![]() |
Gazeteci Yiğit Bulut'a Evrim Karşıtlığı Hiç Yakışmadı
Evrime inananlara inanamıyorum! http://haber.gazetevatan.com/pics/yazarlar/150.jpg 28 Mayıs 2009
Sevgili dostlar, iki gün önce “kızım neden evlenmiyor” başlıklı yazıda “hayatta tesadüf olamayacağını” daha doğrusu “tesadüflerin” matematiksel olarak “nasıl imkansız” olduğunu “bir genç kızın” 40 milyon kişide “aradığını” bulma ihtimali üzerinden tartışmış ve “matematik olarak” imkansız görünenlerin, nasıl olabildiği noktasında konuyu bırakmıştım. Kaldığımız noktadan itibaren sizden birçok mesaj geldi. Çok önemli katkılarda bulundunuz... Bugün “aynı olasılık” hesaplarını “evrensel yasalara, doğaya, maddenin ve hücrenin yapısı” gibi konulara uygulamak istiyorum. Daha doğrusu iki kişinin, “minimum ortak aranan şartlarda” akıl-bilinç-istek-duygularını kullanarak dahi “birlikte olmalarının” matematiksel olarak ne kadar “zor” olduğundan yola çıkarak; “milyarlarca hücrenin mükemmel bir şekilde biraraya gelişini” tartışmak istiyorum. Kimilerine göre bu “bir zekanın bilinçli biraraya getirmesi”, kimilerine göre “random-raslantısal” bir “gelişme” yani “evrim”! Dostlarım, canlı hücre yapısını bırakın bir kenara “sadece bir atom” alalım, yanlış anlamayın “atomu da” örneklemede kullanmayacağım. Sadece içine bakalım ve “raslantı sonucu milyon yıllar sonucu oluştu” denilen “elektron” yapısını inceleyelim... Bir atom içinde en çok dikkat çeken nokta, çekirdeği elektrik yükünden oluşan bir zırh gibi kuşatan elektronların atomun içinde en ufak bir kazaya yol açmamaları! Olsa ne olur? Felaket olur! Madde olmaz! Biz olmayız! AMA... Felaket sınırında “dolaşan” matematiksel olarak “olması ihtimali” yüksek olan böyle bir kaza asla gerçekleşmez ! Matematiksel olarak “mümkündür” ama olmaz! Tüm işleyiş mükemmel bir düzen ve kusursuz bir sistem içinde devam eder. Çekirdeğin çevresinde saniyede 1.000 km. gibi akıl almaz bir hızla hiç durmadan dönen elektronlar, birbirleriyle bir kez bile çarpışmazlar! Birbirlerinden herhangi bir farkları bulunmayan bu elektronların farklı farklı yörüngelerde bulunmaları, son derece şaşırtıcıdır! Şimdi düşünün; atomdan, hücreden, atomların, hücrelerin “birleşmesinden” vazgeçtim, elektronlar “dahi” mükemmel bir “uyum içindedir” ve bu uyum “varoluştan” bugüne devam eder! Bu noktada başka bir örnek verelim. Yine hücreden, evrimden vazgeçtim. Yerde duran bir tahta parçası var. Üstünde bir tezgah var, usta matkapla “çalışıyor”! Şimdi soralım; matkabın çalışır halde yere düşüp “tahtayı” delme ihtimali ne? İstatistikler her ay o atölyede 3 kaza olduğunu ve yaklaşık her 10 çalışma gününde 1 “rastgele” delik açıldığını gösteriyor. Şimdi bir soru daha soralım; aynı deliğin yanına bir “menteşe” çakılması ihtimali ne? Yine istatistikler o atölyede son 3 yıl içinde sadece bir yani 1.000 günde 1 kez aynı yerde duran artık bir parçaya düşen bir “menteşenin” üstünden geçilmesi sonrası “son derece bozuk” bir şekilde takıldığını gösteriyor. Bu iki verinin anlamı; bir delik ve yanına bir menteşe takılması ihtimali 10 binde 1! Lütfen dikkat daha “pencere” falan yapmadık! Tahtayı kesmedik, deliklerini delmedik, menteşe takmadık! Sevgili dostlar, bu “gerçekler” ve bu “veriler” eşliğinde bir daha soralım; bir tahtanın bir “pencere” olma ihtimalinin “olmadığı” bir gerçek düzeyinde, tek hücrenin “bir zekanın müdahalesi” olmadan bugün gördüğümüz “mükemmel bizi” ortaya çıkarma ihtimali sizce kaç? Yorulmayın ben söyleyeyim; matematiksel olarak böyle bir “ihtimal” yok! Bu gerçeğe “dünyanın oluşumu”, “yer çekimi” gibi