beş vakit namazında. Çalıştığı işyerinde patronu onu sigortasız çalıştırılan işçiler konusunda yalan söylemeye zorunlu bırakıyor. İşini kaybetmemek için başkalarının hakkının yenmesine ortaklık ediyor ve yalan söylüyor.
Buna benzer yüzlerce örnek verilebilir.
Bundan yola çıkarak sadece dini etkilerin toplum ahlakını düzeltmede yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Tabi şu da denebilir:
"Ya bu toplumda din etkisi olmasa o ahlak nasıl olurdu?"
|

11-03-2008, 01:41
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 Mar 2008
Mesajlar: 1
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
türbanı dini gerekliik olduğunu savunan ve dayatan,bu uğurda kadınlar katleden,camilerden çıkıp insanları yakan,satırlarla doğrayan,ilkokullara kadar inen-dersliklerden sonra- mescitlerde zorunlu din dersleri veren...zihniyette insan sayısı oldukça yüksek.savunmalar da aynen şöyle bu şiddet bu dayatma islamın şartı. ülke dini islam,islamın gerekliliği türban namaz oruç...
|

13-03-2008, 20:37
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Şeytanın Cinsiyeti
Kur'an'da ve İslam'da Allah'ın cinsiyeti yoktur, meleklerin de.
Açıkça ifade edilmesine rağmen insanlar yine de dolaylı da olsa bir cinsiyet yakıştırırlar.
Tevrat'a göre Allah Adem'i kendi suretinde yaratmıştır.
Yani Allah kuşa, balığa, bitkiye, taşa benzemez, insana benzer.
Adem erkek olduğuna göre Allah da erkek olarak tahayyül edilmiştir.
Çocukların çoğunun kafasındaki imaj da Allah'ın erkek olduğudur.
Bu çocuğa öğretilmemiştir ama dolaylı olarak öyle algılatılmıştır.
"Allah baba" hitabı kesinlikle reddedilmesine rağmen tamamen sökülüp atılamamıştır.
Hristiyan aleminde de kiliseden kabul görmese de Allah erkek olarak resmedilir.
Esmaül Hüsna'daki Allah'ın isimleri hep erkeklere verilir.
Aziz, Mümin, Melik, Rahim, halim, Kerim, Hafız, Latif, Hasib, Vahid, Macid, Kadir, Adil
Bu isimler kızlara verilirken -e eki alır. Azize gibi..
Zuhruf/ 19. Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.
Ayete rağmen toplumda meleklerin imajı kızdır.
"Melek" isim olarak sadece kızlara verilir.
Ama büyük meleklerin isimleri (Cebrail, İsrafil, Mikail) erkeklere verilir.
Allah'a, meleklere cinsiyet yakıştırması yapılır ama ilginçtir ki şeytan cinsiyetten münezzehtir.
Kimse şeytanı erkek ya da dişi olarak algılamaz. *
Kur'an'da Şeytanın cinlerden mi olduğu yazılıdır.
Ama ne hikmetse meleklerle beraberdir, hatta meleklerin başıdır.
Allah'a isyan eder ve kovulur.
Şeytan melek olsaydı cinsiyeti olmayacaktı.
Madem ki şeytan cinlerden, cinlerin de erkeği dişisi olduğuna göre;
Şeytanın cinsiyeti nedir acaba?
Kadının erkeğin kaburgasından yaratılmış olmasını, erkeğin yarı haklarına sahip oluşunu, cehennemin çoğunluğunun kadınlardan oluşmasını, şeytanın Adem'e secde etmeyişinin arkasında feministlik aranmasını, "kadın şeytandır" sözünün yaygınlığını gözönüne aldığımızda şeytanın cinsiyetinin dişi olma ihtimali daha yüksek.
|

13-03-2008, 23:50
|
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
okinono";p="´isimli üyeden Alıntı
Cin Cinnet Cennet
Cin Cins Cinsiyet
Cin Votka Çinçin
Cin Cinnah Ciner
Cin Cingöz Cingit
Cin Cinayet Ci(ü)nüp
Var olup olmadığı konusunda youmum tercihsel bir inançtan öteye geçmez ama, dilimizde epey bir Cİn var
Selamlar
|
cin cin cenabeti unutmuşssun
|

