![]() |
Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Başlığı görünce yine kadının İslam'daki ikinci sınıf konumu vs. tartışacam sandınız değil mi? Öyleyse yanıldınız. Konuya Mircea Eliade'nin beni çok etkileyen bir sözü ile başlayacağım. Eliade'ye göre tarih öncesi toplumların inanış biçimlerini dinsel olmayan bir zihniyetin anlaması çok zordur. Müslümanlar buna sevinmesin, çünkü Eliade'nin bahsettiği bağlamda hepimiz oldukça maddeci düşünüyoruz. Nasıl mı?
İnsanlar üreme eyleminin fiziksel özelliklerini keşfetmeden önce, gebeliği, çocuğun annenin karnına girmesi olarak açıklarlarmış. Bu, çocukların bir baba tarafından yapılmadığı, gelişiminin belli bir döneminde kadının, yaşadığı ortamda bulunan bir nesneyle ya da bir hayvanla teması sonucu karnına girdiği inancıdır. Çocuğun geldiği asıl yer, toprak yada onunla ilişkili birşeydir. Yer en eski devirlerden beri anadır. Çocukları yere çömelerek, toprağın üstüne doğurma, yeni doğan yada hasta çocuğun toprağın üstüne yatırılması, sembolik olarak çocukları kazılan bir çukurdan çıkarma, ölenleri cenin şeklinde kıvırarak gömme gibi adetler bu inanıştan kaynaklanır. Yani topraktan geliyor olduğumuz inancı Adem'in topraktan yaratıldığı inancından eski bir kökene sahip. Tarımı keşfeden de kuşkusuz kadınlar. Erkekler av peşinde yada sürü peşinde iken kadınlar doğa olaylarını, tohumun dökülüşünü, büyümesini ve meyve verişini gözlemlemiş ve aynı süreci yapay olarak gerçekleştirmiş olmalı. Ancak tarımı anasının karnını yarmak olarak gören insan için bu bir işkencedir. Bu yüzden Hindistanda, Altaylarda, kızılderilerde bazı kavimler tarımı büyük bir suç olarak görmüşler. Garnın yardım kazma ilen belinen Yüzün yırttım tırnağınan elinen Yine beni garşıladı gülinen Benim sadık yarim karatopraktır (Aşık Veysel, toprağımdır haa) Tarım ile birlikte kadının toprak, tarla ile, erkeklik organının saban ile, spermin tohum ile, ekinin de doğum ile özdeşleştirilmesi yaygındır. Hatta bazı dillerde erkeklik organı ile saban aynı yada çok yakın sözcülerdir. (lingam, langula, lak) Bugün pekçokilkel halk, toprağın bereketli olması için kadın üreme organı tasvirlerinden oluşan pek çok muska kullanır. İnanmıyorsanız evinizdeki muskalara bir bakın. Yada kabedeki Hacer-ül esvet'e bir bakın. Sizce neye benziyor? http://www.manzaralar.net/yeniler/ku...ar/KAABA35.JPG |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Semavi dinlerden daha önceki dönem dinlerinde kadınlık kutsaldı. Çünkü soyun sürdürülmesini sağlayan doğurma olayına büyük önem atfediliyordu. Daha sonraları ataerkil dönem geçince kadınlık ve kadın cinsel organı küfür olarak bile görüldü. Halen de böyledir çoğu yerde. Bu nedenle Hacerül Esvedin kadın cinsel organına benzemesi bazı kişilere ters gelebilir. Ancak islam öncesi arabistanında Allahın 3 kızı olduğunu (lat, uzzat ve menat) ve bunlara da tapınıldığını düşünürsek o döneme göre hacerül Esvedin kadın cinsel organı şeklinde olmasının hiç de ters olmadığını anlayabiliriz.
Hacerül Esvedin kış güneşinin doğduğu yöne çevrili olduğu söylenir. Bunun ise bereket tanrıçası Al-lat'ı kutsamak için olduğu da iddia ediliyor. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Resimdeki cinsel organı andıran hacer-ül esved'in muhafazası. Kendisinin normalde ortadaki meteor olması gerekiyor. Bu muhafaza ne zamandır bu şekilde? 1400 yıl önceden beri mi? Bu konuda bilgisi olan var mı?
En eski dinsel inançların tanrıları dişi imiş bilgilerimize göre. Daha yerleşik yaşama geçmeden öncesinde bile "ana tanrıça" tapımlarına ait bulgular var. Doğurganlığı simgeleyen, büyük memeli ve cinsel organı özellikle abartılmış heykelcikler var. Tanrıların sonradan cinsiyet değiştirmeleri düşündürücü. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Bu yazıda kadın sünnetinden bahsetmeden geçilmez..
Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı kadın mumyalarının sünnetli olduğu belirlenmiş, kadın sünnetinin nasıl yapıldığı M.Ö 1600’lü yıllardan kalan duvar resimlerinde detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu, kadın sünneti geleneğinin kökeninin çok eski çağlara dayandığının göstergesidir de. Kadın sünnetinin halen uygulandığı pek çok Afrika ülkesinde, Hristiyan, Müslüman, Musevi ve tek tanrılı olmayan dinlere inanan *gruplarda da sünnetin yoğun olarak uygulanması, sünnet geleneğinin tarihinin tek tanrılı dinlerden daha eski olduğunu ve tek tanrılı din seçiminin bu geleneğin sürdürülmesini etkilemediğini gösterir. Kadın sünneti esas olarak 3 ayrı şekilde uygulanır. 1) Klitorisin tümüyle kesilmesi (clitoridectomy); 2) Klitoris ile birlikte yakın çevresindeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi (excision); 3) Klitoris ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması (infibulation). Bu uygulamalar dışında Dünya Sağlık Örgütü; delme, dağlama, kazıma, vajinanın içine kanama sebebi olan çeşitli bitkiler yerleştirme veya bazı müslüman topluluklarda *“sünnet/sunna” denilerek klitorisin bir şekilde işaretlenmesi gibi kadının cinsel organına yapılan müdahaleleri de dördüncü uygulama şekli olarak mücadele edilmesi gereken sünnet kapsamına almıştır. Sünnetçi dışında, kız çocuğunun etrafına toplanan kadınlardan bazıları kız çocuğunun kollarını, bacaklarını sıkıca tutar, bazıları kıpırdamaması için omuzlarından bastırır. Dilini yutmasını veya ısırmasını engellemek için kızın ağzına bir bez veya sopa yerleştirilir; diğer kadınlar tarafından da çığlıkları bastırmak için def çalınıp yüksek sesle şarkılar söylenir ve bipÿyandan da iyi dilekler iletilir. Sünnet: Kadınlığın göstergesi : Kadınların her türlü geleneği kuşaklara aktarmada en iyi ‘taşıyıcı’ oldukları bilinen bir gerçek. Yaşadıkları acıları kendi çocuklarına da “gelenek” adına yaşatmak isteyen kadınlar, sünneti özellikle 7 yaş üzeri ve ergenlik çağındaki kız çocuklarına, bir şölen gibi sunarlar. Kadın sünneti, büyümenin ve kadınlığa atılan adımın gereği olarak tanıtılır. Hediyeler, elbiseler, eğlenceler vaad edilir. “Az” çığlık atan kızlar herkesin beğenisini ve takdirini alırken, çok çığlık atan kızlar hem acıları hem de utançlarıyla başbaşa bırakılır ama sonuçta sünnetli kızların genel olarak çevrelerinde statüleri yükselir, evlenmeleri garanti altına alınır ve maalesef hayatları boyunca sürecek sağlık sorunlarıda böylece başlar. Ataerkil düzene dayalı bir gelenek : Erkeğin kendi neslinin devamını sağlamak amacıyla, hayatının en önemli yatırımını yaparak “sahip olduğu” kadınların ve doğacak kız çocuklarının cinselliklerini kontrol altına alma hakkını kendinde görmesi temelinde yükselen binlerce yıllık kadın sünneti geleneği, özünde kadının erkeğin hakimiyeti altında ve ikincil görülmesinden doğan ve yaşatılan ataerkil düzene dayalı bir gelenek. “Kadın sünneti” ni sürdürmek isteyen güçlerin kullandığı gerekçeler arasında; kadın cinsel organlarının sünnetten sonra temiz ve görünüşünün düzgün olması, daha kolay temiz tutulabilmesi, kadınlığa adımın sembolü sayılması ve kadının kadınlığını öne çıkarması, kadının kadınlar arasında kabul görmesini ve değer kazanmasını sağlaması, kadının evlilik şansının artırması, dine bağlılığının göstergesi olması, bekaretin korunması, erkeklere daha fazla zevk vermesi, kadınları çıldırmaktan koruduğuna inanılması gibi gerekçeler yer alıyor.. Bazı toplumlarda sünnetsiz kadınların orgazmının erkek spermlerini öldürdüğüne ve erkeğin kısırlığına sebep olduğuna, sünnetli kadınların doğurganlığının arttığına, bazı toplumlarda ise klitorisin erkek organından kalma bir parça olduğuna, kesilmezse büyümeye devam ederek sarkacağına ve gerçek kadın olabilmek işin bu parçanın kesilmesi gerektiğine inanılır. Sünnetsiz kadınların yaşadıkları gruplardan dışlandıkları, evlenemedikleri, pis ve “fahişe” gibi görüldükleri de yaşanan gerçekler. Üstelik sünnet geleneği olmayan kabilelere mensup kadınların sünnet geleneği olan kabilelere gelin gitmeleri durumunda yetişkin yaşlarda dahi olsalar sünnet olmak zorunda kalmaları da, örneğin Kenya’da yaşanan bir gerçek. Somali’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde ise evlilik sözleşmesi yapılmadan önce damadın ailesi kadının sünnetli organını inceleme ve “başlık” bedelini sünnetten kalan açıklığa göre belirleme hakkına sahip olması da kadınların yaşamak zorunda kaldığı gerçeklerden biri. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Bu muhafazanın ne zamandır bu biçimde olduğunu bilmiyorum ama Hz. Muhammed'in kutsal emaketi olarak kabul edilen eşyalar arasında geçen muhafaza da aynı şekilde.
http://www.muhammedmustafa.net/resim...iesvedkabi.jpg Bir de bence asıl önemli olan şey şu. Bu muhafaza Kabe'nin duvarının bir köşesinde. Tavaf Hacer-ül esvet'in önünden başlayarak 7 defa Kabe'nin etrafının dönülmesi şeklinde oluyor. Bu olay ilkel kavimlerde hala yapılagelen bazı ayinlere benziyor. Örneğin Avustralya yerlileri bir ayinde ortada bulunan ve kadın cinsel organını temsil eden bir çukurun etrafında, ellerinde erkek cinsel organını temsil eden oklarla dönüyorlar. Eski türklerde de ölen kişi gömülüp etrafında 7 defa dönülürmüş. Pek çok ilkel dinde olan bu tavaf ve kadın cinselliğine tapma olayı İslam'a da bu şekilde geçmiş durumda. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Teşekkür ederim, bu konuyu pek bilmiyordum. İşin bir de "meteor" u kutsal görme, tapınma boyutu var ilginç olan, ama bu başlığın konusu değil. Büyük olasılıkla bu muhafaza da daha önceki muhafazaların bir benzeri, yani islam öncesinde de benzer bir muhafaza kullanılmış olması olası bu göktaşı için. İslam'dan önce de bu taş kutsal kabul ediliyor çünkü. Muhammed'in kabe'nin onarımı sırasında bu taşı yerine yerleştirdiği ile ilgili bir hikaye hatırlıyorum.
