Saygıdeger okurlar,
Bültenimizin 5. sayısında ve yeni yılda yine beraberiz.
Bu ay sizlere;
Son yıllarda egitim sistemimize 'Evrim Teorisi' yerine alenen yerlestirilmeye çalısılan 'Yaradılıs Inancı' ile ilgili bir elestiriyi,
Sitemiz Disiplin Kurulu Üyesi Özgür_beyin ile yapılan söylesiyi,
Laiklik-Diyanet konulu dizi yazımızı ve
forum.ateizm1.org adresinde faaliyet gösteren ateist-forum'un mahkeme kararıyla engellenmesi konulu 'haber-yorum'u sunuyoruz.
Her türlü öneri, sikayet ve katkınızı
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
adresine iletebilirsiniz…
Site adresimiz:
Bülten aboneligi:
Bülten arsivi:
Katılımınız için tesekkürler..
Saygıyla...
EVRIM VE YARADILIŞ ÜZERINE
Geçtigimiz günlerde Avrupa Meclisi’nin Harun Yahya’nın düsüncelerini reddetme nezdinde Türkiye'ye yönelik olarak yayınladıgı açıklamalar arasında Türklerin % 75’inin evrime inanmadıgı da vardı. Bu durum ülkemiz insanlarının bilim karsısındaki duruslarının somut bir ifadesi aslında. Ne yazık ki bilim ve buna baglı olarak ‘evrim’ gerçegi gözlerden uzak tutulmaya ve saklanmaya çalısılıyor; halkın zihni çocukluktan itibaren hurafelerle dolduruluyor.
1985 Yılında Milli Egitim Temel Kanunu’nda yapılan bir degisiklikle ‘Yaradılıs’ yaklasımı müfredata sokuldu. Halen 8. Sınıf Fen bilgisi ve 11. Sınıf Biyoloji Kitapları’nda ‘Evrim Teorisi’nin ispatlanamadıgı iddia edilerek ‘yaradılıs’ yaklasımına yer veriliyor. O yıldan beri ‘yaradılıs’ Evrim Teorisi’nin yanında ‘bilimsel tez’mis gibi aktarılıyor. Hâttâ bundan inisiyatif alan ögretmenler ‘Evrim’i degil ‘Yaradılıs’ı anlatıyor.
Milli Egitim Bakanlıgı Yayınları tarafından 2005 yılında basılan, Davut Sagdıç, Özer Bulut ve Selim Korkmaz’ın ortaklasa hazırladıgı Lise 3 Biyoloji Kitabı’nda ‘Hayatın Baslangıcı ile Ilgili Görüsler’ baslıgı altında Evrim Teorisi yanında ‘yaradılıs’ görüsüne de yer veriliyor. Kitabın 190. sayfasında söyle deniliyor:
“Yaradılıs görüsü, evrenin tanrının koydugu kurallar çerçevesinde belirli bir düzene göre isledigini ve bu düzenin tesadüfen ve kendiliginden olusmayacagını belirtir. Bu görüse göre evrendeki her varlık bir amaca yönelik yaratılmıstır. Bu amacı belirleyen de tanrının kendisidir.”
2000-2003 Yıllarına ait kitaplarda ‘evrim’ görüsü ögrencilere elestirilerek okutuldu, AKP’nin iktidara gelmesinin ardından da bedava dagıtılan ders kitaplarında tamamen geri plana atıldı. Örnegin Ilkögretim 8. Sınıf Fen Bilgisi Kitabı’nda “evrim” sözcügü yalnızca 3 kez kullanıldı.
2004 Yılında Evrim Teorisi Ankaralı Ögretmen Zeliha Avcı’nın basına dert açtı. Iddialara göre Mamak’taki Ulu Önder Ilkögretim Okulu Ögretmenleri’nden olan Avcı, 2’nci sınıfların ‘Hayat Bilgisi Dersi’nde canlılarla ilgili konuyu anlatırken, insanların ‘hayvan’ türüne girdigini ve konunun Evrim Teorisi’yle islendigini söyledi. Bunun üzerine veliler Avcı’yı sikayet etti. Sorusturma kapsamında görevlendirilen müfettis Ziya Acun “Ögretmen Avcı’nın müfredatta olmamasına ragmen Evrim Teorisi’nden bahsederek çocukların beyninde tahribata yol açtıgı” iddiasını karara bagladı.
