Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Felsefik Tartışmalar (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=148)
-   -   ortak paydamız...içeri buyrun (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13344)

En el hak 01-10-2009 17:03

ortak paydamız...içeri buyrun
 
abilerim ablalarım, inananlar inananmayanlar

aşağıda verilen konu ile alakalı tez hazırlamam gerekiyo,

yorumlarınızı yazarsanız,daha geniş bir persfektiften bakmamı sağlıyabilirsiniz

şimdiden tüm arkadaşlara tşklerimi sunarım,


18 Mayıs 1884’te dört kişi İngiltere’den Avustralya’ya gitmek için Muhabbet Çiçeği adlı yatlarıyla denize açıldılar. Bunlar Kaptan Thomas Dudley, ikinci kaptan Edwin Stephens, denizci Ned Brooks ve 17 yaşındaki kamarot Richard Parker’dı. 5 temmuzda büyük bir dalga yatın bir kanadını paramparça etti. Yat batmaya başladı. Gemi batmadan önce yanlarına ancak iki konserve yiyecek alabildiler ve kurtarma sandalına geçebildiler. Dört şanssız adam, karadan 1600 mil uzakta, sağ kalabilmek için sadece birkaç kutu sebze konservesi ile Atlantik Okyanusunun ortasında kaldılar. 3 gün sonra, bu dört aç kişi bir kaplumbağa yakalamayı başardı. Bu onlara su ve yiyecek sağladı ama 9 gün sonra o da bitmişti. Hala karadan 1000 mil uzaktaydılar, yiyecekleri yoktu ve içmek için ara sıra yağan yağmur vardı. Gemiciler umutsuzluk içindeydi. Kaptan karısına yazdığı bir mektupta ‘eğer bir gemi gelmezse, bir süre sonra öleceğiz... böyle bir yolculuğa çıktığım için çok üzgünüm’ diye yazdı. Ancak, en azından üçü için birkaç günlük bir kurtuluş yolu vardı. Birisi diğerlerinin yemeği olacaktı. Kaptan kimin öldürüleceğine karar vermek için kura çekmelerini önerdi fakat Stephen ve Brooks itiraz ettiler. ‘Eğer öleceksek hep birlikte ölmeliyiz’ dediler. Kayığın zemininde yarı baygın yatmakta olan genç Richard Parker ise bir şey söyleyebilecek halde değildi. bilinci yerinde yatarken bir şey söylemedi.

Susuz ve yiyeceksiz iki gün daha geçtikten sonra kaptan diğerlerini kurtarmak için birisinin feda edilmesi gerektiğine ve adayın da belli ki Richard Parker olduğuna Stephen’ı ikna etti. Richard öksüzdü, karısı ve çocukları yoktu ve zaten ölmek üzereydi. Yarı koma halinden ancak ara sıra, kendisini daha da hasta eden deniz suyunu içmek için uyanıyordu. Kayığın, gemilerin geçtiği rotaya doğru sürüklendiğini biliyorlardı. Birkaç gün içinde bir gemi görüp görmeyecekleri belli değildi. Ertesi güne kadar yardım gelmezse çocuğu öldürmeye karar verdiler. Kimse yardıma gelmedi. Gemici Brooks öldürme işine katılmayı reddetti. Kayığın arkasına gidip ceketiyle üstünü örttü. Dudley ve Stephens baygın yatan Parker’ın yanına çöktü.

‘Richard oğlum vakit geldi’ diye fısıldadı, Kaptan. Stephens oğlanın bacaklarını tutmak için hazır bekliyordu ama buna gerek yoktu. Mücadele edemeyecek kadar hastaydı. Kaptan çakısını çıkarıp oğlanın boynuna sapladı ve çocuğu hemen öldürdü. 3 gün boyunca üçü de Richard’ın kanını içtiler ve kalbiyle ciğerini yediler. Dördüncü gün Montezuma adlı bir Almanya bandıralı bir gemi kayığı gördü. 3 adam da çok güçsüzdü. İkinci kaptan ve kaptan gemiye bir halatla çekilmek zorunda kaldılar.

7 Eylül’de İngiltere’ye vardılar. Dudley, Stephens ve Brooks doğruca yetkililere gittiler ve Richard’ın ölüm sebebini anlattılar.”

Böyle olaylar daha önce de olmuştu bu yüzden Dudley, Stephens ve Brooks hemen cinayetle suçlanınca çok şaşırdılar. Denizci Brooks hakkındaki suçlama daha sonra düştü. Gazetelerde olay tüm detaylarıyla anlatıldığı için kamunun ilgisi çok fazla oldu. Savunma avukatlarına vermek için para toplandı. Mahkemede olayla ilgili kanıtlar konusunda herkes hemfikirdi, fakat jüri güç bir olayla karşı karşıyaydı. Yargılanmakta olan üç kişinin yaptığını anlıyor ve kendi hayatını kurtarmak için bir başkasını öldürmenin yanlış olmadığını kabul etmek istiyorlardı. Ama hayatını tehdit etmeyen birisini bile bile öldürmenin cinayet olduğunun da farkındaydılar. Hakim jüriye bu sorundan kurtarmak için farklı bir ‘özel hüküm’ önerisinde bulundu. Bunda jüri olayla ilgili bulguları ortaya serdi. Dudley ve Stephens’ın suçlu olup olmadıklarına beş hakimden oluşan bir heyet karar verecekti.”

