
14-11-2009, 18:53
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jun 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.703
|
|
Dünya Yahudiliğinin büyük çoğunluğu Sami kökenli değil, Hazar-TÜRK kökenlidir.
Tüm saldırılarına rağmen Araplara ve onlar tarafından dayatılan islamiyete direnen Hazarlar, 740 yıllarından başlayarak, başta hakanları olmak üzere Yahudi dinini gönüllü kabul ettiler.
En büyük Türk kavimlerinden birinin, İslamiyetin tüm baskılarına karşı bağımsızlığını inatla koruduktan sonra topluca ve gönüllü olarak, üstelik her üç dinin temsilcilerini çağırıp, onları tartıştırıp, uzun değerlendirmelerden sonra Yahudilikte karar kılmaları, büyük tarihi önemde bir gelişmedir. Her ne kadar önceden de yahudiliği benimseyen Türkler olmuşsa da, bu kadar büyük ve muktedir bir Türk topluluğunun Yahudiliği seçişi ilkti.
Diğer yandan bu gelişme Yahudilik açısından da tarihsel önemde bir olaydı; çünkü bu geçiş, bir anda dünyadaki tüm yahudilerden daha kalabalık bir topluluğun yahudi olması, yahudilikle israiloğulları özdeşliğinin bozulması ve tabii yüzyıllardan sonra yahudilerin nihayet egemen bir devlet konumuna yükselmeleriydi.
Bu çok önemli ve sıradışı gelişmeyi doğuran nedenlerin irdelenmesi de büyük bir önem taşıyor.
''8. yüzyılın başlarında dünya iki büyük gücün elinde kutuplaşmıştı. Bir yanda Hristiyanlık, öte yanda da Müslümanlık vardı. Her iki kesimin ideolojik doktrinleri, kuvvet politikası ilkelerine göre işleyen klasik propaganda yöntemleri, ikna ve fetih yollarıyla inançlarının yayılması ve dünyaya egemen olma çalışmaları vardı. Hazar imparatorluğu bu sırada üçüncü güç görünümündeydi. Bu imparatorluk, her iki büyük güçle de boy ölçüşebileceğini daha önce ortaya koymuş bir topluluktu. Gerek dost, gerekse düşman olarak. Ama kendi bağımsızlığını sürdürebilmenin tek yolu, ne Müslümanlığı, ne de Hristiyanlığı kabul etmeyerek yaşamını sürdürmekti. Çünkü bu inançlardan hangisini kabul etse, ya Doğu Roma İmparatorluğu'nun ya da Bağdat Halifesi'nin nüfuzu altına girecek demekti.
Bu sırada gerek Bizans'la gerek Halifelikle ilişkileri, Hazarlara, Şamanizm dininin modern tektanrılı dinlere göre, yalnız barbarca ve modası geçmiş bir din olduğunu öğretmekle kalmamış, aynı zamanda yeni dinlerin bir yararına dikkatlerinin çekilmesine de yol açmıştı.
Şamanizmi uyguladıkları sürece, gerek Halife'nin, gerek İmparator'un rahatça tadını çıkardığı 'yasal ve ruhsal önder' olma avantajı, kendi yöneticilerine nasip olmayacaktı. Ama beri yandan bu dinlerden herhangi birine geçmek, taraflardan birinin etki alanı içinde erimek demekti. Yani yapılacak davranış, kendi amacını yokedecekti. Bu durumda kendilerine baskı yapan her iki dinden uzak, ama her ikisinin de temelini oluşturmuş olan üçüncü bir inancı kabullenmekten daha mantıklı bir davranış düşünülebilirmi?
Hazar sarayının din değiştirmesi kuşkusuz siyasal nedenlere dayanıyordu, ama gereklerini pek bilmedikleri bir dini, bir gece içinde körü körüne kabul ettiklerine inanmak da saçma olur. Gerçekte Hazarlar gerek yahudilerle, gerekse onların inançlarıyla aşağı yukarı yüzyıldan beri ilişki halindeydiler. Bu ilişkiyi sağlayan, Bizansın dinsel baskısından kaçan Yahudi topluluğu ile, ön Asyanın Araplar tarafından fethedilen bölgelerinden kaçan daha küçük yahudi gruplarıydı.
İşte bu Hristiyan ve Müslüman zulmünden ''... kaçanlara ya da kaçırılanlara feleğin gösterdiği tek insaf, kuzeyde Hazarya gibi bir ülkenin (Yahudiliği benimsemesinden sonra ya da önce) varlığıydı diyebiliriz. 740 dan önce bu ülke bir göçmen cennetiydi. Daha sonra bir ulusal yuva oluverdi.
Arap saldırıları ile başlayan Hazar Türklerinin acılı tarihi, 965'de Rus saldırısında yenilmeleriyle devam edecek, ardından tam kendilerini toparlamışlarken, ki bu kezCengiz Han'ın o herşeyi silip süpüren saldırısı gelecek; daha kötüsü Cengiz Altınordu devletinin başkentini Hazar toprakları üzerindekurarak yıkımın kalıcılaşmasını sağlayacaktı.
Yinelenen saldırılar Hazar'ın Yahudi Türklerini Avrupaya doğru sürecek, Macaristan, Polonya, Rusya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde onları acılı bir yaşam bekleyecek ve en sonunda Hitler'in faşist kamplarında yeni bir kitlesel kırım daha yaşayacaklardı.
Bu tarihi gerçeklerin güncel politika açısından anlamı; yoğun bir şekilde anti-Yahudilik vurgusuna dayanan şeriatçı ve Türkçü siyasetlerin, halkları din ve ırk temelinde birbirine düşman etme yönelimine karşı çıkmamız gereğidir.
Bu tip ötekileştirici siyasetler, dünyanın hangi dini ve milletinden olursa olsun egemen oldukları kesimleri barbarlaştırmakla kalmayıp, bizi, son tahlilde aynı olan insan kökenimize, farklılıklarımıza saygı temelinde bizi kardeşleştiren çağdaş insanlık değerlerine yabancılaştırmaktadır.
Kaynak: A. Koestler, Onüçüncü Kabile, s. 67.
Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk, s. 201-204
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos
|