2005 Yılında Mersin’de Evrim Teorisi’ni anlatan ögretmenlere sürgün cezası verildi. Bunun üzerine 2004’te kurulmus olan ‘Üniversite Konseyleri Dernegi’ harekete geçti ve 700 imza toplayarak bakanlıga basvurdu. Bakanlık akademisyenlerin bu talebini sekil itibarıyla geri çevirdi.
Üniversitelerin durumu ise daha vahim bir görünüm arz etmekte. Ali Demirsoy “Evrim Teorisi program olarak çogu üniversitede var ama yaklasık 81 üniversitenin 50’sinde zorunlu degil. Teori çogu zaman ‘göstermelik’ olarak irdeleniyor ve anlatanların bilgi düzeylerinin yetersizligi yüzünden algılanamıyor. Akademisyenlerin bir kısmı da ideolojik sebeplerle teoriyi farklı ve negatif isleyerek karsıt fikri empoze etmeye çalısıyor. Türkiye’de bu konunun hakkıyla verildigi sadece 5 üniversite bulunuyor.” diyor.
Yapılan arastırma tüm dünyada ‘evrim’e en az inanan ülkenin Türkiye, ikincinin ise Amerika oldugunu söylüyor. Sonuç olarak karsımıza çıkan tablo sudur: Son 200 yılda -özellikle 1. ve 2. Dünya Savasları’ndan sonra- eski Avrupa’nın en parlak beyinlerini çekerek bilimsel bulus ve icatlarda inanılmaz yol kat etmis olan Amerika’da bilim ile halk arasında bir baglantı yaratılamamıstır. Amerikalı bir tarafta, bilim çevreleri öbür tarafta; Evrim’e inanç konusunda ise tam bir Türk-Amerikan ittifakı...
Türkiye’de bilim ve Evrim Teorisi bireysel inisiyatifler ile yasatılmaya çalısılmakta fakat devlet yönetimleri tarafından bu gerçeklik ya unutturulmakta ya da çarpıtılarak sunulmaktadır. Inançsal bir tasarruf olmaktan öteye geçemeyen ‘yaratılıs’, bilimsel yöntemler ile deney ve gözlemlere açık degildir. Tek tutanagı ‘Evrim Teorisi’ni elestirmektir.
‘Yaratılıs’ görüsüne öncelik verilen ve “Tanrı her seyi ayrı ayrı, amaçlı olarak yaratmıstır” denilen bir egitim sistemi tamamen akli ve bilimsel verilere dayanan Evrim Teorisi’ni gölgelemis olursunuz. Din Kültürü Dersi’nde okutulması gereken konular Biyoloji ya da Fen Bilgisi Dersleri’nde anlatılırsa bilimin aydınlıgı ikinci planda kalır. Bu durum genç beyinlerde bir çok çeliski ve karmasaya neden olur. Bu bakımdan egitim sistemi kapsamında her konu amacına uygun olan derste irdelenmelidir.
Degismez dini kuralları yasam tarzı olarak benimsemis toplumlarda merak duyguları çogunlukla bastırılır. Bu toplumlarda ebeveynler “Tanrı var mı?” diye soran çocuklarının agzını kapatır. Eger çocuk, daha o yastan itibaren bir çok seyin ‘konusulmaması hâttâ düsünülmemesi geregi’ne inandırılmıs ve de buna alıstırılmıs ise zorunlu olarak ‘sorgulama’ ile özdes olan bilimden uzaklasacaktır. Çünkü degismez kuralları ilke kabul eden düsüncelerle bilim bir arada bulunamaz.
Dinsel bagnazlık tüm kurumlarıyla ülkemize yerlestirilmeye çalısılıyor. Yönetimler ekonomik ve duygusal rant umdukları bu ideolojiyi okullardan baslayarak tüm kurumlara ve halka asılamaya, sadece kul bilinci ile donatılmıs, sorgulamayan bir nesil yetistirmeye çalısıyor.
Toplumumuz ‘Evrim’ düsüncesinden giderek daha da fazla uzaklastırılıyor.
http://www.evrimteorisi.org
SÖYLEŞI
Yeni yılda ilk söylesi konugumuz sitemiz Disiplin Kurulu Üyesi Özgür_beyin...
TD: Kendini nasıl ifade ediyorsun?
