Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   Dünya Yahudiliğinin büyük çoğunluğu Sami kökenli değil, Hazar-TÜRK kökenlidir. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14672)

saroz 14-11-2009 18:53

Dünya Yahudiliğinin büyük çoğunluğu Sami kökenli değil, Hazar-TÜRK kökenlidir.
 
Tüm saldırılarına rağmen Araplara ve onlar tarafından dayatılan islamiyete direnen Hazarlar, 740 yıllarından başlayarak, başta hakanları olmak üzere Yahudi dinini gönüllü kabul ettiler.

En büyük Türk kavimlerinden birinin, İslamiyetin tüm baskılarına karşı bağımsızlığını inatla koruduktan sonra topluca ve gönüllü olarak, üstelik her üç dinin temsilcilerini çağırıp, onları tartıştırıp, uzun değerlendirmelerden sonra Yahudilikte karar kılmaları, büyük tarihi önemde bir gelişmedir. Her ne kadar önceden de yahudiliği benimseyen Türkler olmuşsa da, bu kadar büyük ve muktedir bir Türk topluluğunun Yahudiliği seçişi ilkti.

Diğer yandan bu gelişme Yahudilik açısından da tarihsel önemde bir olaydı; çünkü bu geçiş, bir anda dünyadaki tüm yahudilerden daha kalabalık bir topluluğun yahudi olması, yahudilikle israiloğulları özdeşliğinin bozulması ve tabii yüzyıllardan sonra yahudilerin nihayet egemen bir devlet konumuna yükselmeleriydi.

Bu çok önemli ve sıradışı gelişmeyi doğuran nedenlerin irdelenmesi de büyük bir önem taşıyor.

''8. yüzyılın başlarında dünya iki büyük gücün elinde kutuplaşmıştı. Bir yanda Hristiyanlık, öte yanda da Müslümanlık vardı. Her iki kesimin ideolojik doktrinleri, kuvvet politikası ilkelerine göre işleyen klasik propaganda yöntemleri, ikna ve fetih yollarıyla inançlarının yayılması ve dünyaya egemen olma çalışmaları vardı. Hazar imparatorluğu bu sırada üçüncü güç görünümündeydi. Bu imparatorluk, her iki büyük güçle de boy ölçüşebileceğini daha önce ortaya koymuş bir topluluktu. Gerek dost, gerekse düşman olarak. Ama kendi bağımsızlığını sürdürebilmenin tek yolu, ne Müslümanlığı, ne de Hristiyanlığı kabul etmeyerek yaşamını sürdürmekti. Çünkü bu inançlardan hangisini kabul etse, ya Doğu Roma İmparatorluğu'nun ya da Bağdat Halifesi'nin nüfuzu altına girecek demekti.

Bu sırada gerek Bizans'la gerek Halifelikle ilişkileri, Hazarlara, Şamanizm dininin modern tektanrılı dinlere göre, yalnız barbarca ve modası geçmiş bir din olduğunu öğretmekle kalmamış, aynı zamanda yeni dinlerin bir yararına dikkatlerinin çekilmesine de yol açmıştı.

Şamanizmi uyguladıkları sürece, gerek Halife'nin, gerek İmparator'un rahatça tadını çıkardığı 'yasal ve ruhsal önder' olma avantajı, kendi yöneticilerine nasip olmayacaktı. Ama beri yandan bu dinlerden herhangi birine geçmek, taraflardan birinin etki alanı içinde erimek demekti. Yani yapılacak davranış, kendi amacını yokedecekti. Bu durumda kendilerine baskı yapan her iki dinden uzak, ama her ikisinin de temelini oluşturmuş olan üçüncü bir inancı kabullenmekten daha mantıklı bir davranış düşünülebilirmi?

Hazar sarayının din değiştirmesi kuşkusuz siyasal nedenlere dayanıyordu, ama gereklerini pek bilmedikleri bir dini, bir gece içinde körü körüne kabul ettiklerine inanmak da saçma olur. Gerçekte Hazarlar gerek yahudilerle, gerekse onların inançlarıyla aşağı yukarı yüzyıldan beri ilişki halindeydiler. Bu ilişkiyi sağlayan, Bizansın dinsel baskısından kaçan Yahudi topluluğu ile, ön Asyanın Araplar tarafından fethedilen bölgelerinden kaçan daha küçük yahudi gruplarıydı.

İşte bu Hristiyan ve Müslüman zulmünden ''... kaçanlara ya da kaçırılanlara feleğin gösterdiği tek insaf, kuzeyde Hazarya gibi bir ülkenin (Yahudiliği benimsemesinden sonra ya da önce) varlığıydı diyebiliriz. 740 dan önce bu ülke bir göçmen cennetiydi. Daha sonra bir ulusal yuva oluverdi.

Arap saldırıları ile başlayan Hazar Türklerinin acılı tarihi, 965'de Rus saldırısında yenilmeleriyle devam edecek, ardından tam kendilerini toparlamışlarken, ki bu kezCengiz Han'ın o herşeyi silip süpüren saldırısı gelecek; daha kötüsü Cengiz Altınordu devletinin başkentini Hazar toprakları üzerindekurarak yıkımın kalıcılaşmasını sağlayacaktı.

Yinelenen saldırılar Hazar'ın Yahudi Türklerini Avrupaya doğru sürecek, Macaristan, Polonya, Rusya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde onları acılı bir yaşam bekleyecek ve en sonunda Hitler'in faşist kamplarında yeni bir kitlesel kırım daha yaşayacaklardı.

Bu tarihi gerçeklerin güncel politika açısından anlamı; yoğun bir şekilde anti-Yahudilik vurgusuna dayanan şeriatçı ve Türkçü siyasetlerin, halkları din ve ırk temelinde birbirine düşman etme yönelimine karşı çıkmamız gereğidir.
Bu tip ötekileştirici siyasetler, dünyanın hangi dini ve milletinden olursa olsun egemen oldukları kesimleri barbarlaştırmakla kalmayıp, bizi, son tahlilde aynı olan insan kökenimize, farklılıklarımıza saygı temelinde bizi kardeşleştiren çağdaş insanlık değerlerine yabancılaştırmaktadır.



Kaynak: A. Koestler, Onüçüncü Kabile, s. 67.

Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk, s. 201-204

Çellist 14-11-2009 19:30

Alıntı:

Yinelenen saldırılar Hazar'ın Yahudi Türklerini Avrupaya doğru sürecek, Macaristan, Polonya, Rusya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde onları acılı bir yaşam bekleyecek ve en sonunda Hitler'in faşist kamplarında yeni bir kitlesel kırım daha yaşayacaklardı.
Farklı veriler de var. Zİra Polonya'daki Yahudilerin çoğu Batı Avrupa'dan sürülen insanlardır. Hazar havzasından gelenler bütün Doğu Avrupa'da Yahudiler içinde önemli oranda olsa bile azınlıktır. Ayrıca Hazar havzasından gelen Yahudiler içinde de güçlü bir Alman ve Slav geni mevcuttur; ki ayrıca dilleri bir çeşit ortaçağ Almancasıdır.

Halbuki dilleri Türkçe olan Yahudiler Avrupa'da marjinal ölçekte kalmış ve bu marjinal gruplar soykırımın dışında tutulmuşlardır.

Bu konuda ukalalık ya da muhalefet etmek için yazmadım; ya da "Bak, mübarek Hitler Türk olmayan Yahudileri öldürmüş" diyerek Nazi vahşetini meşrulaştırma çabası ya da başka reaksiyonist bir propaganda gereksinimi içinde de değilim. Ben sadece data; daha doğrusu elimdeki -hafızamdaki- dataların değerlendirmesini verdim. 10 yıl önce ODTÜ tarih bölümünde Karaimler üzerine bir sunumda bulunmuştum da... O zamana kadar ben de bütün Yidişleri ağırlıklı olarak Hazar sanıyordum.

Yine de çoğu Yahudiyle ortak kan taşıdığımız doğrudur. Buna en büyük katkıda da Hazar İmparatorluğu bulunmuştur.

theatre 14-11-2009 19:31

Yıllar önce..

Mason olduğuna emin olduğum biri ile sohbet ediyorum..

Çok şeyler bildiğimi sandığım yıllar.

Konu Orta Doğu ile ilgili idi.

Ben de artık neden icap etti ise..

Yahudilerle Arapların aynı ırktan geldiğini söyledim.

Öyle öğretilmedi mi?

Evet!

Yahudiler ve Araplar Sami kökenli iki halktır diye.

Evet!

Ben de bunu söyleyiverdim.

Karşımdakinin birden nasıl değiştiğini görmeli idiniz.


O günden sonra Yahudilerin Sami ırkından olmadıklarına inanıyorum.

mitch 14-11-2009 21:15

Konu çok ilginç. Daha önce ben de aynı bilgileri içeren bir kaç kitap okumuştum fakat; konunun sonu yeterli açıklığa kavuşturulamamıştı. Merakla takipçisiyim.

