![]() |
Sağlık Köşesi
HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Newsweek dergisi, son sayısının kapağını beslenme şeklinin sağlık üzerindeki etkilerine ayırdı. Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği'nin hazırladığı dosyada, vücudu sayısız hastalığa karşı koruyan vitaminlerin hangi besinlerde olduğu, ne dozda alınması gerektiği incelendi. İşte o sonuçlar: B6 VİTAMİNİ Neye yarar?: Damarlara zarar veren 'homocysteine' isimli kimyasalın seviyesini düşürür. Dozu: 31-50 yaş: günde 1,3 mg 51+: Günde 1,5-1,7 mg Kaynaklar: Baklagiller, et, balık, turunçgiller, muz, karpuz. B12 VİTAMİNİ Neye yarar?: Sinir hücrelerini korur. Hafızayı güçlendirir. Dozu: 31+: günde 2,4 mg. Kaynak besinler: Et ve süt gibi hayvansal ürünler, güçlendirilmiş tahıllar. C VİTAMİNİ Neye yarar?: Katarakt ile meme ve mide gibi bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltır. Dozu: 31+: 75-90 mg Kaynak besinler: Turunçgiller, brokoli, dolmalık biber, lahana, çilek. FOLİK ASİT Neye yarar?: Hamilelikte alınırsa doğumdan gelen kusurları önler, kolon kanseri ve Alzheimer'a karşı koruyucudur. Dozu: 31+: Günde 400 mcg. Hamilelerde: 600 mcg. Kaynak besinler: Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler, baklagiller, ıspanak, brokoli ve portakal suyu. A VİTAMİNİ Bulgu ve endişeler: Görme yeteneğini korur, katarakt riskini azaltır. Ancak fazlası kemiklere zarar verebilir. Dozu: 31+: erkeklerde 3000 IU (uluslararası birim), kadınlarda 2333 IU Kaynaklar: Havuç, tatlı patates ve mango. D VİTAMİNİ Neye yarar?: Kalsiyumla birlikte alındığında kemik kırılmasına karşı korur. Yüksek dozda alındığında kolon, meme ve yumurtalık kanserini önlemeye yardımcı olur. Dozu: 31-50 yaş: günde 200 IU 51-70 yaş: 400 IU Kaynak besinler: Süt ve tahıl, balık ve margarin. E VİTAMİNİ Neye yarar?: Hücrelere zarar veren molekülleri etkisiz hale getirir. Prostat kanserine ve Alzheimer'a karşı korur. Dozu: 31+: Doğal kaynaklardan 22 IU veya 33 IU sentetik E vitamini. Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler, bitkisel yağlar ile tahıllar. K VİTAMİNİ Neye yarar?: Kan pıhtılaşması için gereklidir, kemikleri korur. Dozu: 31+: Günde 90-120 mcg (mikro gram). Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar ve karaciğer. KALSİYUM Bulgu ve endişeler: Kemikler için çok önemlidir. Ancak bazı araştırmalar, çok yüksek dozda alınan kalsiyumla prostat kanseri arasında bağlantı olduğunu gösterdi. Dozu: 31-50 yaş: günde 1000 mg 51+: günde 1200 mg Kaynak besinler: Süt, peynir, yoğurt, brokoli, lahana ve portakal suyu. MAGNEZYUM Neye yarar?: Kalbi korur ve kan basıncını düşürür. Dozu: 31+: Erkeklerde 420 mg, kadınlarda 320 mg. Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, fıstık, ceviz, tam tahıllardan yapılan spagetti, tahıllar ve baklagiller. POTASYUM Neye yarar?: Hipertansiyon riskini azaltır, kemiklerin mineral yoğunluğunu artırır. Dozu: 31+: günde 4700 mg Kaynak besinler: Kırmızı ve beyaz et, balık, süt, bamya, muz, domates, dolmalık biber ve portakal. DEMİR Neye yarar?: Kandaki oksijen akışını sağlar. Vejetaryenlerin ekstra demire ihtiyacı olabilir. Dozu: 31-50 yaş: Erkeklerde günde 8 mg, kadınlarda 18 mg. Kaynak besinler: Et, tahıllar, yumurta, kabak çekirdeği, kepek ve ıspanak. SELENYUM Neye yarar?: Bazı kanser türlerinden korur. Özellikle prostat kanseri riski taşıyan erkeklere faydalıdır. Dozu: 31+: Günde 55 mcg Kaynaklar: Deniz ürünleri ve karaciğer. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
KISA SAĞLIK BİLGİLERİ
Kepek ekmeği bağırsakları koruyor Kepek ekmeği içerdiği yüksek orandaki posa sayesinde bağırsak sağlığını korur. Ayrıca şeker hastalığında, kan şekeri düzeyini regule etmekte etkilidir. Kalp sağlığınız için kırmızı biber yiyin Tansiyonu ve kolesterolü düşüren kırmızı bibere acı tadını veren kapraicin adlı madde, güçlü bir antioksidandır. Bu nedenle kırmızı biber, kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyucudur. Kolesterolü yükselene nar suyu Nar suyu, kötü kolesterolün (LDL) neden olduğu damar sertliği ve tıkanıklığı gibi sorunlara karşı etkilidir. Ayrıca ishali kesici etkisi de bulunmaktadır. Funda yaprağı idrar yollarını temizliyor Funda yaprağı, idrar söktürücü ve idrar yollarını dezenfekte edici özelliğe sahiptir. Yüksek tansiyona karşı sarmısak Bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile kükürt içeren sarmısak tansiyonu ve kan kolesterolünü düşürür. Doğal vitamin deposu: "Sarımsak" Uzun ve sağlıklı bir yaşam için bol vitamin, bol hareketi şart koşan uzmanlar genç kalmak için en çok sarımsak yenilmesini öneriyor. Mantar vitamin deposu A, C, D vitaminlerinden zengin, 100 gramında 20-40 kalori bulunan mantar protein açısından da zengindir. Posa oranı da yüksek olan mantar barsakların çalışmasını sağlar. İçerdiği 'Lentinian' adı verilen maddenin tümörleri azalttığı bilinmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, beyin kanamaları, damar sertliği, enfeksiyonlara karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü özelliği vardır. Yağ oranı yok denecek kadar düşük olan ve kesinlikle kolesterol içermeyen mantarlar, sağlıklı diyet listelerinde kullanılmalıdır. Brokoli, ülser ve mide kanserini önlüyor Brokoli, helicobacter pylori virüsüyle savaşıyor. Böylece ülser ve mide kanseri riski önemli ölçüde azalıyor. Kalsiyum, kolon kanseri riskini azaltıyor Yapılan çalışmalarda yüksek dozda kalsiyum alımının kolon kanserini önlediği ortaya çıktı. Aspirin yoksa kirazı deneyin 100 gramında 40 kalori bulunan, C, E vitaminleri ve potasyum bakımından zengin olan kirazın pek çok olumlu etkisi vardır. Kansere karşı koruyucu, kan dolaşımını hızlandırıcı, kolesterol seviyesini dengeleyici ve böbrekleri çalıştırıcı özelliği vardır. Gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Ağrı kesici özelliği olan kiraz, Aspirin etkisi gösterir. 20 kirazda 12 - 25 miligram arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir. Sağlıklı yaşam için domates Sağlığa yararı açısından mucize olarak değerlendirilen domatesi aslında içersinde yer alan likopen maddesi bu kadar sağlıklı ve cazip kılıyor. En önemli silahınız balık! Dr. Nicholas Perricone'un 'genç tutan yiyecekler' listesinin başında yer alan balık, içerdiği yağ ve yağ asitleriyle kırışıklıklara karşı birebir. Kanserle savaşan yiyecekler Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'ne göre, günde 5 porsiyon sebze ve meyve yenmesi kanser riskini yüzde 20'den fazla azaltıyor. Diyet yapana "keten ye!" tavsiyesi! Değişik sektörlerde kullanılan keten bitkisinin liflerinden ayrılmasından sonra kalan tohumlarının çeşitli şekillerde tüketilmesi halinde, diyet yapanlar ve yağsız yiyecek tercih edenler için ideal... Vitamin deposu otlar Doğada kendiliğinden yetişen ve Anadolu'da yaygın olarak tüketilen birçok ot, E, A, C, B2 ve B6 vitaminleri bakımından oldukça zengin. Maydanoz ve limon eksik