Mahkeme Dudley ve Stephens’ı cinayetten suçlu buldu. Cinayetin cezası ölümdü, fakat bu olayda 6 aylık hapis cezasına çevrildi. Zamanın standartlarına ve benzer durumdaki diğer denizcilere yapılan muameleyle karşılaştırıldığında, bu ceza birçoklarınca ağır bulundu.”


soru basit arkadaşlar,

Eğer beş hakimden biri olsaydınız Dudley ve Stephens’ı suçlu bulur muydunuz?

Neden?


not:arkadaşlar pazartesine mutlaka yetiştirmem gerekiyo,belkide yorumlarınız kafamdakilerin özeti olucak

En el hak 01-10-2009 17:18

dilaver abim,
evrensel-insan
pante
frodo
ulpian
sargon
unbeliver
nogada
mep
özgür beyin
saroz
k.c
cem
mehmetsalih
uğurce82
davudi
cycetec3
cigi
ayata
mhmd
yücemanitu
aydoe

ve kalıcı tüm arkadaşlar nerdesiniz yaa,

evrensel-insan 01-10-2009 17:29

Saygideger jazz 01;

Burada bir tek suclu var; o da cocugu olduren kaptandir. Birincisi, gemi batmis ve kaptanligi bitmistir, ikincisi oldurme onerisini yapmistir, ucuncusu oldurme eylemini uygulasmistir. Eger Stephens eylem olarak, kaptan'a yardimci olduysa; suca istirak etmistir, olmadiysa da sucu yoktur.

Olen kisinin etinin yenmesi veya kaninin icilmesi; konu degildir.

Kaptan; kendi egoizmini; kaptanligiyla, onerisiyle ve eylemiyle yerine getirmistir. Tek suclu odur.

Ben yine buna benzer bir film seyretmistim. Orada da kaptan; flikalarin batmamasi icin; flikadan suya atilacaklari, ya da flikaya kimlerin alinip-alinamayacagina karar veriyordu. Hatta; kaptanin distaladigi bir kisi, kaptani, silahla yaraliyordu.

Baska bir film de; bir ucagin dagin tepesine dususu ve yasamak icin; bir kurtulanin yenmesi konusuydu.

Bence her olay; kendi olus sartinda degerlendirilmelidir. Yani, bu durumlarla ilgili; yazili bir kanun, yasa konamaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

En el hak 01-10-2009 17:36

evrensel abim,

kısa ve öz bir anlatım değilde neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmen mümkünmü,

birde,

yaşam hakkını dile getiren İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 3 maddesini gösteren
* "Madde 3. Herkesin yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı vardır"

ilkesine dikkat ederek

evrensel-insan 01-10-2009 17:46

Saygideger jazz 01;

kısa ve öz bir anlatım değilde neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirmen mümkünmü,

Neden, islenen cinayet; sonucta bu cinayetin karsiligi olan alinacak cezadir.

birde,

yaşam hakkını dile getiren İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 3 maddesini gösteren
* "Madde 3. Herkesin yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı vardır"

ilkesine dikkat ederek

Zaten bu ilkeden dolayi cinayettir. Eger birisi cinayet islerken; baska birisi fiziksel yardim yapiyorsa; suc ortagidir. Bu cinayeti onlemek isteyip-istememesi bir secimdir ve ceza gerektirmez. Bu da zaten cinayete ortak olup-olmamayi getirir. Bu nedenden; kaptanin disinda kalanlar, eger cinayete ortak olmadilarsa, yani kaptanin oldurmesine yardimci olmadilarsa; bir suclari yoktur. Cunku suc olacak bir neden yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sargon 01-10-2009 18:11

Oldukca ilginc bir konu. Bir taraftan insan haklarina giren, diger taraftan ise doganin yasam döngüsüne giren bir tartisma var burda bence.

Insan Haklari Evrensel Beyannamesine göre insanlarin yasama hakki en önemli hakkidir ve kutsaldir. Pratikte sinirlamalar var tabii, örnegin devletlerin yasam haklarini kisitladiklari oluyor, ölüm cezasi gibi. Yada savaslarda karsi tarafin askerlerini öldürme cinayet sayilmiyor. Ancak yukardaki durum hepsinden farkli.