Sayın theatre; umuyorum siz de yazdıklarınıza biaz daha açıklık getirirsiniz!

güneşinzaptıyakın 14-11-2009 22:40

O kitapları okumuştum, hatta o kitaplardan sonra bir kaç belgeselde yayına girmişti, karşı tez olarak ise Hazar Türkler'inin kavimlerin göçü ve osmanlı ile çarlık Rusya'sının yayılmacı poltikası yüzünden istedikleri gelişmeyi sağlayamadıkları ve 19. yy ile 20 yy daki büyük kitlesel savaşlarda ise nüfularının önemli kısmını kaybettikleri yönündedir. Kitaplarda iddia edilenlerin aksine mevcut Yahudi nüfusun % 5'i civarında bir temsil ile yer almakta olduklarıdır.

saroz 15-11-2009 01:39

Türk İslam sentezcileirinin yanıtlarını bekliyorum...

Çellist 15-11-2009 02:05

Sayın saroz,

Gerçekte zaten Türk İslam sentezi diye bir şey yoktu ve artık bu masalın kahramanları gibi davranacakmış kimse de yoktur (Bu hafta itibari ile yoklardır). Yeni bir döneme girdik; bu dönemde kimse Türk ve İslam'ı yan yana getirme saflığında bulunamaz.

Benim itirazım demode terime idi. Yoksa muhatabınızın Nurcu ve Adnancı arkadaşlar olduğu bellidir...

mitch 15-11-2009 11:42

Bence konu'ya Hazarlar'ı tanımakla başlayabilirdik. Çünkü; konu daha çok Hazar kimliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu vesileyle daha iyi fikir yürütülebileceği kanısındayım...

Hazarlar, İdil kıyıları ve Kırım yarımadası arasında imparatorluk kuran bir Türk topluluğudur (468-965).

Musevî, Bizans ve Arap kaynaklarına göre, Hazar ülkesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Uygur, Hazar, (Ön-) Bulgar, Sabir ve Peçenek gibi Türk boyları olduğu bilinmektedir.
Hazarların kökeni

Hazarların etnik kökeni hakkında kesin bir kanıt olmamakla beraber bu konuda araştırma yapmış bazı SSCB'li tarihçilere göre, Kuzey Kafkasya'nın yerli halklarından biridir. D.M. Dunlop ve P.B. Golden adlı araştırmacılarsa Hazarların, Tiele veya Uygur soyundan geldiğini kabul etmektedirler. 558'den sonraki yıllarda Sasanîler'le savaşa girişmiş Kafkaslar'ın hakimi bir kavim olduğu bildirilen Hazarlar, (daha doğrusu Sabarlar) "Hazar" adı ile 586'da Bizans'da iyice tanınmış, fakat aynı zamanda "Türk" dolarak anılmışlardır. Çin kaynaklarında ise "Türk-Hazar" (T'u-küe Ho-sa-K'o-sa) adı ile zikredilmişlerdir. Hazarlar, Göktürk Hakanlığı'nın batıda en uç kanadını meydana getirmişlerdir. Hazarca'nın, eski Türk dili ve Uygurca'nın etkisinde kalmış, Hunca ve Bolgarca gibi Türk lehçelerinin Oğur öbeğine bağlı bir lehçe olduğu görüşünde birleşen araştırmacılar da vardır. Hazarların çağdaşı olan Arap seyyah ve coğrafyacı İbn Havkal ve İstahrî, Hazar ismini; ne bir milletin, ne de bir halkın ismi olduğunu belirtip sadece başkenti İtil olan ülkeye verilen isim olarak nitelemişlerdir. Hayfa Üniversitesi'nden Dr. Simon Kraiz, Eylül 2008'de Hazarlardan kalma Samosdelka köyünde bulduğu yazılarda Hazarların; Ruslar, Gürcüler, Ermeniler ve diğer milletler hakkında birçok yazı yazdığını keşfetmiştir. Buna rağmen Hazarlar, kendileri hakkında neredeyse hiçbir şey yazmamışlardır.
(Burada yahudilerden de bahsedilmiş midir? Bu konu hakkında bilgisi olan ekleme yapsın lütfen.)

Hazarları; Ak-Hazarlar ve Kara-Hazarlar olarak ikiye ayıran İstahrî, Ak-Hazarların çarpıcı bir yakışıklılığa, mavi göze ve kırmızımsı bir saça sahip olduklarını; bunun yanında Kara-Hazarların sihayımsı derilli bir çeşit kızılderili olduğunu ileri sürer.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazarlar

mitch 15-11-2009 11:59

Elimde şöyle bir bilgi var paylaşmak istiyorum:

Resmen ortaya çıkışları 626-627 yılları, yani Bassileus Herakleios’un onlardan Sasani İran’a saldırıya geçmek için yardımcı kuvvet olarak 40 bin kişilik bir süvari birliği istemesi dolayısıyladır. Ve gerçekten Bizans İmparatorluğu ile bazı Hazar önderlerinin Tiflis surları altındaki görüşmesini anlatan metin Hazarlar’ın tarihleri için güzel bir başlangıç olmaktadır.

Bununla birlikte yine de böyle bir görüşme ancak Hazarlar’ın güç ve ün kazanmasından sonra yapılabileceğine göre, Hazarlar’ın tarihinin daha önce başlamış olması gerekmektedir.

Ve gerçekten Hazarlar o sırada, dünyada birçok ülkenin onların adıyla andığı ve bugün de bazı ülkelerin onların adıyla andıkları Hazar Denizi’nin çevresi ile Karadeniz’in çevresindeki geniş alanda, daha doğrusu, Don’un yukarı çığırıyla Kafkasya ve Volga’nın oluşturdukları üçgende yaşıyorlardı.

Bu, yaklaşık olarak Arap istilalarının başladığı, Sasani Devleti’nin yıkılarak mirasını Müslümanlar’ın aldığı ve Bizans’ın gerilediği dönemdir. Böylece Bizanslılar’la Hazarlar arasındaki, 626 yılında başlayan ittifak güçlenmiş oldu. İki taraf için de yararlı olan, birine askeri nitelikleri bakımından güçlü bir müttefik, direnişe ise Uzakdoğu malları için iyi bir pazar ve büyük bir kültürün yayılmasını sağlayan bu bağlaşma, taraflar arasındaki herhangi bir bunalım nedeniyle pek zarar görmedi ve en azından ilk yüzyıllar boyunca sanki bazı dönemsel ilişkilerle sürdürüldüğü izlenimini verdi. Yakın bir dostluk, Basileuslar’la kağanları birbirine bağladı ve bu durum kendini 7. ve 8. yy.da birçok kez ortaya koydu.

Ülkesinden kaçmak zorunda kalan Justinianos II (685-695 ve 705-711) Hazarlar’ın önderlerine sığındı, Hazar hükümdarının kızkardeşiyle evlendi, onu Konstantinopolis’e getirdi ve bu kadın orada Theodora adıyla hüküm sürdü.

Ardından Konstantinos V de bir Hazar hükümdar kızıyla evlendi ve bu evlenmenin sonucu olarak da Bizans tahtına ‘barbar’ bir ananın oğlu olan Leon IV Khazaros (775-780) çıktı.

(S.A.Pleteneva Hazarlar adlı yapıtında “Hazar kağanının Çeçek (Çiçek) adındaki kız kardeşi 732 yılında Bizans İmparatoru III.Leon (İsaurialı) oğlu Konstantin ile evlenir. Çeçek, hıristiyanlığı kabülünden sonra İrina adını alır” der.

(Buraya dikkat. Bu tüm Hazarların bu şekilde Hristiyan olduğu anlamına gelebilir! Daha önceki tarihlerde ise; Yahudi olduklarına dair bir kayıt yoktur)

Akdes Nimet Kurat ise, Türk Kavimleri ve Devletleri adlı yapıtında, “Bizans tahtını 775-780 yıllarında işgal etmiş olan Leon 4.’ün annesi bu Hazar prensesi Çeçek (İrina) olduğu için, ona Hazar Leon adı da verilmiştir” der.)

9. yüzyılda siyasal bakımdan gerilemeye başlayan Hazarlar, Kilk Knyazı Svyatoslav döneminde gücü artan Ruslar’la karşı karşıya gelince, Bizanslılar bu sadık dostlarına ihanet etme zamanının gelmiş olduğuna inanarak, Basileios II döneminde Rus ordusunu desteklemek amacıyla onların üzerine donanmalarını gönderdiler (1016).

Kuşkusuz, bu durumun sonucu olarak kısa bir süre sonra Hazarlar’ın sonu geldi ve 1030 yılından başlayarak artık adlarından söz edilmeye değer bir yanları kalmadı; ama öte yandan da kısa bir büre sonra Konstantinopolis’e saldırılar yeniden başlayacaktı.”

(Roux, Türkler’in Tarihi, S.78-83)

Jolly Joker 15-11-2009 12:28

Kimi kitaplara inanmayanlar, nasıl oluyorda başka kitaplardan iddaa sunabiliyorlar..
Bir doğruyu kabul etmek gerekemezmi, o doğrudan yola çıkabilmek için?
Psikolojiyi ben mi yanlış öğrenmişim?
Mantık, iki kadehle ıslanmaya ihtiyaç duyuyor.

Neyse dağılmadan;

Yahudilerin büyük bir çoğunluğunun kökeni Hazar Türklerine dayanıyorsa, Avrupalı Yahudiler, Türk soyundan geliyorsa, Bizim Adolf Hitlere ne demeli? Yani Hitler kafkasyadan geldikleri iddaa edileni farklı bir ırkı mı yok etmeye çalıştı?

mitch 15-11-2009 13:42

Alıntı:

saroz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 260331)
Türk İslam sentezcileirinin yanıtlarını bekliyorum...

