![]() |
Hakikat, gerçeklik nedir?
diğer topicte kimvurduya gitti...
hakikat nedir?, sorusunun cevabını merak etmeyen insanoğlu varmıdır acaba.. varoluş nedir, niçin yokluk, hiçlik değil de varlık vardır.. niçin ve nasıl varız... nerden gelip nereye gidiyoruz.. bu soruların cevabını biliyormuyuz, yoksa bildiğimizi zannedip inanıyormuyuz.. hakikati bilme konusunda dünya insanlığı niçin bu kadar çok bölünmüş ve herkes kendi hakikatinin doğru olduğu konusunda niçin başını kuma gömen devekuşu gibi davranmaktadır... şu güle, kırmızı gül olayına, Qualiaya gelelim.. bir deney yapalım.. dünyanın değişik coğrafyalarından, değişik inanç sahibi ve IQları biribirine yakın ve hatta toplumun ortalamasının biraz üstünde 10 kişi alalım.. bu insanlara varoluş nedir, evren ve insan niçin vardır, tanrı nedir, varmıdır, ölüm sonrası size ne ifade ediyor gibi ayrıntıların yanında varoluş hakkında hakikat nedir diye asıl soruyu soralım.. ve birbirlerinden habersiz bu soruların cevabını bir kağıda yazsınlar... toplumun üstünde zeka düzeyine sahip bu 10 kişi müslüman, hristiyan, isevi, musevi, budist, hindu, ateist, agnostik, deist, jaina olsun.. tahmin edeceğiniz gibi hepsinin yanıtı çok farklı olacaktır ve hepsi kendi inancını yazacaktır hakikat nedir? sorusuna.. bunların hepsi aklı başında toplumun ortalamasının üstünde zeki insanlar ama güle baktıklarında gösterdikleri rengin bu kadar değişik bir yelpazede olmasını nasıl açıklıyorsunuz.. sizce hangisi gülün gerçek rengini görmüştür ve neden? ve daha sonra bu 10 kişiyi yuvarlak masa toplantısında biraraya getirip herkese teker teker diğer 9 kişinin cevaplarının yorumunu soralım.. nasıl bir cevap alacağınızı bekliyorsunuz.. gerçeği bulmak isteyenler, önyargı ve inançlardan kurtulmuş olanlar, buna cesaret edebilenler, bunu sorgulamayı sevenler buyrun.. __________________ |
Saygideger paslicivi;
Sana bu konu ile ilgili iki link veriyorum. http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=48 Mesaj 476 http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=51 Mesaj 510 Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili e.i.
verdiğin linkler için teşekkürler, gerçeklik kavramının kendisi üzerinde bir takım açılımlar yazmışsın.. benim burda bahsettiğim varoluş nedir? evren, canlılık, insan niçin var? bir amaç var mı?... sorusuna yanıt bulabilmek.. sizin bu sorulara kişisel bir cevabınız var mı... |
Saygideger paslicivi;
varoluş nedir? evren, canlılık, insan niçin var? bir amaç var mı?..-paslicivi-. Var ve olmak iki farkli ifade edistir, ama; bunlar dilin ve noktalama temelinin geregi; teke yani "varolmak" olarak indirgenmistir. http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=10991 Dolayisiyle, tum bu kavramlar ve ifadeler insanoglunun urunudur. Soyle izah edeyim. Insanoglundan once; sadece yansima vardi. Fakat, bu yansimayi yansitacak sey, yani insanoglu yoktu. Insanoglunun yeryuzune gelisiyle; yansiyan yansitilmistir. Var ve olmak ta bu yansiyanin, yansitilmisidir. Amac; yasamda ortaya cikar. Yani vari yansittiktan sonra, amac ortaya cikar. Ustelik bu var yansitisi; sadece insanogluna aittir. Insanoglu onceside; evrenin, canliligin yansisi vardi, ama; yansitacak insanoglu yoktu. Dolayisiyle soru; nicin degil; varlarinin nasil insanoglu tarafindan olduruldugu? Kisaca insanoglu vari; kendi varida dahil; tum varlari oldurdu. Bunu yapabilmesi icin de; VARDI ve VARI OLDURDU. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