Alp daglarinda ucaklari düsen insanlarin ölenlerin etlerini yemeleri olayini hatirladim. Bir dizi filmde bu olayi bir kadin anlatiyordu. Ona göre etleri yenen kisilerin yakinlari mahkemeye gitmis ve mahkeme "-18 derecede Alp daglarinda olan bir olayi bu mahkeme yargilayamaz" diye karar vermis. Bu kisim tabii uydurma da olabilir. Ama bir gercekligi de bize anlatiyor. Biz insan haklari denen kurallari yasadigimiz dünya kosullari icin yapmis durumdayiz. Herkesin yiyebilecegi kadar tahil, et ve icebilecegi kadar su bulunuyor. Bu kosullarda insanlar birbirlerini yemek bulmak icin öldürmüyorlar, güc icin, kisisel hesaplasmalar icin yada baska nedenlerle öldürüyorlar. Bu yüzden de bir insani öldürmek yasak kabul edilmistir. Ibrahim sembolik olarak oglunu kesmeyi bu yüzden birakmistir.

Peki yiyecegimiz, suyumuz cok az olsaydi, acaba bütün bir ahlak sistemimiz ayni mi olurdu? Burda doganin yasam döngüsüne girebiliriz. Bir bir tür hayvan olarak digerlerini öldürerek yasiyoruz. Onlar da baskalarini öldürerek, avlayarak yasiyorlar. Hatta zor durumda birbirlerini yiyen hayvanlar da var.

Olayin bir diger yani ise su: Insanlarin aclik karsisinda birbirlerini yiyebilmelerini hakli bulmak mümkün mü? Aclik ceken ve bu yüzden kitle halinde ölümler yasayan insanlar olmadi mi? Oldu. Bugün bile Afrika'da acliktan ölen yüzbinler oluyor. Cocuklar yeterli besin alamadiklari icin ölüyor. Bu durumlarin hepsinde birbirimizi yemeyi makul bulmak mi gerekir. Bu insanlarin cogunun ne Insan Haklari Evrensel Beyannamesinden ne de baska birseyden haberleri var, ama yine de birbirlerini yemiyorlar. Sikintilar cekiyorlar, kolayca hastalaniyorlar, giderek ölümler oluyor. Bence sadece insanda degil, bircok canlida da böyle bir icgüdü var. Kendi türlerini yemeyi tercih etmiyorlar.

And daglarindaki olayda sonucta zaten ölmüs insanlar vardi. Ama bu olayda bir kisiyi öldürme var. Bence bu bir suc. Söyle bir karar vermis olsalardi eger, bence olay daha farkli olurdu. "Bir karar alalim. Eger icimizden birisi ölürse digerleri ölmemek icin onu yiyecek." Böyle olmus olsaydi bence ortada bir suc olmazdi. Ama ne yapiyorlar. Iclerinden en zayif ve en gücsüz olani, hem de öksüz olani seciyorlar ve onu öldürüp yiyorlar. Birisi cikip, "en demokratik yöntemi uygulayalim o zaman, kura cekelim, kime cikarsa onu yiyelim" demiyor mesela. En gücsüz olani seciyorlar. Bu davranis bicimi bence acikca insan haklarina aykiri birseydir. Hitler fasizmi döneminde, bilindigi gibi daha güclü bir kusak yetistirmek gibi hedefler vardi, bunun icin saglikli erkek ve disiler secilerek deneyler falan yapiliyordu. Bu gemicilerin anlayisini topluma uyarlamaya kalsak, zayif ve gücsüz olanlari toplumun yasatmamasi gündeme gelirdi. Halbuki günümüz toplumu tersine zayif ve gücsüz olanlari özel olarak desteklemeye calisir. Herkes yillarca vergi öder, ama hayatinda hic vergi ödememis, ama sakat olarak dogmus bir cocuga milyarlarca liralik masraf bu vergilerden karsilanarak harcanir. Neden? Cünkü biz gücsüzleri, yoksullari, öksüzleri, zayiflayan bir uygarlik anlayisina ulastik.

Bence denizcilere verilen ceza yetersizdir. Elbete özel kosullarindan dolayi ceza indirilmeli idi ama 6 ay ceza cok azdir.

En el hak 01-10-2009 20:02

evrensel abim

ortada bir suç işlendiği kesin,sebeb sonuç ilişkisi derken zaman mekan ve o anın ölümcül şartlarını anlatmaya çalışmışitım. şöyleki

sandalda 4 kişi var ve herbirinin % 25 yaşam hakkı vardır dersek,% 25 yaşam hakkı son bulmasaydı % 100 lük yaşam hakkı son bulacaktı,bunları söylerken olayı tasvip ettiğim anlaşılmasın,ben diyorumki,bu olay yaşanmamış olsa hepsi ölecekti,

sargon abim,

açıklamaların için çok teşekür ederim,doyurucu

evet abim seninde dediğin gibi birtarafta yaşam hakkının kutsallığı ilkesi,diğer tarafta doğanın yaşam döngüsü var,ki ben bunu doğal seçilim olarakta kabul edebilirim

burada esas olan kişilerin bekaasını sürdürebilmeleri için sağladıkları uyum,o besini almamış olsalar öleceklerdi,hayatta kalabilmek için seçilen yol ne kadar katı olursa olsun, diğer 3 kişinin hayatta kalmasını sağlıyor,

doğada hayatta kalabilme adına kıyasıya bir savaş yokmu,bunu sadece insan olarak değil tüm canlılar adına söyleyebiliriz.