Bu konu Türk İslam Sentezcileri'ni neden ilgilendirsinki?

Onlar zaten Müslüman olmamış bu topluluğu Türk'lükten dışarda da görebilirler.

mitch 15-11-2009 13:49

Alıntı:

Jolly Joker´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 260431)
Kimi kitaplara inanmayanlar, nasıl oluyorda başka kitaplardan iddaa sunabiliyorlar..
Bir doğruyu kabul etmek gerekemezmi, o doğrudan yola çıkabilmek için?
Psikolojiyi ben mi yanlış öğrenmişim?
Mantık, iki kadehle ıslanmaya ihtiyaç duyuyor.

Neyse dağılmadan;

Yahudilerin büyük bir çoğunluğunun kökeni Hazar Türklerine dayanıyorsa, Avrupalı Yahudiler, Türk soyundan geliyorsa, Bizim Adolf Hitlere ne demeli? Yani Hitler kafkasyadan geldikleri iddaa edileni farklı bir ırkı mı yok etmeye çalıştı?

Evet bu da bir çelişki gibi görünüyor!

Tarihçi ve gazeteci Dr. Alfred M. Lilienthal, Hazarlar'ın bu günkü Finliler olduğunu söylemesi de bu iddianın gerçekliğini sarsıyor . Çünkü; Finliler yahudi değildir.

Perhaps the most significant mass conversion to the Judaic faith occurred in Europe, in the 8th century A.D., and that story of the Khazars (Turko-Finnish people) is quite pertinent to the establishment of the modern State of 'Israel'. This partly nomadic people, probably related to the Volga Bulgars, first appeared in Trans-Caucasia in the second century. They settled in what is now Southern Russia, between the Volga and the Don, and then spread to the shores of the Black, Caspian and Azov seas. The Kingdom of Khazaria, ruled by a khagan or khakan fell to Attila the Hun in 448, and to the Muslims in 737. In between, the Khazars ruled over part of the Bulgarians, conquered the Crimea, and stretched their kingdom over the Caucasus farther to the northwest to include Kiev, and eastwards to Derbend. Annual tributes were levied on the Russian Slavonians of Kiev. The city of Kiev was probably built by the Khazars. There were Jews in the city and the surrounding area before the Russian Empire was founded by the Varangians whom the Scandinavian warriors sometimes called the Russ or Ross (circa 855-863).

mitch 15-11-2009 14:14

Musevilik’i kabul eden tek Türk kavmi Hazarlar’dır. Bunu söylerken tabii ki Musevilik’in çok büyük bir olasılıkla siyasal amaçlarla kullanılmak için benimsendiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Zaten saray yöneticileri tarafından kabul edilen bu yeni din halkı hiç bağlamadı. Onlar yine eski şaman geleneklerini sürdürerek yaşamaya devam etti.


“Bir uygarlık cilasına sahip olanların tümü tarafından sadece resmi din terk edildi. Ama bu, -Müslümanlığı kabul etmeden önce- her zaman yeni dinlere sürüklenmiş olan Türkler’e özgü bir özellik değildi. Bununla birlikte yaptıkları seçim yine de şaşırtıcıydı: Musevilik’i kabul ettiler. Uzun süre, anlamı apaçık bazı Arapça metinler umursanmayarak, Hazarlar, Musevi bir halk yapılmak istendi: ‘The History of The Jexish Khazars’, Batılılar’dan, onların tarihini yazmış başlıca kişi olan Dunlop’un kitabının adı budur. Ama anlaşılan bu dini sadece yönetici sınıf kabul etmiştir ve bu olayın tarihi de tartışmalıdır. İbrani kaynakları, söz konusu olayın tarihini 8. yüzyılın ilk on yıllarına kadar geri ***ürmek eğilimindedir. Öte yandan, büyük tarihçi Mesudi (öl.956-957) ise söz konusu olayın Halife Harun-ür Reşid devrinde cereyan etmiş olması gerektiğini öne sürmektedir ki bu daha akla yakın görünmektedir. IX. yüzyılın ortasında Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Hazarlar’a, Bizanslılar tarafından Aziz Kiril gönderilmiş olduğuna göre (851-863), anlaşılan, tüm dini inançları ***ürenlerin önünde büyük olanaklar vardı. Aziz Kiril, Türkler’in din adamlarına gösterdikleri tüm saygıyla karşılandı ve hükümdarın masasında bazı hahamlarla ilahiyat tartışmaları yapmak olanağını buldu. Bu duruma layık olduğu önemi vermek gerekir; çünkü böyle bir olayla ilk olarak karşılaşıyoruz. Ama bu olay, hiç de çeşitli din inançları arasındaki kendiliğinden yad da düzenlenmiş tartışmaların bir ilk ve en yetkin örneği değildir ve tarihte bu konuda daha birçok örnek bulunabilir. Hazar ülkesinin genel ya da özellikle şu ya da bu dönemdeki dini statüsünün ne olduğunu ve orada Yahudi dininin gördüğü ilginin derecesini bilmek olanağı yoktur. İmparator Romanos I Lekapenos’un (919-944) Yahudiler’e zulmetmesi, birçok Yahudi’nin Hazar ülkesine sığınmasına yol açtı. Bunun, orada önceden bulunan Yahudi topluluğunun gücünü artırmış olması gerekir. Ama Sicilya’da yaşamış coğrafyacı İdrisi’nin (ölümü 1166) de belirttiği gibi, çok hoşgörülü olan ve anlaşılan herkesin düşüncelerini büyük bir özgürlükle açıkladığı Hazar toplumunda, ister Musevilik, ister başka bir din olsun, hiçbir zaman bir devlet dini olarak görülmemiştir. İbn-i Rüşd’e göre (10.yy.) Hazar hükümdarı Musevi idi ama halkı öbür Türkler’in dinine inanmayı sürdürüyordu ve zaten büyük olasılıkla, halk yığınları Şamanizmi hiçbir zaman unutmamışlardı. Mesudi’ye göre Musevilik baskın dindi ve yedi yargıç vardı; iki Müslümanlar, iki Hıristiyanlar, iki Yahudiler için ve bir tane de Hıristiyan olmayan Ruslar, Slavlar ve diğerleri için. Böylece kendini ortaya koymuş olan üç din arasındaki eşitlik, biçimsel ya da formalite gereği mi, yoksa bu dinleri benimseyenlerin sayılarının eşit olmasının sonucu muydu, bilinmiyor. Bu arada, Müslümanlığın rakibi öbür iki büyük dine oranla, özellikle 9.yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Müslümanlığı, kuşkusuz taktik gereği kabul etmiş bir kağandan söz edilmektedir. Böyle bir bağlamda ise, bir çeşit dini kayıtsızlık ya da daha çok, duygular gevşek olmadığı için, bir çeşit Bağdaştırmacılık (Senkretizm) gelişmiş olmalıdır. Zaten bununla ilgili olarak, Dağıstan’da bir Hazar hükümdarının aynı anda üç büyük dinin birden propagandasını yaptığı anlatılır. Sadece Araplar’ın seferleri, karışıklığa, hatta bazan bu seferler sırasındaki davranışlarına tepki olarak bir caminin ateşe verilmesine ya da bazı başka şiddet gösterilerine yol açıyordu. Türkçe konuşan ve sayıları yirmi bin kadar olan özellikle Polonya ve Kırım’a yerleşmiş, bugün ise aralardan göç etmiş Karaimler ya da Karaitler’in, Hazarlar’ın soyundan geldikleri genellikle kabul edilmez. Dolayısıyla, demek ki Batı Türk dünyasının Musevilikle bazı başka ilişkileri de olmuş ve Museviliği benimsemeye pek elverişli görünmüş olması olanaksız değildir.”
J. P. Roux, Türkler’in Tarihi, S.82-83