olmasın! Sindirimi kolaylaştırıp, alınan gıdalardaki vitaminin enerjiye dönüşmesini sağladığından maydanoz ve limonu sofralarınızdan eksik etmeyin. Kavun, sinirleri yatıştırıyor Yaz meyvelerinden kavun, kansızlığı giderme ve idrar söktürme yanında, sinirleri yatıştırmada da etkili... Hem vitamin hem de güzellik kazanın! Vitamin ve mineral deposu meyve - sebze suları, güzel, sağlıklı ve zinde olmanızda önemli rol oynuyor. Bu sıcak yaz günlerinde hem güzellik hem de vitamin kazandıran meyve sularına "hayır" demeyin... Yumurta nasıl pişirilmeli? Yüksek protein değeri olan yumurtanın, besin kaybına uğramaması için yağda kırma yerine haşlama ya da diğer yöntemlerle pişirilmesi öneriliyor. Her yaşa göre vitamin Uzmanlar her yaşın ayrı bir beslenme programı olması gerektiğini belirterek, vitamin haplarıyla değil, besinlerle sağlıklı kalınabileceğinin altını çiziyorlar... Vücudun koruyucuları Vitaminleri doğal yolla almak en iyisi. Fakat ya yeterli olmuyorsa... İşte o zaman vitamin haplarından yararlanmakta fayda var... Kurtarıcı sebze patates Patates öyle bir sebze ki, insanın "ya olmasaydı" diye düşünesi bile gelmiyor. İster ana yemek, ister garnitür, ister salata; ne yapsanız yakışıyor... Bir dilim karpuz deyip geçmeyin Yaz diyince ilk akla gelen yiyecekler kavun - karpuz oluyor. Karpuz, peynir, ekmek üçlüsü neredeyse ana yemek olarak yaz günlerinin tercihi arasına giriyor. Mucize bitki soya fasulyesi ''Asrın harika bitkisi'' olarak da kabul edilen soya fasulyesi, insan ve hayvan beslenmesi ile sanayide kullanım alanı bulan, içerdiği değerli besin ögeleri ile yeri doldurulamayan bir bitki... Alkolün etkisini B vitaminiyle silin! Vücuttaki B vitamini eksikliği kanser riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle alkol tüketiminden sonra kaybedilen B vitaminlerini aksatmadan yerine koymak gerekiyor. Demiriniz eksik olmasın! Hafif demir eksikliğinin bile bilişsel yetilerin azalmasına neden olduğu ortaya çıktı. Vitamin deposu: Kivi Kivinin bir tanesi bile, günlük C vitamini ihtiyacını, hatta fazlasını karşılar. Kivi aynı zamanda pek çok derde de devadır Kemikler için; Kalsiyum Kalsiyum, kemiklerimizin oluşumu ve sağlamlığı için gerekli minerallerden biridir. Vücut dengelemesi için de oldukça önemlidir... ELMA İçinde birçok vitamin ve mineral bulunduran elma, vücudun mahrum bırakılmaması gereken bir meyve. Dertlere deva: AYVA Sonbaharda olgunlaşan ayva, sağlık ve güzellik için son derece yararlı bir meyve. Çekirdeğinden kabuğundaki tüylere kadar.. Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde Günün en önemli öğününü, zihni açıp uzun süre tok tutacak besinlerle geçirmekte yarar var. Bunun en iyi yolu ise gevreklerle yapılan kahvaltı Vücudun zırhı: Kuru baklagiller Kötü kolesterolü düşürüp formda tutan baklagillerin kalp krizi ve kansere karşı koruyuculuğu da kanıtlandı. Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz? Buzdolabından çıkardığınız pişmiş yemeği, tekrar pişme sıcaklığında ısıtmıyorsanız risk altındasınız. Kızarmış balık tehlikeli Kızarmış balığın, inme riskini yüzde 13'e varan oranda artırdığı ortaya çıktı. Çay pozitif enerjinin de kaynağı Asya'ya özgü bir içecek olan yeşil çayın vücudunuzda pozitif bir etki oluşmasına yardımcı olduğunu biliyor musunuz? Kansere karşı, baklagil, patates, fındık, fıstık tüketin! Kanserden korunmak için bitkisel ürünler ile sebze ve meyvenin tercih edilmesi, kilonun korunması, aktif yaşam sürülmesi öneriliyor . Vitamin ilaçlarındaki tehlike... Uzmanlar, vücutta depo edildiğinde karaciğer üzerinde toksit etkisi yapan vitamin haplarının hekime danışılmadan kullanımı halinde fayda yerine zarar verdiğini belirtiyorlar... |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Stresten ve monoton hayattan şikayetçiyseniz, vücudunuzun sesini dinliyorsanız, Fitness Uzmanı Seçkin Aydın'ın çağrısına kulak verin
ÜLKEMİZDE spor salonlarına giden insanların büyük bir bölümü zayıflamak veya sağlık problemlerinden kurtulmak için egzersiz yapmaktadırlar. Yapılacak egzersizler her yaş ve cinsiyet için farklılık göstermesine rağmen bilinçsiz yapılan egzersizlerle vücutta istenmeyen sakatlıklar oluşabilmektedir. Böylece vücudun zarar görmesiyle egzersizden kaçınılmaktadır. Burada suçlu egzersiz değil egzersizin yoğunluğunun ve amacının bireye göre ayarlanmamasıdır. Bu durumda egzersiz salonlarında çalışan eğitmenlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Vücuda ani yüklenmeler yapılmadan egzersize başlamak yerinde bir karar olmaktadır. Egzersiz sadece şişman veya rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasında bir unsur olarak görülmektedir. Oysa sağlık için yapılmalıdır; genç yaşlı, kadın, erkek, zayıf, şişman herkesi kapsayan bir olaydır. İşte yararları Günlük yaşantısında stresten bunalan ve giderek monotonlaşan bir hayat insanları sağlıksız yapmaktadır. Daha sağlıklı olabilmek insanların içinde bulunan hormonlara bağlıdır. Anti - stres hormon olan Endorfin insanlarda egzersizle en yoğun şekilde salgılanmaktadır. Ve bu hormonun vücuttan salınımı sonucunda yorgunluktan ve stresten söz edilemez duruma gelinmektedir. İnsanların vücutları hareket metabolizması üzerine kurulmuştur, hareketsiz bir yaşam insanları yorgun, mutsuz ve sağlıksız yapmaktadır. Egzersizin vücuda yararlarını sıralamak gerekirse: Kalbin dakikadaki atım sayısını düşürür ve kalbi kuvvetlendirir. Damar sisteminin iyi çalışmasını ve damar elastikiyetini sağlar. Hormonol sistemleri devreye girmesini ve vücudun ihtiyacı olan hormonların salınımını düzenlenmesinde yardımcı olur. Şeker rahatsızlıklarında Tip I için alınan ilaçta azalma Tip II grubu için ise insilünin alınımının artmasıyla alınan ilaç azalma veya doktor kontrolünde insilün bağımlılığından kurtulmak mümkün olabiliyor. Yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara ilaç tedavisinin yanında egzersiz uygulamasıyla tansiyon problemi ortadan kalkıyor veya azalıyor. Kolesterolün düşmesinin yanında iyi kolesterolün (HDL) yükselmesi kötü kolesterolün (LDL) düşmesini sağlıyor. Hormonlar sayesinde psikolojik yönden güçlü olmamızı sağlıyor. Kondisyonumuzun artmasını, böylece hareketlerimizde rahatlık sağlıyor. Kaslarımızın güçlenmesini ve sakatlanma riskimizin azalmasını sağlıyor. Eklem ve tendonların kuvvetlenmesini sağlar. Solunum sistemimizin düzenli çalışmasını sağlar. Şişmanlığın artmasını engeller ve şişmanlığın tedavisinde önemli bir rol oynar. Osteoporozun tedavisinde önemli bir rol oynar. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Yukarıda saydığımız yararların dışında daha birçok yararları vardır. Bu yararları ilaçla sağlamak mümkün değildir. Vücudumuzun hastalıklarla daha iyi mücadele edebilmesi ise egzersiz yapmamızı bağlıdır. Egzersizin en iyi ilaç olduğu unutulmamalıdır. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Kalbimizi korumak için nelere dikkat etmeliyiz?