bir canlının hayatını sürdürebilmesi,diğer canlının ölümüne bağlı olabiliyor,aslanın hayatta kalabilmesi ceylanın ölümüne bağlı değilmi.
evrensel abimin mantığıyla çıkarsak yola bunada karşı gelmemiz gerekmiyomu.

ozgur_beyin 01-10-2009 20:18

sevgili jazz. bu kararlarda çok değişik görüşler ve cezalar öngörülebilir. ama karar vermek için yaşamak lazımdır.
bence kararlar yerindedir.
ne kadar olduğunu hatırlamıyorum.
orta amerikalı bir ülkenin futbol takımını taşıyan uçak düşmüştü.sağ kalanlar kurtulana kadar
geçen zamanda ölüleri yemişti bunlarada yamyamlık cezasımı verilmeliydi? sargonun penceresinden bakarsak

evrensel-insan 01-10-2009 20:23

Saygideger jazz 01;

bir canlının hayatını sürdürebilmesi,diğer canlının ölümüne bağlı olabiliyor,aslanın hayatta kalabilmesi ceylanın ölümüne bağlı değilmi.
evrensel abimin mantığıyla çıkarsak yola bunada karşı gelmemiz gerekmiyomu. -jazz 01-

Dogal olarak; bir canlinin yasamini surdurebilmesi icin; baska bir canliyi oldurmesi baskadir; bu mentaliteyi; insanogluna uygulamak baskadir. Eger senin mantiginlan gidersek; "insanoglu, hayvanlari oldurerek, cinayet isliyor" dememiz gerekir.

Bu dogada kurallari kimin koyduguna baglidir.

Bir hayvan da; bir insanoglunu oldurdugu (oldurmek) zaman; o hayvan, yargilanmiyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

En el hak 01-10-2009 20:24

özgür abim

rica ediyorum açarmısın

doğru veya yanlış,yorumlamanı istiyorum

en mantıklı bütünü sizlerin yorumları beirleyecek

tüm şartları gözönünde bulundurarak ulaşacağın sonuç ne olurdu

Cem 01-10-2009 20:43

Mahkemenin kararı bence yerindedir.

Daha ağır bir ceza uygun olmazdı çünkü işlenen cinayet doğaya karşı ölüm-kalım savaşında işleniyor.

Ceza vermemek de olmazdı çünkü bir insan öldürülüyor.

Hem suç var hem de hafifletici sebepler var.

Bence verilen 6 aylık hapis cezası uygun.

En el hak 01-10-2009 20:45

Alıntı:

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 242280)
Saygideger jazz 01;

bir canlının hayatını sürdürebilmesi,diğer canlının ölümüne bağlı olabiliyor,aslanın hayatta kalabilmesi ceylanın ölümüne bağlı değilmi.
evrensel abimin mantığıyla çıkarsak yola bunada karşı gelmemiz gerekmiyomu. -jazz 01-

Dogal olarak; bir canlinin yasamini surdurebilmesi icin; baska bir canliyi oldurmesi baskadir; bu mentaliteyi; insanogluna uygulamak baskadir. Eger senin mantiginlan gidersek; "insanoglu, hayvanlari oldurerek, cinayet isliyor" dememiz gerekir.

Bu dogada kurallari kimin koyduguna baglidir.

Bir hayvan da; bir insanoglunu oldurdugu (oldurmek) zaman; o hayvan, yargilanmiyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel abim

neden bir canlının yaşamını sürdürebilmesi için başka bir canlıyı öldürmesi başkadır,

ben evrim kuramını bilimsel bir gerçek olarak kabul ettikten sonra hamam böceğinin ölümü bile içimi acıtıyor

canlılığın soyoluşunu bir düşünün,insanlar ayrı demek ne kadar doğru,

değilse bu yaşam kavgası ne

bu yaşam kavgası doğanın bir kuralı ise kaptan ve arkadaşlarının yaptığı ne,

richard parker den nefret ettikleri için değil hayatta kalabilmek için yapılmış

ki aralarında ölüme en yakın olan kişi o

doğal seçilimin elenecek bireyi

olamazmı sizce

bu sıradan bir ölüm değil,

istem dışı,çaresizlik

yaw oltaları vardıda balıkmı tutmadılar

dördüde ölseydi dahamı mantıklı olacaktı

şöyle düşünün

bir kadın ikiz doğuruyor,ki bunlar karşılaştığımız şeyler

yapışık ikizler

birinin yaşaması diğerinin ölümüne bağlı

ne düşünürdünüz,

En el hak 01-10-2009 20:51

Alıntı:

Cem´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 242285)
Mahkemenin kararı bence yerindedir.

Daha ağır bir ceza uygun olmazdı çünkü işlenen cinayet doğaya karşı ölüm-kalım savaşında işleniyor.