herşeye rağmen insansız bir evreni kabuletsek bile varolan yansımalar ve sonradan insanın varolmasındaki amaç neydi.. ve bu nasıl oldu... niçin yokluk, hiçlik değil de varlık var? |
Saygideger paslicivi;
Inanc olamaz. Cunku insanoglu vari; ancak kendisine vari yansiyani yansitabilir. Bu yansitma da, hem kendi adina, hem de kendi icindir. Insanoglu varina; bir varin yansiyabilmesi icin de; o varin insanoglu vari tarafindan algilanmasi gerekir. Insanoglunun; yansisini algiladigini yansitmasi demek; kavram yaratimi demektir. Kavram yaratimi da, pozitiftir. Sadece kavrami ifade ederken; ya kendisini yani pozitifini, ki vari; ya da karsitini yani negatifini, ya da yoku ifade edersin. Senin yok dedigine; ben, sadece unlem veya soru diyebilirim. Cunku soru veya unlem; insanoglunu dusuncesinde kavram yaratimina iter. Kavraminda yaratimi pozitiftir. NEGATIFLIK YA DA POZITIFIN KENDISI, SADECE KAVRAMIN IFADESINDEDIR. Yansi-algi-yansitma; yansinin degil; algilananin yansitilmasi. http://www.turandursun.com/forumlar/...053#post202053 Saygilarimla; evrensel-insan |
anlaşıcaz ama biraz zaman alıcak sanırım.. ortak terminoloji ya da birbirimizin ifadelerinden ne algıladığımıza bağlı olarak..:) ben kendi adıma sizi anlamaya çalıştığımı, çaba gösterdiğimi ifade edeyim..
Alıntı:
insanoğlu öncesi olan evrenin canlılığın yansısı olmasa olmazmıydı.. bunu yansıtacak olan insan niçin oldu.. insanoğlunun evrene dahil olmama durumu mümkün değilmiydi.. sizi ve beni şu anda bu konuyu tartıştıran nedir.. tüm bunlar olmak zorundamıydı... neden hiçlik değil de olmak diye sormamın nedeni bu.. |
Saygideger paslicivi;
Insanoglu; herseyi pozitife kendi kavramiyla dondurdugu icin; bu dondurumu yine kendine gore negatiften yapmistir. Yani; negatifi pozitifle kavramlamis; kavramladigini da; ya kavramina paralel, yani pozitif; ya da kavramina karsit negatif ile ifade etmistir. Eger bir sira istiyorsan; sira sudur. negatif-soru veya unlem-isaret pozitif pozitif-kendisi ya da karsiti Buradaki negatiflik; kavramsizliktir. Yani yansiyan, henuz algilanmamis ve yansitilmamistir. Cunku, yansinin algisi, kavramin yansitilisidir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
Saygılarımla. |
Saygideger pusi;
Boyle dusunmekle, kendi adina tutarli olmaktasin. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
insanoğlu; neyin yansımasıdır, algısıdır, yansıtılmasıdır.. |
Saygideger paslicivi;
insanoğlu; neyin yansımasıdır, algısıdır, yansıtılmasıdır.. -paslicivi- Kendisinin. Saygilarimla; evrensel-insan |
diğer insanlardan izole bir adada yaşayan bir insanoğlu kendisi de yansır, algılalar, yansıtır..
bu kendisi dediğin şey, neyin yansımasıdır.. ne olmuştur da bu kendisi yansımaya başlamıştır.. bu kendisi dediğin şey bir sonsuzluk mudur, bir başı, sonu var mıdır.. |
Hakikat veya gerceklik, sahistan sahisa degistigini, su forumlarda bir saat gezinen herkes farkeder. Herkesin kendi gercegi, hakikati var olduguna gore, gercek gercegi bulmak kolay degil, ancak evrensel manada, saydigin on kisinin de kabul edebilecegi hakikatlerin de var olduguna ben eminim.