SORU: Koroner kalp hastalığını oluşturan risk faktörleri nelerdir? Nasıl korunabiliriz? (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Bölüm Sorumlusu Dr. Nuri Çağlar) Koroner kalp hastalığında değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri vardır. Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet ve ileri yaş değiştirilemeyen risk faktörleridir. Değiştirilebilen önemli risk faktörleri ise sigara kullanımı, şeker hastalığı, hipertansiyon ile kan kolesterolü ve trigliseridlerin yüksekliğidir. Sigaranın bırakılması, kan yağlarının düşürülmesi, şeker hastalığının ve hipertansiyonun erken yaşlarda tanınarak etkin biçimde tedavi edilmesi koroner kalp hastalığını önler (birincil koruma). Oluşmuş olan koroner hastalığın ilerlemesini yavaşlatır (ikincil koruma). Her erişkin kan basınçlarını ölçtürmeli, normal ise en az 2,5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olanlar, şeker hastaları, şişmanlar ve kan yağlarında yükseklik bulunanlar ölçümleri daha sık yaptırmalıdır. Hipertansiyon tek başına kalp hastalığı riskini 2-3 kat artırır. Bu nedenle kan basıncı yüksekliği zamanında ve etkin tedavi edilmelidir. 20 yaş üzerindeki kişiler en az 5 yılda bir açlık kan yağları düzeylerini (toplam kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol, trigliserid) ölçtürmelidir. Kolesterol düzeylerindeki her yüzde 1 lik düşüşün koroner kalp hastalığı riskini yüzde 2 oranında azalttığı belirlenmiştir. 45 yaş üzerindeki her erişkin kan şekerini ölçtürmeli, değerler normal ise her 3 senede bir ölçümler tekrarlanmalıdır. Şişman olanlar, birinci derecede akrabalarında şeker hastalığı olanlar,doğum ağırlığı yüksek bulunanlar, gebelik sırasında kan şekeri yüksek bulunanlar, hipertansiyonu olanlar, HDL kolesterol 40 mg / dl nin altında ve trigliserid düzeyleri 250 mg / dl nin üzerinde olanlar ve daha önce kan şekeri ölçümleri yüksek bulunanlar kan şekeri ölçümlerini daha erken yaşlarda ve daha sık yaptırmalıdır. Kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde diyet ve ilaçla tedavi edilmeli, hastada diğer risk faktörleri de aranarak daha sıkı takip ve tedavi edilmelidir. Haftada 3- 4 kez 30 dakika süre ile orta derecede dinamik egzersiz (tempolu yürüyüş gibi) yapılmalı, gün içerisindeki fizik aktivite artırılmalıdır. Birinci derecede akrabalarında koroner arter hastalığı olanlar risk faktörlerinin değerlendirilmesi için doktora başvurmalı. Hipertansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik ve şişmanlık gibi risk faktörleri olanlar hekim kontrollerini aksatmamalıdırlar. SORU: Enfarktüs ne demektir? (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Dr. Yusuf Kenan Yalçınbaş) Miyokart enfarktüsü, kalbi besleyen koroner damarların çok defa bir pıhtı ile tıkanması sonucu oluşur. Böyle bir durumda tıkanmış olan koroner damarların beslediği kalp kası oksijensiz kaldığı için kalbin o bölgesinde bir harabiyet meydana gelir. Halk arasında kalp krizi olarak adlandırılan bu olay sırasında hastalardan üçte biri ani ölümle hayatını kaybetmektedir. Tıkanmış olan koroner damarın 2-4 saat içinde yapılacak girişimlerle yeniden açılması halinde kalp krizleri, enfarktüs oluşamadan atlatılabilir. Bunun için ileri teknoloji ile donatılmış, uzmanlaşmış doktor, hemşire ve teknisyen kadrolarının 24 saat çalıştığı kalp krizi merkezlerine ihtiyaç vardır.Bu merkezlerde kalp krizi geçirmekte olan hastalar derhal anjio labaratuvarına alınır, tıkalı olan kalp damarı katater yolu ile yerleştirilen bir stent ile açılarak enfarktüs önlenebilir. Kateter ile açılması mümkün değilse, hasta hemen koroner by pass ameliyatına alınarak miyokart enfarktüsü oluşmadan hayata döndürülebilir. SORU: Koroner kalp hastalığının belirtileri nelerdir? (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Nevnihal Eren) Koroner kalp hastalığında kalbe kan götüren ve kalp kasının beslenmesini sağlayan atardamarların daralması ve kalbe yeteri kadar kan taşıyamaması söz konusudur. Atardamarlar damar sertliği plakları ile yavaş yavaş daraldığında, dinlenmede kalp adalesi yeteri kadar kanlanabilir ancak egzersiz sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacı arttığı için daralmış koroner damarlardan kalp adalesine giden kan yeterli olmaz. Bu koşullarda hasta egzersiz sırasında göğüs ağrısı hisseder ve ağrı istirahatle veya damar genişletici ilaçlarla geçer. Ağrı her iki kola ve çeneye yayılabilir. Bazen mide ağrıları ile karışabilir. Egzersiz sırasında bayılma, egzersiz sırasında nefes darlığının olması yine koroner hastalığının belirtisi olabilir. Bu belirtilerin herhangi birinin bulunması durumunda doktora danışılmalı ve tetkikler yapılarak belirtilerin kalp hastalığına bağlı olup olmadığı ayırt edilmelidir. Özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında koroner arter hastalığı olduğu halde göğüs ağrısı olmayabilir. Bazen de damardan belirgin darlık yapmayan ancak kolesterolden zengin ve yumuşak plaklarda ani çatlama olur, plak içeriği kan ile temas eder ve vücut bunu bir damar yaralanması olarak algılayarak çatlamış olan plak üzerine pıhtı yığılır. Damar hızla ileri derecede daralarak dinlenmede şiddetli göğüs ağrısı olur. Damar tam olarak veya tama yakın tıkanırsa kalp krizi meydana gelir. Kalp krizinde bulantı, kusma, fenalık hissi, şiddetli göğüs ağrısı olur. Bu koşullarda zaman kaybetmeden hasta ambulansla en yakın hastaneye nakledilmelidir. Tedavinin başarısında zaman çok önemlidir. SORU: Bir kimse hiçbir şikayeti olmadan kalp hastası olabilir mi? (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan ) Damarlardaki daralma ancak yaklaşık yüzde 60-70 gibi ileri bir seviyeye geldikten sonra ancak şikayete yol açmaktadır, ki bu da oldukça ileri bir aşama demektir. Hastaların yaklaşık yüzde 30'unda ise kalp damarları tamamen tıkalı olmasına rağmen hiçbir şikayet ve bulgu vermemektedir. Hastalar bunu günün birinde kardiyoloji kontrolünde sürpriz olarak öğrenmektedirler. Bu oran diyabetik