Ceza vermemek de olmazdı çünkü bir insan öldürülüyor.

Hem suç var hem de hafifletici sebepler var.

Bence verilen 6 aylık hapis cezası uygun.


cem abim sorunda burada zaten,ingilterenin yasalarına göre öldürmenin helede savunmasız bir insanı cezası ömür boyu habis

ama karar 6 ay

sorgulanması gereken bu,

bende senin gibi düşünüyorum

abim

biraz daha geniş bakman mümkünmü

evrensel-insan 01-10-2009 21:00

Saygideger jazz 01;

Bende, senin gibi; canlilara zarar vermemek icin ugrasiyorum. Biliyorsun, etyemezler, yani sebzeciler hareketi bile var. Gerci onlarda; yerken; bitki ile hayvani ayiriyorlar.

Bence, sen insanoglunun kendi turu arasindaki kurallari ile; canlilarin yasam mucadelesini, bir birine karistiriyorsun. Biri dogaldir, oteki ise; insanoglunun kurallaridir.

Aslinda bu kurallar celiskilidir. Cunku ya sonucta; insanoglunun biri birini oldurmesine karsi cikarsin, ya da cikmazsin. Savas, hakim kararindaki olum (olmek) cezasi normal; birini oldurmek ise suc oluyor. Insanoglunun bu celiskisi; her konuda oldugu gibi; burdada kendini gosteriyor.

Istersen, ben sana her sey icin tek bir kavram vereyim. Guc; sonucta; hayvanlar aleminde de insanoglu kendi turu arasinda da; Guclunun dedigi oluyor. Sonucta, kendi icin kurallari koyan insanoglu; bu kurallari kendi aleyhine koyuyor. Kurallari da koyan; guc-otorite ve iktidar oluyor.

Yasamak icin oldurmek; Savasta gecerlidir, cogu nefsi korumada; eger ispat edebilirsen gecerlidir. Ama; orman kanunudur. Denizcilerin bulundugu kayikta da orman kanunu gecerli degildir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan 01-10-2009 21:02

Saygideger jazz 01;

ingilterenin yasalarına göre -jazz 01-

Britanya da yazili kanunlar, yoktur. Oyuzden her verilecek ceza ve onun sucu; kendi sartlari bunyesinde degerlendirilir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ulpian 02-10-2009 05:36

sevgili jazz_01,

çok güzel bir konu açmışsın, şimdiden tezinde başarılar dilerim. Umarım yazdıklarımızdan bir parça da olsa faydalanabilirsin.

Bu arada senin de izninle MOD arkadaşlardan başlığı felsefe bölümüne taşımalarını rica edeceğim, çünkü konu doğrudan ahlak ve hukuk felsefesi ile ilgili.

Öncelikle durum anlatımında ufak bir detay eksik gibi. Benim elimdeki bilgilere göre, üç adam mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırılıyor ve daha sonra kraliyet makamından affedilerek, ceza 6 aya dönüştürülüyor. Bu hukuk açısından önemli bir ayrıntı. Çünkü mahkeme, dönemin hukukuna göre ölüm cezası vermiştir. Ve kraliyet makamının aff yetkisi her ne kadar hukuki olsa da, ceza mevzuatının dışındadır.

Elimde tam da bu konuyla ilgili, meşhur Alman Ceza Hukukçusu ve Hukuk Felsefecisi Prof. Dr. Joachim Hruschka'nın yazmış olduğu iki makale var. Eğer Almancası işine yararsa, scanleyip sana gönderebilirim. Ama büyük ihtimalle İngilizce'ye de çevrilmiştir, aramak lazım. Bu iki makalede bu ve benzer durumların tarih boyunca filozoflar arasında hangi açılardan tartışıldığı, hangi tez ve argümanların savunlulduğu ve sonuç olarak bu tartışmaların bugün yürürlükte olan Ceza Kanunlarına nasıl yansıdığı anlatılıyor. Çok kısaltarak özetlemeye çalışacağım.

İlk önce bu iki makaleden edindiğim tarihsel bilgileri çok kısaca özetleyeceğim, sonra böyle bir durumun bugün yürürlükte olan Alman Ceza Kanunu'na göre nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlatmaya çalışacağım, son olarak da somut durumun özellikleri ile ilgili kendi düşüncelerimi yazmaya çalışacağım.