|
Alıntı:
herkesin kendi inancını gerçek görmesi bahsettiğim uykudaki rüya durumudur.. uyanmadan gördüğünüz şeyin rüya olduğunu farkedemezsiniz.. bu dünyada uyanmanın yolu da ölmeden önce ölmekten geçiyor.. burda ölen egonuz(sahtebenliğiniz) yeniden doğan özvarlığınızdır(safbilinç+özbenlik).. bu işi yapan da egonuzu parçalayıp yokeden meditasyondur.. gerçek bir tanedir dedik.. onu da siz yukarıda ifade etmişsiniz.. gerçek gerçek bulunamaz, yani varoluş bir gizemdir, sırdır... insanda sır, sırda insan bitmez... ama varolan tüm dinler güzel bir rüyadan başka bir şey değildir.. |
Saygideger paslicivi;
bu kendisi dediğin şey, neyin yansımasıdır..-paslicivi- Hersey gibi; insanoglunun hem kendisi, hem de turunun baska bir ferdi kendisine yansir. ne olmuştur da bu kendisi yansımaya başlamıştır..-paslicivi- Insanoglu, ayni diger nesneler, objeler, somutlar gibi; evrende, mekanda, boslukta yer isgal eden ve yansiyanlardir. bu kendisi dediğin şey bir sonsuzluk mudur, bir başı, sonu var mıdır.. -paslicivi- Kendisinin, diger herseyde oldugu gibi ne oldugunu da ortaya koyan insanogludur. Basi yansisini ve diger yansilari; algisiyla kavram olarak yansittigi andir. Sonu da, ilk etapta; turunun bir ferdi olarak; yansiyi; algilayipta yansitamadigi ana geldikten sonradir, yani olumudur (olmek). Tum insanoglunun sonunun ne zaman gelecegi ise; herhalde evrimci surecle belirlenecektir. Saygilarimla; evrensel-insan |
Saygideger paslicivi;
Eger insanoglunun icinde yer almadigi bir gercekten bahsediyorsak; bu gercegin tanimi; yansisi, algi olarak kavramlasmayandir, yansitilmamis olandir. Bu temelde; gercegin kendisi de; kavramdir ve yansisi; algilanarak kavram olarak yansitilmistir. Insanoglunun, kendi dahil; herseyi belirtimi kavrami sayesindedir. Iste bu temelde; kavramlasmis hersey, belirtilmistir. Eger herhangibirsey, henuz belirtilememisse, yani kavramlasmamissa; belirtilmesi; onun kavramlasmasiyla paraleldir. Bu temelde, isaret te bir kavram ve belirtidir. Semboller, pitoreskler, cizimler, harfler, sayilar, semalar, grafikler v.s. en basitinden, en karmasigina dogru birer belirtidirler. Genelde belirtiler; konusuna gore; belirtimin, temelini teskil ederler. Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili e.i. kusuruma bakma, seni biraz satmışım gibi oldu ama... dinsizlik kabustur topiğine odaklandım şimdilik, istersen oraya gel ya da bitince ben gelirim buradan devam ederiz..
|
Saygideger paslicivi;
Rica ederim. Yalniz, istersen; "evrensel'in kosesi" ne yazilan son yaziya, bir goz atabilirsin. Belki sana bir acilim saglar. Saygilarimla; evrensel-insan |
sevgili e.i.
yazılarını okudum.. daha önce de belirttiğim gibi klasik felsefe anlayışı ve açılımları ifadelerini pek sevemediğimden, daha doğrusu insan denen canlıya kafasındaki sorulara cevap veremediğinden pek bana hitap etmiyor.. anlayabildiğim kadarıyla evren ve insanın XY(zi) formülüne göre açılımlarını yapmışsın.. iyi hoş güzel de; sonuçta yemek yiyen, uyuyan, sevinen, üzülen, mutlu mutsuz olan doğan ölen bir canlı olan insanın kafasındaki "varoluş nedir, niçin varız, niçin bunları düşünüp sorgulayabiliyoruz diyen gözlemci bilinç vardır" soruları havada kalıyor.. sonuçta çok laf ediyoruz, binlerce yıldır olduğu gibi ama ortada bir şey yok.. insan denen canlı varoluş nedir sorusunu