yani şeker hastalarında çok daha yüksektir. Şeker sinir uçlarını zayıflattığından, hasta herhangi bir şikayet hissetmemektedir. Koşarken, yüzerken, spor yaparken vs. herhangi bir şikayeti olmaması asla kalp damarlarının normal olduğu anlamına gelmemektedir. SORU: Çocuklarda görülen kalp hastalıkları, doğum öncesi tespit edilebilir mi? Yeni doğan bebeklerde kalp ameliyatı yapılabilir mi? (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof.Dr.Ayşe Sarıoğlu) Çocuk kalp hastalıklarının büyük bir çoğunluğu doğumsal hastalıklardır. Hamilelik sırasında fetal ekokardiyografi dediğimiz işlemle, anne karnındaki bebeğin kalbini görüntüleyerek doğumsal kalp hastalıklarının çok büyük bir oranda tespit edilebilir. Doğumsal kalp hastalıklarının önemli bir kısmında bebekler doğumdan hemen sonra bazı müdahale ve kalp ameliyatlarına ihtiyaç gösterirler. Doğumsal kalp hastalılığı tespit edilen bebeklerin doğumlarının, yenidoğan bebeklere kalp ameliyatları uygulayabilen merkezlerde gerçekleştirilmesi, bu bebeklerin yaşatılabilmesi ve sağlıklı bir çocuk haline getirilebilmesi açısından büyük önem taşır. Bazı doğumsal kalp anomalilerinde doğumdan hemen sonra yapılacak açık kalp ameliyatları ile tamamen düzeltilebilme şansı vardır. Aksi halde doğumdan birkaç hafta sonra bu imkan ortadan kalmaktadır. SORU: Kalp-damar hastalığı konusunda risk faktörleri nelerdir? (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan) Sigara Kolesterol yüksekliği Diyabet Hipertansiyon İleri yaş Erkek cinsiyet ve menopoz sonrası bayan cinsiyet Ailede kalp damar hastalığı hikayesi olması Göbek çevresinden alınan kilolar Fiziksel aktivitenin az olması Homosistein yüksekliği Hs-CRP yüksekliği Psikososyal stresler SORU: Damar sertliği (ateroskleroz) nedir? (Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erkan Ekicibaşı) Yaygın bir hastalık olan ve tüm damar sistemini etkileyen damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlamaktadır. Hastalığın belirtilerinin ileri yaşlarda görülmesi nedeni ile erken yaşlarda tanısı zordur. Günümüz bilgilerine göre damar sertliği , belirli bir genetik altyapı ve riske sahip kişilerde, çevresel risk faktörlerinin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur. Damar sertliği oluşumunda yüksek kolesterolün yanında diyabet, hipertansiyon, sigara içimi ve genetik geçişin rolü kanıtlanmıştır. Yapılan çalışmalarda yüksek kolesterol düzeylerinin düşürülmesiyle, damar sertliği riskinin azaldığını gösteren oldukça fazla bulgu tedaviye yansımıştır. SORU: Daralmış koroner damarlar neden göğüs ağrısına yol açar? (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kardiyoloji Uzmanı Dr. Kemalettin Şişli) Vücudun her yerinde o bölgeye kan, dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atardamarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fiziksel yorgunluk, stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Kalp damarlarının hepsi açıksa sorun yoktur. Bir veya birkaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa, kalp krizi gelişir. Kalp krizinde yeni tedavi yöntemi: Kök hücre SORU: Kök hücre nedir? (Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Dağdelen) Kalp hastalıklarının tedavisinde cerrahi yöntemler, ilaç tedavisi ve "yaşam değişikliği" tedavileri uygulanıyor. Kök hücre uygulamaları bilimsel araştırmalar aracılığıyla çok önemli noktalara gelmiştir. Gelecek açısından ümit vaad edicidir ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Günümüzde daha çok henüz yeni kalp krizi geçirmiş hastalar üzerinde çalışılıyor. Son yıllarda uygulanmakta olan kök hücre naklinde birkaç yöntem bulunuyor. "Direk injeksiyon" yönteminde kalbin içine bir "kateter" yoluyla girilip, "injeksiyon" yapılarak kök hücreler naklediliyor. İkinci yöntemde, kalp damarının içine girilerek damar açılıyor. Ardından damarın içine balon konularak, balonun içinden kök hücreler, kalbin odacıklarını besleyen özel bölgeye yerleştiriliyor. Üçüncü yöntemde ise, by-pass gerektiren hastalara ameliyat sırasında kalp açılmışken kalbin üstüne iğneyle bu kök hücreler veriliyor. Hastanın kendi kanından elde edilen kök hücreler hasarlı kalp bölgesine koroner anjiografi laboratuarında lokal anestezi yerleştirilerek canlanma sağlanmaya çalışılıyor. Bu yarar 3-6 ay sonra bekleniyor, her hastada arzu edilen kadar başarılı olamayabiliyor. SORU: Kalbi durdurmadan veya çalışan kalpte yapılan koroner bypass ameliyatından bahsediliyor. Bu işlem her hasta için uygulanabilir mi? (Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ersin Erek) Açık kalp cerrahisi teknikleri ile yapılan koroner bypass ameliyatlarında,kalp ve akciğer durdurularak hasta kalp akciğer makinesine bağlanır ve ameliyat bu şekilde tamamlandıktan sonra kalp akciğer makinesi devreden çıkarılır.Bu sistem birçok hastada sorun yaratmadan uygulanabilmektedir,ama tamamen sorunsuz olduğu söylenemez. Son yıllarda kalp akciğer makinesi kullanılmadan çalışan kalpte bypass ameliyatları uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bu tekniğin klasik tekniğe üstünlük sağlayıp sağlamadığı yapılan çalışmalarda net bir şekilde ortaya konamamıştır. Başlangıç dönemlerinde popülerite kazanan bu teknik artık birçok merkezde giderek azalan sayıda ve daha seçilmiş hastalara uygulanmaktadır. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
SÜT