kanunların da oluşumunu ekleyin! Tekrar ediyorum; böyle bir “ihtimal” matematiksel olarak “ifade edilemez”! Biraz “matematik” bilen, evrim gibi bir “saçmalığa” asla inanamaz! Bana kendi başına “oluşan tek bir pencere” gösterin, ben de inanacağım! Sonuç: Yukarıda anlattığım çok “basit” veriler ışığında soruyorum; “sizce evrim” sonucu “bu hale gelmemiz” mümkün mü! http://haber.gazetevatan.com/haber.v...ryid=4&wid=150 Evrime inananlara inanamıyorum (II) http://haber.gazetevatan.com/pics/yazarlar/150.jpg 30 Mayıs 2009 Sevgili dostlarım, “evrim” Türkiye’de ne kadar hassas bir konuymuş, önceki gün yaşayarak öğrendim! Sabah kalktığımda “mail” kutularım dolmuş, gazetede “yorumları” giren arkadaşlarımız bunalmaya başlamıştı! Sizden “bilimsel ve dini açıdan” olaya bakan o kadar çok mesaj geldi ki, bunlar başlı başına bir “kaynak” oldu. Eleştirenlere de “katkı” yapanlara da çok teşekkür ediyorum. Bugün izninizle sizden gelenlerden yola çıkarak hatta alıntılar ile paylaşarak, konuya devam edeceğim. Her şeyden önce “başlığı” çok doğru atmadığımı gördüm. İstediğimi net ifade edememiştim. Doğrusu “Evrim’in varlığına değil varoluşumuzun rastlantısal başladığı” şeklinde algılanan “evrim kavramına inananlar” olmalıydı. Evrimin varlığına “inanmamak” doğru bir tanımlama değil, en azından benim fikrim bu değil... Evrim “süreklidir”, her yerdedir ve “bilinçli bir zekanın yaradılışı başlattığı” süreç içinde “iyiye ve güzele doğru” evrim veya “tekamül” maddi-manevi anlamda devam eder. Bir sistemi kurarsınız, bileşenlerini “tasarlarsınız” sonrasında sistemin işleyişi sırasında karşılıklı etkileşim ile “yeni sonuçlar” ortaya çıkabilir. Bu da “evrimdir” ama “yaratıcı bilinci” inkar etmek gerekmez! Aynı mantık sosyal sistemlerde de geçerlidir. Sistem “evolution-evrim” geçirmek ve bileşenlerin “ihtiyaçlarına” uymak zorundadır. Evrim veya tekamül engellenir ise “birikmiş evrim devrim” getirir! Örnekleyeyim; Fransız Devrimi sosyal-ekonomik-politik sistemin “halkın düşünce dünyasının evrimine, gelişimine ayak uyduramayan” bir yapının yani “engellenmiş” evrimin “devrimi” getirmesidir... Engellenmiş “evrim” her zaman “devrim” değil bazen de “devrim” süsü verilmiş “darbelere” yol açar! Bu darbeler sivil ve askeri kaynaklı olabilir. Toplumun “evrimi” çerçevesinde onu “kapsayamayan” sistemler “kırılır”! Diğer önemli bir konu, sizden en çok gelen tespitlerden biri de bu; elektronların “evrim” ile ne alakasının olduğu detayı...Bir okuyucumdan aynen aktarıyorum; “...Elinize bir ipe bağlı top alın ve çevirin. Belirli bir hızdan sonra onun aniden yön değiştirerek sizin gözünüzde patlaması olasılığı SIFIRdır. Çünkü evrenin temel yasalarına aykırıdır. Newton yasaları. Şimdi elektron da kalkıp yörüngesinden ayrılıp, hadi bir çekirdeğe çarpayım diyemez...” Sevgili okuyucumun cevap vermesi gereken “elektron nasıl orada durur hale geldi”, bu yasa “nasıl oluştu” sorusudur! Bir bilgisayarı açın “işletim sistemini” kullanmaya başlayın, orada şunu dersiniz; bu “işareti tıklayınca” program açılacak! Peki “o işletim sistemini yani yerçekimini, evrensel yasaları” hangi güç yazdı, oraya koydu? Şimdi içine hiç işletim sistemi yüklenmemiş bir bilgisayar alın, yerçekiminin olmadığı bir dünya düşünün ve “şimdi kurun aynı çıkarımı”! Hazır sistem üstünde “çalışmak” ve “sebep-sonuç” üretmek kolaydır, önemli olan “üzerinde ahkam kestiğimiz” sistemi “hangi gücün” dizayn ettiğidir! Sevgili dostlar, canlı-cansız bütün sistemler “sürekli evrim” halindedir! Evren “dışa doğru genişlemeye” yani evrimine devam eder! Bu inkar edilemez! Ama bu evrim “ilk yaratılış sırasında” konan “kuralların içinde kalır”! Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla “öngörebildiğimiz” bu yapıya “düzen”, sıçramalara da “düzensizlik” deriz! Burada çok önemli bir not düşelim; kuantum teorisi “lineer olmayan” yani bizim “idrak kapasitemize göre” olmaması gereken ama “her seferinde şaşmadan” olan olayları açıklamada önemli bir adım atmış ve aslında “kaos” dediğimiz her şeyin bir üst algılamaya göre “kosmos” olduğunu ispat etme yoluna girmiştir. Bütün ihtimaller aynı anda gerçektir ama her seferinde sadece “olması gereken seçenek” hayata geçer! Elektron her zaman yolunu bulur! Sonuç: Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve “bizim içinde bulunduğumuz” algılama ile “logaritmasını yazamadığımız” her olay, “üst algılama seviyeleri” için rahatlıkla görülebilecek mükemmel “matematik”, “sebep-sonuç” denklemlerine göre işler. Algılayamadığımız “bölümler” için herkes kendine göre “mekanizmalar” kurar! Kimi “kuantum” der kimi “Bundan sonrasına sadece inanılır sorgulanmaz” der! Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki “matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç” yasaları kesindir ve “elle tutulabilir, kağıda dökülebilir” hale gelebilir. Bir mühendis “statik hesabı” kağıda döker, bir çocuk oraya sadece “duvar” diye bakar! Son söz: Evrim gerçektir, süreklidir ve “sistemi kuran” büyük zekanın sisteme kattığı “bileşenlerden” biridir! Sistemin “özü” veya “sistemi yaratan” kavram değil! http://haber.gazetevatan.com/haberde...ryid=4&wid=150 |
Sevgili wolf Yiğit Bulut'tan ne bekliyordunuz ki ? Asıl ben buna şaşarım.
|
Sn. Wolf18, Yiğit Bulut'un ilk yazısı evrim karşıtlığı gibi anlaşılıyor.
Hele başlığı çok itici ve evrime inanmıyormuş algısı veriyor. Fakat, anlaşılan o ki, maillerle gelen yanıtlar kendisini bir hayli etkilemiş. Evrimin gerçek olduğunu açıklamış. O, ilk canlılığı ve biyolojik evrim dışındaki ilkleri sözkonusu yapıyor ki bu da evrim teorisinin kapsamında değil zaten. Evrim yasasının tanrıdan olduğuna inananlardan olması, evrim karşıtı olduğu anlamı taşımamalı. |
ilginç buluyorum. Elektronu eleştirirken kullandıkları kavramları bu tasarımcı için de düşünseler ya.
Evrendeki 100 milyar galaksinin her birinin içinde yer alan yüzmilyarlarca yıldızın oluşumunu tasarlayabilecek bir zeka. Ve bu zeka da kendi kendine var olabiliyor. Bunu düşünebilen bir beyin elektron döngüsüne kılıf bulabiliyor. Acaba hangisi daha imkansız. saygılarımla |
Yiğit Bulut genç yaşına rağmen ekonomi konusunda çok bilgili, anti-emperyalist ve aklı başında bir gazetecidir. Ancak evrim konusunda çok bilgisiz olduğu ilk yazısından açıkça belli oluyor. İlk yazısında evrime ilişkin hiçbirşey olmadığı halde, "evrim gerçek dışıdır" gibi bir anlam üretmiş. Belli ki bazı bilim adamlarından almış olduğu ikna edici mailler üzerine ikinci yazısında evrimin gerçek olduğunu ama canlılığın başlangıcının bir yaratıcının eseri olduğunu iddia etmiş ancak yazı başlığı yine aynı.
Birincisi, yazı başlığı çok kötü bir seçim ve konu hakkındaki bilgisizliğinden kaynaklanıyor. İkinci yazıda açık bir "çevir kazı yanmasın" durumu var ve başlığı izah ederken hatasını kabul ediyor. İkincisi, yazıyı okumayıp sadece başlığı okuyan insanları düşünürsek, çok kötü bir başlık. Köşe yazısı yazacağım diye, gazeteciler, bilmedikleri konuda yazmamalı, hüküm vermemelidir. Yiğit Bulut'u bu yazıdan ötürü açıkça kınıyorum. |
Vatandaşın biri blogunda Yiğit Bulut'a çok güzel bir cevap vermiş. Burada paylaşıma açmakta yarar görüyorum.