bilmeden sadece inanarak ölüyor ve bu dünyadan göçüyor .. senin yaptığın açılımlar da sonuçta biz insanların bu gizemi kabullenememesinden kaynaklanan yine egonun savunma mekanızmalarının çok sıkı çalıştığının göstergesi gibi geliyor bana.. siz evrensel insan olarak; algılayan, boşlukta yer kaplayan, yansıyan yansıtan, bir gözlemci bilinç olarak niçin varsınız, ne olmuştur da siz böyle bir düzeneğin bir parçası olmuşsunuzdur...olmamızın bir amacı var mı yoksa tüm bunlar bir serap mı, biz neyiz ve kimiz... bu soruyu kendinize sordunuz mu hiç, sorduysanız bir cevabınız var mı? |
Saygideger paslicivi;
siz evrensel insan olarak; algılayan, boşlukta yer kaplayan, yansıyan yansıtan, bir gözlemci bilinç olarak niçin varsınız, ne olmuştur da siz böyle bir düzeneğin bir parçası olmuşsunuzdur...olmamızın bir amacı var mı yoksa tüm bunlar bir serap mı, biz neyiz ve kimiz... bu soruyu kendinize sordunuz mu hiç, sorduysanız bir cevabınız var mı? -paslicivi- Sonucta sorulari soran da; sordugu soruya cevap veren de; insanogludur. Insanoglu'nu butunun bir parcasi olarak ele alirsak; kendi parcasi adina; hem butunu, hem de diger parcalari; yansilarini algilayip; kavramiyla yansitabilir. Ama; soru; bir parca olan insanoglu; hem kendi parcasini, hem de diger parcalari ve butunu kendi adina koyarken, alternatifi varmidir? Yoktur. Eger bir alternatif yoksa; insanoglunun; kendi adina ve kendisi icin ortaya koyduklarini yine kendisi kendi adina; degerlendirir, yalanlar veya dogrular. Ama onemli olan, bir parca olan insanoglunun; ortaya koydugunun neye gore kondugudur. Bu ortaya koyus ta; ne butunu ne de diger parcalari ilgilendirmez. Sorulan sorular ve verilen cevaplar ise; hep epistemolojik olarak kalacaktir. Bu sorulari, benim kendime sormam veya cevap vermem; tamamen bir kendi kendimi ikna konusudur. Oyuzden ben, ne bu sorulari sorarim, ne de cevap ararim. Cunku, birincisi; cevaplar; ikili ve karsitlidir. Ikincisi; benim yasam ve iliskilerimde bu sorularin veya cevaplarinin bana bir yarari yoktur. Amac; yasam ve iliskilerdir. Bak bu konuyu izah eden, sana iki link veriyorum. Cunku yazilanlari bir daha yazmak, pek huyum degildir. http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=51 Mesaj 509 http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=56 Mesaj 560 Bu arada "neomen Nedir?" yazisini da okursan-e.kosesi-son sayfa-, orda da zihnin obje ve subjesi var. Saygilarimla; evrensel-insan |
Alıntı:
özellikle de koyu renkle vurguladığım yeri... |
Saygideger paslicivi;
Tanri-varlik;ikilem Tanri-inanc;ikilem inanc-varlik;ikilem Varlik-var-yok Inanc-inan-inanma somut-soyut;karsitlik ozne-nesne;karsitlik Ornekler cogaltilabilir. Bu konunun daha iyi algilanabilmesi icin, asagiya bir goz at. http://www.turandursun.com/forumlar/...t=5958&page=51 Saygilarimla; evrensel-insan |
Olmak Ya Da Olmamak.. Bütün mesele bu :)
|
Nedir diyerek tanımlama isteniyor, ancak gerçeklik bizim onu tanımlamamızdan bağımsızdır.
Gerçekliğin ne olduğu tartışmaya açık değil. Çünkü gerçeklik zaten ortadadır. Gerçekliğin ne olduğu üzerine bir tartışma yapılıyorsa taraflardan en az biri kördür. Gerçeklik ortada olmasına rağmen göremiyordur. Tartışma ise sadece bu körlüğün tedavisine yönelik ilerler. |
Hakikat (Doğruluk) olarak gerçekliğin bilgisi, anlatımı, ifadesi vb.