“Hazar Kağanlığı’nın önemli bir özelliği, kağanlıkta tam bir din hoşgörüsünün hüküm sürmesiydi. Hazar Halkı’nın büyük kısmı şamanlığa mensup olup, eski Türk dinini devam ettirmişlerdi. Fakat üst tabaka, kağan, beyler ve saray erkanı Yahudi dinindeydiler. İslamiyet de yaygındı. Bilhassa tüccar zümresinin Müslüman olduğu bilinir. Hıristiyanlar da az değildi. Hazar kağanlığı’nın tarihinde Hazar üst tabakası, yani kağan ve etrafındakilerin Yahudiliği kabul etmiş olması dikkat çekicidir. Hazarlar’ın üst tabakasanının Museviliği kabul ederken, siyasi düşünceyle hareket temiş olmaları akla çok yakındır. Komşuları olan Bizans’ın Hıristiyanlığı ve diğer büyük komşusu Abbasiler’in Müslümanlığı karşısında, Hazar beylerinin, büyük dinlerden üçüncüsü olan Museviliği benimsemekle, Bizans ve Abbasiler’in siyasi nüfuzlarından uzak kalacaklarını düşünmüş olmaları mümkündür. Aynı Hazarlar gibi, Bulgarlar da komşusu Ruslar’ın nüfuzundan uzak kalıp, bağımsız yaşamak için, Müslümanlığı kendiliğinden siyasi amaç gereği kabul etmişlerdir. Abbasiler nasıl olsa uzaktı… Ama bunun sonu… Tatarlar (Yazar Bulgarlar demek istiyor.), Hıristiyanlığa karşı bir dinde oldukları için Korkunç İvan tarafından acımasız bir şekilde cezalandırılacaktır. … Hazar Devleti’nde yaşatılan inançların farklılığı kadar, bu devlette yaşayan insanların mensup olduğu boylar da farklıydı.: Uygur, Hazar, Bulgar, Peçenekler. İstanbul’u kuşatan Arap ordusuna karşı Bizans, Hazarlar’dan yardım istemiştir (718). Bizans’ın yardımına koşan Hazarlar, Araplar’ın hıncını üzerine çekmişti. Arap-Hazar düşmanlığı hiç eksilmemiştir. Hıristiyan Bizans’la Müslüman Araplar’ın Museviler’e karşı yaptıklarını, Hazar hanları karşılıksız bırakmamış, bir ara, İtil’deki camiin minaresini yıktırarak müezzinini öldürtmüştür. Seyid İbn Emir el-Haraşi, Maslama ve Mervan bin Muhammed adlı Arap komutanlarının başında bulunduğu Arap ordusu, 8.yüzyılın başlarında Hazarlar’a karşı bütün şiddetiyle saldırıya geçer. Hazar kağanını Müslümanlığa zorlar. Fakat, Arap yayılmacılığına, hilesine, zalimliğine karşı direnen Hazarlar, İslam’ı kabul etmemekle beraber, Doğu Avrupa’yı bu Arap vahşetinden korumuştur. … Hıristiyan Bizans’ın Hıristiyan Rus ile birleşip, güvenilir müttefiki olan Musevi Hazarlar’a saldırmasının din farkından kaynaklandığı şüphesizdir. Çoğu zaman inanç sorunu, çıkar kaygılarını unutturabilir. Çünkü inanç farkı, insanlar ve toplumlar arasındaki barışmaz en derin düşmanlığı doğuran tek amildir. Dinler veya dine benzer değişmez inançlar, insanlığı her zaman kavgalara, huzursuzluklara sürüklemiştir.”
İklil Kurban, Yaşlı tarihin Yankısı, S.41-42

Tüm bu yazılanlara bakarsak; Dünya Yahudiliğinin büyük çoğunluğu Sami kökenli değil, Hazar-TÜRK kökenlidir demek biraz yanlış olmaz mı?

bilge34 15-11-2009 17:27

Hazarlar resmen museviliği kabul etmekle birlikte müslüman olan Hazarlar da azımsanmıyacak orandaydı. Önemli bir nokta Hazarların bugünkü torunları olan Karaylar-Karaimler Tevrat'a inanmakla birlikte Talmutu kabul etmezler, diğer çok önemli bir nokta ayrıca Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in de peygamberliğine inanırlar. Ama onlar Hz. Musa'nın şeriatına göre amel ederler. Mısır'dan çıkış'ta İbranilerin arasında başka Mısırlı olmayan halklar da vardı. Yani İbraniler başlangıçtan beri genetik ve etnik olarak homojen değillerdi. Türdeş bir ibrani yahudi topluluğu yoktur. Farklı etnikliklerin bir karışımıdır. Ancak, Semitik kültürün bir türevi olan ibrani-yahudi kültürü bir gerçekliktir. Yahudiler ve Araplar bu anlamda akrabadır. Türkler ise, Musevi Karaylarla kültürel olarak dil ve töre itibariyle akrabadır. Dünya Yahudi toplumunun büyük çoğunluğunun Türklerden oluştuğu doğru değildir. Kaldı ki, yahudileşen biri artık Türk olmaktan çıkmış Yahudi olmuştur. Irki köken aramak sağlıklı bir davranış değildir. Tüm dünyaya yayılan Yahudilerin ve hatta Türklerin genetik olarak homojen olmaları mümkün değildir. Ancak, Karaylar, müslümanlığa en yakın olan bir topluluktur. Türk İslam sentezcileri yahut Müslüman Türkler, hiçbir dini ve ırki ayrımcılık yapmaksızın bu musevi akrabalarını içten kucaklar, kendilerinden kabul ederler. Bir insanın kız veya erkek kardeşi Hristiyan ya da Musevi olabilir. Ama bu akrabalık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Müslümanlar bütün ehl-i kitabı diğer dinlere göre, kendilerine daha yakın kabul ederler. Olmayan problemler üretmeye çalışmak da kimseye bir şey kazandırmaz. Fitnenin sonu hüsrandır.

Allah'ın kudreti ve ilmi çok yücedir !

mitch 15-11-2009 19:10

Alıntı:

bilge34´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 260511)
Hazarlar resmen museviliği kabul etmekle birlikte müslüman olan Hazarlar da azımsanmıyacak orandaydı. Önemli bir nokta Hazarların bugünkü torunları olan Karaylar-Karaimler Tevrat'a inanmakla birlikte Talmutu kabul etmezler, diğer çok önemli bir nokta ayrıca Hz. İsa ve Hz. Muhammed'in de peygamberliğine inanırlar. Ama onlar Hz. Musa'nın şeriatına göre amel ederler. Mısır'dan çıkış'ta İbranilerin arasında başka Mısırlı olmayan halklar da vardı. Yani İbraniler başlangıçtan beri genetik ve etnik olarak homojen değillerdi. Türdeş bir ibrani yahudi topluluğu yoktur. Farklı etnikliklerin bir karışımıdır. Ancak, Semitik kültürün bir türevi olan ibrani-yahudi kültürü bir gerçekliktir. Yahudiler ve Araplar bu anlamda akrabadır. Türkler ise, Musevi Karaylarla kültürel olarak dil ve töre itibariyle akrabadır. Dünya Yahudi toplumunun büyük çoğunluğunun Türklerden oluştuğu doğru değildir. Kaldı ki, yahudileşen biri artık Türk olmaktan çıkmış Yahudi olmuştur. Irki köken aramak sağlıklı bir davranış değildir. Tüm dünyaya yayılan Yahudilerin ve hatta Türklerin genetik olarak homojen olmaları mümkün değildir. Ancak, Karaylar, müslümanlığa en yakın olan bir topluluktur. Türk İslam sentezcileri yahut Müslüman Türkler, hiçbir dini ve ırki ayrımcılık yapmaksızın bu musevi akrabalarını içten kucaklar, kendilerinden kabul ederler. Bir insanın kız veya erkek kardeşi Hristiyan ya da Musevi olabilir. Ama bu akrabalık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Müslümanlar bütün ehl-i kitabı diğer dinlere göre, kendilerine daha yakın kabul ederler. Olmayan problemler üretmeye çalışmak da kimseye bir şey kazandırmaz. Fitnenin sonu hüsrandır.

Allah'ın kudreti ve ilmi çok yücedir !

Konuyla Fitne'nin alakasını kuramadım? Ne demek istediğinizi açıklarmısınız?

bilge34 15-11-2009 23:40

Eğer, bir konu iyiniyetli ve gerçekliğine inanılarak savunuluyorsa, herhangi bir problem yok demektir Ama, kasıtlı olarak gerçekliği olmayan şeyleri ortaya atıp kafa karışıklığına yol açmak amaçlanıyorsa bu fitnedir, hüsran ise, gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkmasıdır. İnsanların inanç ve dünya görüşleri ne olursa olsun bu tür şeylere tevessül etmemeleri gerekir. Niyetini açıkça beyan etmeden kimsenin gerçek niyeti hakkında hüküm verilemez, ama eğer bir artniyetlilik söz konusu ise, bunun sonu hüsran olur.

Allah'ın ilmi sonsuzdur !

mitch 16-11-2009 00:54

Alıntı:

bilge34´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 260623)
Eğer, bir konu iyiniyetli ve gerçekliğine inanılarak savunuluyorsa, herhangi bir problem yok demektir Ama, kasıtlı olarak gerçekliği olmayan şeyleri ortaya atıp kafa karışıklığına yol açmak amaçlanıyorsa bu fitnedir, hüsran ise, gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkmasıdır. İnsanların inanç ve dünya görüşleri ne olursa olsun bu tür şeylere tevessül etmemeleri gerekir. Niyetini açıkça beyan etmeden kimsenin gerçek niyeti hakkında hüküm verilemez, ama eğer bir artniyetlilik söz konusu ise, bunun sonu hüsran olur.

Allah'ın ilmi sonsuzdur !

Burada art niyet kullanan kim anlamadım şunu açıkça belirtirseniz iyi olur. Suçladığınız kişi kim ve neyle suçluyorsunuz onu da anlamadım?

Sizin deyiminizle konunun doğruluğuna önem vermek yerine çıkarlarımız doğrultusunda mı anlayalım, anlatmaya çalışalım, veya herkese gerçeklerin yerine istediklerimizi mi dayatalım?

Ayrıca henüz kendi görüşlerimizi de tam anlamıyla açıklamış değiliz. bunları neye dayanarak söylüyorsunuz? Konuyu bizzat yaşamamış kişiler olarak bizlerin ancak eldeki verilere göre fikir yürütmemiz çok normal değil mi?