Tanrı'nın erkek olması acaba Musevilik-hristiyanlık etkisi mi diye de düşünüyorum, malum, isa tanrıya "baba" diye sesleniyor, eski ahit'in tanrısı da daha çok erkek izlenimi veriyor. Kuran'daki Allah da açık açık bir cinsiyet vurgulanmasa da, erkek izlenimi vermekte. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
hacerülesved ve kadın cinsel organı..
Hacer , İbrahimin terkettiği 2.karısı..İsmail'in annesi.. Hacer ------- Hac Hacerülesved.. Esved : kara ,simsiyah Bir bağlantı var sanki... |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Çeviri "Kara Taş" olarak yapılıyor genelde.
Burada biraz açıklama var. http://en.wikipedia.org/wiki/Black_Stone Ama tabii, İbrahim ve İsmail ile de bir ilişki kurulmuş. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Müslümanlar hacca gittiklerinde Hacer-ül esved'i öperler. Yargılama gününde bu taşın Allah'ın önünde onlara şahitlik edeceğine inanılır. Bu gelenek Halife Ömer'in bu taşı öpmesinden sonra başlıyor.
*Ömer İbn Hattab (r.a.) şöyle haber vermiştir: Ömer İbn Hattab (r.a.) Hacer-i Esved'i öptü ve sonra şöyle dedi: "Yemin olsun ki, çok iyi biliyorum sen ancak bir taşsın. Eğer Resulüllah'ı (a.s.) seni öperken görmüş olmasaydım seni asla öpmezdim." http://hadith.al-islam.com/bayan/dis...ang=trk&ID=710 İngilizce wikipeki'deki öykü de ilginç Muhammed'in gençliğinde Kabe yeniden onarılıyor. O zamanlarda da taş kutsal. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri arasında kavga çıkıyor. Kim taşı yerine yerleştirme onuruna sahip olacak diye. Muhammed bir öneride bulunuyor. Taş birden çok kişinin tutabileceği bir paravanın üstüne konulup bütün Kureyş şefleri tarafından tutularak yerine konuyor. Böylece herkes bu şerefi taşımış oluyor. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Kabe'ye Beyt-i Harem de deniyor.
Hacer-ül esved Beyt-i harem Ne demek bunlar arkadaşlar, bir arapça bilen yardım etsin. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Alıntı:
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Hacer'ül Esved:Kara taş
Beytü'l Haram:Korunan,saygı duyulan,mukaddes ev |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Beyt, taş demek, Beyt-el, Bet-el, Bethel ibraniceden gelen sözcükler. Eski Ahitteki öykü şudur. Yakup gökle yerin temasa geçtiği bir yerde bir taşın üstünde uyuyakalır. Rüyasında meleklerin bir merdivenle yukardaki tanrının evine inip çıktıklarını görür. Uyanınca oraya bir taş diker.(Beytel) Ve şöyle der: *“Ne korkunç bir yer! Bu, Tanrı`nın evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.” Aslında bir de Beytel tanrısı vardır. Bu da bir taştır. Aslında muhtemelen Tevrat'tan öncedir, Tevrat onu bu biçimde içine almış.
http://en.wikipedia.org/wiki/Bethel_%28Israel%29 Müslümanların iki ünlü ibadet yeri var. Mescid-i Aksa *: en uzaktaki mescid Mescid-i Haram : kutsal mescid Haram sözcüğü harem sözcüğü ile ilişkili olmalı. Halen kullanılıyor. Hem beyt-i harem deniyor hem de beyt-i haram. Harem sözcüğü yasaklanmış anlamındaki haram sözcüğünden geliyor. Ya da tersi. Mescid-i haram, yani yasaklanmış mescid pek anlamlı olmuyor. Mescid-i harem ise hacer-ül esved'in kadın cinselliğini taşımasıyla uyumlu bir şekilde yerine oturuyor. Yani iki mescid var. Biri uzaktaki, diğeri analığı olan mescid. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Kardeş beyt ev demktir.Hacer ise taş anlamına gelir.Mescid'ül Haram ise ancak iman edenlerin girebileceği,müşriklere yasaklanmış ve onlardan korunanan,Mekke'deki evdir.Aynı zamanda kudsiyeti itibariyle Mescid'ül Haramın sınırlar içerisinde kan dökmek yasaktır.Bunun analıkla ,kadınlıkla,vajinayla hiçbir ilgisi yoktur.O vajinaya benzettiğiniz şey ise karataşın mahfazasıdır.Daha önce birçok defa zarar gören ve bazı parçaları kopan *karataş zarar görmemesi için muhafaza altına alınmıştır.O taşın, tavafın başlangıç noktasını göstermesinden başka hiçbir özelliği yoktur....Konulmayabilirde.
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Olur mu hiç "konulmayabilir de"ne demek?Mümkün mü?