Yiğit Bulut'un Çöküşü ve Evrim Teorisi Vatan gazetesi yazarlarından Yiğit Bulut yaklaşık bir yıl öncesine kadar yazılarında sorunlara (ekonomik) yaklaşımı ve ortaya koyduğu çözüm önerileri ile benim favori yazarlarım arasındaydı. Ancak sonra ne olduysa oldu. Bu arkadaş bir sapıttı tam sapıttı. Önce ulusalcı yazıları ile dikkati çekti, sonra başka alanlara kaydı. Bilmediği ya da yarım yamalak, bildiğini sandığı alanlarda yazılar yazmaya başladı. Bu yazıları belirli yerlere mesaj niteliği taşır mı bilemiyorum. Çünkü bir yazısında gazeteden yazı başına para aldığını, yazmaz ise para kazanamadığını içeren bir yazı. Elbet bu belirli yerlere mesaj niteliği taşıyan yazılarının ne anlama geldiğini en iyi kendisi bilir. 28.05.2009 tarihli yazısı ise tam bir mesaj yazısı. Hiç anlamadığı bir konuda “EVRİM” teorisi hakkında bir yazı yazmış. Baştan sona yanlışlıklar içeren amacı sadece belirli yerlere mesaj niteliği taşıyan bir yazı. Yakında kendisini bol sıfırlı bir maaşla yandaş medyada görürsek şaşırmayacağım. Her şeyden önce yazının başlığı yanlış atılmış. Başlık şu ”Evrime inananlara inanamıyorum”. Sonra evrim kuramının olasılık hesapları ve bir takım matematiksel örnekler vererek geçersiz olduğunu kanıtlamaya girişmiş. Eğer bir konu hakkında yazılacaksa o konu hakkında çok detaylı bir araştırma yapılması gerekir. Yarım yamalak edinilen bilgilere göre yazılırsa okura saygısızlıktır. Yazı ile ilgili eleştirilerimizi tek tek sıralayalım. 1)Başlık: Evrim kuramı bir din ya da kutsal bir şey değildir. Din ya da kutsal bir olguya karşı inanç olur. Evrim kuramını inanıp inanmamak şeklinde bir kıstas yaklaşımı yanlıştır. En fazla kabul edip etmeme kıstası getirilebilir. Yazarımız daha baştan ofsayta düşmüş. 2)Yazarın evrim kuramını eleştirmek için ortaya koyduğu olasılık ve rastlantısal eleştirisi ise evrim kuramının yalnızca bir yönüdür. Dört ayaklı bir masanın bir bacağına takılı kalıp diğer bacaklarını görmekten gelirseniz açmaza düşersiniz. Yazarımız örneğinde matematiksel olarak olasılıkları ortaya koyup bunun olamayacağını anlatmaya çalışıyor. O zaman bende karşı bir örnek vereyim. Bir kadın ve bir erkek cinsel birleşme gerçekleştirdiğinde erkekten milyonlarca sperm kadının rahmine boşalır. O milyonlarca spermden yalnızca bir tanesi kadında bulunan yumurtayı dölleyecektir. Yumurtayı dölleyen spermin hangisi olacağını belirleyen faktörler neyse evrimin kuramının ortaya koyduğu doğanın meydan gelme koşulları da benzerlikler içerir. Evrim teorisi, yaşamda birlikte var olan şans ve gereklilik, rastlantısallık ve nedensellik (determinizm)’i ifade eder. Darwin’in temel keşfi işte buydu: yaratıcı fakat bilinçli olmayan bir süreç. 3)Yazarımıza göre matematiksel olarak mümkün olan bir şeyin gerçekleşme ihtimalinin olamayacağını ortaya koyarken babasından annesinin rahmine düşen milyonlarca spermden “Yiğit BULUT” u yaratacak sperm konusuna da açıklık getirmesi gerekir. 4) Yazarın anlamadığı ya da anlayamadığı süreç şudur. Evrim süreci, kendi kendine değil, doğal bir takım etmenler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu etmenlere “evrimsel etmenler” ismini vermekteyiz. Bilinen evrimsel etmenler, Mutasyon (her nesilde genler üzerinde oluşan rastgele değişiklikler), Gen akışı (bireylerin coğrafı göçü sonucunda ortaya çıkmaktadır), Genetik sürüklenme (nüfustaki büyük azalmalar sonucunda oluşmaktadır) Rastgele olmayan eş seçimi Ve, doğal seçilimdir. Bu sayılan etmenlerden evrim üzerindeki etkisi en fazla olanlardan biri, kuşkusuz doğal seçilimdir. 5)Yazar verdiği uç bir örnekle aklı sıra evrim kuramını alt ettiğini sanmaktadır. Üstelik verdiği örneğin evrim kuramı ile ne ilgisi var anlamış değilim. Önce yaşamın ya da hayatın bir pencereye gereksinim duyması, daha sonra bu gereksinime göre koşulların oluşması gerekir. Durduk yerde hadi pencere yapalım deyip tahtanın üstüne matkap düşmez ve delik açılmaz ve yanına da menteşe takılmaz. Böyle bir örneği verip evrim kuramını çürüttüm sanmak zavallılığın bir göstergesidir ve art niyet taşır. Sayın Yiğit Bulut’a önerim, lütfen yüz binlerce okuru olan bir gazete de yazıyorsan yazdığın yazının içeriğinin sorumluluğunu taşıyacaksın. Yarım yamalak bildiğini sandığın bir konuda ve saçma bir takım örnekler vererek yazmak en azından yazar sorumluluğu ile bağdaşmaz. Not: Bu yazı kendisine e-mail olarak da gönderilmiştir. Saygılarımla Ali İhsan UĞUZ http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=182737 |
Ne diyebiliriz ki, gazetecilik ciddiyet ve sorumluluk gerektirir, çünkü yazılan her satır insanların olaylara bakış açısını etkileyebilecek konumdadır. Konu hakkında bilgi sahibi olmadan yazılanlar, köşe yazarı hakkında ki iyi niyetli hükümleri de bertaraf ediyor. Yiğit Bulut çok gel-git yaşamaya başladı bu aralar, yazılarından da anlaşılıyor.