Özgür_beyin: Kendimi Müslüman Mahallesi’nde ‘salyangoz’ satmaya çalısan biri olarak görüyor ve öyle ifade ediyorum..
“Bunun için çok sey fark etti!”
Jonathan Livingston’un ‘Martı’ adlı kitabında bir öykü var. Öykü kısaca söyle:
Atlas Okyanusu’nun kıyısında evi olan bir adam sabah bahçeye çıktıgında sahilde, sürekli egilip kalkan bir adam görür. Önce umursamaz ama bu ritüel uzun sürünce merak edip yanına gider. Bakar ki adam aksamki fırtınada kıyıya vurmus deniz yıldızlarını teker teker alıp denize atmaktadır. Sorar: “Burada belki yüz binlerce kıyıya vurmus deniz yıldızı var. Ne fark eder ki?” Adam eline bir tane daha denizyıldızı alıp fırlattıktan sonra “Bunun için çok sey fark etti!” der.
Ben de dinlerin kıskacında bogulan bir ‘deniz yıldızı’nı bile kurtarmamın hem benim hem de O’nun için çok fark edecegini düsünüyorum.
TD: Hayata nasıl basladın; aile çevrenin inançsal nitelikleri ve bu konudaki tutumları nelerdi?
Özgür_beyin: Hayata dindar bir ailenin çocugu olarak basladım. Babam dürüst ve samimi bir Müslüman’dı. Beni ‘dinini-diyanetini’ bilen biri olarak yetistirmeye gayret etti. ‘Sürü’ (ailesi) den dinen sorumlu bir çoban oldugunu düsünüyordu. Çünkü böyle etkilemislerdi onu.
“Orayı bitirip ölü yıkayıcısı mı olacaksın?”
Babam ilkokulu bitirdigimde Süleymancı, yatılı bir ‘tekke’ye yazdırdı beni. Gaye Kuran’ı ‘pisirmem’ idi. Ama yatılı Kuran kursu hayatı beni bogdu. Bir hafta sonra kaçtım. Annemin destegiyle babamın ‘yatılı’ dayatmasını kırdım ve bir sene boyunca her gün okula gider gibi devam ettim. Sonraki sene IHL’ne basladım. Babamdan asırı bir dini baskı gördügümü söyleyemem; ama bir komsumuz Imam-Hatip’te okudugum için “Orayı bitirip ölü yıkayıcısı mı olacaksın?” diyordu. (O zamanlar ölüleri cami imamları yıkıyordu) Komsumuz beni ‘zeki bir çocuk’ olarak gördügü için böyle bir okulda ziyan olmamı istemiyordu. Babamdan dini baskı görmememe ragmen -yine babama göre- o okula gitmek zorundaydım.
"Onlarda tarif etmenin mümkün olmadıgı bir durus, bir çekingenlik vardır"
Aileler benim zamanımda Istanbul’da çocuklarına karsı asırı bir dini baskı uygulamıyordu. Ayrıca Istanbul bugünkü kadar lümpenlesmemisti. Imam- Hatipli çocukların yüzde doksanı (belki de daha fazlası) aile zoruyla bu okullara gelirler. Şimdikileri belki tanıyamam ama benim zamanımın Imam-Hatiplileri’ni yüz çocugun içine karıssa tanırım. Onlarda tarif etmenin mümkün olmadıgı bir durus, bir çekingenlik vardır. Bir de kendilerine has giyim tarzı… Bu çocukların çogu köy çocugudur. Şehirde büyümelerine karsın simdikiler de ‘köy çocugudur’ aslında. Çogu köylülükten kurtulamadan büyür. Ne hazindir ve ne yazıktır ki yasama sevinci ‘yasak elma’ gibi içlerinde gizli kalır; dısarıya belli etmemeye çalısırlar. Islam’ın yasakları yasamlarını tamamen köreltmese de hep ‘engelleyici amil’ olarak beyinlerinin bir kösesinde sürekli nöbet tutar.
“Bana Şair Nedim’i, Nazım’ı, Tevfik Fikret’i, Aziz Nesin’i Imam-Hatip sevdirdi.”
