Eylül 2008 Bülteni



Saygıdeğer okurlar,

Bültenimizin 13. sayısında sizlerleyiz…


Bu ay sizlere;

Ülkemizdeki eğitim sistemi ve sonuçları konulu ‘Okullar Açılırken’ başlıklı eleştiriyi,

Yeni üyelerimizden ‘Erce’nin forumumuzdaki ‘Tanışalım’ isimli bölüme yazdığı itirafı

Ve

Evrim teorisi sitemizin gelişimiyle ilgili ‘Haber-Yorum’u sunuyoruz.

Katılımınız için teşekkürler…


Saygıyla...





Ölüm Yıldönümünde Turan Dursun’a saygıyla…


Yine Eylül; yine hüzün, gurur..
Tıpkı her Eylül gibi aydınlığa özlem, cesaret...

İyi ki vardın, yol gösterdin..
Yoksa nasıl kavuşurdu geceler gün ışığına...





HODRİ MEYDAN!

Turan Dursun Sitesi Bülteni birinci yılını başarıyla geride bıraktı. Geçen sene büyük ustanın ölüm yıldönümünde başlattığımız yazın sürecinin toplum aydınlanması adına katkı sağladığı düşüncesindeyiz.

Amacımız dinlerin, insanların yaşam biçimleri ve fikir dünyalarına uyguladığı baskının önüne geçebilmektir. Turan Dursun da bu amacı topluma aktarabilmek adına üstün bir mücadele ve cesaret sergiledi. O’nun bir şiarı vardı. Bu şiarı devralanlar aynı düşünce ve arzuyla aydınlanmaya katkı sağlamaya devam edecekler.

Turan Dursun Sitesi, site tüzüğü ve insana saygı kuralları göz önünde bulundurularak yapılacak her ziyarete sonuna kadar açıktır. Bu sebeple tüm dinlere ve onların savunucularına özgü olmak üzere, davetimizi yineliyoruz:

Bin yıllardır sizler ve sizin gibi düşünenler, mülki gücü de ellerinde tutarak, insan topluluklarını ve uygarlıkları taassup denilen o ispat edilemez ve sadece psikolojik bağlanma dayanaklı olguyla üstelik de baskı kullanarak yönetmeye çalıştı. 21. Yüzyılda insan aklı ve düşüncesi artık taassubu reddediyor. Gelin bu konuda bizlerle akıl-mantık ve insani ahlâk çerçevesinde tartışın. İddialarınızı iddia olmaktan çıkarmak ve fikriyatınızı tüm insanlığa ispatlamak sizlerin görevidir.. Bekliyoruz…





Okullar Açılırken…


Eylül ayında okulların açılmasıyla birlikte yıllardır süregelen bir tartışma yeni boyutuyla gündemimizi işgal edecek gibi görünüyor. Tüm çağdaş-hukuksal aykırılıklara rağmen hükümetin benimsediği strateji ve dayattığı zorunlu din dersi eğitimi, bu eğitim döneminde de sürme eğiliminde… Bu durum demokrasi ve hukukun ancak laik bir temelde gerçekleşebileceğinin kanıtı olarak karşımıza çıkıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay kararlarına rağmen hükümet zorunlu din derslerini kaldırmak için adım atmıyor. AİHM, Ekim 2007'de aldığı kararla zorunlu din derslerinin “Eğitim hakkının ihlali” olduğunu belirtmişti. Hasan Zengin ve kızı Eylem'in başvurusunda mahkeme, dersin içeriğinin sadece İslam'ın Sünni yorumuna dayandığını vurgulamıştı. Mahkeme ayrıca gayrimüslim çocukların dersten muaf tutulmasının da inanç özgürlüğünü sağlamak için yeterli olmadığını bildirmişti.

Gelişen süreçte Ağustos sonlarından itibaren Alevi örgütleri zorunlu din dersi eğitimine karşı oturma eylemleri düzenlemeye başladı. Böylece laikliğe aykırı olan zorunlu din dersi uygulamasının toplumun geniş bir kesimini yok sayarak ülke insanını ‘İslamcı Sünni’ yorum temelinde yönlendirmeye çalıştığı ortaya çıktı.