Ovidius 16-11-2009 22:24

şunuda belirtmek gerekir ki tarih sahnesinde hazarlar,peçenekler,oğuzlar,karluklar,sabarlar,sel çuklular derken şu andaki TÜRKİYE gibi düşünemeyiz.türkler göktürk devleti haricinde tüm kurdukları devletlerde nufus bakımından az ama egemen konumda olmuşlardır.yani hazarlar derken hazarların nufusunun büyük çoğunluğu hazar türkü değildir.hazarların adalet sisteminde bulunan 7 hakimden 2 hıristiyan 2 yahudi 2 müslüman ve 1 pagan hakimin olması bunun en açık örneklerinden biridir.türkler tarih boyunca tüm dinlere yakın durmuşlar ve her dinede meyletmişlerdir.buna selçuklu ve osmanlılarda dahildir.
hazar devleti ticaret yolu üzerinde olması dolayısıyla güçlü bir devlet hali almış ve bizans devletinin baskılarından kaçan yahudiler kitleler halinde hazar devletine sığınmıştır.
tesadüfe bakın ki osmalı da benzer şekilde yahudilere kucak açmıştır.
esasında ekonomik bir seçimdir bu.hazarlar gibi osmanlılarda yahudileri,ticaret erbabı ve sanatkar oldukları için kabul etmiştir.
çünki her daim yurtsuz olan yahudiler emlaktan ziyade taşınabilir servet peşinde koşarak dünyanın en zengin insanları olmayı yüzlerce yıldır başarmaktadırlar.
son olarak şunu söylemek istiyorum bulgarlar ve macarlarda türk soyundandır herkesin bildiği üzere iskandinav ülkelerindede tonlarca türk vardır.
türkü kalıbı,tarifi,yurdu,dini şudur diyemeyiz.
dünyada tarif edilemeyecek bir millet varsa o da türklerdir.
her milletin içinde biraz vardır desem inanın atmış olmam.
son kısım biraz milliyetçi hareket mi oldu ne?
saygılar.

mitch 17-11-2009 02:16

Tümüyle haklısınız sayın canip atay; bunun milliyetçilikle de bir ilgisi yok. Çünkü; millet olarak nüfus yoğun bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor. Diğer taraftan kurdukları devletlerde nufus bakımından az ama egemen konumda olmalarının nedeni ise; onları kendi aralarında çoğalmaları her zaman yeni yurtlar aramaya itmiş olmalarındandır...

Kurdukları devletler ise yine kendileri tarafından yıkılmıştır. Yani devlet içindeki azınlıkların fazla bir rolü olmamasının nedeni; her zaman geride kalan diğer akraba Kaan'lıkların veya Hanlıkların istenildiğinde yardıma hazır beklemelerinden kaynaklanmış olabilir. Bu nedenle onlara zarar verbilen yine kendileri olmuştur.

Ancak; Çin'liler ve Rus'larla da büyük savaşlar yapmışlardır...

Olayı çok güzel özetlediğiniz için teşekkürler. Bunlar aynı zamanda benim görüşlerimi de yansıtıyor.

bilge34 18-11-2009 03:33

Kusura bakmayın, kimseyi itham etmek istemiyorum, ama bir an farklı algılandım. İnsanlık tarihi boyunca sayısız göçler olmuştur. Kavinler birbirine karışmıştır. Türklük bir ırk değil kültürel bir olgudur.

Allah rahman ve rahimdir !

mitch 18-11-2009 03:40

Alıntı:

bilge34´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 261215)
Kusura bakmayın, kimseyi itham etmek istemiyorum, ama bir an farklı algılandım. İnsanlık tarihi boyunca sayısız göçler olmuştur. Kavinler birbirine karışmıştır. Türklük bir ırk değil kültürel bir olgudur.

Allah rahman ve rahimdir !

Bu da bir görüş'tür saygı duyarım.

Hatta doğruluk payı da çoktur.

saroz 18-11-2009 09:53

Burada amacımın ne olduğu açıkça belirtiliyor. Din düşmanlığı yaratarak halkları barbar sürülerine çeviren ve milyonlarca insanın katledilmesine neden olan bir aracı teşhir etmeye çalışıyorum.

Dünya'da saf ırk yoktur. kültürel farklılıklar vardır. 740 yıllarında yaşanan bir olaydan bahsediyorum. Bu tarihe kadar dünyadaki yahudi sayısından daha fazla nüfusa sahip ve o zamanın en büyük 3. gücü (Hazar imparatorluğu, Bizans ve islam imparatorluğundan sonra 3. güçtür.) topluca din değiştirip yahudiliği kabul ediyor.

Kısa bir süre sonra Cengiz han 'ın kalıcı işgaline uğrayıp avrupa içlerine göçediyor. Avrupa yahudi nüfusunu oluşturuyor.

Tekrarlamakta fayda görüyorum.

Bu tarihi gerçeklerin güncel politika açısından anlamı; yoğun bir şekilde anti-Yahudilik vurgusuna dayanan şeriatçı ve Türkçü siyasetlerin, halkları din ve ırk temelinde birbirine düşman etme yönelimine karşı çıkmamız gereğidir.
Bu tip ötekileştirici siyasetler, dünyanın hangi dini ve milletinden olursa olsun egemen oldukları kesimleri barbarlaştırmakla kalmayıp, bizi, son tahlilde aynı olan insan kökenimize, farklılıklarımıza saygı temelinde bizi kardeşleştiren çağdaş insanlık değerlerine yabancılaştırmaktadır.

mitch 18-11-2009 12:54

Elbette haklısınız fakat; tüm Hazar halkını Yahudi yapmakla bizim tasvip etmediğimiz din 0lgusunu da güçlendirmiş olmuyormusunuz?

Neticede Yahudiler de Tanrı Oğul Kutsal ruh üçlemesine inanırken İslamiyette de buna benzer yakınlıklar görülmektedir. Hatta Kuran tamamıyla Tevrat ve İncilden alıntı olduğu için bu iki din asrımızda birbirine yakınlık duymaktadır.

Bunun en bariz örneği; ılımlı islam açılımıyla belki de İslamiyeti Hıristiyanlığın bir "Meshebi" şekline sokup aynı kalıp içine çekeceklerdir.

Bu nedenle Emin olmadığımız tarihten bir takım iddialarla birşeyler çıkardığımızı sanarak onların ekmeğine yağ sürmüş olmuyormuyuz?

Ben burada sizin iddianızın tam tersiyle alakalı bir sürü araştırma astım. Bunu daha da geliştirerek sürdürebilirim ki; O, zaman göreceksiniz Hazarların Yahudi olma iddiası hiçte abartıldığı gibi gerçek değildir.

Biz ne zaman kendi tarihimizi tam anlamıyla doğru bir şekilde öğrendik ki? Bizim yarım yamalak tarih kitaplarımızın hiç biri birbirini tutmaz.

Türk ve Osmanlı tarihini İlber Ortaylı'dan öğrenirsek bizim kazancımız ne yönde olabilir sizce soruyorum size?

Ben bu güne kadar Türk tarihiyle ilgili pek çok kitap oumama rağmen kesin bir kanıya varamadığımı söylemek durumundayım.

Bizim tarihimizle ilgili daha çok yabancı tarihçilere güvenmek zorunda olduğumuzu da artık anlayalım.

Çerkez ethem desem size bakın bakalım ona ait kaç çeşit görüş le yazılmış kitap bulacaksınız. Peki hangisine inanacağımızı söyleyebilirmisiniz? Söylerseniz de kendi gözlerinizle görmediğiniz bir başkasının hayatıyla ilgili şaibeli yazıları övmüş olmadığınızdan nasıl emin olabilirsiniz.

Başlıkta alıntı yaptığınız bir yazıdan Hazarların Yahudileştiğine dair sadece bir pasaj aktarmışsınız. Ama bunu nereden aldığınızı yazmamışsınız. Ve konunun devamında ise hiç bir katkıda bulunmayarak bizi de yalnız bıraktınız.

En azından iddialarınızı sürdürmeniz ve daha çok kaynak yazılar sunmanız gerekmezmiydi.

Sitedeki yazılan bilgileri sadece bizler almıyoruz; dışardan okuyan onlarca misafir okuyucu da bundan yararlanmaktadır.

Ben Babam da olsa hiç bir konuya taraflı yaklaşmam. Her zaman objektif davranmayı kendime ilke edinmişimdir. Konu hakkında bile elimden geldiği kadar değişik yazılar aktarmaya çalıştım. Bu konuda daha da çok yazı bulabilir ve burada bu yazıların hangi şartlarda etkilenerek yazıldığından yola çıkarak kesin bulgularımı da belirtebilirim.

Bu başlıktaki tüm Hazarların Yahudiliği Kabul ettiklerine dair iddia hem yahudilerin hem de Müslümanların çıkarına olduğu bir gerçektir.

Bu iki dinin insanlığa olan zararı ise gözler önündedir. Bakınız üstelik bu iddiayı tarihini tüm milletlerden daha iyi bilen Yahudilerin böyle bir iddiası olmadığı halde bizler burada tartışıyotuz.

Her hangi bir yahudi yazarın bu konuda bir yazısı varsa eklerseniz iyi olur. Hatta yazının yahudi Haham'larınca yazılmış olması daha da inandırıcı olacaktır...

Din düşmanlığı yaratarak halkları barbar sürülerine çeviren ve milyonlarca insanın katledilmesine neden olan bir aracı teşhir etmeye çalışıyorum derken aslında onlara nekadar yardımcı olduğunuzun farkında değilsiiniz.

Dünya toplumları sadece Türklerden oluşmamaktadır. Hatta herkesi Türktür diye de yaftalayamayız. Kaldı ki Hazarların bu günkü son kalıntılarının Finliler oldukları da iddialar arasındadır.