Nedim’in bir siirindeki bir mısra beni çok cezbeder: “ Gülelim, eglenelim; kâm alalım dünyadan!” Bu çocuklar dünyadan ‘KÂM’ almama üzerine sartlandırmaya çalısırlar kendilerini. Yasamları boyunca insanlara karsı sanal tiyatronun tek aktörü olarak ‘rolleri’ni oynarlar. Ama içlerindeki volkanları kimse bilmez… Onlar kendilerine uyarlanmıs ‘sablon’un içinde kalmaya mahkumdurlar.
“Bana Şair Nedim’i, Nazım’ı, Tevfik Fikret’i, Aziz Nesin’i Imam-Hatip sevdirdi.” Desem sanırım inanmazsınız. Hem de farkında olmadan... Çünkü bu isimler hakkında sürekli olumsuz referans verilirdi bize.. Tabii ki meslek dersleri hocaları tarafından…
Nedim’in hamamda oglanlarla isret ederken zabıta baskınından kurtulmak için çıktıgı damda ayagının kayıp düserek öldügü; Tevfik Fikret'in oglunun papaz oldugu; Aziz Nesin'in subayken ‘asker tayı’nı çaldıgı, Nazım’ın sülâlesinin gâvur oldugu anlatılırdı.
Din ile ilgili dersler veren bu hocaların olumsuz propagandası bende tam ters etki yaptı. Bu yüzden bu isimleri genç yasta tanıma fırsatı buldum. Bu olumsuz propaganda olmasaydı belki tanıyacaktım ama çok daha geç olacaktı…
TD: ‘Özgürlük’ kararını nasıl verdin? Tahsilinin ve Kuran'ı ögrenmenin etkisi var mı? Sonrasında baskı yasadın mı (yasıyor musun)?
"Parayı denklestirdikten sonra sahaflara gidip mealli bir Kuran aldım"
Özgür_beyin: ‘Özgürlük’ kararını bana Kuran verdirdi. Imam-Hatip’te okurken Fatih’teki Devlet Kütüphanesi’ne üye olmustum. Sanırım haftada üç veya dört kitap alıp okuyordum.Bu kitaplar benim bakıs açımı zenginlestirdi ve her söylenene inanmama refleksi gelistirmeme sebep oldu. Bu yüzden olsa gerek Imam-Hatip’teki ‘din dersleri’ bana çok zayıf ve basit geliyordu. Imam Hatip 4’te (o zamanlar okul 7 seneydi) bende “Çocuk oldugumuz için bize ‘din’i yüzeysel anlatıyorlar” düsüncesi olustu. Bu fikir beni Türkçe Mealli bir kuran almaya zorladı. Para biriktirip almaya karar verdim. Çünkü evimizde iki-üç tane Kuran vardı ama mealli olanı yoktu. Meallisine babam da ihtiyaç duymamıstı herhalde… Parayı denklestirdikten sonra sahaflara gidip mealli bir Kuran aldım. Içimde anlatılmaz bir heyecan vardı. Çünkü Allah’ın bizimle ne konustugunu tamamen anlayacak, basit dinden kurtulacaktım. Kuran’ı aldım; otobüse bindim. Otobüste okumaya çalıstım ama kalabalıktan ve ısıgın yetersizliginden okuyamadım. Yine aynı heyecanla eve geldim ve hemen okumaya basladım. Ama okudukça heyecanımın yerini hayal kırıklıkları aldı. Olumsuz bir sok yasıyordum. Kuran’da anlatılanlarla bize okutulan arasında fark yoktu ve kopus basladı...Akan zaman içinde tam bir Ateist oldum.
Bence hiç bir din insan dogasına uygun degildir. Çünkü din insanı insan yapan bütün duygulara karsıdır. Bütün dinler yasama ve bilime karsıdır ve insanları akıntıya
kürek çektirir. Iste bu kürek çekenler veya çektirilenler artık gelisen dünyada çaresiz kalmaya baslayınca dinlerini tevil ve tefsir yoluyla güne uydurmaya çalısmakta. Yandaslarını da buna iknaya zorlarlar. Ve ne yazık ki egitimsiz insanlar üzerinde basarılı olurlar.
TD: Bir Ateist olarak dinlere bakıs seklin nedir; niçin böyledir? Inanırlar hakkında ne düsünüyorsun; onları nasıl degerlendiriyorsun?