|
Ohoooo! Cahilin önde gideniymiş bu adam ya. Ne alakası var elektronla evrimin? canlı-cansız sistemler evrim halindedir demiş, hidrojen atomonun evrildiğine dair bir şey ben duymadım, duyan varsa aydınlatsın beni. Yönetim biçimleri, dil gibi kavramları kastediyorsa yine saçma bunlar canlılığımızın yan ürünleri.
Şecaat ederken merd-i kıpti sırkatin söylermiş. Tam anlamıyla kariyerini rezil eden bir iş yapmış adam, yazık... |
Genelde evrim karşıtlarının temel hatasına düşmüş. Tahtalar evrim geçirip masa olamaz diye bir sonuca varmış. Doğrudur tahtalar evrim geçirip masa olamaz çünkü onlar cansız maddelerdir.:bump2:
Canlı varlıklar evrim geçirirler.Ağaçlar evrim geçirip başka tür ağaçlar olurlar. |
Alıntı:
Alıntı:
Yiğit Bulut bir proje, bir süredir üzerinde çalışıyorlar. Bu ülkede İslam'la kavga ederek iktidar olma ihtimali artık %0. O sebeple antrenmanda arkadaşımız, tabi onu hazırlayanların jetonları da en az blog sahibininki kadar köşeli, bu tip mühendislik çalışmaları ile sonuç alma devrinin bittiğini henüz farkedebilmiş değiller. Tahminim 2011 öncesi Yiğit abimizin hangi takımda forma giyeceği, ona çıkarılacak lisansla birlikte ayan beyan ortaya çıkar. Bu ayrı bir mesele. Ancak eleman mutlak bir gerçeğe işaret etmiş ve muhataplarını kendi mantıkları içinde kıskıvrak yakalamış. "Gık" bile diyemezsiniz... |
Bir bilgisayarı açın “işletim sistemini” kullanmaya başlayın, orada şunu dersiniz; bu “işareti tıklayınca” program açılacak! Peki “o işletim sistemini yani yerçekimini, evrensel yasaları” hangi güç yazdı, oraya koydu?
Böyle mantık olmaz. Ben o programcıyı fiziki olarak tanıyorum, haberlerde, internette görüyorum, çünkü o bir insan. Eğer ben ortaya bir şey çıkarıyorsam o yarattığım objenin Tanrısı olduğum anlamına gelir. Bu mantığa göre dünyada ki insanlar bir şeyler ortaya çıkarıyorsa Tanrı değil, Tanrılar olmalı. Yıllardır yazılır, evrim süreci kanıtlarla desteklenir, yazar ise evrimi kutsal verilere dayanarak açıklamaya çalışıyor. |
hakdoğan demişki
Alıntı:
Habire uğraşıyoruz bilgi seiyesi artsın diye ama yeterli olmuyor.Cehaletin bir türlü temizlenemiyor. |
Cehalet kabusu devam ediyor!!! :)
“Yaratıcı zeka” veya “big bang”! - Yiğit BULUT Adamın konuyla alakası yok! Hala yazıyor!!! |
"Ve bir türlü açıklayamıyorlar; “ilkel” olmakla suçladıkları “yaratıcı zeka” tezine karşı “big bang” yani durup dururken “büyük bir patlama olduğuna” inanmanın “yaratıcıya” inanmaktan neden daha “mantıklı” olduğunu! Aynı soruyu sizler de lütfen düşünün “aniden patlama oldu” sonrasında “sulardan hayat başladı” gibi açıklamalar “yaratıcı zeka” başlancından “neden” daha üstün? " “Yaratıcı zeka” veya “big bang”! - Yiğit BULUT
cevap veriyorum neden daha mantıklı olduğunu.Çünkü bu evrenin kendi kendine var olma olasılığı ,bu evrenin yaratıcısı sayılan her şeye gücü yeten ilahi bir varlığın kendi kendine var olma olasılığından daha fazladır. Hem de kat be kat. |
Alıntı:
İlk yazısında cahilce, evrime inananlara meczup muamelesi yaptı. İkinci yazısında evrimin ne kadar hassas bir konu olduğunu gördüğünü söyledi ve bilimsel bir gerçek olduğunu kabul etmek zorunda kaldı. Bununla birlikte, evrendeki mevcut düzenin mutlaka bir üstün güç/yaratıcı tarafından tesis edilmiş olması gerektiğini iddia etti. Arkadaş 3. yazısında da yaratıcı fikrinde ısrar ediyor ve bilimin dolduramadığı yerleri inancın yani dinlerin doldurduğunu ifade ediyor. Büyük Patlama'nın ne sebeple meydana geldiğini bilimsel olarak açıklamak pek mümkün değil, orası doğru. Ancak yazarın farkında olmadığı, evrim olayını kabul ettiği