Biz orta asya'da yaşamış her toplumu Türk olarak görebilirmiyiz önce bu sorunun cevabını arasak bence daha iyi olur. Aslında böyle bir görevimiz de olmamalı. Bana kalırsa tamamen ırkçılık üzerine dönebilecek bir konu durumuna doğru gidiyor. Dünya insanlarına önce insan gözüyle bakalım. Milliyeti benim için önemli değil. Kaldı ki milliyet kimliğini doğrulayabilecek hiç bir olgu bulunmamaktadır; insanlarda olan organların aynısı hayvanlarda da bulunmaktadır. belki biraz farkla da olsa.

Madem konu açılmış iraz daha kaynak sunmanızı ve üzerinde yorumlar yapmanızı öneririm. Hem bu şekilde biz de engin bilgilerinizden faydalanmış oluruz.

Konuya katkıda bulunduğum halde tarfınızdan suçlandığımı ve neden dolayı da suçlandığımı anlayamadığımı belirtmek isterim.

Dediğim gibi açmış olduğunuz bu konuda size çok daha fazla kaynaklar sunabilirim. Ama konuyu takip edip görüşlerinizi geliştirerek sürdürmenizde yarar görüyorum. Yoksa konu tamamıyla yararsız bilgi çöplüğüne dönüşebilir. Saygılar.

bilge34 19-11-2009 02:17

Anti-semitizm daha ziyade hristiyanlarda var, bir bölüm müslümanlarda bu eğilim 20. yüzyılın 2. yarısından sonra gelişti. Müsebbibi ise İsrail Devletinin izlediği politika. Müslümanları anti semitik olarak suçlamak yanlış. Erbakan bile yahudiler demez hep siyonistler der. Türk dilli bütün topluluklar Türktür. Ayrıca daha önce Türk dilli olup dilini kaybetmiş toplulukların da en azından akrabalıkları söz konusudur. İslam ırkçılığa geçit vermez. aslında birçok dinde böyledir. Emperyal güçlerle uyumlu değil ama ılımlı islamın dünya barışı için fayda sağlayacağı muhakkaktır.

Allah'ın ilmi sonsuzdur.

Ovidius 19-11-2009 10:41

HAZARLAR günün şartlarına göre yahudiliği seçmek zorunda kalmışlardır.sebebi ise devrin 3 büyük gücünden bizans hıristiyan 2 güç gelişen islam devleti ki sasanilerin mirasına konmuştur,3. güç hazarların ne müslümanlığı nede hıristiyanlığı seçme sansı yok.kendi gücü için yahudiliği seçmek durumundadır.
şuda var ki hazarlar yahudidir demek çok güç burada yönetim sözkonusudur.
anadolu insanı 1000 yıldır müslümandır ama hala islamla ilgili en basit meseleleri dahi toplumun %90 ı hocalara danışır.
ne müslümanı ne yahudisi türkler her devir kafalarına göre yaşamışlardır.

mitch 19-11-2009 12:14

Hazar hakanları, savaşlarda, odâde denilen, çadırlı bir arabaya binerlerdi. Arabanın her tarafı halılarla döşenir, üzerinde sırmalarla örtülü bir kubbe yükselirdi. Kubbenin üstünde, altından yapılmış bir armut bulunurdu. Gelinlerin çeyiz arabaları da, hakanın savaş arabasını andırırdı. Bu arabaların on tanesinin kapıları altın ve gümüş levhalarla kaplı olurdu. Arkadan gelen 20 araba ile her türlü çeyiz eşyası, altın ve gümüş kaplar taşınırdı. Hazarlar, ölülerini suya atarlardı. Bazı söylentilere göre sonraları, ölüleri yakmağa başladılar. Bir hakan öldüğünde her birinde birer kabir bulunan 20 odalı bir ev yapılırdı. Kabirler, ufalanmış taş tozu ile döşenir, içine kireç veya mine konulurdu. Gömme işi bittikten sonra, hakanı gömenler de öldürülerek, öteki odalara gömülürlerdi. Bu iş, hakanın hangi odaya gömüldüğünün bilinmemesi için yapılırdı. Bu geleneğin, Hunlar'da da sürdürüldüğünü gösteren belgeler vardır. Hakanın kabir odası, baştan başa, altınla işlenmiş kumaşla örtülür; bütün işler bittikten sonra suyun altında kalacak şekilde, nehrin suyu kabir eve boşaltılır ve yapı iyice su altında kalır; böylelikle artık, hakanın cesedine insan, şeytan, kurt ve böceklerin zarar veremeyeceğine inanılırdı. Hazar hakanlarından hiçbirinin mezarının bulunamayışı, kendilerinin bu gömme geleneği yüzündendir.


Din

Hazarlar, uzun zaman, Şaman dinine bağlı olarak yaşadılar. Ancak, Bizans ve Araplarla olan sıkı ilişkiler, hakanlarla soylu ailelerin Musevîliği benimsemeleri, her üç dinin de ülkede yayılmasına yol açtı. Müslümanlığı da (732-800), Musevîliği de (800-965) resmî din olarak benimsemişlerdir. Hıristiyanlık, resmî din olmadı, ancak, Arran metropoliti İsrail'in çalışmaları (677-703) sonucu, bu din de ülkede geniş ölçüde yayıldı. Halk, daha çok Müslüman ve Hıristiyan; hanlar, tarhanlar ve onlara yakın çevreler Musevî idi. Hazar'da yedi başkadı vardı. Bunlardan ikisi Müslümanların, ikisi Hıristiyanların, ikisi Musevî

(Bakın burada 7 de iki ile mukayese ediliyor. O, halde burdan dahi anlaşılacağı gibi Hazarların çoğunluğu Musevi değildir. Peki o zaman bu iddiayı hazarların nüfus yoğunluğuna göre hesaplayarak mı yapıyoruz? O zaman Hazarların nüfusu kaş kişiydi ve 7 de 2 çoğunluğu nekadar ediyordu? Bunun yanı sıra O tarihteki yahudi nüfusunu da bilmemiz gerekiyor. Bu iddiayı yapmamız için Hazazarların 7 de 2 olan nüfusu Yahudilerin Hazarların sayısından daha az olmaları gerekmez mi?)

biri de öteki dinlere bağlı olanların işlerini görüyorlardı. Başkent Etil'de (X. yüzyıl), 10 cami vardı. Müslüman halkın sayısı 10 000 kadardı. Genellikle Bizans sınırındaki ve Kırım'daki Hazarlar Hıristiyan, Dağıstan ve Aşağı İdil'de oturanlar Müslüman idi. Hıristiyanlar (VIII. yüzyıl), teşkilât olarak yedi piskoposluğa ayrılmışlardı.

Şimdi tüm bu yukarda dikkat çektiğim bölümlere bakarsak; Dünya Yahudiliğinin büyük çoğunluğu Sami kökenli değil, Hazar-TÜRK kökenlidir demenin ne kadar doğru olabileceğini bir düşünün.

Diğer bir önemli husus ise;

Hazar Yahudi Tarihi: D. M. Dunlop'un kitabı.

Hazarlar Müslüman. Hristiyan ve Yahudidir. Aralarında putperest
olanlar da vardır. Yahudiler bu gruplar içinde sayıca en az olanıdır.
Halkın çoğunluğu Müslüman ve Hristiyandır. Buna rağmen melik ve mevkebi
Yahudidir.
-Istahrî

Yahudi tacirlerin İdil´de topladıkları tüm servet, orman-step şeridine
yerleşen Slavyanların, Karadeniz civarı bozkırlıları Peçeneklerin,
Ural-ötesi vadilerindeki göçebe Guzların, Orta Kafkasya´nın dağlık
boğazlarını ellerinde tutan Alanların ve Azak sahillerine saçılmış
bulunan Bolgarların kalplerini satın alamazdı.
Hazar Yahudileri tarihini yazmaya girişen Dunlop. Museviliğin Hazarya´da
hangi kahpece rolü oynadığını anlayamamıştır.
Kendine özgü bir din olan Musevilik, sadece Hazar Devleti´nin bünyesinde
yer alan birçok halkın değil, bizzat Hazarların tamamının dahi dini
olamazdı.
-M. I. Avtamonov

Hazar Devleti, Avrupa´nın karanlık ufkunda parlayan ve arkasında
varlığına işaret eden hiçbir iz bırakmadan sönüveren parlak bir göktaşı
gibiydi.
-V.V. Grigoryev

"İkili iktidar", artık Yahudileşmesine rağmen, hakanın yüzünü yılda
ancak bir defa gören halka karşı uydurulmuş koca bir yalandı. Yılın
kalan diğer günlerinde ise Yahudi cemaati başkanı, Hazarları ve komşu
halkları, masraflarını Hazar halkının çekmek zorunda olduğu paralı
askerleriyle inim inim inletildi. Hazarlar bu parayı ödüyorlardı, ama
bir çıkış yolu bulamıyorlardı.
-L. N. Günüler ...

Buraya özellikle dikkat;


Bununla birlikte yaptıkları seçim yine de şaşırtıcıydı: Musevilik’i kabul ettiler. Uzun süre, anlamı apaçık bazı Arapça metinler umursanmayarak, Hazarlar, Musevi bir halk yapılmak istendi: ‘The History of The Jexish Khazars’, Batılılar’dan, onların tarihini yazmış başlıca kişi olan Dunlop’un kitabının adı budur.