Özgür_beyin: Dinlere ‘sosyolojik bir olgu’ olarak bakıyorum. Bazı insanlar Ateizmi tasıyamaz. Dinsizlik çok kuvvetli bir psikolojik yapı gerektirir. Yakın yüzyıllarda da dinlerin yok olacagını sanmıyorum ve dinsizlerin çogalacagına da kesin gözüyle bakıyorum.
"Bugün Islam’ın 'tahrif edilmis' diye suçladıgı Tevrat 750 yılda yazılmıstır"
Dinlerin en hoslanmadıgım yönü mütedeyyin insanların propaganda yoluyla kandırılıp birer canavar haline getirilmelerine vesile olmasıdır. Şu bir gerçek ki her din kurucusu ve ardılları kendi dünya görüslerini ‘din’ diye insanlara yutturmaktadır.
Bugün Islam’ın “tahrif edilmis” diye suçladıgı Tevrat 750 yılda yazılmıstır.Anlatıldıgı gibi tahrif de edilmemistir. Insanlar kutsalını koruma taraftarıdır ve bu içgüdüseldir. Tevrat incelenirse farklı kisiler tarafından yazıldıgı üslup farklılıgından dolayı göze çarpar. Insan putunu yapmaya meyyaldir. Bu gözle bakarsak Elvis Presley ve benzerleri de bir puttur ve bu tür imalatlar devam edecektir.
Aile çevremde herkes dinsiz oldugumu bilir. Yaklasık 10 yıldır benden ümitlerini kestiler. Artık kimse beni ‘dogru yol’a ulastırmak için ugrasmıyor.Hatta aile çevremdeki gençlerden bazılarının bakıslarının derinliklerinde bana hak verip tasdik ettiklerini bile görüyorum. Ama çemberin içinden çıkmaya cesaretleri yok!
.
Ben “Elhamdülillah Müslüman’ım” diyen insan kadar “Elhamdülillah ben de Ateist’im” deme hakkım oldugunu düsündügüm için kimseye ‘eyvallah’ etmiyorum!
TD: TD Sitesi ile nasıl tanıstın, neler yasadın ve nasıl yönetici oldun?
Özgür_beyin: Ben bilgisayarı hep bilgi almak ve isim için kullanırdım. Böyle sitelerden haberim bile yoktu. Ben siteleri gençlerin “manita” bulmak için bir basamak olarak kullandıklarını düsünürdüm.
"Baba bak; senin adamının sitesi var"
Turan Dursun'u ölmeden önce tanırdım (kitaplarından). Bir aksam kızım “Baba bak; senin adamının (Turan Dursun) sitesi var..” deyince ilgimi çekti. Bir kaç gün bakınca sitelerle ilgili fikrim tamamen degisti. Basitlik ve bayagılık yoktu. Kızımın yardımıyla üye oldum ve hala buradayım.
Her insan bir sekilde kendini ifade etmek ister. Iste ben bu sitede kendimi
ifade ettigimi düsünüyorum.
TD: Hayalinde nasıl bir dünya ve insanlık gelecegi var?
Özgür_beyin: Hayalim ‘Havra’ya gidenin ‘Cami’ye gidene karısmaması; namaz kılanın kılmayana karısmaması ve kimsenin kimseye kendi sübjektif dogmalarını kabul ettirmeye çalısmamasıdır. Allah’ı kullanarak din üzerinden insan kanı akıtılmamasıdır.
“Bir lokma, bir hırka”
Ama ne yazık ki dinler sıfır sermayeyle çok para kazanılan bir sektör oldugu için kullanılmaya devam edecektir. Ayrıca bu sektörün ne stopaj ne kira ne de vergi derdi var. Yeter ki sen kendine bir çevre edin, agzın iyi lâf yapsın... Bol “Allah”lı metinlerle konus; gerisi kolay… Ondan sonra da yetistirdigin kazları yolmaya devam et.
Din satanlar ‘Allah rızası için’ Mercedes’e binsin; sen de Allah rızası için “Bir lokma, bir hırka” zavallılıgıyla bir yerlerde sürün!...
TD: Tesekkürler…
LAIKLIK VE DIYANET
Laik bir ülkede devletin herhangi bir dini temsil eder nitelikteki ‘Diyanet’ gibi bir kuruma sahip olması, onun ‘Laik’ vasfına aykırı düsmektedir. Buna ragmen Diyanet Isleri Baskanlıgı Türkiye içerisinde faaliyet göstermekle yetinmemekte, Türk kökenli Müslümanların oldugu her yerde çalısmalar yapmaktadır. Bırakın ‘din’in ülke içerisinde hakim ideoloji haline gelmesini, dünyanın bir çok ülkesinde yürütülen misyonerlik faaliyetleri sonucu hızla dünyaya yayılması saglanmaktadır. Yani “Atı alan Üsküdar'ı geçmistir!”