14-11-2009, 19:30
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 09 Jun 2008
Mesajlar: 534
|
|
|
Yinelenen saldırılar Hazar'ın Yahudi Türklerini Avrupaya doğru sürecek, Macaristan, Polonya, Rusya, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde onları acılı bir yaşam bekleyecek ve en sonunda Hitler'in faşist kamplarında yeni bir kitlesel kırım daha yaşayacaklardı.
|
Farklı veriler de var. Zİra Polonya'daki Yahudilerin çoğu Batı Avrupa'dan sürülen insanlardır. Hazar havzasından gelenler bütün Doğu Avrupa'da Yahudiler içinde önemli oranda olsa bile azınlıktır. Ayrıca Hazar havzasından gelen Yahudiler içinde de güçlü bir Alman ve Slav geni mevcuttur; ki ayrıca dilleri bir çeşit ortaçağ Almancasıdır.
Halbuki dilleri Türkçe olan Yahudiler Avrupa'da marjinal ölçekte kalmış ve bu marjinal gruplar soykırımın dışında tutulmuşlardır.
Bu konuda ukalalık ya da muhalefet etmek için yazmadım; ya da "Bak, mübarek Hitler Türk olmayan Yahudileri öldürmüş" diyerek Nazi vahşetini meşrulaştırma çabası ya da başka reaksiyonist bir propaganda gereksinimi içinde de değilim. Ben sadece data; daha doğrusu elimdeki -hafızamdaki- dataların değerlendirmesini verdim. 10 yıl önce ODTÜ tarih bölümünde Karaimler üzerine bir sunumda bulunmuştum da... O zamana kadar ben de bütün Yidişleri ağırlıklı olarak Hazar sanıyordum.
Yine de çoğu Yahudiyle ortak kan taşıdığımız doğrudur. Buna en büyük katkıda da Hazar İmparatorluğu bulunmuştur.
|

14-11-2009, 19:31
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 27 Jun 2009
Mesajlar: 956
|
|
Yıllar önce..
Mason olduğuna emin olduğum biri ile sohbet ediyorum..
Çok şeyler bildiğimi sandığım yıllar.
Konu Orta Doğu ile ilgili idi.
Ben de artık neden icap etti ise..
Yahudilerle Arapların aynı ırktan geldiğini söyledim.
Öyle öğretilmedi mi?
Evet!
Yahudiler ve Araplar Sami kökenli iki halktır diye.
Evet!
Ben de bunu söyleyiverdim.
Karşımdakinin birden nasıl değiştiğini görmeli idiniz.
O günden sonra Yahudilerin Sami ırkından olmadıklarına inanıyorum.
|

14-11-2009, 21:15
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
Konu çok ilginç. Daha önce ben de aynı bilgileri içeren bir kaç kitap okumuştum fakat; konunun sonu yeterli açıklığa kavuşturulamamıştı. Merakla takipçisiyim.
Sayın theatre; umuyorum siz de yazdıklarınıza biaz daha açıklık getirirsiniz!
|