26-03-2008, 19:29
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Namaz her yerde, her camide, her mescitte kılınmaz:
Müslümanlar, namazın temiz olan her yerde kılınabileceği inancındalar.
"Kilise de dahi namaz kılınabilir" sözünü çok duyarız.
Gerçi Diyanet bunu zaruri olmadıkça mekruh saymıştır.
Diyanetin bu açıklaması yanlıştır. Ya kılınır ya da kılınmaz, bunun zarurisi olmaz.
Bir müslüman neden kilisede namaz kılmaya mecbur kalsın ki?
Açık havada, dışarıda kılabilir, isterse yağmur, kar olsun.
Bu zaruriliği anlamak mümkün değil.
Bırakın kiliseyi her camide, mescitte dahi kılınmaz.
Camiyi gördü mü hemen dalmayacak, önce araştıracak.
Bu camiyi yaptıran kim ya da kimler?
Allah rızası için mi yapılmış?
Yoksa müslümanları bölmek, aralarında çekişmeye yol açmak için mi yapılmış?
Hatta, eğer hizip amaçlı yapılmışsa bu cami ya da mescit yakılabilir, yıkılabilir dahi.
Tabi zamanımızdaki cemaat ve tarikatlardan "hangisi haktır, hangisi sapıktır?" *bilinemediği için bunların hakim oldukları caminin yıkılacak sınıfta olup olmadığı bilinemiyor.
Öyle camiler var ki bazı cemaat ve tarikatların kalesi gibi.
Nurcuların, Süleymancıların, Nakşibendilerin, Kadirilerin, Aczimendilerin camisi var.
Acaba hangisinin ki temiz cami?
Müslüman için en iyisi tarafsız bir camiye gitmek olsa gerek, ne olur ne olmaz.
Namazı mekruh olabilir ve sayılmayabilir.
|

26-03-2008, 23:52
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
Her camide namaz kılınamayacağı Kur'an'ın emri.
Tevbe suresinde şöyle diyor:
107. *Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır. *Zarar vermek için, gerçeği örtmek için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye üs kurmak için. "İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!" diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
108. O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.
109. O halde binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.
110. Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuşku olmaya devam edecektir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Elmalılı tefsirinde bu mescit olayı şöyle anlatılıyor:
Nafi, İbnü Amir, Ebu Cafer kırâetlerinde "vav"sız okunduğuna göre; ayrıca bir kıssa olarak, bir konu başlığı olarak, şunlar ki, bir mescid edindiler, kendileri için bir cami yaptılar zarara kalkışmak üzere, yani bununla müslümanlara zarar vermeye çalışmak, ve kâfirlik etmek, içlerindeki küfrü güçlendirmek, ve müminler arasına tefrika (ayrılık) sokmak, onları biribirine düşürmek, Allah'a ve Resulü'ne savaş açmış, harbetmeye kalkışmış olan bir kimseye yataklık yapmak, onun müminler aleyhine gözcülük yapmasına yardımcı olmak için ki, bundan önce, yani Tebük seferinden önce savaş yapmıştı, veya bu mescidi daha önce yapıp hazırlamışlardı.
Rivayet olunuyor ki, Beni Amr b. Avf "Kuba" mescidini bina ettiklerinde Resulullah'a bir temsilci gönderip oraya bir mescid yaptıklarını arzeylemişler ve gelip kendilerine namaz kıldırmasını rica eylemişlerdi. Peygamber Efendimiz de teşrif etmişler ve arzularını yerine getirmişlerdi. Bunların amca çocukları demek olan Benî Gunm b. Avf, bunları kıskanmışlar, "Biz de bir mescid yaparız ve Resulullah'ı davet ederiz, burada namaz kılar. Rahip Ebu Amir de Şam'dan geldiği vakit o da burada kalır ve ibadet eder." demişlerdi. O rahip Ebu Amir ki, Resulullah kendisine "el-Fasık" adını vermişti. Uhud Savaşı'nda şehid düşen ve melekler tarafından gasledilen Hanzale (r.a.)'nin babası olan bu Ebu Amir, cahiliyye devrinde Hıristiyanlığa girmiş, ilim tahsilinde bulunmuş ve rahip olmuştu. Resulullah'ın peygamberliği üzerine itibarı sarsıldığından, Hz. Peygamber aleyhinde düşmanca dolaplar çevirmeye başlamıştı. Mekke müşriklerini tahrik ve teşvik ederek Uhud Savaşı'na düşmanlar safında katılmıştı. Resulullah'a seslenerek: "Seninle savaşa tutuşan hangi kavmi bulursam, onlarla birlik olup sana karşı savaşacağım." demiş ve Huneyn Savaşı'na kadar hep böyle yapmıştı. Huneyn'de Havazin kabileleri hezimete uğradığı gün Şam'a kaçmış ve kaçarken münafıklara "Gücünüz yettiği kadar kuvvet ve silah hazırlayınız, ben Kayser'e gideceğim ve asker getirip Muhammed'i ve ashabını Medine'den çıkaracağım." diye haber göndermişti. Bundan dolayı onlar da Kuba Mescidi'nin biraz ötesinde başka bir mescid yapmışlar ve Hz. Peygamber'e gelerek, "Sakatlar ve ihtiyaç sahipleri için kışın yağmurlu havalarda hizmet vermek üzere bir mescid bina ettik. Burada bize namaz kıldırıp bereketle dua etmenizi arzu ediyoruz." demişlerdi. Resulullah da şimdi sefere çıkmak üzereyim, meşgulüm, inşallah dönüp geldiğimizde kılarız." buyurmuştu. Tebük'ten dönüşte tekrar müracaat edip mescide gelmesini istediler. Bunun üzerine işte bu âyetler nazil oldu. Sonra Hz. Peygamber, Malik b. Duhşum, Ma'n b. Adiyy, Amir b. Seken ile Vahşî'yi çağırdı, "Gidiniz şu ahalisi zalim mescidi yıkıp yakınız!" buyurdu. Onlar da öyle yaptılar ve yerinin çöplük yapılmasını emreyledi. O fasık Ebu Amir de Şam'da kaldı ve Kınnesrin'de helâk oldu.
|