Demokrasi karşıtlığı laiklik ilkesinin rafa kaldırılmasıyla belirmeye başlar. Zorunlu din eğitimi kendini ahiret inancıyla sınırlayan, düşünemeyen ama sadece itaat eden, kaderine razı olan kullar yetiştirme hedefinin ilk adımıdır. Bu da insanları sömürebilmenin yani onlardan faydalanabilmenin en bilinen ve kolay yoludur. Ülkemizde evrim teorisinin karşısına, bu stratejinin 2. aşaması olarak ve gencecik beyinlere zerk edilmek üzere, bin bir kaos içeren, belirsiz bir ‘yaratılış’ teorisi ya da onun son yıllardaki versiyonu ‘akıllı tasarım’ konulmaktadır.

Akademisyen Yrd. Doç. Dr. Oğuz Özdemir’in geçtiğimiz ay yayımlanan araştırması biyoloji öğretmen adaylarının ‘Evrim Teorisi’ni benimsemede ve anlamada güçlük çektiğini ortaya koydu. Hacettepe Üniversitesi’nden 98 öğrenci üzerinde yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 43’ünün teoriyi benimsediği, yüzde 30’unun kararsız olduğu, yüzde 16’sının ise benimsemediği ortaya çıktı. Bu durum ülke insanının cehalete mahkum edilmeye çalışıldığının göstergesidir.

Özellikle biyoloji, evrim gerçekliğine dayanmadan ne kavranabilir ne de bu alanda en ufak bir yeniliğe, gelişime ve keşfe ulaşılabilir. Tarımda zararlı böceklerle savaşım evrim ilkeleri göz önünde tutulmazsa başarıya ulaşamaz. Hayvan ve bitki ıslah çalışmaları evrim olmadan bir sonuca ulaşamaz. Eczacılıkta yeni ilaç üretimleri evrimsel ilkeler baz alınarak gerçekleştirilmektedir. Evrimsel bakış açısı genetik mühendisliğinin ön koşuludur. Tıpta salgın hastalıkların önlenmesi ve hastalıkların tedavisi evrimsel ilkeler ile mümkün olabilmektedir.

Tüm yargı kararları hiçe sayılarak zorunlu din dersi uygulaması ile okullarda yaratılışın evrime alternatifmiş gibi öğretilmesinin temelinde yatan anlayış ve yönetenlerin ülkeyi getirmek istedikleri nokta, “Allah istedi; oldu” tavrını benimsemiş ve sorgulayamayan bir toplum yani itaatkâr kullar bütünü oluşturmaktır.

Bizler gelecek nesillerin bilime ve çağdaş yöntemlere uzak yetişmesine karşıyız. Onların düşünemeyen ve sorgulayamayan bir sürünün bireyleri olmasını istemiyoruz. Geleceğimizin kullukla değil sadece insanlıkla elde edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda kendisini ‘insan’ olarak tanımlayan herkesi bu çağdışı eğitim anlayışını reddetmeye davet ediyoruz. Unutmayalım; sessiz kalmak karanlığı kucaklamak demektir.

Vakit halâ çok geç değil!...




İtiraf..

Merhabalar,

Gerçekleri görmek ve bunları açıklamak ‘kâfirlik’se ben kafirim!

Yazdıklarımın hepsini okuma metaneti gösterirseniz memnun olurum. Sebebini okudukça anlayacağınızdan eminim. Özellikle “Ben Allah’ın hizbiyim (taraftarıyım) ve ceyşiyim (askeriyim)” diyen insanlar iyi okusun…

İsmim E., Erzurumluyum, 38 yaşındayım. Akademik bir şahsiyet değilim; liseyi zar zor bitirdim.

Bir zamanlar mehdinin sağ koluydum. Öyle ki ondan hiç bir şüphe duymuyordum. Hattâ gerektiğinde bunu kanıtlamaya da hazırdım.

1986 Senesine kadar mahalle camilerindeki ‘Kuran kursu öğretileri’ ile Müslümanlığın gerektirdiği her ibadeti yapıp sevap -yani artı puan- almaya zorlandım. Buna 10 yaşından itibaren 30 gün Ramazan orucu da dahildi.

O zamanlar lise 2. sınıftaydım. Sigara içiyor ve alkol kullanıyordum; yani “Günah” denen ‘eksi puanlar hanesi’ni dolduruyordum. Aynı kafa yapısına sahip arkadaşlarla üniversite hayali taşımamıza rağmen serserilikten geri durmuyorduk.