Bakın burada - Musevi bir halk yapılmak istendi diyor. Bunun anlamı'nı yapılamadı şeklinde de anlayabilmemiz mümkündür.

Ama anlaşılan bu dini sadece yönetici sınıf kabul etmiştir ve bu olayın tarihi de tartışmalıdır. İbrani kaynakları, söz konusu olayın tarihini 8. yüzyılın ilk on yıllarına kadar geri götürmek eğilimindedir. Öte yandan, büyük tarihçi Mesudi (öl.956-957) ise söz konusu olayın Halife Harun-ür Reşid devrinde cereyan etmiş olması gerektiğini öne sürmektedir ki bu daha akla yakın görünmektedir.
IX. yüzyılın ortasında Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Hazarlar’a, Bizanslılar tarafından Aziz Kiril gönderilmiş olduğuna göre (851-863), anlaşılan, tüm dini inançları götürenlerin önünde büyük olanaklar vardı.
Aziz Kiril, Türkler’in din adamlarına gösterdikleri tüm saygıyla karşılandı ve hükümdarın masasında bazı hahamlarla ilahiyat tartışmaları yapmak olanağını buldu. Bu duruma layık olduğu önemi vermek gerekir; çünkü böyle bir olayla ilk olarak karşılaşıyoruz. Ama bu olay, hiç de çeşitli din inançları arasındaki kendiliğinden yad da düzenlenmiş tartışmaların bir ilk ve en yetkin örneği değildir ve tarihte bu konuda daha birçok örnek bulunabilir.
Hazar ülkesinin genel ya da özellikle şu ya da bu dönemdeki dini statüsünün ne olduğunu ve orada Yahudi dininin gördüğü ilginin derecesini bilmek olanağı yoktur. İmparator Romanos I Lekapenos’un (919-944) Yahudiler’e zulmetmesi, birçok Yahudi’nin Hazar ülkesine sığınmasına yol açtı. Bunun, orada önceden bulunan Yahudi topluluğunun gücünü artırmış olması gerekir. Ama Sicilya’da yaşamış coğrafyacı İdrisi’nin (ölümü 1166) de belirttiği gibi, çok hoşgörülü olan ve anlaşılan herkesin düşüncelerini büyük bir özgürlükle açıkladığı Hazar toplumunda, ister Musevilik, ister başka bir din olsun, hiçbir zaman bir devlet dini olarak görülmemiştir.
İbn-i Rüşd’e göre (10.yy.) Hazar hükümdarı Musevi idi ama halkı öbür Türkler’in dinine inanmayı sürdürüyordu ve zaten büyük olasılıkla, halk yığınları Şamanizmi hiçbir zaman unutmamışlardı. Türkçe konuşan ve sayıları yirmi bin kadar olan özellikle Polonya ve Kırım’a yerleşmiş, bugün ise aralardan göç etmiş Karaimler ya da Karaitler’in, Hazarlar’ın soyundan geldikleri genellikle kabul edilmez.
(J.P.Roux, Türkler’in Tarihi, S.82-83)

“Hazar Kağanlığı’nın önemli bir özelliği, kağanlıkta tam bir din hoşgörüsünün hüküm sürmesiydi. Hazar Halkı’nın büyük kısmı şamanlığa mensup olup, eski Türk dinini devam ettirmişlerdi. Fakat üst tabaka, kağan, beyler ve saray erkanı Yahudi dinindeydiler. İslamiyet de yaygındı. Bilhassa tüccar zümresinin Müslüman olduğu bilinir. Hıristiyanlar da az değildi.
Hazar kağanlığı’nın tarihinde Hazar üst tabakası, yani kağan ve etrafındakilerin Yahudiliği kabul etmiş olması dikkat çekicidir. Hazarlar’ın üst tabakasanının Museviliği kabul ederken, siyasi düşünceyle hareket temiş olmaları akla çok yakındır.
(İklil Kurban, Yaşlı tarihin Yankısı, S.41-42)




-Musluman- 23-11-2009 16:02

Kızılderilileri bile türk yaptılar,bunları niye yapmasınlar?

ahmetsln 12-12-2010 21:25

Yalçın Küçük buradan çıkarak Çöküş teorisini yazdıydı.Okumanızı tavsiye ederim. İstiklal Marşına farklı bir açı getiriyor.

Neva 23-04-2012 19:25

Guncelleme.

Sesli 24-04-2012 01:21

Yahudilik bir ırktır, Musevilikse bir din. Ayrı konulardır bunlar.
 
Burada yazarken gerçeklerden sapmalar yapanlar oluyor. Belli ki bu kişiler bu konuları pek bilmiyorlar.

1- Yahudilik ve Musevilik ayrı konulardır.

2- Yahudilik bir ırktır. Bir Türk Yahudi değildir.Veya bir Hintli Yahudi olamaz.

3- Musevilik bir din olup sadece yahudlerin değil, dünya üzerinde Museviliği kabul etmiş olan diğer pek çok ırkın da dinidir.

4- Karay Türkleri denilen Hazar Türkleri Musevi dinini kabul etmişlerse de, Tevratı Türkçe okurlar ve Tevrattaki İsrail oğulları sözünü kullanmazlar.

Onun için her gördüğünüz Museviyi Yahudi sanırsanız, sizin bu konularda pek bilginiz olmadığı anlaşılır.

rastaman 01-09-2012 14:38

Aşkenazlar,yani Doğu Avrupa Yahudilerinde Hazar etkisi olduğu kesin,% 5 hg Q gibi değerler bunu ispatlıyor zaten.Ama toplamda en fazla %10'luk bir etkiden sözediyoruz-ki bu koca toplumu Hazarlar'ın torunu yapmaya yetmez.

Sesli 02-09-2012 00:33

Alıntı:

saroz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 260115)
Tüm saldırılarına rağmen Araplara ve onlar tarafından dayatılan islamiyete direnen Hazarlar, 740 yıllarından başlayarak, başta hakanları olmak üzere Yahudi dinini gönüllü kabul ettiler.

En büyük Türk kavimlerinden birinin, İslamiyetin tüm baskılarına karşı bağımsızlığını inatla koruduktan sonra topluca ve gönüllü olarak, üstelik her üç dinin temsilcilerini çağırıp, onları tartıştırıp, uzun değerlendirmelerden sonra Yahudilikte karar kılmaları, büyük tarihi önemde bir gelişmedir. Her ne kadar önceden de yahudiliği benimseyen Türkler olmuşsa da, bu kadar büyük ve muktedir bir Türk topluluğunun Yahudiliği seçişi ilkti.

Diğer yandan bu gelişme Yahudilik açısından da tarihsel önemde bir olaydı; çünkü bu geçiş, bir anda dünyadaki tüm yahudilerden daha kalabalık bir topluluğun yahudi olması, yahudilikle israiloğulları özdeşliğinin bozulması ve tabii yüzyıllardan sonra yahudilerin nihayet egemen bir devlet konumuna yükselmeleriydi.

Bu çok önemli ve sıradışı gelişmeyi doğuran nedenlerin irdelenmesi de büyük bir önem taşıyor.

''8. yüzyılın başlarında dünya iki büyük gücün elinde kutuplaşmıştı. Bir yanda Hristiyanlık, öte yanda da Müslümanlık vardı. Her iki kesimin ideolojik doktrinleri, kuvvet politikası ilkelerine göre işleyen klasik propaganda yöntemleri, ikna ve fetih yollarıyla inançlarının yayılması ve dünyaya egemen olma çalışmaları vardı. Hazar imparatorluğu bu sırada üçüncü güç görünümündeydi. Bu imparatorluk, her iki büyük güçle de boy ölçüşebileceğini daha önce ortaya koymuş bir topluluktu. Gerek dost, gerekse düşman olarak. Ama kendi bağımsızlığını sürdürebilmenin tek yolu, ne Müslümanlığı, ne de Hristiyanlığı kabul etmeyerek yaşamını sürdürmekti. Çünkü bu inançlardan hangisini kabul etse, ya Doğu Roma İmparatorluğu'nun ya da Bağdat Halifesi'nin nüfuzu altına girecek demekti.

Bu sırada gerek Bizans'la gerek Halifelikle ilişkileri, Hazarlara, Şamanizm dininin modern tektanrılı dinlere göre, yalnız barbarca ve modası geçmiş bir din olduğunu öğretmekle kalmamış, aynı zamanda yeni dinlerin bir yararına dikkatlerinin çekilmesine de yol açmıştı.

Şamanizmi uyguladıkları sürece, gerek Halife'nin, gerek İmparator'un rahatça tadını çıkardığı 'yasal ve ruhsal önder' olma avantajı, kendi yöneticilerine nasip olmayacaktı. Ama beri yandan bu dinlerden herhangi birine geçmek, taraflardan birinin etki alanı içinde erimek demekti. Yani yapılacak davranış, kendi amacını yokedecekti. Bu durumda kendilerine baskı yapan her iki dinden uzak, ama her ikisinin de temelini oluşturmuş olan üçüncü bir inancı kabullenmekten daha mantıklı bir davranış düşünülebilirmi?