Gerçeklik var oluşun zihinden bağımsız olarak mevcudiyeti. Hakikatte özne ve bilinç, zihindeki ilgi söz konusuyken gerçeklikte (Realitede) kendine has bir olma, meydana gelme, bir var oluş özelliği taşıması yer alır. Bir hakikatten söz edebilmek için bir gerçeklik gerekliyken bir gerçeklikten söz ederken hakikat gerekliliği yoktur. Yani gerçeklik olmasaydı bir hakikat olamazdı. Ama bir gerçeklik hakikat olmadan da var olabilir. |
Alıntı:
Bir nedenden ötürü ve dolayı mı olmalıyız ve varız? Bunu kim belirliyor? Varoluş ne'dir gibi sorular yanıtlanamaz. Ne içermesi ve ne olduğunu belirtmesi. Varoluş varoluştur kendidir ne değildir diyebilirdik.. Alıntı:
diyebiliriz.. Alıntı:
Zorunlu bir nedenselleği işaret ediyor haliyle yanıtlanamaz.. Soru belirli bir nedenselliği ve kendi yanıtını işaretliyor. Açık bir yanıt aramıyor aslında soru formunda ve düzeninde bile değil.. Kendi yanıtını doğrulatmaya girişiyor ve götürüyor.. Ne için var değiliz ve nasıl varsak öyle varız Alıntı:
Varoluş ne değildir bu da bir yanıt.. Alıntı:
Örneğin doğru ve geçerli gibi tanımlar vardır. Altının sahtesi yapılır. Bir çok şeyinde. İyi doğru geçerli ya da yararlı bilgi gibi kıstaslar belki bunun yerine önerilebilir. Öte taraftan realite kavramı var.. Gerçeklik ya da realite diyoruz. Maharaj'ın hakikat arayışıyla ilgili bir yorumu vardır Siz sahte ve gerçek olmayanlarla dolandırılmaktan ve aldatılmaktan mı korkuyorsunuz? diye soruyor.. QUOTE=paslıçivi;203046] ölüm sonrası size ne ifade ediyor __[/QUOTE] Doğum öncesi ne ifade ediyorsa o İşin aslı gerçekten de ölüm sonrası ifadesi doğum öncesi kavramıyla ya sa sonra ve zaman kavramıyla da çatışkıya giriyor... Ölümün sonrası öncesi ve zamanı olmaz.. Örneğin ele alınan fizik ölümse bir çiçeğin ölümü gibidir.. Öte yandan yaşamış biliş ve deneyim formunun Kızılderili inanışı ya da Budist karmacılık gibi doğada hala var ve dönüyor oluşunu varsayacaksak bu yanıt değişir elbette ama ben denen kavramın soyutlanması. Şimdi ölen kim ve ne? Ama her açıdan ölümden sonra belirtmesi şimdi ve buradan iletilen subjektif ve yanlış bir telaştan doğayı iyi ve yeterince gözlemlememiş, zaman ve varlık üzerine durup düşünmemiş, çalışmamış olmaktan ibaret.. Tüm bunları anladığınızda anlarsınız yanıt bu. Kavradığınızda kavrarsınız. Zaman ve önce kavramı kalmaz. Ben kavramıda bozulur hasat bozumu gibi.. Ölümden sonranın öznesi ben ya da "ben bu ben" O özneye dair O özne öldü ya da geçti ve değişti.. O halde kendine dair değildi. Kendi değildi .. ya da tikel ve subjektif olmak nedir? O özne öldü ya da geçti ve değişti O halde ölümden sonrası tüm varoluşa dair. Ben bu ben'e dair değil. Ben'e dair değil...Subjektivite o alana dayatılamaz. O özne öldü dreken subjektivite de öldü-kapandı.. Ölümden sonra hakikatinin ve adlandırmasının yapısalı ya da hakikati ne olursa olsun "ben bu ben" ve onun subjektvitesi kimliği kişiliği orda yok, olamaz, subjektivite bitti. Bağsız ilişik ve soruşturma. Biliş varsa da nesnel artık form varsa da neyse de farketmez... Subjektif değil artık..Nesnel. Obejktif.. Öznellik bitti. Öznellik o alana dayatılamaz. Realitenin hakaikati Ölümden sonrası objektif. Fazla tantanaya gerek yok bu kadar. Herkese ve herşeye ne oluyorsa varoluşun ve enerjinin yasası