Diyanet Isleri Baskanlıgı bu yaptıklarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına Islam’ı dünyaya yaymaya çalısmaktadır aslında. Bu çabalar bir çok ülkede yayımlanan kitap, dergi ve brosürlerle; TV yayınlarıyla; dinsel faaliyetler yürüten derneklerle saglanmaktadır. Bu çalısmalar yapılırken de Suudi Arabistan'ın rabıtası ile tam bir uyum içerisinde olunmaya özen gösterilmektedir. Çünkü her iki ülkenin ortak hedefi de ‘Islami Yasam Tarzı’nı basta Müslüman Toplumlar olmak üzere etkin kılmak; sonra da baska inanç kökenlilerin Islam’a kazandırılması için mücadele etmektir. Ikincisinin basarılabilmesi için öncelikli olarak bu toplumların ‘Islamlastırılması’nın gerekli oldugu düsünülmüstür.
Diyanet Isleri Baskanlıgı’nın Din Hizmetleri Müsavirlikleri’nin bulundugu ülkeler Almanya, Amerika Birlesik Devletleri, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, Isveç, Isviçre, Ingiltere, Rusya Federasyonu, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Makedonya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak belirlenmistir.
Din Hizmetleri Ataselikleri ise Türk kökenli göçmen nüfusun yasadıgı hemen her ülkede ve hatta her sehirde bulunmaktadır. Almanya agırlıklı olmak üzere birçok ülkede Din Hizmetleri Ataselikleri vardır. Bunlar: Almanya (Berlin, Düsseldorf, Essen, Frankfurt, Hamburg, Hannover, Köln, Karlsruhe, Münih, Nürnberg, Stuttgart, Münster, Mainz); Avustralya (Sidney, Melburn); Hollanda (Deventer); Fransa (Lyon); Amerika Birlesik Devletleri (New-York), Suudi Arabistan (Cidde), Nahcıvan ve Romanya (Köstence) olarak sıralanmıstır. Din Hizmetleri Müsavirlikleri’nin ve Ataselikleri’nin öncelikli islevi yurtdısında yasayan Türk kökenli vatandasların Islami çizgide egitilmesini saglamaktır.
Bugün Avrupa’da yaklasık olarak 3,5 milyon Türk kökenli göçmen yasamaktadır. Bunlara yönelik ciddi bir örgütlenme içerisinde olan DIB, bu faaliyetlerini esas olarak devlet adına yürütmektedir. Çünkü Din Hizmetleri Müsavirlikleri ve Ataselikleri dogrudan Türk Büyükelçilikleri’nin bir alt kurumu olarak çalısmaktadırlar. (“Diyanet Isleri Baskanlıgı yurtdısı teskilatı, vatandas ve soydaslarımızın bulundugu ülkelerde Büyükelçiliklerimiz nezdinde Din Hizmetleri Müsavirlikleri, Baskonsolosluklarımız nezdinde de Din Hizmetleri Ataselikleri olarak teskilatlanmıstır…”) (www.diyanet.gov.tr) Bu açıklama göçmenlere yönelik olarak yapılan ‘Islami Propaganda’nın merkezinde Türk Devleti’nin oldugunu ortaya koymaktadır.
Devlet adına faaliyet yürüten Diyanet Isleri Baskanlıgı’nın çalısmalarının odagında Türk orijinli olarak bilinen Orta Asya Cumhuriyetleri bulunmaktadır. Bu ülkelerde din görevlilerini (imam) yetistirmek amacıyla açılan Ilahiyat Fakülteleri, liseler ve Islam’ın günlük hayata egemen kılınması için yapılan camiler DIB tarafından finanse edilmektedir. Örnegin 1999 yılında Diyanet Yetkilileri Azerbaycan, Kırgızistan, Afganistan, Dagıstan ve Kazakistan’da birer Ilahiyat Fakültesi; Bakü, Nahcivan, Romanya ve Türkmenistan’da da Ilahiyat Liseleri açıldıgını belirttiler. Ayrıca Özbekistan’da 1, Azerbaycan’da 4, Kırım'da 10, Kırgızistan'da 1, Nahcivan'da 1, Kazakistan'da 1 ve Türkmenistan'da 1 olmak üzere toplam 23 cami yapıldıgı da açıklandı.