1992’de bir kavgada vurulup ölüm tehlikesi atlatınca ­o arkadaş çevresinden ayrıldım ve kendimi tanrıya adamaya karar verdim.1993’te tarikatlara girdim. Nakşi olup hafi (sessiz) zikir ve hatme (belirli sayıda taşlarla yapılan ibadet) yaptım; Kadiri olup cehri (sesli) zikir halkalarına katıldım; Rufai olup zikirlerde narlı şiş yaladım; Mevlevi olup sema (kendi etrafında dönme) zikri yaptım; hak aşığı olup beyitler yazdım…

13 Senelik tarikat hayatımın 12 senesini tek bir şeyhe bağlı olarak ve bunun 10 senesini de memleketimden uzak, farklı illerdeki dergâhlarda hizmet vererek geçirdim. Bulunduğum tarikatın bütün hizmetlerinde görev üstlendim. Sonunda da icazetle ‘zakirlik’ (dergah ve zikir yönetimi) unvanı aldım. Daha sonra vekil yetkisiyle bir şehre ‘manevi vali’ olarak atandım.

Bunları yaparken zamana bağlı olarak kafamdaki bazı sorulara cevaplar bulmaya çalışıyordum:

“Tanrının kâinatı ve bizleri yaratma sebebi nedir?”
“İnsanların ve cinlerin kulluk için yaratılması…”

“Tanrının kullara ihtiyacı var mı? Eğer yoksa yaratılışın sebebi nedir?”
“İhtiyacı yoktur; sebep de imtihandır…”

“İmtihanın sonucunu bilen tanrı bize bir şey ispat etmek zorunda mıdır? Değilse bunun sebebi nedir?”
“Değildir.. Sebebi tercihinin böyle olmasıdır; yani sır..."

“Tanrı, Muhammedi sevip ona aşık olmaya ihtiyaç duyar mı?”
“Duymaz.. Sebep tanrının Muhammed’de kendini görmesi dolayısıyla kendine aşık olmasıdır.”

“Tanrının kendine aşık olması ne kadar mantıklıdır ve kâinatın yaratılma sebebini tam olarak açıklar mı? Bu ‘kendine aşk’ durumu bir acziyet doğurmaz mı?
“Acziyet doğurmaz. Tüm bunlara sebep hepsinin kendi tercihi olmasıdır; yani sır… (Ne kadar da ‘sır’ yüklü, değil mi?) İşte bu sır ancak tasavvuftaki ‘vahdet-i vücut’ olgusuyla açıklanabilir. ‘Vahdet-i vücut’ta kâinat tanrının bir parçasıdır fakat bu sır sadece zatının olduğu yerde saklıdır. (Muhyiddin-i Arabi örneği)"

“Tanrının zatı bu vücuda hakim midir ve vücudunun bir parçası olan kâinata bu şekli vermesinin sebebi nedir?
“Tanrının zatı vücudun her zerresine hakimdir. Kâinatın bu şekli kendi tercihidir; bu sırrı tanrıdan başkası bilemez.”

Oysa ‘En-el Hak’ (“Ben hakkım” – Hallac-ı Mansur örneği) veya Fenafillah (“Allah da fani” yani onun vahdetinde yok olup belirli bir sırra vakıf olmak- Mevlana: “Men gönüller Kâbesiyem”, Beyazidi Bistami: “Ben kendimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim”) makamına erdiğini zanneden peygamber ve veliler dahi bu sırrı tam olarak bilemez; Muhammed de dahil… Miraçta dahi tanrıyı görmüş değildir. Nedense saygı duyduğumuz bütün peygamberler de ‘Ben-i İsrail’ soyundandır.


Aslında düşünen her insan bu veya benzeri soruları sorar kendine. En önemlisi, kişi kafasını kaldırıp yaşadığı düzeni analiz edince bütün sistemin aklın yönlendirmesiyle işlediğini, hiçbir ilahi gücün olmadığını ve tüm bu inanışların toplumların sevk ve idaresi için bir araç olduğunu rahatlıkla görür.

Bu sözleri söylemek benim en tabii hakkım. Çünkü gençliğimi –güya- yere göğe sığmayıp kulun kalbine sığan tanrıyı bulma uğruna harcadım. Tabiî ki ben de bu soruları o zaman mensup olduğum tarikat şeyhine özel olarak defalarca sordum. Hepimizin medyadan ve kitaplarından çok iyi tanıdığı, kendini mehdi kabul edip de bunu açıkça söylemeye cesareti olmayan H.Y. lâkaplı şahıs gibi şeyhim de kendini saklıyordu. Bana hep “Sağ kolum” derdi ve ben de bundan büyük bir haz alırdım.