anda bütün dinlerin, kutsal kitapların, inanç sistemlerinin devre dışı kalacağıdır çünkü hiçbir din, hiçbir kutsal kitap evrim gerçeğini kabullenebilecek bir sisteme sahip değildir. Bu kitaplarda anlatılanlar, zamanın başlangıcı ve evrim konusundaki bilimsel gerçeklere aykırıdır. Evren Büyük Patlama ile 13.7 milyar yıl önce oluşmuştur, bunu biliyoruz. Bu bir yüce güç tarafından başlatılmış da olabilir, kendi kendine olmuş da olabilir. Hatta başka bir boyuttaki bilim adamlarının laboratuar ortamında oluşturmuş olduğu kontrollü bir deney (CERN benzeri) bile olabilir. Bilmemiz mümkün değil. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki, hiçbir kutsal kitapta bu konuda anlatılanlar doğru değildir ve bilim adamlarının açıklamakta zorlandığı konulardaki boşluğu hiçbir inanç sistemi dolduramaz. |
Bingbang'in önceside vardır.
Halen bilimsel olarak nasıl olduğu ispatlanmamıştır. Yaratıcı zekanın da öncesi varmıdır? Yaratıcı zeka dediği nihayetinde Tanrı ise onunda anası babası vardır herhalde! Şu mantığı anlayamamaktayım ,varlıktan yokluğa nasıl gidiyoruz? Yani şimdi haraket halinde bir kainat var ve soruluyor ,neden var kim yarattı? Var işte ,bir şeyin illaki yoktan var olması zorunluluğumu var? Seni kim yarattı ,dünyayı kim yarattı ,bunlar ne kadar saçma sorular. Ben yaşamım boyunca yoktan var olan bişey görmedim. |
yigit bulut un yazisin da ki sorular
Alıntı:
|
Vatan'da bir evrim düşmanı
Vatan yazarı Yiğit Bulut, ardarda yazdığı "Evrime inananlara inanamıyorum" başlıklı yazılarla evrim teorisini karalarken Zaman Gazetesi buna alkış tuttu. http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetsag/14631.html |
Alıntı:
Ne yani, Bill Gates'i ve çalışma arkadaşlarını görmesek "Windows ezelden beri var idi" mi diyecektik? Yada Windows'u, başına oturduğu PC'nin klavyesine rastgele darbeler vuran bir şempanze kodladı mı diyecektik :lol: İçinizden bu ikinciyi diyenler var, Yiğit Bulut'ta onlara diyor ki "İyi de masayı, masanın üzerine Bilgisayarı, Bilgisayara kodlama yapacak dili kim koydu?" Hayat her zaman uzun değil, iş işten geçmeden Dünyaya dönük şaşı bakışınızı değiştirin... |
Alıntı:
Yahu biz mi diyoruz windows ezelden beri vardı diye? Yoksa kendisinin nasıl varolduğunu açıklayaman bir programcıya inanlar mı? |
Alıntı:
Alıntı:
Windows metaforu burada yaratılmış alemdir, ezeli ve ebedi olan ise bu alemin yaratıcısıdır. Dolayısıyla yaratıcıya inananlar Windows(alem) sonradan varoldu derken, senin gibiler de mızıkçılık edip "nayır nolamaz" demekteler. Yiğit Bulut abiniz de sizlerle kafa bulmakta. Olay bu. Ayrıca Yaratıcı kendisini tanıtmış ancak inat, inkar artı idrak krizinde olanlar yine yeniden "mızıkçılık" yapmıştır. Alıntı:
|
Alıntı:
Ne yazdığımı hala anlamamışsın, evreni yarattığını iddia ettiğin kusursuz güçle, windowsu programlayanı aynı kefeye koymuşsun. Program, sadece verdiğin komutları yerine getirir, bir bilinci, duygusu yoktur ve bu program yıllar süren araştırma, merak ve hatta hayal gücünden sonra ortaya çıkmıştır. Programlayan benimle aynı fizyolojik özelliklere sahip. Bu örnek tutarsız bir örnektir, tıpkı yılanın kıvrılarak kuyruğunun ağzıyla buluşması gibi, döngüsel olarak yaratıcının da yaratanı mantığı akla gelir. |
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
|
Alıntı:
Bak gözüm ne demişsin : Alıntı:
Programcıyı Fiziken tanımadan reddedeceğine göre, örneğin Bill Gates'i görmesen Win kendi kendine oluştu, yada ezelden beri vardı mı diyecektin? El-Cevap demiyecektin. Ancak bu Fizik alemin varedicisi, Fizik alemden münezzeh ve müteal varlığı reddediyorsunuz. Açmazınız bu. Elektronik devrelerin "Win'i kodlayan da bizim gibi olmalı, ama hani nerede, göremiyoruz" dediğini hayal et. Bu örnekte o devreler ne denli saçmalamış oluyorlarsa, siz de Fizik alemin Yaratıcısını "Fiziksel" olarak aramakla aynı saçmalık deryasına boğazınıza kadar batıyorsunuz. Şu bedihi gerçekleri bir görseniz, kurtuluşunuz vuku bulacak, ancak inat ve inkar anaforu size bu noktada vize vermiyor. Aşın bu problemi, iş işten geçmeden. Bu metaforla benim, Alemlerin Rabbini Win'i programlayanla aynı kefeye koyduğumu söyleyen bir zeka, bu problemleri aşabilir mi? Allah'tan umut kesilmez, İnşallah aşar(sın). Alıntı:
Aynen öyle de, şu alemde "sebep" dediğimiz şeyler şuurlu değildir, onları var kılana boyun eğmiş, görevlerini yerine getiren parçalardır. Alıntı:
Ondan sonra "Yaratıcıyı kendi sınırlı, dar kapasitemin müsade ettiği çerçeveye hapsetmek, bunu aşan yönleri yok saymak, sağlıklı bir Yaratıcı tasavvuru olabilir mi?" diye de düşüneceksin. Kafa yor bu sualler üzerine, kendin için, iyiliğin için... |
Alıntı:
Yakışıyor mu size, ulusalcı bir ağabeyinize, sırf "ben modern zamanların en absürd masalı ile yemlenecek kadar saf değilim" dediği için böyle hitap etmek ? Ayıp ayıp :lol: Alıntı:
Tartışma zaten, en başından bu yana tam da bu... |
hakdoğan,
Tanrı'yı bana tanımla o zaman? |
Alıntı:
Bu bilgiyi anlama ve idrak etmede, aklımın dış dünyada yaptığı gözlemleri yardımcı kuvvet olarak kullanırım. Kısacası gözüm, aradığın tanım için Kur'an'a, Allah'ın Esmasına, Zati ve Subuti sıfatlarına müracat edeceksin, zira aradığın orada. Sonra da şu kainat tablosunu bu bilgi ile okuyacaksın. Bunları yaparken bir sıkıntıya düşersen, sıkıntıya düştüğün noktaları paylaşırsın, biz de varsa dağarcığımızda yardımcı olmaya çalışırız. Kendisi bir eser olan İnsan, müessirini tanımak için O'nun yardımına muhtaçtır. Vahyi bilgi ile yolunuz kesişmeli. Öğrenmek için, anlamak için... |
hakdoğan,
Sınırsız güce sahip olduğunu bildiğin bir varlığı dünyada ki hiçbir güçle kıyaslama, hele hele insanlarla asla, ben elle tutulur cevap verebilirim ama sen yukarıda ki gibi soyut kavramlarla yetinmek zorunda kalırsın. Yiğit Bulut'un verdiği örneklere yazdığım cevaplarda anlatmak istediğim buydu. O'na sorsam senin yazdığın gibi bir yaratıcı tarif edemez ama windows'u programlayanı tarif edebilir. |
Alıntı:
Yiğit Bulut Yaratıcının zatını tarif etmiyor, tam tersine eylemleri/icraatlerinden hareketle varlığına işaret ediyor : Alıntı:
Allah'ın varlığını anlamak, idrak ve kabul etmek başka, O aşkın ve müteal varlığı zekamızla ihata başka. Birincisi muhtemel ve olması gerekendir, ikincisi imkansız olandır ve beşerden zaten bu istenmemiştir... |
Alıntı:
Uzun etmede avukatlığını yaptığın yiğit Bulut'un "Son söz: Evrim gerçektir, süreklidir ve “sistemi kuran” büyük zekanın sisteme kattığı “bileşenlerden” biridir! Sistemin “özü” veya “sistemi yaratan” kavram değil!" sözlerine katılıyor musun? Onu söyle... |
Alıntı:
2- Yiğit Bulut benim değil, sizin ulusalcı abiniz, hakkında ne düşündüğümü en başta yazdım, avukatı olmak şöyle dursun, haklı olduğu noktada "haklıdır" dedim. 3- Varlık içinde kendi natürünü aşmadan değişim ve gelişimi aklı olan hiç bir beşer inkar etmez, zaten İslam bunun hilafına bir şey de söylemiyor. Zurnanın zırt dediği yer burasıdır, "kendi natürünü aşmayan değişim/dönüşüm." Sizi, bunun tersini iddia ederek kandırıyorlar... |
Yiğit bulut,x,y ,isimler neden bu kadar önemli?Kendisini sevmem,şövanist bulurum ama dahada önemlisi onunda bizim gibi sadece görüşü var.