Kabe demek Hacerülesved demektir.Hacerülesvedi kaldırdın mı Kabe'nin ne önemi kalır? Sırf onun yüzü suyu hürmetine tavaf yapılıyor.Allah'ın sağ eli gibidir Hacerülesved.. Hz. Muhammed kaldıramamış , Suudi mi kaldıracak? İslam hadis-sünnet dinidir.Senin gibi "sade Kur'an" diyen kaç kişi? Abdullah b. Ömer'in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerülesved'in üzerine koyarak uzun süre ağlamış , daha sonra dönüp Ömer'in de ağladığını görünce şöyle demiştir: "Ya Ömer! Göz yaşları burada dökülür." (İbn Mace) Hz. Ömer'in de Hacerülesved'le ilgili olarak , "Allah'a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum ; eğer Rasulullah'ı seni istilam ediyor görmeseydim ben de seni istilam etmezdim." dediği bilinmektedir. (Buhari, Müslim) Diğer bir rivayette ise Hz. Ömer'in Hacerülesved'i öptüğü ve , "Rasulullah'ı seni öperken görmeseydim seni öpmezdim" dediği kaydedilmektedir. (Buhari) Hz. Ömer bu sözü , insanların putlara tapmaktan yeni kurtuldukları bir dönemde Hacerülesved'i istilamı putperestlikle karıştırmalarını önlemek ve bu iki davranışın mahiyet ve gaye bakımından birbirinden farklı olduğunu anlatmak için söylemiş olmalıdır. (Muhibbuddin et-Taberî, s. 281) http://www.hacweb.org/s2.htm |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Panteciğim uyduran da desteksiz uydurmaz di mi?Hz.Peygamberin,Ömerin ismini kullanacak ki Hacc ibadetine bulaştırılmak istenen bir şirki iyice sağlamlaştırsın.Vahhabilerin gücü sahabelerin mezar taşlarını kaldırmaya yetmişte karataşı kaldırmaya yetmemiş,çok yazık çoook.
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Aspartam,
bu göktaşı (karataş) *Muhammed'den önce de Kabe'de var mıydı? Mekke müslümanlar tarafından alındığında Kabe'de duruyor muydu? Muhammed öldüğünde hala Kabe'de miydi? Doğruluğunu bilmiyorum, benim hatırladığım 2 hikaye; 1. Muhammed henüz peygamber olmadan, Kabe'nin onarımı sırasında karataş Mekke'nin önde gelen 4 boyunun temsilcileri tarafından taşınır ve Muhammed tarafından Kabe'de yerine yerleştirilir. 2. Miraç olayında, Muhammed'in karataş'ın üzerine basarak Burak'a bindiği söylenir. Bu arada, muhafazası konusunda, sargon bir resim göndermişti, kutsal emanetlerden biri olarak. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Hacerülesved'in göktaşı olduğu sadece rivayetlerden biridir.Tarihi ve menşei bilinmemektedir.
En inanılan rivayetlerden biri Kabe'nin Hz.İbrahim tarafından yaptırıldığı ve taşında onun tarafından konulduğudur.Kabe'yi belki önce karısı ve oğlu için bir sığınak olarak yapmış , daha sonra İbrahim ve Hacer'in anısına burası bir tapınağa dönüştürülmüş olabilir. Çoğu kavmin bir doğuş efsanesi olduğu gibi Arapların da Hz.İbrahim'in oğlu İsmail ile Mısır'lı karısından türedikleri efsanesi vardır.Başlangıçta yapıldığı şekliyle kalmadığı kesindir.Bilinen tarih içinde dahi çeşitli onarım ve değişikliklerden geçmiştir.Belki ilk yapıldığında daha küçüktü.Kurban kesme de bu tapınma ritüellerinden olduğu için , yine üzerinde birleşilen görüşlerin en kuvvetlisi de , hacıların kurban kanlarını taşa sürmeleri , taşı kanlı elleriyle ellemeleri neticesinde renginin bugünkü hale geldiğidir. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Kur'an'da Kabe ile ilgili ayetler şöyle diyor ;
"Şüphesiz âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev - mabet - Mekke'deki -Kâbe-dir." (Ali İmran: 3/96) "Biz beyti insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamını namaz yeri edinin. Biz İbrahim ve İsmail'e, "Tavaf eden, ibadete kapanan, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun" diye emretmiştik. İbrahim, "Rabbim, burayı emin bir şehir yap! Halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvelerle rızıklandır." dediğinde Allah *"Kim inkâr ederse onu kısa bir süre -dünyada- faydalandırır, sonra da cehennem azabına sürüklerim. O ne kötü bir akıbettir!" demişti. Bir zamanlar İbrahim İsmail ile beraber evin temellerini yükseltirken, "Ey rabbimiz, bizden kabul buyur! Şüphesiz sen işitensin, bilensin" demişlerdi." (Bakara: 2/125-127) "Bir zamanlar İbrahim'e beytin yerini göstermiş -ve şöyle demiştik-: Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf eden, kıyamda bulunan, rükû ve secde edenlere evimi temiz tut." (Hac: 22/26) "İnsanlar arasında haccı ilân et ki gerek yaya olarak gerekse nice uzak yol ve diyarlardan yorgun argın gelen, zayıf develer üzerinde, kendilerine ait birtakım yararları müşahede etmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah'ın ismini anmaları -kurban kesmeleri- için sana -Kâbe'ye- gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de fakir ve yoksullara yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve eski evi tavaf etsinler. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır." (Hac: 22/27-29) |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Aynen aktarıyorum:
Kısa süre önce yapılan araştırmalar, İslamiyet'ten önceki Arapların, Yunanlıların ve Romalıların "Tanrı'nın Evi" anlamına gelen ve Sami kökenli bir kelime olan baytili diye adlandırdıkları bazı taşlara taptıklarını ortaya koymuştur. Bu tür kutsal taşlar, yalnızca Samiler arasında değil, Kartacalılarla karşılaşmalarından çok önce bazı Kuzey Afrika halklarında da dinsel saygı görmüştür. Ama kutsal taşlar hiçbir zaman taş oldukları için kutsallık kazanmamış, tanrısal bir varlığın tezahürü oldukları ölçüde tapımların nesnesi olmuşlardır. Tanrı'nın "evini" temsil ederler, Tanrı'nın işareti, amblemi ve gücünün taşıyıcısı ya da dinsel bir eylemin kaçınılmaz tanıklarıdır. (Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, Kutsal Taşlar, sayfa 232) Bence Kabe olayında anlam değil anlamlar var. Çok sayıda anlam kabuğu üst üste. Hem kadın hem taş hem kutsal mekan tapımını içiçe taşıyor. Eski tapımlardan yeni tapımlara doğru geldikçe anlam bindirmeleri var. Hacer, anamızdır, geldiğimiz yerdir. Hacerül esved sadece bir karataş değil. Çok anlam taşıyor. Beyt de sadece bir ev değil. Taştır ve tanrının evini temsil eder. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Panteidar'ın verdiği kaynaktan: http://kutuphane.uludag.edu.tr/Univd.../sosyo_eko.pdf
İslamiyet'ten önce Mekke'deki kabileler arasındaki gruplaşma *Mutayyebun (güzel kokulular) ve Ahlaf (yeminliler) adlı iki grubun doğmasına yolaçmış, Bu grupların törenleri bakın nasılmış. İki gruba verilen bu isimler ittifaklarını kutsamak için yapılan tören ile ilgilidir. Abdumenaf kadınları, müttefiklerinin kendi lehlerine olan ittifaklarını kutsamak için misk ile dolu bir kap getirerek Kâbe’nin kenarına koymuş, müttefik oymaklara mensup kişiler teker teker ellerini bu kaba daldırarak ve Hacer-i Esved’e dokunarak davalarından dönmeyeceklerine yemin ettiklerinden kendilerine “Mutayyebûn” ismi verilmiştir. Abduddaroğullarının haklarını savunmaya söz verip yemin eden müttefikleri de içi kan dolu bir çanakla aynı töreni yapıp, yeminlerinden dönmeyeceklerine söz verdiklerinden bunlara da “ahlaf” denmiştir. Bkz., Günaltay, age, 59. Bu törende kullanılan simgeler neyi anlatıyor olabilir? |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Kuran, insanlara bir örnekleme yaptı.Kadınları tarlaya benzetti.Sizler ona binbir türlü mana atfettiniz.
O kadar kasmanıza gerek yoktur: Zira Kuran bir gerçeği dile getirmektedir.Kadın, tıpkı bir tarlanın, tohumu bağırında büyütüp olgunlaştırdığı gibi, erkeğin kendisine ektiği tohumun olgunlaştığı yer olması itibari ile kadın ve tarla birbirine benzetilmiştir. Meseleyi, hacer-hacerulesved-kadın cinsel organı üçgeninde, cinselliğe dökmek fantazi yapmaktan öte bir şey değildir.İllede yapacağız diyorsanız, sizlere kolay gelsin. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Sargon ;
Bana kalırsa Hacerülesved taşı Hacer'i temsil ediyor. Kabe'de evini.. Bu iki grubun birinin "koku" , diğerinin "kan"ı simge alması da aklıma "Regl" zamanını getiriyor.. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Panteidar senin Pante'n aklıma pembe panteri getiriyor.İdar da idare edin demek.Panteidar pembepanteri idare edin demek.:)
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
:D
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Sonunda anlayabildin Aspartam..
Pembe panteri idare edersin artık!:) |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Yahu bu pembe panter, komedi şeklinde çekilmiş bir detektif filmi değil miydi? *:D *:D
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Evet Sargon..Şapşal müfettiş!!:)
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Şimdi boşverelim pembe panteri de konuyu tamamlayalım..
İslamdan önce hac da putperestler neden çıplak tavaf yaparlardı? Bir fikri olan var mı? |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Bunu bilmiyordum bak. Aklıma bişeyler geliyo ama söylemesem daha iyi :D *:D
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Biraz daha bilgi vereyim.
Hem de çırılçıplak tavaf ederlermiş.. Ama gündüzleri erkekler , geceleri kadınlar.. Ya nereden nereye !! Çırılçıplaklıktan yüzleri peçeli kara çarşafa ya da burkaya.. Halbuki herşeyin ortası karar , aşırısı zarar der Kur'an.. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Peki niye ayrı ayrı ve çıplak tavaf ediyorlarmış? Hadi çıplak tavaf etmeye doğumu simgeliyor diyelim. Hacer'den doğduğumuzda da çıplaktık. Niye ayrı ayrı ve niye erkekler gündüz, kadınlar gece?
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Ta çocukluğumda bir kitapta okumuştum.Pek kaynak vermeden yazmayı doğru bulmam ama sanırım Envar-ül Aşikun diye bir kitaptı herhalde.Bu kitapta tavaf sırasında kadın ve erkeklerin birbirini ezecek şekilde yürüdüklerini , öyle ki erkeklerin büyük kısmının elde olmadan boşaldığını yazıyordu.Çok tersime gitmişti.İnanamamıştım.Böyle kutsal bir mekanda niye alt yapı yeterli kapasitede yapılmaz diye eleştirmiştim.