1. Hukuk ve Ahlak Felsefesi tarihinde durumun değerlendirilmesi
2. Mevcut Alman Ceza Kanunu'na göre durumun değerlendirilmesi
3. Kendi değerlendirmem




1. Hukuk ve Ahlak Felsefesi tarihinde durumun değerlendirilmesi

Aslında bu konu Hukuk ve Ahlak Felsefesi tartışmalarında anlatmış olduğun somut durumun vuku bulmasından çok daha önce, yüz yıllar boyunca tartışılmış. İlk olarak M.Ö. 214-129 yıllarında yaşayan Yunan Filozofu Karneades tarafından şöyle bir fiktif durum ortaya atılmış:

Karneades'in Tahta Parçası
Alıntı:

Bir gemi batıyor ve iki kişi hariç herkes ölüyor. Kalan iki kişiden birisi, sadece bir tek kişiyi taşıyabilecek bir tahta parçasının üstüne çıkıyor. Diğeri ise denizde boşlukta ve kısa zaman sonra gücü kalmadığından boğulacak. Etrafta boğulmaktan kurtulmak için tutunacak hiçbir şey yok. Sadece o bir kişinin üstüne çıktığı tahta parçası var. Böyle bir durumda boşlukta yüzen kişi, diğerini tahta parçasından iterek ölüme mahkum eder ve bu şekilde kendi hayatını kurtarırsa, cezalandırılmalı mı?
Karneades'den kalmış herhangi bir eser yok gerçi elimizde. Sokrat gibi onu ve düşüncelerini, kendisinden değil, öğrencilerinden tanıyoruz. Netice itibariyle bu durum Eski Yunan'da detaylı olarak tartışılmaya başlamış.

Avrupa'da bilhassa Samuel Pufendorf'un ''De Jure Naturae et Gentium libri octo'' (1672) adlı eserinde bu durumun detaylı olarak işlenmesi ile birlikte, tartışma uzun yıllar boyunca Avrupa Hukuk ve Ahlak Felsefesinde merkezi bir konum alıyor (sürekli ''Hukuk ve Ahlak'' felsefesi diyorum, çünkü bu ikisinin birbirinden kati olarak ayrılması ilk Kant'la başlıyor.)

İlk olarak Pufendorf, olayı ''meşru/haklı kılan sebepler'' ve ''mazur/özürlü kılan sebepler'' ayırımı ışığında ele alıyor. (Bu kavramsal ayırımın da aslında ilk temeli Hugo Grotius tarafından atılmış). Fakat Pufendorf henüz olayı kavramsal açıdan tatmin edici bir çözüme kavuşturamamış ve birçok açıdan tezatlı ifadeler içinde kalmış. Onu takip eden Achenwall, Daries, Baumgarten gibi hukukçu ve filozoflar, konunun berraklaşmasına katkıda bulunmuş ve neticede Kant tarafından kavramlar büyük ölçüde yerli yerince ikame ettirilmiş.



2. Mevcut Alman Ceza Kanunu'na göre durumun değerlendirilmesi

Bugün yürürlükte olan Alman Ceza Kanunu'na göre bu gibi durumlar çok açık bir şekilde düzenlenmiş. Bu noktaya değinmem iki açıdan önemli: Birincisi Alman Ceza Kanunu'ndaki ilgili maddeler, yukarda kısaca zikrettiğim felsefi tartışmalar sonucunda şekillenmiş. İkincisi bu düzenlemeyi aşağıda daha detaylı açıklayacağım üzere ben de adil ve uygun buluyorum.

Alman Ceza Kanunu'nda kişinin, başkasına kasten zarar veren fiiline rağman ceza almamasının sebepleri iki ana kategoriye ayrılmakta:

=> ''meşru/haklı kılan sebepler''
(Rechtfertigende Gründe / justification)

=>''mazur/özürlü kılan sebepler''
(Entschuldigende Gründe / exculpation)

§ 32 ve § 34 StGB meşru/haklı kılan sebepleri, § 35 StGB ise mazur/özürlü kılan sebepleri düzenlemekte.

§ 32 ''müdaafa'' durumlarını düzenliyor. Bu maddeye göre örneğin birisi sana haksız yere bir baltayla saldırırsa ve senin tek kurtulma yolun elindeki silahla saldırgana ateş etmekse, bunu yapabilirsin. Saldırganın ölmesi veya yaralanmasından dolayı ceza almazsın. Çünkü fiilin bu maddeye göre meşru/haklı sayılmaktadır. Aynı maddeye göre sadece kendini değil, hiç tanımadığın birini bile zor kullanarak haksız bir saldırıya karşı müdaafa edebilirsin.

§ 34'te düzenlenen durum bundan çok farklı. Bu duruma göre kendinde veya bir başkasında oluşacak bir zararı önlemek için tehlikeyle hiç ilgisi olmayan birine zarar verebilirsin. Fakat kurtarmak istediğin şey, feda ettiğin başkasının malından ''çok daha değerli'' olmalı ve o mala zarar vermek tehlikeyi önlemek için elde olan seçeneklerin en zararsızı olmalı. Örneğin sana saldıran bir köpekten kurtulmak için, olayla hiç alakası olmayan (yanından geçen) birinin şemsiyesini zorla alıp köpeğin kafasında kırabilirsin (eğer başka seçeneğin yoksa). Bu durumda şemsiye sahibinin zararını medeni kanuna göre tazmin etmek zorundasın, fakat şemsiyeyi zorla aldığından ve şemsiyeye zarar verdiğinden dolayı ceza kanununa göre bir yaptırıma uğramazsın. Çünkü kurtarmak istediğin şey (can güvenliğin, sağlığın) feda ettiğin şeyden (şemsiyeden) çok daha değerli. Yani 34. madde, senin bu fiilini meşru/haklı saymakta.