Konu hakkında sadece şunu diyebilirim,İnsan sorunlu bir varlık,mesela,hep evrenin "başlangıcı/sonunu" ararız.Hep birşeyler birşeyi tetiklemelidir hayatımızda,herşeyin olasılık olduğunu,durup düşünmeden anlayamayız. Evrenin başlangıcı için bile bir güce gerek yok. Şimdi buraya sayfalarca yazı yazarım,hem evrim hakkında,hem uzay/evren hakkında ama malesef tezini en çok savunan insan bile evrim/biyoloji konusunda 10 kitap okumamış olarak cevap vericekleri için gerek görmüyorum. Ben 10larca kitap okumuyim,direkt sonuç istiyorum diyorsanız; Evet evrim var,kendi natürünüde aşmıştır çoğu zaman. Evet evren bir güç olmadan oluşabilir. Evet dünyamız özel değildir,bizimkine benzer milyonlarca sistem var. Evet evrende nokta kadar değeri olmayan güneş sistemindeyiz,ve kendimizi bütün evrenin nedeni olarak görüyoruz. |
Alıntı:
Diyelimki semavi dinlerde anlatılanlar dışında bir yaratıcı var. Bu Tanrı'nın varlığı evrim teorisiyle çelişir mi? Sanırım Yiğit Bulut'un 2. yazısında evrim hakkında anlatmak istediği buydu. Yani bir adam hem evrimi savunup hem Tanrı'ya inanamaz mı? Görüşlerinizi esirgemeyin yorumlarınızı merak ediyorum arkadaşlar. Big bangi konuya dahil etmeden yorumlayın lütfen. |
Saygideger ozne;
Pekala inanabilir. Birincisi inanctir ve bilimsel degildir. Ikincisi konu bir yaratici ise; evrim nasil aciklarsa aciklasin; sonucta ilk canli yaratilan olarak algilanir. Konunun ozu; yaratanda yatar. Bir yaratan varsa; yaratilan vardir. Bu yaratilan da pekala evrimin getirdigi gibi olabilir. Ama bir yaratan yoksa; o zaman; kendi kendine olus gundeme gelir. Bu konunun ozunu; Derrida'nin "yazar oldu (olmek) kitabinda bulabilirsin. Yani bir yazar varmi? yoksa; yazi; yazari mi ortaya koyar? Derrida; "deconstruction" in-cozulme- felsefesinin ortaya atanidir. Yani; herseyin bir yazari-author- var mi?, yoksa; yazimi, yazari ortaya koyar? Bu ayni zamanda; ortada olan ve ortaya konan farkinin da; ozudur. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger ozne;
Bilinen tek bir yaratici vardir. O da hersey ile birlikte, kendini de bilinir kilan insanogludur. Yarattigida soyuttur ve kavramdir. Bu yarattigi soyut kavrami; ya yansisini bes duyusuyla algiladigi somut ile; ya da sezgi veya duyumuyla algiladigi soyut ile ozdeslestirerek, kavram olarak belirtmistir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
''Fiziksel olmayan bir varlık!'' ne demektir. Birşey varsa zaten fiziksel olarak kanıtlanabilir şekilde vardır.Eğer fiziksel olarak herhangi bir kanıt yoksa o şeyin varolduğu söylenemez. :bump2: |
Yiğit Bulut abiniz bu gün de güzel şeyler yazmış, hayırdır, değinme ihtiyacı hissetmemişsiniz!
Yoksa "Darwinizm yobazlığı"nın bir yazar üzerinde oluşturduğu "Mahalle Baskısı"ndan siz de mi utandınız? İnşallah öyledir... |
Baba devam ediyor :)
Alıntı:
Birde, eklemeden geçemeyeceğim, asıl yobazlık kanıtlayamadığı argümanı, küstahça başkalarının göremediğini iddia etmektir! |
Yani bir adam hem evrimi savunup hem Tanrı'ya inanamaz mı?
10^-43 saniyeden öncesi için evet. Ama bu bizim tasarladıgımız gibi bir tanrı olmaz. Olsa olsa başlatıcı olur. Yani olsa da olur, olmasa da. Buna inanmak degil de ihtimal diyelim. Dogru söz budur. Ne oldugunu bilmedigimiz için hesap edilebilir bir olasılıktır. saygılarımla |
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:09 . |