14-11-2009, 22:40
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
|
|
O kitapları okumuştum, hatta o kitaplardan sonra bir kaç belgeselde yayına girmişti, karşı tez olarak ise Hazar Türkler'inin kavimlerin göçü ve osmanlı ile çarlık Rusya'sının yayılmacı poltikası yüzünden istedikleri gelişmeyi sağlayamadıkları ve 19. yy ile 20 yy daki büyük kitlesel savaşlarda ise nüfularının önemli kısmını kaybettikleri yönündedir. Kitaplarda iddia edilenlerin aksine mevcut Yahudi nüfusun % 5'i civarında bir temsil ile yer almakta olduklarıdır.
|

15-11-2009, 01:39
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jun 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.703
|
|
Türk İslam sentezcileirinin yanıtlarını bekliyorum...
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos
|

15-11-2009, 02:05
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 09 Jun 2008
Mesajlar: 534
|
|
Sayın saroz,
Gerçekte zaten Türk İslam sentezi diye bir şey yoktu ve artık bu masalın kahramanları gibi davranacakmış kimse de yoktur (Bu hafta itibari ile yoklardır). Yeni bir döneme girdik; bu dönemde kimse Türk ve İslam'ı yan yana getirme saflığında bulunamaz.
Benim itirazım demode terime idi. Yoksa muhatabınızın Nurcu ve Adnancı arkadaşlar olduğu bellidir...
|

15-11-2009, 11:42
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
Bence konu'ya Hazarlar'ı tanımakla başlayabilirdik. Çünkü; konu daha çok Hazar kimliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu vesileyle daha iyi fikir yürütülebileceği kanısındayım...
Hazarlar, İdil kıyıları ve Kırım yarımadası arasında imparatorluk kuran bir Türk topluluğudur (468-965).
Musevî, Bizans ve Arap kaynaklarına göre, Hazar ülkesinde yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Uygur, Hazar, (Ön-) Bulgar, Sabir ve Peçenek gibi Türk boyları olduğu bilinmektedir.
Hazarların kökeni
Hazarların etnik kökeni hakkında kesin bir kanıt olmamakla beraber bu konuda araştırma yapmış bazı SSCB'li tarihçilere göre, Kuzey Kafkasya'nın yerli halklarından biridir. D.M. Dunlop ve P.B. Golden adlı araştırmacılarsa Hazarların, Tiele veya Uygur soyundan geldiğini kabul etmektedirler. 558'den sonraki yıllarda Sasanîler'le savaşa girişmiş Kafkaslar'ın hakimi bir kavim olduğu bildirilen Hazarlar, (daha doğrusu Sabarlar) "Hazar" adı ile 586'da Bizans'da iyice tanınmış, fakat aynı zamanda "Türk" dolarak anılmışlardır. Çin kaynaklarında ise "Türk-Hazar" (T'u-küe Ho-sa-K'o-sa) adı ile zikredilmişlerdir. Hazarlar, Göktürk Hakanlığı'nın batıda en uç kanadını meydana getirmişlerdir. Hazarca'nın, eski Türk dili ve Uygurca'nın etkisinde kalmış, Hunca ve Bolgarca gibi Türk lehçelerinin Oğur öbeğine bağlı bir lehçe olduğu görüşünde birleşen araştırmacılar da vardır. Hazarların çağdaşı olan Arap seyyah ve coğrafyacı İbn Havkal ve İstahrî, Hazar ismini; ne bir milletin, ne de bir halkın ismi olduğunu belirtip sadece başkenti İtil olan ülkeye verilen isim olarak nitelemişlerdir. Hayfa Üniversitesi'nden Dr. Simon Kraiz, Eylül 2008'de Hazarlardan kalma Samosdelka köyünde bulduğu yazılarda Hazarların; Ruslar, Gürcüler, Ermeniler ve diğer milletler hakkında birçok yazı yazdığını keşfetmiştir. Buna rağmen Hazarlar, kendileri hakkında neredeyse hiçbir şey yazmamışlardır.
(Burada yahudilerden de bahsedilmiş midir? Bu konu hakkında bilgisi olan ekleme yapsın lütfen.)
Hazarları; Ak-Hazarlar ve Kara-Hazarlar olarak ikiye ayıran İstahrî, Ak-Hazarların çarpıcı bir yakışıklılığa, mavi göze ve kırmızımsı bir saça sahip olduklarını; bunun yanında Kara-Hazarların sihayımsı derilli bir çeşit kızılderili olduğunu ileri sürer.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazarlar
|