Hazar sarayının din değiştirmesi kuşkusuz siyasal nedenlere dayanıyordu, ama gereklerini pek bilmedikleri bir dini, bir gece içinde körü körüne kabul ettiklerine inanmak da saçma olur. Gerçekte Hazarlar gerek yahudilerle, gerekse onların inançlarıyla aşağı yukarı yüzyıldan beri ilişki halindeydiler. Bu ilişkiyi sağlayan, Bizansın dinsel baskısından kaçan Yahudi topluluğu ile, ön Asyanın Araplar tarafından fethedilen bölgelerinden kaçan daha küçük yahudi gruplarıydı.

İşte bu Hristiyan ve Müslüman zulmünden ''... kaçanlara ya da kaçırılanlara feleğin gösterdiği tek insaf, kuzeyde Hazarya gibi bir ülkenin (Yahudiliği benimsemesinden sonra ya da önce) varlığıydı diyebiliriz. 740 dan önce bu ülke bir göçmen cennetiydi. Daha sonra bir ulusal yuva oluverdi.

Arap saldırıları ile başlayan Hazar Türklerinin acılı tarihi, 965'de Rus saldırısında yenilmeleriyle devam edecek, ardından tam kendilerini toparlamışlarken, ki bu kezCengiz Han'ın o herşeyi silip süpüren saldırısı gelecek; daha kötüsü Cengiz Altınordu devletinin başkentini Hazar toprakları üzerindekurarak yıkımın kalıcılaşmasını sağlayacaktı.

Yinelenen saldırılar Hazar'ın Yahudi Türklerini Avrupaya doğru sürecek, Macaristan, Polonya, Rusya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde onları acılı bir yaşam bekleyecek ve en sonunda Hitler'in faşist kamplarında yeni bir kitlesel kırım daha yaşayacaklardı.

Bu tarihi gerçeklerin güncel politika açısından anlamı; yoğun bir şekilde anti-Yahudilik vurgusuna dayanan şeriatçı ve Türkçü siyasetlerin, halkları din ve ırk temelinde birbirine düşman etme yönelimine karşı çıkmamız gereğidir.
Bu tip ötekileştirici siyasetler, dünyanın hangi dini ve milletinden olursa olsun egemen oldukları kesimleri barbarlaştırmakla kalmayıp, bizi, son tahlilde aynı olan insan kökenimize, farklılıklarımıza saygı temelinde bizi kardeşleştiren çağdaş insanlık değerlerine yabancılaştırmaktadır.



Kaynak: A. Koestler, Onüçüncü Kabile, s. 67.

Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk, s. 201-204

Siz Yahudilik ile Museviliği karıştırmaktasınız.

Musevilik bir dindir. Yahudilik ise bir ırkın adı.

Karay Türkleri sayı açısından bugün yok olmaya mahkum bir durumdadır. Böyle iken bu Hazar Museviliğinin dünya Yahudiliği ile ne ilgisi var? Sizin yanılgınız o kadar belli ki, Hazar Türkleri Tevrattaki İsrailoğulları sözünü dahi çıkarmışlar ve Tevratı Türkçe okur olmuşlardır.

Irk olarak Yahudi olmayan pek çok Musevi vardır. Afrikadaki bir çok ırkın dahi Musevi oldukları gerçeği onları Yahudi yapmaz. Bu sanki Türklerin Arap sayılması veya Bütün Hristiyanların aynı ırktan geldiğine inanılmasına benzemiş.
Yani tümüyle yanlış bilgiler vermiş oluyorsunuz.

Neva 02-09-2012 00:40

Alıntı:

Sesli´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453752)
Sizin yanılgınız o kadar belli ki, Hazar Türkleri Tevrattaki İsrailoğulları sözünü dahi çıkarmışlar ve Tevratı Türkçe okur olmuşlardır.

Buna kaynaginiz nedir, sayin Sesli?

Sesli 02-09-2012 00:57

Alıntı:

Neva´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453755)
Buna kaynaginiz nedir, sayin Sesli?

Bu konuyu pek çok yerde bulabiliriz,

Karaylar eski Harzemlilerin torunlarıdır ve Musevidirler. Arthur Koestler'in "Onüçüncü Kabile" adlı kitabında bahsetdiği Türkler bunlardır. Bugün; Kırım, Polonya, Ukrayna ve kısmen Türkiye'de, birkaçı da Kahire'de olmak üzere üç bin kadar Karay kalmışdır. Sonuna İbranice çoğul takısı gelerek "Karayim"(Karaylar) diye de anılırlar.

Duaları hâlâ eski Türkçedir. Tevrat'ı da Türkçe okurlar. Mutaassıb Yahudiler, Türk oldukları için, yâni İsrailoğulları'ndan neşet etmedikleri için kendilerini "gerçek Musevi" saymazlar ve bir tür "parya" muamelesi ederler. Eskiden İstanbul'un Sütlüce Semti'nde yaşadıklarını zannediyorum. Litvanya bağımsızlığına kavuşdukdan sonra Ankara'ya gelen ilk litvanya Büyükelçisi Bayan Halina Kobeckaite Karay Türklerindendir. Gelir gelmez bugünki Türkiye Türkçesi'ni anlamaya başladığını ve kültürel bakımdan da kendini hiç yabancı hissetmediğini anlatır.


http://www.turkcebilgi.com/kose-yazi...sasin-turan-ii

http://www.ozu-turk.com/karaylar2.htm

http://nothaber.blogspot.com/2012/03...karaimler.html

Neva 02-09-2012 01:19

Alıntı:

Sesli´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453760)
Bu konuyu pek çok yerde bulabiliriz,

Sayin Sesli;

Ben size bunlari sormadim. Icinden Israilogullari cikarilmis Tevrat'i sordum kaynaginiz nedir derken..

Nedir kaynak bu konuda?

Sesli 02-09-2012 21:11

Alıntı:

Neva´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453765)
Sayin Sesli;

Ben size bunlari sormadim. Icinden Israilogullari cikarilmis Tevrat'i sordum kaynaginiz nedir derken..

Nedir kaynak bu konuda?

Sayın Neva,

Kaynak çok ve size verdiklerimi neden kaynak olarak kabul etmediğinizi de anlamış değilim. Araştırsanız bu konuda siz de pek çok kaynak bulabilirsiniz.

Buyrun başka bir kaynaktan size ;

karaylar'ın bağlandığı tevrat, yahudilerinkinden ayrıdır. karay inancı temel olarak on emir'i esas alır ve karaylığın duaları zebur'dan ibarettir. yahudiliğin kelime-i şehadeti gibi olan "duy işit israil" sözlerini, "duy işit karay'' şeklinde söyleyen karaylar, bazı bayramlarda ve takvimde de yahudilerden ayrılırlar. bu gün karay dini hiç bir misyonerlik faaliyetinde bulunmamaktadır. bu dini yaymak veya sonradan kabul etmek prensip olarak imkansızdır. bir insan ancak doğuştan karay olabilir.

http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=karaylar

Neva 03-09-2012 01:31

Alıntı:

Sesli´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453890)
Sayın Neva,

Kaynak çok ve size verdiklerimi neden kaynak olarak kabul etmediğinizi de anlamış değilim. Araştırsanız bu konuda siz de pek çok kaynak bulabilirsiniz.

Buyrun başka bir kaynaktan size ;

karaylar'ın bağlandığı tevrat, yahudilerinkinden ayrıdır. karay inancı temel olarak on emir'i esas alır ve karaylığın duaları zebur'dan ibarettir. yahudiliğin kelime-i şehadeti gibi olan "duy işit israil" sözlerini, "duy işit karay'' şeklinde söyleyen karaylar, bazı bayramlarda ve takvimde de yahudilerden ayrılırlar. bu gün karay dini hiç bir misyonerlik faaliyetinde bulunmamaktadır. bu dini yaymak veya sonradan kabul etmek prensip olarak imkansızdır. bir insan ancak doğuştan karay olabilir.

http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=karaylar

Anladim kaynaginiz yok yani. :) Tesekkurler.

Sesli 03-09-2012 15:40

Alıntı:

Neva´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453980)
Anladim kaynaginiz yok yani. :) Tesekkurler.

Sayın Neva,

Size isteğiniz üzere pek çok kaynak gösterdim. Ancak sizin kaynak kavramından ne anladığınız meşkuk olunca, benim gösterdiğim kaynaklar da yok olmuş oluyor!

Neva 03-09-2012 15:50

Alıntı:

Sesli´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 454066)
Sayın Neva,

Size isteğiniz üzere pek çok kaynak gösterdim. Ancak sizin kaynak kavramından ne anladığınız meşkuk olunca, benim gösterdiğim kaynaklar da yok olmuş oluyor!

Sayin Sesli;

Sizin su iddianiza yonelik sordum en basta dikkat ederseniz.

Alıntı:

Sesli´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 453752)
Sizin yanılgınız o kadar belli ki, Hazar Türkleri Tevrattaki İsrailoğulları sözünü dahi çıkarmışlar ve Tevratı Türkçe okur olmuşlardır.


Kaynak derken kastim buydu. İsrailoğulları, bu kelime Turkce degil mi?

Turkce okuyunca, Israilogullari kelimesi cikmis mi oluyor?

FECHAN 12-10-2012 21:57

Konu başlığının içerdiği sav doğru değildir.
Hazarların yönetim katında musevilik benimseniyordu.
Halk içinde musevilik yoktu.
Hazarlar dağılınca önemli bir kesimi Macar ve Bulgar boylarıyla karıştı.

Bu sav biraz da komplo teorisi içerir.
Yani Hitler aslında Yahudileri değil Türkleri katletti. vb vb


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:49 .