ve devimi neyse o. Yasalar varsa düzen varsa o. Değilse de o. A ve B farkı yok... Ne farkeder objektif. Yanıtın A ya da B olmasının farkı yok. "Ben" kalmadı ya da " Ben bu ben " ve "Ben bu şimdiki ben" kalmadı, dağıldı-değişti.. Subejktivite bitti kapandı anlıyor musun? Yanırın A sağlanmasının B sağlanmasının hatta öyle ya da böyle olmasının farkı yok. Neyse o yasası... Daha ölüm sonrasına subjektivite dayatan zihniyet varoluşunu/varoluşumu hiç incelemedim hiç üzerine dürüst serbest düşünmedim ordan burdan hazır yanıt topluyorum laylaylom yapıyorum hızlı kolay beleş yanıt arıyorum ona buna dini ahkam ve baskı dayatıyorum kör ve kötü yoldan bilgi çalmaya çabalıyorum saysın.. Onun yanıtı da öyle alınamaz.. Nesnel kavrama ya da gelişim patikası. Kişisel gelişimi işaretliyor. Kavrama zamanı işaretliyor Ölümden sonra objektif oluruz.. Ölüm sonrası da bunu ifade ediyor o halde. Objektif... Bunu bu kavramı anlaman ölüm sonrasını anlamandan daha önemli olmasın? Bir an yaşamı ölüm ölümü doğum gibi düşün. Belki bunda yanıt vardır. Bir kere tikel varlık, tikel salt kendinden ibaret ben ve özne olmak ikilemi ve kavramı çöktüğünde "Ben bu ben" "Burada doğmuş ben bu ben" gibi kavram ve ikilemler ölüm ve doğum kalmıyor yadsınıyor. Geçişler değişimler gibi bir tanımlama alır. Hareketin devimin uzantısı ve parçası. "Ben bu ben" ve tikellik ölüyor diyorum. Ölmeden de ölüyor. Zaten bura Araf (öbür taraflar) oluyor öyle düşün. Hiç doğmadım ki oluyor. Öte beri kalmıyor tek yüzey oluyor. Öte gitmek öte değil. Ön arka ve iç dış, karanlık açık , yokluk hiçlik gibi bölüyorsunuz. Her yer realite. Her durum realite . Objektif genel geçer realite... Bir şey değişmiyor değişen ben değilim. Ben doğmadım ki? Doğma nedir beliriyor... Tikellik ölüyor diyorum ve eğer istersen zaten yaşarken de ölüyor. Tikellik öldüğünde ölüm doğum gibi belirtmeler yapay. Tikel beni hedef alan bir özel özne nerde? Tükel ya da tekil özne nerde? Biliş nerde? Ben tikelim Ben doğdum Ben öldüm öleceğim Bak bunlar "ben tikelim"e uygulabilir Ben tikel değilim ve kendi tikelliğimden ve tikelimden ibaret değilim. O halde kim doğdu öldü O Eğer öyleyse. O öyle iddia ediyorsa Ben ontik varlığın ortak duyuşudur ve bilişidir dersem. Ben ortaktır dersem. Üstyapı gibi.. O halde doğan kim ve ne? O ya da " bir ben" ya da herhangi biri Ben de herhangibiriyim işte.. Beni ya da duyuşu (ben duyuşu) tikelime özel ve ait, kendi tekelinde addetmiyor hissetmiyor ve ve..... Ben duyuş anonimdir Doğum ölüş kalmadı Bitti Oh ne rahat İşte kırklara karıştık bak ne rahat... |
Alıntı:
İnsanın hakikati bu, İSTİLÂCI BİR TÜRDÜR! Zaten bunu merak etmediği için, İSTİLÂDAN başka her türlü, inanç, ideoloji, fikir geliştiren, milyonlarca da kitap yazan ve bunlar içinde ortalığı velveleye veren insan değil midir? İnsan bunun aksini niye merak etsin ki? Hakikat insanın yiyebileceği en ağır bir tokattır! |
Istilaci ve ihtilamci bir turdur insanoglu.
Hakikat ise tahkikattir. |
Hem guncelleme hem konuya katki acisindan "hakikat" kavrami
Gercegin dogasi ve bir onermenin veya inancin dogru ya da yanlis olmasini belirleyen sey hakkinda bircok teori var. En eski ve en yayginlarindan biri, uygunluk (correspondence) gerceklik teorisidir. Bunu kisaca aciklamak istiyorum.