01-04-2008, 21:20
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma
İslam'da Yemin:
İslam'da yemin Allah'ın isim ve sıfatları üzerine olur, bunun dışında bir şey üzerine yapılan yemin, dini bakımdan yükümlülük getiren yemin olmaz. Mesela "çocuğumun üzerine yemin ederim ki...", "Ölümü gör" ya da "Namusum ve şerefim üzerine..." dense bunlar yemin sayılmaz.
Allah adına yapılmış yeminlerden geri dönülmesi ancak kefaretle mümkün olur.
Kefaret olarak örneğin 10 fakirin doyurulması ya da giydirilmesi veya 1 köle azat edilmesi, o da olmadı 3 gün oruç tutmasıdır.
Maide/ 89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz..
Farzedelim ki birisi eşine "Vallahi seni boşayacağım" dediği halde öfkesi geçince bu yemine pişmanlık duyuyorsa bu durumda keffareti yerine getirmesi gerekir.
Bu tür yeminler kişinin kendisini ilgilendirir. Kefareti yerine getirmediğinde kanun yakasına yapışmaz. Sadece günaha girdiğine inanılır.
Bunun yanında kanunu da ilgilendiren yeminler vardır:
Nur/ 6-9. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,kendisinden cezayı kaldırır.
Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
Şeriat düzeninin olduğu ve şer'i hükümlerin uygulandığı bir ülkede zina, boşanma, borç vb. davalarda olsun, şahitliklerde olsun Allah adına yemin ettirilir.
İslam ülkesi dahi olsa tüm bireylerin müslüman olamayacağı bilinirken yeminlerin sadece Allah adına yapılması hukuken doğru olabilir mi?
Ülkemizde de tazminat, alacak, boşanma, kira davası gibi davalarda uygulanan yargılama usulüne ilişkin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) davalarında "Allah'ım ve namusum üzerine yemin ederim" şeklinde yemin ettirilmekte idi.
Başka dinden de olsa, ateist ya da dinsiz de olsa bu şekilde yemin etmek zorundaydı.
Şimdi bir yanlıştan dönülüyor ve yeminlerden "Allah'ım" sözcüğü çıkarılıyor. Bunun yerine;
"Kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." şekli yürürlüğe konuyor.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:59 .
|