Şimdi bu iki maddeye göre tartıştığımız durumu bir değerlendirelim: Genci öldüren Kaptan herhangi bir müdaafa durumunda değildi, çünkü gençten gelen bir saldırı yoktu. Dolayısı ile 32. madde işlemiyor. 34. maddeye göre gencin öldürülmesinin meşru olup olmadığı şu soruya bağlı: Üç insanın hayatı bir insanın hayatından ''çok daha değerli'' mi?

Alman anayasası, yasaları ve içtihatları bu soruya kesin bir ''HAYIR'' cevabı vermekte. Hiçbir durumda bir insan hayatı terazi kefesine konulamaz, tartılıp ölçülemez. İnsan hayatının değeri sonsuz olarak alınır. Dolayısıyla üç ve üçbin insanı kurtarmak için bir insanı feda etmek kanun önünde meşru olamaz.

İşte burada devreye 35. madde giriyor:
§ 35'e göre, bir insan kendinden veya bir yakınından hayati bir tehlikeyi geri çevirmek için, -başka hiçbir seçenek yoksa- başka birine verdiği zarardan dolayı cezalandırılamaz. (kurtarılan şeyin ''çok daha değerli'' olması şartı yok).

Fakat bu maddeye göre fiil haklı/meşru olarak değil, sadece mazur/özürlü olarak görülmekte.

İşte tartıştığımız bu durumlarda da (gerek Karneades'in tahta parçası, gerek genci öldüren kaptan) söz konusu kişiler Alman Ceza Kanunu'nun 35. maddesine göre mazur/özürlü sayılmakta ve cezalandırılmamaktadır (sadece kaptan için -kaptanlık makamının sorumluluklarından dolayı- bir istisna olabilir, buna daha sonra değineceğim).

Bu ilk bakışta sadece bir kelime oyunu gibi algılansa da, bir fiilin meşru/haklı olması ile mazur/özürlü olması arasında önemli farklar var:

- Herşeyden önce hukuk sistemi 35. maddeye göre mazur/özürlü olan birine ''Sen haklısın'' değil, ''Sen bir suç işledin, haksız birşey yaptın. Fakat hepimiz insanız ve bu suçu işlemendeki saikleri bir özür olarak kabul ediyoruz'' diyor.

- Her iki durumda da ''ceza'' verilmiyor. Fakat mazur/özürlü davranana bir takım hukuki müeyyideler uygulanabilir (örneğin ehliyeti elinden alınabilir, görevinden azledilebilir). Fakat meşru/haklı davranana hiçbir yaptırım uygulanamaz.

- mazur/özürlü davranana yardım ve yataklı edenler cezalandırılabilir (eğer yardımcılar için de 35. madde geçerli değilse). Fakat meşru/haklı davrananlara yardım ve yataklık edenler de meşru/haklı davranmışlardır.

- meşru/haklı bir fiile karşı muhalefet/direnç haksız sayılır ve ceza gerektirir. Örneğin biri sana baltayla saldırdığında, sen meşru müdaafa olarak ona silahı doğrulttun ve tam sıkacaksın. Senin bu eylemin 32. maddeye göre haklı/meşru. Şimdi baltayla saldıran senin silahı sıkmak üzere olduğunu gördü ve canını kurtarmanın tek yolu olarak, senden önce davrandı ve baltayı kafana fırlattı. Bu durumda aslında saldırgan senin silahı ateşlemek üzere olmana karşın canını kurtarmak için bulunan tek yolu seçti. Fakat senin silahı ateşlemen zaten 32'ye göre meşru olduğu için, saldırganın bu ''savunması'' meşru sayılmaz, cezalandırılır.
Fakat mazur/özürlü fiillere karşı muhalefet meşru/haklıdır.

=> Yani sandaldaki genç, gücü yetseydi de kendisini öldürmek üzere olan Kaptan'ı öldürseydi, 32'ye göre meşru/haklı sayılırdı ve ceza almazdı.




3. Kendi değerlendirmem

Şahsen Alman Ceza Kanunu'ndaki düzenlemeyi bulunabilecek en adil ve uygun çözüm olarak görüyorum.

Bir yandan: Kaptan'ın fiili haksız olarak görülmekte. İnsan hayatının tartılamayacağı vurgulanmakta. Üç veya üç bin insanı kurtarmak için tek bir insanı bile feda etmenin kesinlikle meşru olamayacağı ortaya konmakta.

Fakat diğer yandan hukuk sistemi, insanoğlunun tabiatını ve en temel içdüsünü de görmezden gelmemekte. İnsanların büyük çoğunluğunun kendi hayatı tehlikedeyse, canını kurtarmak için herşeyi yapabileceği, bu haksız olsa da insani bir tutum olduğu gerçeği kabul edilmekte.