Sanırım putperestlerde başlangıçta kadın-erkek çırılçıplak tavaf ediyordu.Bu tür bir sorunu önlemek maksadıyla tedbir olarak böyle bir yöntem buldular demek ki.. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Açıkçası çok mantıklı gelmedi. Bu tür ritüeller inanılmayacak kadar çok anlam yüklüdür. Her bir davranışta, her bir simgede anlam vardır. Bir Şaman töreni için yapılan çözümlemeyi okumuştum. Freud'un rüyaları çözümlemesi gibi bişeydi. İçiçe anlam katmanları vardı. İslamiyet öncesinde yapılan bu tavafların da kesinlikle derin anlamları vardır ve boşalma gibi basit sorunlardan dolayı ritüellerin değiştirileceğini sanmam. Bugün bile her yıl bi sürü hacı ezilip ölüyor da, ritüel değiştirilmiyor.
|
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
"Bir Çift Yürek" diye bir kitap vardı. Belki okumuşsunuzdur. Avustralya yerlilerini anlatıyordu. Batılı bir bayan gazeteci bir süreliğine yerlilerle birlikte yaşıyordu. Orda da önce gazetecinin bütün eşyalaıı *yakılıyordu. Çıplak mı dolaşıyorlardı, şimdi tam hatırlayamıyorum. Ama günlük elbiseleri çıkarıp atmanın arınma ile ilgili bir anlamı vardır. Hac'a gidenler de önce İhrama giriyorlar. Elbiseler çıkarılıyor. Eğer önceki zamanda çıplak tavaf yapılıyorsa, şimdi de dikişli elbiseleri çıkarıp iki peştemale sarınmak da bir tür çıplaklaşmak demek oluyor. Tanrısal gücün karşısında çıplaklaşmak, aynı zamanda doğduğumuz hale gelmek. Ayrıca saç sakal kesilmesi de bu ritüelde *özel bir önem taşıyor gibi. Kadınlar da saçlarının ucundan bir parça kesiyorlar çünkü. Neden acaba?
Tavaf sayısının 7 olmasını ben şöyle yorumluyorum. Daha önce de dediğim gibi birçok ilkel toplulukta bu tür tavaflar var ve bunun 7 defa yapılması o zamanlar gözlemlenebilen 7 gezegene bağlanıyor. Hacer-ül esved hem Hacer'i temsil ediyor, geldiğimiz yeri anlatıyor, hem de gökten düşmüş bir taş olarak asıl geldiğimiz tanrısal gücü anlatıyor. 7 sayısı birçok toplumda tanrısal özelliğinden dolayı kutsal sayılmış. Gök de 7 kattır. Sonradan bunun bazen 9 kata da dönüştüğü olmuş. Tavafın 7 defa olması her bir gezegen/tanrısal güç için bir defa saygı gösterisi yapmak oluyor olmalı. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Kabe ve hacc üzerine ilginç bir yazı;
Son peygamber Haz. Muhammet, ilk defa Haz. Hacer ve İsmail’in yerleştikleri söylenen işte bu Mekke şehrinde 571 yılında doğdu. Binlerce yıl önce Haz. İbrahim tarafından inşa edildiği bildirilen Kabe ise, Son Peygamberin anlattığı İslam dininin beş temel esasından biri olarak Müslümanlarca hâlâ ziyaret edilmektedir ve İslam dininde bu ziyaretin adı hacdır. Milyonlarca insan, binlerce yıldır orada ne yapıyor, ne arıyorlar? İslam’a yabancı olan pek çok kimsenin bu konuda yeterli bilgisi olmadığını, bu nedenle Müslümanları taşa tapınan bir ilkel gibi gördüklerini biliyorum. İşin asıl garip tarafı, Müslümanlardan bazılarının da bu yönde düşünmüş ve düşünüyor olmasıdır. Bu düşüncenin günümüzdeki örnekleri bir yana, geçmişte yaşanan ve İslam tarihine de geçen kanlı bir örneği daha vardır ve olanları sayın Yaşar Nuri Öztürk anlatıyor, “ Zenc ve Karmati isyanları, Abbasi hilafetinin uygarlığın zirvesine çıkıp dağılmaya döndüğü, şehvet ve nimetle, sefalet ve ıstırabın kucaklaştığı bir ortamda zuhur etti. Afrika’nın çeşitli yörelerinden toplanan ve köle gibi çalıştırılan zencilerin başlattığı, zamanla toplumun tüm ezik ve kırgın kesimini, özellikle Şii kitleyi peşine takan Zenc isyanı 14 yıllık bir mücadeleden sonra 883’de bastırıldı. Ancak birkaç yıl sonra, adına Demokratik Sosyalizm diyebileceğimiz Zenc isyanının bir devamı olarak yüz yıl sürecek Karmati hareket başladı. Hareket, İslamî adaleti amaçlayan mistik sosyalist bir hareket olarak yayıldı. Kurucusu Hamdan bin Eşas el Karmat’dır. İlk merkezleri Kufe’nin doğusundaki Hamdan’dı. İkinci merkez Bahreyn bölgesidir. Bu bölgenin imam ve Komutanı Ebu Said el Cennâbi’nin güçlü ve acımasız bir komutan olduğu anlaşılmaktadır. Daha sonra komutanlığı üstlenen oğlu Ebu Tahir ise, babasını unutturacak kadar katı idi. 930’da Kabe baskınını gerçekleştiren, birçok hacıyı kılıçtan geçirdikten sonra Hacer-ül Esvedi söküp götüren odur. Ancak bu hareket, sadece Müslüman ülkelerde değil, bizzat Karmatiler arasında da tepkiyle karşılanmış ve hareketin çöküşünü hazırlamıştır. Ebu Tahir, Halife Muktedir Billah’a yazdığı mektupta kendini şöyle savunuyordu ; - Eğer bu Allah’ın evi dediğiniz yer gerçekten öyle olsaydı, hiç kuşkusuz gökten başımıza ateş yağardı. Ama durum hiç de öyle değil! Biz o Kabe’de hiç durmadan ilkel bir ibadet yapmaktayız. Gerçek şu ki ; Arşın Rabb’i olan Allah, ne ev edinir ne de sığınak! Karmatilerin bu davranışını, Haz. Ömer’in Hacer-ül Esved hakkındaki anlayışına bağlayanlar vardır. Şam’ın Fâtımiler tarafından ele geçirilmesiyle 990’larda Karmatile- rin siyasi ve askeri nüfuzları acı bir şekilde bitti. Taberi, ele geçirilenlerin korkunç işkencelerden sonra idam edilirken, halkın koro halinde tekbir getirdiğini yazmaktadır.” 