Uygunluk teorisi iki ana iddiada bulunur. Ilk olarak, bir onerme yalnizca ve yalnizca gerceklere uygunsa dogrudur. Ikinci olarak, bir onerme yalnizca ve yalnizca gerceklere uymuyorsa yanlistir. Bu iki iddiaya bir de ekstradan baska bir ucuncu bir iddia eklerler. O da su: bir onermenin veya inancin dogrulugu, gerceklere veya dunyanin nasil olduguna baglidir. [Rengarenk basladik, gunumuz pozitif olsun, diyelim] :) Aristoteles'in yazdigi gibi soyle bir gorustur: "Senin solgun oldugunu dusundugumuz icin solgun degilsin; sen solgun oldugun icin biz bunu soyleyenler olarak dogruyu soyluyoruz." Yani, senin solgun oldugun onermesi, sen solgun oldugun icin dogrudur. Senin solgun oldugun onermesi, senin solgun olma gercegi nedeniyle veya bu gercege dayanarak dogrudur. Uygunluk gerceklik teorisine gore, bir onerme onun hakkinda inandigimiz sey nedeniyle dogru degildir. Ornegin, birinin solgun oldugu onermesinin dogrulugu, buna inanmamiza veya onun hakkinda ne inandigimiza bagli degildir. Onerme yalnizca ve yalnizca biri solgunsa dogrudur. Bazen soyle soylendigini duymussunuzdur: "Senin icin dogru ve benim icin yanlis." Iste, gercek bu sekilde "goreceli" degildir. Elbette, senin kabul ettigin bir onermeyi ben reddedebilirim. Bu nedenle, bir onermenin dogrulugu konusunda anlasmazliga dusebiliriz. Yine de, bir onermenin dogrulugu, senin ya da benim ona inanip inanmamiza degil, gerceklere dayanir. Ufak bir varsayimda bulunalim. Diyelim ki, bazi eski kulturler dunyanin sonsuz bir denizde yuzen bir disk olduguna inanmis.. Bu onermenin "onlar icin" dogru oldugunu soyleyebilir miyiz? Uygunluk teorisine gore, cevap "hayir"dir. Onlar bu onermeyi kabul etmisler ve dogru olduguna inanmis olsunlar. Bu durumda diyebiliriz ki, onlarin inandiklari onerme yanlisti. Daha dogrusu gerceklere uymuyordu. Yine de, soyle bir itiraz olabilir, mesela: "Alvin'in Istanbul'da oldugunu ve Diyarbakir'daki kardesi Metin ile konustugunu varsayalim. Alvin, penceresinden disari bakar, yagmurun yagdigini gorur ve 'Yagmur yagiyor' der. Metin de penceresinden disari bakar, gunesin parladigini gorur ve 'Yagmur yagmiyor' der. Simdi buarada, ikisi de hakli olamaz mi? Bu, bir onermenin hem dogru hem de yanlis oldugu bir durum degil midir?" Evet, ikisi de hakli olabilir. Aslinda, durumun tanimina gore, her biri haklidir. Ancak bu, ayni onermenin hem dogru hem de yanlis oldugunu gostermez. Alvin'in kabul ettigi onerme Istanbul'da yagmur yagdigidir ve Metin'un kabul ettigi onerme Diyarbakir'da yagmur yagmadigidir. Her biri dogru bir onermeyi kabul eder. Ancak ayni onermeyi kabul etmezler. Peki ya inanclar? Inancla olan iliskiler yani. Bunu pragmatist temelde dusunmek gerekir. Bir ornek uzerinden degerlendirelim, daha iyi olur. Bir doktor bir hastayi iyilestirmek istiyorsa, hastayi neyin iyilestirecegi konusunda dogru inanclara sahip olmasi doktor icin yararlidir. Bir adam Ankara'ya gitmek istiyorsa, hangi yolu takip edecegi konusunda dogru inanclar genellikle yanlis inanclardan daha yararlidir. Bu baglantiyi goz onunde bulunduran pragmatik teori, bir onermenin dogru oldugunu, yalnizca ona inanmanin veya ona gore hareket etmenin (uzun vadede) yararli olmasi durumunda dogru oldugunu soyler. Kabaca, bir inanc yalnizca yararli veya elverisli olmasi durumunda dogrudur. Modern psikolojisinin babalarindan Amerikali pragmatist William James, "Dogru olan, davranis tarzimizda elverisli olan, neredeyse her sekilde elverisli olan ve uzun vadede ve genel olarak elverisli olan seydir" diye yazmis. Bunu