Orta Asya ve Kafkasya agırlıklı bir propagandanın varlıgı da tesadüfi degildir. 2003 Yılına kadar 10 farklı dilde yayımlan Islami içerikli yazılı eserlerin toplamı 3 milyonun üzerindedir. Aynı sekilde DIB tarafından 14 dilde Islami propagandayı içeren yaklasık 1 milyon 330 bin brosür yayımlanmıstır.
Laik bir ülke oldugu iddia edilen Türkiye’de devletin ekonomik, politik ve diplomatik olanakları en üst düzeyde kullanılarak sözü edilen ülkelerde Islami propagandaya agırlık verilmesi çeliskili bir durum gibi görünse de esas olarak bu ülkelerin bulundugu jeopolitik konumla dogrudan ilgilidir. Bugün özellikle Türkmenistan, Tataristan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan gibi ülkelerde ‘Radikal Islamcı Hareketler’in çok ciddi bir güç haline gelmelerinde Türkiye gibi ülkelerde devlet adına yürütülen Islami faaliyetlerin önemli bir etkisi bulunmaktadır. “Yurtdısında yasayan vatandas, soydas ve din kardeslerimiz için muhtelif dil ve lehçelerde 43 çesit kitaptan 1.265.000 (Bir milyon iki yüz altmıs bes bin) adet bastırılmıstır…” www.diyanet.gov.tr
Isin ilginç yanı da Islam Dini’ni uluslararası alana yaymak için misyonerlik faaliyetleri yürüten Diyanet Isleri Baskanlıgı’nın baska dinlerin Türkiye’de misyonerlik faaliyeti göstermesini yasaklamasıdır. Diyanet Vakfı tarafından yayımlanan “Hıristiyanlık Propagandası ve Misyoner Faaliyetleri” isimli kitapta sunlar belirtiliyor: “Bilindigi üzere ülkemizde her ne sekilde olursa olsun Hıristiyanlık propagandası yapmak suçtur. Böyle propaganda yapan bir sahsa rastlarsak onu da en yakın emniyet makamına bildirmek aynı zamanda vatandaslık görevidir”; “Ülkemizde Hıristiyanlık propagandası yapmak kanunen suçtur.”
Görüldügü gibi Diyanet Islami Ideoloji’nin devlet eliyle yayılması için kurulmus bir kurum olarak Anayasa’daki Laiklik Ilkesi’ni tamamen yok eder hüviyettedir. Ülke içerisinde Islam’ı yaymak için gösterdigi temel faaliyetlerin yanı sıra uluslararası planda da çalısmalarını yürütmektedir. Toplum tamamen din esasına yönelik sekillendirilmeye çalısılmakta, insanlara devlet eliyle kul olma bilinci asılanmaya ugrasılmakta ve bunda da basarılı olunmaktadır. Bu gün gelinen noktada Siyasi Islam’ın basarısının nedenleri bilinmek isteniyorsa, bu sebepler yıllardır devlet içerisinde ve yine devlet eliyle yürütülen Diyanet Faaliyetleri’nde aranmalıdır.
Diyanetin varlıgı geçmiste oldugu gibi bugün de Laik Türkiye’nin önündeki en büyük tehdittir.
HABER - YORUM
forum.ateizm1.org adresinde faaliyet gösteren ateist forum yine mahkeme kararı ile kapatılmıs ve Türk-Telekom Kullanıcıları'nın erisimine engellenmistir.
Sitedeki tüm yönetici ve üye arkadaslara 'geçmis olsun' dileklerimizi iletiyor ve bu kararı kınadıgımızı bildiriyoruz. En kısa zamanda Türk-Telekom engelini asacaklarına inanıyoruz. Kendilerine destegimiz tamdır.
Bu tarz kapatmaları saglamak için mücadele veren kimi odaklar bu davranıslarıyla bir yere varabileceklerini zannederek yanılmaktadırlar!...
Ateist foruma adresinden Türk Telekom engeline maruz kalmadan ulasabilmek mümkündür.
Saygıyla...