5 Haz. Ömer’in yukarıda söz edilen anlayışı nedir biliyor musunuz? “ Bir haccında, Hacer-i Esved’e yaklaşıp öperken şöyle dedi ; - Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve yararı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Peygamberin öptüğünü görmeseydim seni asla öpmezdim!” 6 Yoksa Ebu Tahir haklımı? Doğruyu söylemek gerekirse, âlemlerin sahibi Allah’ın ev bark edinmediği yolundaki sözleri de yalan değildir. Dediği gibi, gerçekten eskiden kalan ilkel bir putperestlik midir hac denilen bu ibadet? Eğer gerçekten putperest bir ibadetin kalıntıları ise, bütün putları reddeden Son Peygamber putperest bir ibadetin devamına niçin izin vermiştir? Üstelik de karşıtlarına galip gelmiş, Kabe’yi ele geçirmiş ve içindeki bütün putları yok etmişken! “ Peygamber Mekke fethedildiği gün, devesinin üzerinde Kabe’nin bulunduğu kutsal alana girdi. Alanda Kabe’nin çevresine dikilmiş üç yüz altmış tane put vardı. Peygamber, elindeki değnekle bunları itip devirirken şöyle diyordu, - Hak geldi, bâtıl zâil oldu! Esasen kuruntular ne bir şey gerçekleştirmeye ne de öleni diriltmeye muktedir değildir.” 7 Görülüyor ki herkes gibi Peygamber de gerçekten söz etmektedir. Peki ama herkesin gerçekten söz ettiği bir yerde asıl gerçek nerede? Sözü uzatmanın manası yok! Yahudiler ve Hıristiyanlar başta olmak üzere, benden başka herkesin bildiğini gördüğüm ve hiç kimsenin saklamadığı bir şeyi sır diye saklamanın anlamı yok! Biz Müslümanların, kıble diyerek yöneldiğimiz taş duvarların arkasında insanı saklamaya çalıştığımız apaçık anlaşılıyor. Peki ama neden? Yoksa Allah mı emretti? “ Allah kendilerine kitap verilenlerden, onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz, diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış veriş ne kadar kötü! Al-i İmran 3/187” Öyle anlaşılıyor ki Allah din gerçeğinin saklanmasını değil, aksine açığa vurulmasını istemektedir. Allah’ın saklama dediğini Peygamber saklar mı, saklayabilir mi? Elbette saklayamaz. Kabe’yi tavaf ederken şöyle diyordu, “ Sen ne temizsin, kokun da ne güzel! Sen ne yücesin, hürmetin ne büyük! Ancak Allah’a yemin ederim ki, müminin Allah katındaki hürmeti senin hürmetinden daha büyüktür.” 8 Peygamberin bu sözleri, “önce insan” düşüncesiyle yola çıkan Alevi Müslümanları doğrular gibidir. İnsan kutsaldır. Şu halde, Allah’ın açık emrine ve Peygamberin bu itirafına rağmen, Sünnilerin taşa tapınır gibi Kabe’ye gösterdikleri bu ilginin sebebi nedir? Doğrusunu isterseniz bu konuda onları suçlayamayız. Çünkü onlar da Peygamberden nasıl gördülerse öyle yapmaktadırlar ve Son Peygamber de gerçekten böyle yapmaktadır. Peygamberse, ne yaptığını ve niçin yaptığını şöyle açıklıyor. Eşi Haz. Ayşe bir gün Peygambere Kabe’nin yanında duran ve hicir denilen bir duvar kalıntısından sordu, “ - Ya Resûlallah! Bu duvar Kabe’ye dahil midir? dedim. - Evet! Bu duvar Kabe’nin ilk duvarlarının izidir, diye cevapladı. Ben yine sordum, - Neden aslı gibi daha büyük yapmadılar? Peygamber, - Buna paraları yetmedi ve Kabe’yi daralttılar, diye cevap verdi. Ben yine sordum, - Kabe’nin kapısı niçin bu kadar yüksek? Peygamber cevapladı, - Kabe’ye dilediklerini koymak, dilediklerini koymamak için. Ve sonra devam etti, - Ya Ayşe! Eğer halk cahil olmasaydı, emreder Kabe’yi yıktırırdım. Yeniden inşa ederken de bu duvardan itibaren eski ölçülerinde yaptırır, doğu ve batı yönlerine zemin seviyesinde iki kapı koyardım. Böylece Kabe, İbrahim’in inşa ettiği aslı gibi olurdu. Fakat böyle yaparsam, halkın bunu anlamayacağından ve şüpheye düşeceklerinden korkarım.” 