İnsanoğlunun yaşamında beş bin yıldan beri yer alan süt, yaşam mucizesi olarak da adlandırılabilecek bir besin grubumuz. Süt, içerdiği kalsiyum ve vitaminlerle birçok hastalığı önler, hatta tedavi eder. Sağlık açısından yeterli miktarda süt tüketilmesi gerekmektedir. Kanser düşmanı olarak da adlandırılan süt, özellikle bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. Sütte bulunan kalsiyum, bağırsaklardaki kansere yol açabilen fazla asitleri yok ederek sindirim sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlamaktadır. Dünyanın en sağlıklı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren ilk aldıkları besindir. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir. Sütün faydaları • Kemik erimesini önler, sütte bulunan fosfor kemik oluşumunda önemli rol oynar. • Laktoz enerji sağlarken galaktoz beyin ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar. Süt yağındaki fosfolipitler, beyin ve sinir hücrelerinin hayati önem taşıyan kısımlarını oluşturur. • Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir. İshali tedavi eder. • Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Saç ve tırnakların oluşumunda büyük rol oynar. • Özellikle zeka gelişimde etkili olan, deri ve göz sağlığında gerekli B2 (rb oflavin) vitamini için süt en iyi kaynaktır. • Mide rahatsızlıklarını giderir, sindirim sistemini düzene sokar ve ülseri önler. • Beyine enerji verir. • Diş çürüklerini önler. • Kronik bronşiti önler. • Kanserin önlenmesine yardımcı olur. • Tansiyonu düşürür. • Vücutta ödem yapan şeylerin toplanmasını önler. • Bağırsaklarda işlenmeyen mikroorganizmaların gelişimini engeller ve tipik bağırsak florasını geliştirici etki yapar. • Hastalıklara karşı direnci artırır. Türkiye’ de kişi başına düşen işlenmiş ve ambalajlanmış süt tüketimi yılda yalnızca 6 litredir. Bu rakamla diğer Avrupa ülkelerinin çok gerisinde, en son sırada yer alıyoruz. ÜLKE KİŞİ BAŞINA TÜKETİLEN SÜT MİKTARI YIL/ LİTRE/ KİŞİ BAŞINA FİNLANDİYA 139 İSPANYA 108 İNGİLTERE 100 PORTEKİZ 91 FRANSA 75 YUNANİSTAN 65 İTALYA 63 ALMANYA 50 POLONYA 33 TÜRKİYE 6 Süt Tüketim Alışkanlıkları Hastalıkların önlenmesi, temiz süt kullanmakla olasıdır. Süt alınırken, pastörize ya da steril edilmiş (uzun ömürlü süt) süt tercih edilmelidir. Günlük sütler, kutu ya da şişe pastörize edilmişlerdir. Pastörize edilen sütler buzdolabında 4-5 C’ de yazın bir gün, kışın 2-3 gün saklanır. Oda ısısında süt saklanmaz. Uzun ömürlü süt(UHT) ise , kutunun açılmaması koşuluyla, oda sıcaklığında aylarca tazeliğini korur. Avrupa ülkeleri açık süt satışını biz henüz işlenmiş ve paketlenmiş sütle tanışmadan çok önce yasaklamışken, yapılan tüketici araştırmalarına göre ev hanımlarının %60’ ının açık süt kullandığı tespit edilmiştir. Bu gruptaki tüketicilerin çoğunluğu, sokak sütünün su ve diğer katkı maddeleri içerdiğini bilmelerine rağmen tercihlerini sürdürmektedir. 1997 yılında yapılan bir tüketici araştırmasına göre, uzun ömürlü süt (UHT) kullanıcılarının % 64’ ünün, uzun ömürlü sütün katkı maddesi içerdiğine inandığını, bu rakamın sokak sütü kullanıcılarında %78’ e çıktığı saptanmıştır. Oysa uzun ömürlü sütte katkı maddesi bulunduğu inanışı doğru değildir. Günlük Tüketilmesi Gereken Süt-Yoğurt Miktarları 1-3 YAŞ 500GR 4-6 YAŞ 400 7-15 YAŞ 400 15+ YAŞ 400 |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Yoğurdun doğal mucizeleri
Yoğurt, vücudumuz için mucizevi etkilere sahip, çok önemli bir besin kaynağı. Vücudumuz yoğurdun içindeki kalsiyum ve proteini süte göre daha çabuk emer. Bu nedenle yoğurt kemiklerin gelişimi açısından süte göre daha etkilidir. Yoğurt, zengin besin değeri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu özelliği nedeniyle vücudu kanserden mide ve bağırsak hastalıklarından mide, kolon ve ince bağırsak kanserlerine kadar birçok hastalıktan korur. Kolesterol emilimini azaltır. Yoğurt probiyotik aktiviteye sahiptir. Çocukların bulaşıcı karaciğer iltihabı (hepatit) hastalıklarının tedavilerinde kullanılır. Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların yaşamasını engeller. Sindirimi kolaylaştırır. Çünkü, vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda yoğurttur. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir. Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur. Bazı bünyeler yapısı gereği sütteki laktozu sindiremez. Bu durum fiziksel rahatsızlıklara neden olur. Sütte bulunan laktoz, yoğurtta laktik asite dönüştüğünden, bu kişiler gerekli besinleri yoğurttan sağlayabilir. Yoğurt, güzellik için de çok önemli bir besin kaynağıdır. Cilde, mucizevi bir parlaklık kazandırır. % 61 oranında yağ yakıcı özelliği nedeniyle formda kalmanızı sağlar. Haftada 3 öğün balık tüketin Ülkemizde balık tüketiminin Japonya’ya oranla 50 kat daha az olduğu ve kişi başı yıllık 10 kiloyu bile bulmadığı belirtilerek, sağlıklı yaşam için haftada 3 öğün balık yenmesi gerektiği ifade edildi. Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Cengizler, A ve D vitamini bakımından çok iyi bir protein kaynağı olan balığın Türkiye’deki tüketiminin istenilen düzeyde olmadığını söyledi. Balığın sindirimi kolay olduğu için özellikle yaşlılar ve çocuklar tarafından tüketilmesi gerektiğini belirten Cengizler, kalp ve damar rahatsızlıkları bulunan kişilere de özellikle önerildiğini ifade etti. Cengizler, yapılan araştırmaya göre, balıkla beslenen çocukların balık tüketmeyenlere oranla yüzde 27 daha zeki olduklarının belirlendiğini vurgulayarak, “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balık tüketimi nüfusa göre yok denecek kadar az. Türkler, büyük olasılıkla Orta Asya’dan kalan alışkanlıkla, enerji ve protein ihtiyaçlarını balık yerine daha çok tahıl ve kırmızı etle gideriyorlar. Oysa, özellikle çocuk ve yetişkinlerin sağlık yönünden haftada en az 3 öğün balık yemeleri gerekiyor” dedi. Ülkemiz denizleri, iç sular ve çiftliklerinde yılda ortalama 600 bin ton balık üretimi yapıldığını belirten Cengizler, şöyle konuştu: “Çevre kirliliği ve aşırı avcılık baskısı nedeniyle deniz ürünlerinde azalmalar görülüyor. Buna paralel olarak da çiftlik balığı üretimi artıyor. Deniz ve çiftlik üretiminde yeterli derecede balık elde edilmesine karşın yıllık tüketim kişi başına 10 kilonun altında kalıyor. Eldeki veriler, yıllık üretimde üst, tüketimde ise alt sıralarda bulunduğumuzu gösteriyor. Japonya’da yılda kişi başına 500 kilonun üzerinde, Norveç’te 445 kilo, Danimarka’da 230 kilo ve Fransa’da 21 kilo balık tüketiliyor. Bizdeki rakamın azlığı da balık yeme kültürümüzün olmadığını açıkça ortaya koyuyor.” Cengizler, son günlerdeki kuş gribi vakasının ise balık tüketimini az da olsa artırdığını söyledi. Vatandaşların, hastalık endişesiyle tavuk etinden uzaklaşmasıyla birlikte yıllık tüketimin artmasının beklendiğini ifade eden Cengizler, “balık üreticileriyle yaptığımız görüşmeler talebin arttığını gösteriyor. Umarım, bu artış, Türk milletinde bir alışkanlık haline gelir” dedi. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