15-11-2009, 11:59
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 08 Feb 2007
Mesajlar: 242
|
|
Elimde şöyle bir bilgi var paylaşmak istiyorum:
Resmen ortaya çıkışları 626-627 yılları, yani Bassileus Herakleios’un onlardan Sasani İran’a saldırıya geçmek için yardımcı kuvvet olarak 40 bin kişilik bir süvari birliği istemesi dolayısıyladır. Ve gerçekten Bizans İmparatorluğu ile bazı Hazar önderlerinin Tiflis surları altındaki görüşmesini anlatan metin Hazarlar’ın tarihleri için güzel bir başlangıç olmaktadır.
Bununla birlikte yine de böyle bir görüşme ancak Hazarlar’ın güç ve ün kazanmasından sonra yapılabileceğine göre, Hazarlar’ın tarihinin daha önce başlamış olması gerekmektedir.
Ve gerçekten Hazarlar o sırada, dünyada birçok ülkenin onların adıyla andığı ve bugün de bazı ülkelerin onların adıyla andıkları Hazar Denizi’nin çevresi ile Karadeniz’in çevresindeki geniş alanda, daha doğrusu, Don’un yukarı çığırıyla Kafkasya ve Volga’nın oluşturdukları üçgende yaşıyorlardı.
Bu, yaklaşık olarak Arap istilalarının başladığı, Sasani Devleti’nin yıkılarak mirasını Müslümanlar’ın aldığı ve Bizans’ın gerilediği dönemdir. Böylece Bizanslılar’la Hazarlar arasındaki, 626 yılında başlayan ittifak güçlenmiş oldu. İki taraf için de yararlı olan, birine askeri nitelikleri bakımından güçlü bir müttefik, direnişe ise Uzakdoğu malları için iyi bir pazar ve büyük bir kültürün yayılmasını sağlayan bu bağlaşma, taraflar arasındaki herhangi bir bunalım nedeniyle pek zarar görmedi ve en azından ilk yüzyıllar boyunca sanki bazı dönemsel ilişkilerle sürdürüldüğü izlenimini verdi. Yakın bir dostluk, Basileuslar’la kağanları birbirine bağladı ve bu durum kendini 7. ve 8. yy.da birçok kez ortaya koydu.
Ülkesinden kaçmak zorunda kalan Justinianos II (685-695 ve 705-711) Hazarlar’ın önderlerine sığındı, Hazar hükümdarının kızkardeşiyle evlendi, onu Konstantinopolis’e getirdi ve bu kadın orada Theodora adıyla hüküm sürdü.
Ardından Konstantinos V de bir Hazar hükümdar kızıyla evlendi ve bu evlenmenin sonucu olarak da Bizans tahtına ‘barbar’ bir ananın oğlu olan Leon IV Khazaros (775-780) çıktı.
(S.A.Pleteneva Hazarlar adlı yapıtında “Hazar kağanının Çeçek (Çiçek) adındaki kız kardeşi 732 yılında Bizans İmparatoru III.Leon (İsaurialı) oğlu Konstantin ile evlenir. Çeçek, hıristiyanlığı kabülünden sonra İrina adını alır” der.
(Buraya dikkat. Bu tüm Hazarların bu şekilde Hristiyan olduğu anlamına gelebilir! Daha önceki tarihlerde ise; Yahudi olduklarına dair bir kayıt yoktur)
Akdes Nimet Kurat ise, Türk Kavimleri ve Devletleri adlı yapıtında, “Bizans tahtını 775-780 yıllarında işgal etmiş olan Leon 4.’ün annesi bu Hazar prensesi Çeçek (İrina) olduğu için, ona Hazar Leon adı da verilmiştir” der.)
9. yüzyılda siyasal bakımdan gerilemeye başlayan Hazarlar, Kilk Knyazı Svyatoslav döneminde gücü artan Ruslar’la karşı karşıya gelince, Bizanslılar bu sadık dostlarına ihanet etme zamanının gelmiş olduğuna inanarak, Basileios II döneminde Rus ordusunu desteklemek amacıyla onların üzerine donanmalarını gönderdiler (1016).
Kuşkusuz, bu durumun sonucu olarak kısa bir süre sonra Hazarlar’ın sonu geldi ve 1030 yılından başlayarak artık adlarından söz edilmeye değer bir yanları kalmadı; ama öte yandan da kısa bir büre sonra Konstantinopolis’e saldırılar yeniden başlayacaktı.”
(Roux, Türkler’in Tarihi, S.78-83)
|

15-11-2009, 12:28
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Sep 2009
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 24
|
|
Kimi kitaplara inanmayanlar, nasıl oluyorda başka kitaplardan iddaa sunabiliyorlar..
Bir doğruyu kabul etmek gerekemezmi, o doğrudan yola çıkabilmek için?
Psikolojiyi ben mi yanlış öğrenmişim?
Mantık, iki kadehle ıslanmaya ihtiyaç duyuyor.
Neyse dağılmadan;
Yahudilerin büyük bir çoğunluğunun kökeni Hazar Türklerine dayanıyorsa, Avrupalı Yahudiler, Türk soyundan geliyorsa, Bizim Adolf Hitlere ne demeli? Yani Hitler kafkasyadan geldikleri iddaa edileni farklı bir ırkı mı yok etmeye çalıştı?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:10 .
|