9 Son Peygamber her şeyi bilmesine ve anlatmak istemesine rağmen, biz cahillerin cehaletinden korkmakta, anlamayacağımızdan endişe etmektedir. Eğer söylediklerini yapabilseydi ne görecektik biliyor musunuz? Taştan yapılmış üstü açık dört duvar ve doğu batı yönündeki karşılıklı iki duvarda iki kapı boşluğu. İşte Kabe! Ziyarete gelen bir insan bakıyor, şaşkın. Kabe dedikleri bu mu? Ürkek adımlarla kapı boşluğundan içeri girip bakınıyor, bomboş. Oturacak bir tabure bile yok. Yavaşça başını kaldırıp yine bakıyor, üstelik çatısı da yok! Bir yağmur yağsa insan bunun içinde hastalanıp ölür be! Bir de Allah’ın evi diyorlar, ne biçim ev bu? Büyük bir hayal kırıklığına uğramış, içi daralıyor. Bir an önce çıkmak üzere diğer kapıya yöneliyor. Tam çıkarken, kapıdaki başka biri neler olup bittiğini açıklıyor; - Bu ev dünyadır. Girdiğin kapıda doğmuştun, şimdi öldün. Sonra başka biri, tavafa gelmiş. Taş evin çevresinde diğer insanlarla beraber dönüyor. Bir kapının önünden geçerken, diğer kapıdan başka insanların geçip gittiğini görüyor. Her dönüşte başka insanlar, başka yüzler. Hızla geçiyorlar. Kendi kapılarından geçerken onlar da kendisini böyle görüyor olmalı. Ne kadar hızlı geçiyorlar! O zaman ister istemez dünyayı ve kendi yaşamını hatırlıyor. İnsan tek başına ne kadar zayıf ve yaşam ne kadar kısa! Aynı Kuran’ın dediği gibi, “ Kıyamet gününü gördüklerinde, dünyada sadece bir akşam vakti, ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar. Naziat 79/46” Kabe’nin çevresinde bir insan dönüyor. Açık kapılarda bir görünüyor, bir kayboluyor. Belki de ülkesine döndükten sonra bir daha hiç görünmeyecek! Ama kapılarda görünen insan suretleri hiç yok olmuyor. Çünkü boş kapılarda görünen insan değil, insanlıktır. Haz. İbrahim’in taş duvarların arkasında saklamak istediği insan, göstermek istediği insanlıktır. *** Çalıştığım ve anlattığım her şey doğruydu. Ama yine de sanki içimde bir eksiklik!.. Yoksa, “ Müslüman! Cahil hocadan değil kendi vicdanından sor, Neden Kabe bile gerçek müslümandan mahrumdur? ” 10 diyen Muhammed İkbal de içimdeki bu eksikliği mi dile getiriyordu? “ Ey Muhammet! Biz senin yücelerden bir haber beklediğini görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, kitap sahipleri onun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Bakara 2/144” Rab’den gelen gerçek öylemi! İyi ama Allah’ın söz ettiği bir gerçek, benim söz ettiğim şu Kabe’den daha gerçek olmalı değil miydi? Söyleyin, bu ayeti kim açıklayacak? Mürit Kefer |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Bende Hacerül Esvde dikkatlice bakınca, onu göze benzettim.Zira sağdan ve soldan belli bir noktada birleşmesi, ortasındaki bombesi gözönüne alınırsa, bence göze benzemesi daha çok uygundur.Çünkü insan gözüne sağ ve solunda bşr noktada birleşir.Ortadan bombeleşir ortasından göz yuvarlağı ve iris vardır.
Peki bende kendi yorumumu yapayım: Allah c.c'ye, insanların yapıp ettiklerinin asla gizli kalmayacağı, *insanların her an izlenmekte olduğu, üzerlerinde kendilerini izlemekte olan ilahi bir gözün varlığını sembolize ediyor olabilir. Cinselliğe odaklanmış bir toplum belden aşağıya düşünür.:) Bu normaldir.Bende bir müslüman bakışı ile yorumladım. En doğrusunu Allah c.c bilir. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Cinselliğe odaklanmış bir toplum belden aşağıya düşünür.Smile
Bu normaldir.Bende bir müslüman bakışı ile yorumladım. (AMD) Daha ikinci günde saldırganlık. Panteidar seni uyarmıştı. Erken başladın. Ürettiklerini görelim. Hacer-ül esved'in İbrahim'in ikinci karısı Hacer'i simgeliyor olması sadece sözcükte Hacer geçmesinden dolayı değil. Müslüman inanışına göre İbrahim, Hacer'i bu yere terkediyor ve zemzem suyu o zaman çıkıyor. Araplar Hacer'den geldiklerine inanıyorlar. İsmail Hacer'in oğlu. Diğer Sami grup İbraniler ise İbrahim'in diğer karısı Sara'nın oğlu İshak'tan. Hacer-ül Esved'in Arapların kökenini gösteren bir sembol olduğu ve kadın cinsel organı şeklindeki muhafazanın da Hacer'i temsil ettiği apaçık görülüyor. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
Daha ikinci günde saldırganlık. Panteidar seni uyarmıştı. Erken başladın. Ürettiklerini görelim.(Sargon)
görüyorum ki, işinize gelmeyen yorumları getirenlere, hemen etiket vuruyorsunuz. Saldırgan etiketi hiçte gecikmedi. Şimdi burda bizim kutsalımıza dil uzatılırken, ne yapmamızı bekliyorsunuz.Varya çok uyanıksınız ha...Bekliyorsunuz ki , sus pus olalım, sesimizi çıkartmayalım oh ne ala! Burda dinlerin kutsallarına eleştiri getirilmiyor.Saldırılıyor!İmalı veya doğrudan. Sen kalkmış, hacerul esved'i cinsel organa benzetince, kimse sana kutsalımıza hakaret ediyorsun demedi!!!!! neyse, erkenden tahriklere başladınız.Seni hapishaneden çıkartan zihniyete şaşarım.Zaten Sezer size çalışıyor. |
Re: Kadınlar tarlanızdır... eee sonra?
cinseliğe odaklanmış olduğunuzu söylemek hakaretse, o zaman sizler burda müslümanların kutsallarına ne hakaretle ediyorsunuz.ohooooo haddi hesabı yok...
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:24 . |