Zihnimdeki soruların yönlendirmesiyle ona “Allah’ın var olduğuna inanmadığımı” ve “Şayet varlığını ispatlayabilecekse bunun vaktinin gelmiş olduğunu” söyledim. Beni sabır, hizmet, teslimiyet, kalp gözünün açılması gibi olgular ya da Yunus Emre hikâyeleriyle kandıramayacağını biliyordu. Bu sebeple bana bu konuyu cevaplayamayacağını bildirdi. Bunun üzerine 2006 yılı Haziranı’nda oradan ayrılarak gerçek hayata döndüm ve sanki yeniden doğdum. Çünkü bu şahıs bizlere yıllarca velilerin, peygamberlerin, Muhammed’in halâ yaşadığını; onları görmenin ancak manâ aleminde mümkün olduğunu; kendisinin görebildiğini ve bunun kalp gözünün açılmasıyla mümkünleştiğini; kölenin efendisine teslim olduğu gibi teslim olmamız halinde onları görebileceğimizi anlatıyordu. Daha da ileri giderek Allah’ı gördüğünü ve kendisine bağlanmayan, malını ve canını ve feda etmeyenlerin sonsuza kadar bundan mahrum olacağını iddia ediyordu.

1991 Senesinde İstanbul’da iken hukukçu bir arkadaşım Turan Dursun’dan ve Muhammed’in cinsel hayatından bahseden bir kitap göstermişti bana. Bu durum beni fazlasıyla üzmüştü. O zamanlar tanrıdan bu tür insanlarla mücadele edebilmek için yardım isteyip ağlamıştım. Görüyor ve anlıyorum ki inancımın gözyaşları benim 15 senemi boşa götürmüş.

Ne yazık ki insanların bu ağır inançsal ve psikolojik baskıdan sıyrılıp uyanması çok zor. İnanıyorum ki ancak cesaret ve kararlılıkla girişilecek mücadele uyuyanları gerçeğe uyandıracaktır.

Şimdiye kadar sanal bir dünya için gençliğimi verdim; şimdiden sonra da gerçekler için mücadeleye hazırım.

Saygılarımla…




Haber-Yorum..


Geçtiğimiz günlerde Evrim Çalışkanları isimli grup tarafından kurulan www.evrimianlamak.org adlı web sitesi yayın hayatına başladı. Kendilerine başarılar diliyor, herkes tarafından kolayca anlaşılabilir bu site için onları kutluyoruz.
----------------------

www.evrimteorisi.org
Sitemiz, yapılan aramalarda, benzer 3.330.000 web sayfası arasında uzun süre 3. ve 5. sıralar arasında yer aldıktan sonra 18 Ağustos’tan itibaren 1. sırada görünmeye başladı.

“Evrim teorisi” söz dizisiyle arandığında zaten 1. sırada görünen sitemiz sadece “Evrim” sözcüğüyle arama yapıldığında da 3.330.000 web sayfası arasında karşımıza ilk çıkan oluyor.

‘Evrim Teorisi Sitesi’ yayın hayatına 2007 yılı Haziran ayında başlamıştı. O zamanlar google’da ‘evrim’ sözcüğü ile arama yapıldığında yaratılışçı görüşleri savunan siteler ilk sıralarda yer alıyordu. Hattâ bu sitelerin yöneticileri, içinde ‘evrim’ sözcüğü geçen pek çok dizi ve kalıbın isim hakkını da alarak karşıt fikirli sitelerin sayısını artırmışlardı. Amaçları ‘evrim gerçeği’nin bilinmemesi, öğrenilmemesiydi.

Gelinen süreçte ucuz oyunlar ve kurnazlıklarla bilginin önünün kapatılamayacağı ortaya çıktı.

Siteyi kurarken amacımız, bu sitenin evrim konusunda bilgi yayan en geniş Türkçe kaynak olmasıydı. Hedefimiz ise sitenin emek paylaşımı ile sürdürülmesi ve tüm evrim savunucularının ortak ürünü olarak tanınmasıydı.

Geldiğimiz noktada ‘evrim’ fikrini benimsemiş herkesi sitemize destek vermeye ve katkı sağlamaya yeniden davet ediyoruz. Çünkü dünya literatüründe çözümlenmeyi bekleyen pek çok kaynak var ve bunların dilimize kazandırılması aydınlık bir gelecek için şart.

Bilimsel gerçeklere ve doğrulara ulaşmak herkesin hakkı. Unutmayalım ki dünya üzerinde evrimin kabulü sıralamasında en gerideki ülke biziz. Bu ayıbı birlikte yok etmemiz ve insanlarımızı bu konuda bilinçlendirmemiz gerekiyor.

FORUMLARIMIZ

 

Facebook Sayfamız

facebook

Youtube Sayfamız

Youtube