anlamak icin soyle bir sey yapalim: Dogru inanclarin genellikle iyi bir eylem temeli sagladigini, genellikle yararli oldugunu ve yanlis inanclarin genellikle kotu bir eylem temeli oldugunu varsayalim. Pragmatik teorinin elestirmenleri, bunun boyle olsa bile, dogru inanci yararli inancla ozdeslestirmemiz gerektigi sonucunun cikmayacagini belirtmislerdir. Bazen dogru bir inancin cok kotu sonuclari olabilir ve yanlis bir inancin cok iyi sonuclari olabilir. (X) Ahmet yaslilikta uzun ve acili bir hastaliktan olecek diyelim. Ahmet buna inanirsa cok uzulecek. Hayattan aldigi zevk azalacak. Bu dusunce onu rahatsiz edecek. Ahmet'in buna inanmasi yararli degil. Ama bu dogru olsa bile, bir seyin dogru olmasi icin yararli olmasi gerekmez. Bazen yanlis seylere inanmak yararli olabilir. Ornegin: (Y) Hastanedeki digerleri benden daha fazla aci cekiyor ve bunu cesaretle karsiliyorlar. Simdi, Ahmet buna inanirsa, kendi acisiyla daha iyi basa cikabilir. Bu inanc Ahmet icin yararli. Ama bu yanlis olabilir. Yani, yararli olan her sey dogru degil, dogru olan her sey de yararli degil. Bir baska dogruluk teorisi de tutarlilik teorisi. Bu teori, bir fikrin dogru olmasi icin diger fikirlerle uyumlu olmasi gerektigini soyler. Ornegin: (i) Elimde beyaz bir sey var (ii) Elimde yuvarlak bir sey var (iii) Elimde soguk bir sey var Bu fikirlere inaniyorsam, "Elimde bir kartopu var" fikri bunlarla uyumlu olur. Bu yuzden bazi filozoflar, uyumlu fikirlerin dogru olma ihtimalinin daha yuksek oldugunu dusunur. Ama bu teorinin de sorunlari var. Bazen yanlis fikirler de kendi icinde uyumlu olabilir. Ayrica, bir fikrin diger fikirlerle uyumlu olmasi onun kesinlikle dogru oldugu anlamina gelmez. Belki hepsi yanlistir ama birbirleriyle uyumludur. Tutarlilik teorisiyle ilgili cesitli itirazlar vardir. Mesela ilk olarak, bazilari "tutarlilik" kavraminin belirsiz oldugunu soyler. Bu noktada, bazi elestirmenler tutarlilik kavraminin da tipki "uygunluk" ve "gercek" kavramlari kadar aciklanmasi gerektigini soylerler. Tutarlilik teorisinin, uygunluk teorisine gore netlik acisindan gercek bir avantaji olmadigini belirtirler. Ikinci olarak soyle bir itiraz var: bir onermenin her zaman tutarli bir onermeler kumesine ait olmasi durumunda dogru oldugunu soyleyemeyecegimizi belirtirler. Cok gercekci bir kurgu olabilir fakat yanlis seyler barindirabilir. Bunu soyle ifade edeyim: Yukaridaki ornege tekrar bakin. (iv)'un (i)-(iii) gibi diger inandigim onermelerle tutarli olmasi, (iv)'un dogru oldugunu garanti etmez. (i)-(iv)'e inaniyor olabilirim ve sadece bir kartopu halusinasyonu da goruyor veya bir kartopu tuttugumu hayal ediyor olabilirim. Descartes, kotu bir cin tarafindan buyuk bir aldatilma olasiligini gundeme getirmisti, oyle ki dunyayla ilgili duyusal deneyimlerimizin cogu yanilsamadir demisti. Tabii buna inanmiyor fakat dusunce deneyi yapiyordu. Dusunun ki, boyle bir senaryoda, cevremizdeki dunya hakkindaki inanclarimiz neredeyse tamamen yanlis olurdu. Ama yine de, oldukca tutarli olabilirlerdi. Aslinda, boyle bir senaryoda inanclarimiz su anda oldugu kadar tutarli olabilir. Ancak yine de yanlis olurlardi. Son olarak, hatirlatmakta fayda var ki, gerekcelendirme kriteri ile dogruluk kosulunu karistirmamamiz gerekir ve gerekcelendirme kriterine sahip oldugumuz icin dogruluk kosuluna sahip oldugumuzu varsaymamamiz gerekir. Tutarlilik bir gerekcelendirme kaynagi olsa bile, bu bir onermeyi dogru kilan seyin o oldugunu gostermez. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:59 . |