Devlet ve hukuk zaten birer araçtır ve en temel/asli işlevleri de insanların can güvenliğini sağlamaktır. Devlet öncesi doğal bir durum kurgulasak kafamızda, akıllı bireylerin sosyal anlaşma aracılığı ile yine bir devlet kurma yoluna gideceğini varsaymalıyız. Çünkü devletin (hukukun, polisin, mahkemenin) hiç olmadığı bir ortamda kimsenin can güvenliği yoktur. Bu kurgusal devlet öncesi durumda insanlar evvela can güvenlikleri için devlet gibi bir kuruma boyun eğerek birçok yönden kısıtlamalara razı gelirler. Dolayısı ile işte bu en temel değerinin, can güvenliğinin tehlikede olduğu bir durumda devlet ve hukuk'un senden ölmeni talep etmesi, aksi takdirde seni cezalandıracağını söylemesi anlamsız kalmaktadır.

Ayrıca Ceza Kanunu, yukarda saydığım farklarla ''meşru/haklı'' fiiller ile ''mazur/özürlü'' fiiller arasında hukuken de yeterli ölçüde bir ayırıma gitmiştir.


Somut durumun özelliklerine gelince:
Kaptan için -Kaptan olması hasebiyle- bu mazuriyet/özür sebebinin işlememesi ve yine de cezalandırılması uygun görülebilir. Zaten yukarda zikredilen 35. maddenin ikinci cümlesinde de, resmi görevinden/makamından dolayı şahsi tehlikelere göğüs germekle yükümlü olanlar için bu özür sebebinin geçerli olmayacağı yazılmıştır. Kanun koyucu, bu cümleyi yasaya alırken daha çok polis ve itfaiye gibi meslekleri düşünmüş. Örneğin bir polis zaten görevi gereği, şahsi tehlikeleri göze almak durumunda olduğu için sıradan bir vatandaş gibi canını kurtarmak için başkalarını feda edemez. Normal bir vatandaşta anlayışla karşıladığımız bu duruma, bir poliste tahammül edemeyiz. Aynı şeyler bir gemi kaptanı için de geçerli midir, iyice düşünmek lazım. Neticede kaptan da, emri altında olanların her türlü güvenliğinden birinci derecede mesuldür.

Bunun yanısıra Richard'ın öksüz, bekar ve çocuksuz olması, hiçbir şekilde onun öldürülmesi için argüman olarak kullanılamaz/kullanılmamalı bence. İnsan hayatının değeri sonsuz/mutlak olarak alınmalı ve yaşından, aile ilişkilerinden, çevresine ve insanlığa olan hizmetlerinden tamamen bağımsız olarak değelendirilmeli. Einstein'ı kurtarmak için bir çocuk tecavüzcüsünün hayatı feda edilememeli.

Yoksa insan hayatlarını birbirine karşı tartmaya bir başlarsak, sınırın nerede çekileceği gibi çözümü imkansız bir sorunla karşı karşıya kalırız.

Bu durumda bence en adil çözüm, dört adamın kendi aralarında kura çekmesi olurdu. Diğerleri bu teklifi kabul etmeseler bile, Kaptan kendi başına dördü arasında bir kura çekmeliydi.

Richard'ın öldürülmesi için sayılan sebepler arasında tek makul gördüğüm, zaten ölüm eşiğinde oluşu. Gerçi bu da çok hassas bir konu. Örneğin buradan hareketle hastanede ölüm eşiğinde olan hastaları, acil organa ihtiyacı olan hastaların yaşayabilmesi için feda etme fikri ortaya çıkar. Fakat diğer yandan örneğin bir savaş/afet durumunda doktorların onlarca/yüzlerce müdahaleye muhtaç insanlar arasında zaruretten dolayı böyle bir değerlendirmeye gittiğini de biliyoruz. Mesela doktor, böyle bir afet durumunda (bütün hastalara yetişemeyeceği için) yaşama ihtimali çok düşün olan zedeleri bırakıp, ümit olan vakalarla ilgilenir. Bu da hepimiz tarafından normal karşılanır.


Sonuç olarak: Gemideki adamlar haksız bir eylemde bulunmuşlardır. Fakat yine de cezalandırılmaları adil olmaz. Bununla birlikte görevden azl gibi yaptırımlara çarptırılabilirler. Sadece Kaptan'a -Kaptanlık makamından dolayı- özür sebebini işletmeyerek normal ceza da verilebilir.



saygılarımla

En el hak 02-10-2009 11:16

ulpian abim,

çok etkileyici bir yorum

teşekürler abim,

En el hak 02-10-2009 11:20

dilaver abim,
pante
frodo
unbeliver
nogada
mep
özgür beyin
saroz
k.c
mehmetsalih
uğurce82
davudi
cycetec3
cigi
ayata
mhmd
yücemanitu
aydoe


abilerim şu dinlerden bir süreliğine gerçekten özgür kalmanız mümkünmü,


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:03 .