SAĞLIK İÇİN DİYET YAPMAK YETMİYOR!İŞTE SAĞLIKLI YAŞAMIN KURALLARI
Sağlıklı beslenmenin 8 kuralı Sağlıklı yaşamanın en temel kurallarından biri sağlıklı beslenmek. Beslenme deyince her ne kadar akla yemek yemek gelse de, sağlık için sadece diyet yapmak yeterli olmuyor. Ruhsal ve zihinsel sağlığımız da en az bedensel sağlığımız kadar önemli. Beden, ruh ve zihin için sağlıklı beslenmenin kuralları şunlar: "Birinci kural: Temiz hava Haftalarca yiyeceksiz, günlerce susuz yaşayabiliriz ama havasız sadece birkaç dakika yaşamak mümkün. Vücudumuzun dayanıklılığı soluduğumuz havanın miktarına bağlı. Hücre düzeyinde oksijen eksikliği, damar sertliği, şeker, kanser, kas iltihabı, yüksek tansiyon gibi bozukluklara yol açar. Derin temiz hava soluyarak hücrelerdeki oksijen oranını artırabilir, böylece vücut fonksiyonlarını düzenleyebiliriz. Temiz hava, enfeksiyonlara karşı hücresel direnci artırır. Öğrenmeye yardımcı olur. Bazı alerjik durumları azaltır. Sakinleşmek ve dinlenmek için beyin fonksiyonlarını düzenler. Kan basıncını düşürür. İkinci kural: Güneş ışığı Doğanın en çok şifa veren araçlarından bir tanesi olan güneş ışığı günümüz tedavi yöntemlerinde hem çok az anlaşılmış, hem de çok az kullanılmıştır. Güneş ışığı, deri altındaki kolesterolü D vitaminine dönüştürür. Bakteri ve virüsleri yok eder. Akyuvarların sayısını artırır. Tansiyonu düşürür. Güneşlenme sayesinde kandaki kolesterol ve trigliserit (yağ) düzeyi düşer. Ultraviyole ışınlar derinin altında kızıla dönüşür ve tedavi edici etkisi yok olur. Bu yüzden güneş ışınlarının fazlası sağlığı tehdit edebilir. Üçüncü kural: Ölçülü olmak Ölçülü ve kendi kendine hakim olmak her yönden sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmektir. Bunun içine; çalışmak, dinlenmek, oyun oynamaktan aile ve dostlarla geçireceğiniz zamana, kendinize ayıracağınız vakte, ibadete, doğru düşünme ve beslenmeye kadar her şey girer. Beslenmede ölçülü olmak için:Size zarar verecek hiçbir şeyi yemeyin ve sağlıklı besinlerle beslenin. Kahvaltınızı ve öğle yemeğinizi sıkı, akşam yemeğinizi de hafif yiyin. Yemek aralarında atıştırmayın. Farklı ama rafine edilmemiş besinler yiyin. Bir öğünde fazla çeşit yemeyin. Düzenli zamanlarda ve rahat ortamlarda yemek yiyin. Yediğinizden zevk alın. Dördüncü kural: Dinlenmek Dinlenmek insan için en iyi tedavi yöntemidir. Hasta olduğunuzda yapmanız gereken ilk şey yatmak olmalıdır. Dinlenmenin iyileştirici gücü, diğer tedavi yöntemlerin başarısına da yardımcı olur. Yeterince dinlenmemek ise insanı hasta eder. Dinlenmek için sadece uyumak gerekmez. Bazen ortam değişikliği bile vücudu ve zihni dinlendirir. Farklı kasları kullanmak, farklı şeyler düşünmek gevşemeye yardımcı olur. Birçok insanda görülen sinirsel bozukluklar kendini aşma çabası ve aşırı yorgunluktan meydana gelir. Dinlenmek için zaman ayırın. Dışarı çıkın, bir iskemleye oturun ve hiçbir şey yapmayın. Bu öneri size uygun gelmiyorsa, yeterince dinlenmek için davranışlarınızı değiştirmeniz gerekiyor demektir. İyi bir uyku için midenizin boş olması gerektiğini unutmayın. Uyurken odanıza temiz hava girdiğinden emin olun. Eğer uyurken temiz hava alamazsanız, yorgun ve gergin uyanırsınız. Unutmayın ki, gün boyunca kaslarını kullananlar, gece iyi bir uyku uyurlar. Beşinci kural: Diyet Beslenmenin hedefi rafine yiyeceklerden uzak durmaktır. Yeterince aminoasit, vitamin, mineral ve eser elementler alacağınız doğal besinleri seçin. Kahvaltı: Tahıl, iki meyve, tam tahıl ekmeği (rafine edilmemiş undan yapılan ekmek), ceviz veya fındık, tahıl ya da soya sütü, kahvaltıdan bir süre sonra bir-iki bardak su. Öğle: Yüksek proteinli sebzeler, salata, tam ekmek, akşamüzeri bir ya da iki bardak su. Akşam: Taze meyve, tahıl, kraker, tam ekmek, salata veya çorba. En iyi sindirim için öğünler arasında 5-6 saat olmalı ve yemek saatleri düzenli olmalı. Hafif bir akşam yemeği iyi uyumanızı ve zinde uyanmanızı sağlar. Altıncı kural: Su Su beslenmenin en önemli parçasıdır. Vücudunuzun her fonksiyonu sıvıyla sağlanır ve vücudunuzdaki suyun yüzde 10'unu kaybetmek ciddi sorunlar doğurur. Yüzde 90'ı su olan kan, besinleri hücrelere taşır ve buradaki atıkları alır. Normal bir insan için günde 6-8 bardak su yeterlidir. Eğer idrarınız renksiz ve kokusuzsa yeterince su alıyorsunuz demektir. Yemekle birlikte su içmeyin, çünkü bu su sindirim sıvılarına karışır ve etkilerini azaltır. En iyi sonucu almak için, yemekten en az yarım saat önce veya sonra su için. Uykudan önce bir ya da iki bardak su içilmeli. Birçok kez, sadece yeterince su içmek bile, kabızlık, baş ve sırt ağrısı gibi rahatsızlıkların giderilmesini sağlar. Yedinci kural: Egzersiz İnsan vücudu hareket için tasarlanmıştır. Egzersizin birçok yararı vardır: Nabzı ve tansiyonu düzenler. Kandaki kolesterol ve lipid (yağ) oranını düşürür. Solunum yollarını açarak vücuda daha fazla hava girmesini sağlar. Eklemlerdeki esnekliği artırır. Beyindeki "iştah" merkezi daha etkili çalıştığı için iştahı kontrol eder. Oksijen sirkülasyonunu ve alımını artırır, bu da sinirlerin ve dokuların beslenmesini sağlar. Kasları ve damarları güçlendirir. Haftada beş altı kez 20 dakika boyunca yapabileceğiniz bir egzersiz türü seçin. Unutmayın; egzersiz yapacak zaman bulamayanlar, hastalık için zaman ayırmak zorunda kalırlar. Sekizinci kural: Doğadaki güce inanın Yaşam tarzımızda değişiklikler yaparken bazen cesaretimiz kırılır. Ancak bunu tek başına yapmak zorunda olmadığımızı bilmek cesaret vericidir. Doğadaki güce inanın. Cesaretiniz kırıldığında doğayı izlemek yeterli olacaktır. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Evlilik zor iş
------------------------- İki insan bambaşka DNA, bambaşka aile, bambaşka yerlerde doğuyor, büyüyorlar. Töreler farklı, sistemler değişik, sevgiler, terbiye, usul, adap, her şey başka. Sonra da bu iki kişi evleniyor. Yepyeni bir aile oluyorlar. Tabii arada benzerlikler, usuller, sevgiler, beklentiler ve en mühimi seks çekiciliği, aşk tutkalı var. En azından ateşle barut bir arada, dört duvar arasında yalnızdırlar. Böylece, bir tül perdesinin arkasından bakarak, evlilik başlar. Her şey güzeldir, romantiktir, arzu doludur, sorunsuzdur. Zamanla, bizden veya dışarıdan kaynaklanan bir sürü sebeplerle hafiften tül perde aralanmaya başlar. Daha doğrusu ayaklarımız yere basar, gözümüz açılır. O ilk zamanların heyecanı durulunca hayat rutinleşir, canımız sıkılmaya, her şey gözümüze batmaya ve tabii sinir olmaya başlarız. Karşımızdakinin sözleri, hareketleri, davranışları, oturması kalkması, yemek yemesi, sakız çiğnemesi, orasını burasını kaşıması, çıt çıt çekirdek çıtlatması, esnemesi, horlaması anlayacağınız bir sürü şeyden rahatsız oluruz. Eğer bunları dile getirirsek kavga çıkar, en azından karşımızdakini kırarız. Bir şey söylemezsek, duymazlıktan gelirsek, görmemeye çalışırsak, gayri şuuri biriktirmeye başlarız. Zamanla, bastırılan negatif duygular, şuur altına itilir. Eğer kişi bunu kendi içinde eritir, hazmedebilirse, mesele vahimleşiyor. Para hesaplaşmaları, cimrilik, aşırı harcamalar, karşılıklı güvensizlikler evliliğe vurulan darbelerdir. Şahısları öç almaya, yalan söylemeye, karşı tarafı aşağılamaya sevk eder. Benim param Zaten, "Benim param senin paran" demeler bana göre müthiş birer 'soğuma' mekanizmasıdır. Hele hele parasını saklamak, az göstermek, alınan malları kendi üzerine yapmalar, bütün bu tarz davranışlar hepsi evlilikte tarafları birbirinden soğutur. Güven çok önemlidir. Saklamak, kazık atmak olarak algılanır. Ekonomiler ne kadar gerekli olursa olsun, taraflarca abartılmamalı. Gerekli zamanlarda, lüzumlu olan harcamalar yapılabilmelidir. "Kendine gelince var bana gelince yok" demeler, seyahat, doktor, psikoloğa gitmeyi lüks saymalar; eşinin kuaföre, yemeğe, kendine yaptığı harcamalara kızmalar, şahısları gizlemeye, yalan söylemeye ve en önemlisi 'diş bilemeye' sevk eder. Çöküş Başkalarının yanında küçük düşürmeler, manasız şakalar, gereksiz laf çakmalar, eşini başkası ile karşılaştırmalar veya anlamsız örnek göstermeler, hepsi eşleri birbirinden soğutur. Hiçbir şey unutulmaz, zamanı gelince temcit pilavı gibi ısıtılır ısıtılır önümüze konulur. Soğumalar başladıkça, seks hayatı aksamaya, teklemeye, alarm vermeye başlar, sonunda da duruverir. Esasında, bu bir çöküşün başı değil, sonudur. Daha doğrusu tarafların arasındaki soğukluğun göstergesidir. Şahıslar ancak mesele yoktur. Ama yapamazsa? İşte ileride olacakların tohumların atılmaya başlamıştır. Kar topu gibi başlar zamanla çığ gibi olur. Ve bazen de evliliğimizi ezip geçer. Ama gelin bunları düşünmeyelim. Hâlâ hoşlanıyoruz, seviyoruz, zevk alıyoruz, paylaşıyoruz, dokunuyoruz. Bir gün bir bakıyoruz eşimiz bize bir sebepten bağırıyor. Yahut itham ediyor veya karşı tarafı tutuyor, en mühimi bizi kırıyor. Haksızlığa uğradığımızı bunu hak etmediğimizi düşünüyoruz. Alttan alsak ezildiğimizi, taviz verdiğimizi sanıyoruz; biz de yangına körükle gitsek, bu sefer kavga uzuyor ve tabii sonradan unutamayacağımız, bir sürü laflar ediliyor. Haydi başlıyoruz küsmelere, tavır koymalara, surat asmalara. Her seferinde, her tekrarında, aslında biz bir şeyler kaybediyoruz ve kinleniyoruz. En azından tortusu kalıyor. Ve bu dışarıya vurulmuyor ama, şuur altınızda, eksi hanesine yazılıyor. Hele dayak, itiş, kakış, küfür, ihanet, kıskançlık söz konusu ise iş cidden o zaman kendilerine gelir ve önlem almaya yönelirler. Ya evlilik terapistine gitmeyi akıl ederler, yahut da pek çoğunun yaptığı gibi ihanet ederler. Bilerek veya bilmeden bir arayışa girer ve duygusal boşluklarını, öyle yanlış bir yolla doldurmaya çalışırlar. Tabii evlilik terapisinin haricindeki yollar, aradaki kopma durumuna gelmiş bağları, daha da kötü yapar. Sevgili okurlar bunu şöyle bir örnekle bitirelim. Farz edelim ki bir yerimizi kaşıdık ve orada bir sivilce çıktı. Oynadıkça mikrop kaptı yara haline geldi. Hala tedbir almadık, merhem filan koymadık üstüne üstlük kanattık sıktık vs. Şimdi çıban oldu. Bunun için doktora mı gidilirmiş dedik ve bir gün bir baktık iş kötüleşmiş ve bir kütle olmuş. Şimdi doktor artık şart değil mi? Dua edelim de geç kalmamış olalım, bir sivilce derken bir kist veya kanserle karşılaşmayalım. Evliliğin düşmanları ------------------------------------ Evliliğinizin huzur içinde sürmesini istiyorsanız yapmamanız gerekenleri bilmeniz gerekir. Eleştiri "Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir. Genelleme "Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın. Aklını okumak Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir. İşi yokuşa sürmek Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur. Geçmişi hatırlatmak Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir. Hep haklı olmak Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür. Sorumluluk Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor. Mantıksal yaklaşım "Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir. Sözünü kesmek İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir. Terapist yaklaşımı Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
SORULARLA ERKEN BOŞALMA
Cinsel ilişkilerin en az yarısında her iki tarafın da tatmin olmasını engelleyecek kadar kısa sürede boşalmanın meydana gelmesidir. En şiddetli durumunda, ki bu nadir rastlanan bir durumdur, herhangi bir penil uyarı olmadan, yalnızca seksüel uyarıları düşünmek dahi ejakulasyonu tetikler. Ancak daha sık olanı vajinaya penetrasyon sırasında ya da hemen vajinaya girer girmez olanıdır. Erken boşalmadaki önemli kriter ejakulasyonun erkeğin ve partnerinin isteklerinden önce olması ve bunu seksüel ilişkilerinde sıkıntıya yol açmasıdır. ERKEN BOŞALMA NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR? Erken boşalmanın temel belirtileri olan : Boşalma küçük cinsel uyarılarla ve neredeyse kontrolsüz bir şekilde meydana gelmesi, Cinsel tatminde azalma,Suçluluk, utanç ve hayal kırıklığı hissi erkekleri etkileyen en sık görülen seksüel problemdir. Çalışmalar bu problemin erkeklerin %40’ında endişelenmeyi gerektirecek bir boyutta olduğunu göstermektedir. ALTTA YATAN FAKTÖRLER NELERDİR? Bazen ilk ilişkiden itibaren ortaya çıkabileceği gibi bazı durumlarda da daha önce problemi olmayan bir kişide daha sonra gelişebilmektedir. Düzensiz cinsel ilişki, kişinin düzenli boşalamıyor olması burada önemli bir faktördür.Ayrıca ilişkiye verilen önem ve gerginlik yani performansın çok önemli olarak algılandığı durumlarda da ortaya çıktığı görülmektedir. Kişinin ilişkiyi algılayış şekli önemlidir: İlk cinsel deneyimlerin sağlıklı olmayan ortamlarda yaşandığı durumlarda kişinin aşırı gergin ve bir performans gösterme gereği içerisinde ilişkiye yaklaştığı durumlarda erken boşlamanın sık görüldüğünü görmekteyiz. Kişinin olaya verdiği değer, önemin fazla olması, yani performans anksiyetesinin yoğunluğu, düzensiz cinsel ilişki ya da nörojenik hassasiyetin varlığı erken boşalmayı yaratmada önemli faktörler olarak görülmektedir. FİZİKSEL BİR NEDENİ DE OLABİLİR Mİ? Genellikle altta yatan neden psikolojik olsa da nadiren fiziksel bir neden (prostat bezi inflamasyonu veya sinir sistemi fonksiyon bozukluğu gibi) de etken olabilir: - Sempatik sinir sistemi hasarı (örneğin abdominal ameliyat sonrası) - Prostat hipertrofisi ve prostatitis - Üretrit - Diabetes Mellitus (şeker hastalığı) - Bölgesel genito-üriner hastalık - Bölgesel duyu hasarı - Polisitemi - Polinörit vb. gibi organik faktörler etkili olabilir. ERKEN BOŞALMA DAHA SIK OLARAK HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR? Her yaşta olmakla beraber en çok genç erkeklerde görülür. Erken boşalma erkeğin yaşından çok seksüel deneyiminin yeni olmasından (yeni bir partner , vb) kaynaklanmaktadır. Ancak yaş ilerledikçe ikincil ereksiyon için gereken sürenin uzaması, tam ereksiyona ulaşamamadan dolayı başvurular sıkça olmaktadır. Ereksiyon tam olamayınca erken boşalma kaçınılmaz olmaktadır. Çoğu zaman evliliklerde eşler bu sorunu kabullenmiş görünüyor, oysa evlilik dışı bir ilişkiye girildiğinde yeni partner için bu sorun büyük paniğe yol açabiliyor. TEDAVİSİ NEDİR? Öncelikle erkeğin psikolojik yapısını inceleyip psikosomatik bir durum var mı, yoksa uyarıyı arttıran özel bir sebep var mı, onu araştırıyoruz. Önemli olan bir uzmana başvurulması. Erken boşalma sorunu da olsa erkekler bir uzmana başvurarak bu konuyu anlatmaya çekiniyor. Kişinin boşalmanın kontrolünü elde etmesi için bazı ev ödevleri verilir. Kişinin kendisinin ve eşiyle beraberken yapacağı birtakım çalışmalardan oluşur. Burada kişinin boşalmanın kontrolünü sağlaması için egzersizler oluşturmaktadır. İlaç tedavileri de destek olarak verilmekle birlikte ev ödevleriyle kişinin ilaca bağımlı olmaksızın kendi başına kontrolü sağlaması amaçlanmaktadır. Tedavide, kişinin olayı algılayış biçimi, partnerinin olup olmaması ve onunla beraber terapiye gelmesi çok önemlidir. Cinsel tedaviler eğer kişinin başka bir kişilik veya ilişki problemi varsa uygun değildir. Öncelikle kişinin diğer problemlerinin ele alınması ve tedavisi gerekir.Çünkü bu problemler cinsel tedavide engel oluştururlar.Örneğin: kişinin depresyonu ya da partner problemi , boşanma döneminde cinsel tedaviden önce depresyonunun ve ilişki problemlerinin düzenlenmesi gerekmektedir. EGZERSİZLER Tedavide egzersizler kişinin kendi başına yapacağı çalışmalar ve partneriyle yapacağı çalışmalar şeklinde düzenlenmektedir. Erken boşalmada boşalma refleksif hale gelmeden kişinin bunu hissetmesi ve durdurması hedeflenir. Çok erken boşalan kişide, bu noktada herhangi bir egzersiz (sıkma, germe, çift yönlü germe) uygun değildir. En sık olarak sıkıştırma / sıkma tedavisi de kullanılmaktadır. Cinsel ilişki sırasında veya öncesinde eğer erkek erken boşalma olacağını hissederse cinsel ilişkiye ara verir ve kendisi veya eşi penisi baş ve işaret parmakları ile kavrayarak sıkar; ve penisin uç kısmının hemen gerisine yaklaşık 20 saniye süresince hafif bir basınç uygular, daha sonra cinsel ilişkiye baştan başlanır. Bu yöntem gerektiği kadar sıklıkla uygulanabilir. Basit bir eğitim şekli de ilişki halinde veya mastürbasyon yaparken: penisinizi sizin yada partnerinizin uyarması fakat boşalmadan hemen önce bu uyarıyı durdurması, 30-60 sn. uyarıyı durdurduktan sonra tekrar uyarması ve boşalmadan az önce durdurması şeklinde bir siklusu 5-6 kere tekrarladıktan sonra ancak boşalmaya izin vermektir. Burada unutulmaması gereken husus, hasta ve partnerinin verilen ödevleri algılayabilecek düzeyde olması ve öncelikle diğer tetkiklerinin tamamlanmış olarak bu terapilere başlanmasının önemidir. TEDAVİDE DİĞER YÖNTEMLER: Düzenli bir cinsel yaşam ve sürekli bir partner öneriyoruz. Ayrıca İlaç tedavisi - dopamine antagonistleri - antidepresanlar - anksiyolitikler - Anestezik etkili losyon/kremler de davranış terapiye ek olarak önerebiliyoruz. Ayrıca yoga meditasyondan da fayda görüldüğünü belirten çalışmalar mevcuttur. Davranış tedavisinin başarı oranı %60-90 arasındadır. Ancak, eşlerin birbiri ile uyumunun iyi olması gerekir ve tedavi edildikten sonra da erken boşalma tekrarlayabilir. ERKEN BOŞALMANIN ETKİLERİ NELERDİR? Bir çok erkek zaman zaman erken boşalma problemi yaşamakta ve sonradan kendileri bu sorunu çözmektedirler. Tedavi gerektiren durumlarda ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir Kalıcı “erken boşalma” hem erkeğin hem partnerinin seksüel fonksiyonları üzerine zararlı etkileri vardır. Çoğu erkek ilk ilişkilerinde erken boşalma eğilimindedir. Erkeğin cinsel deneyimlerinin sayısı arttıkça ve sevişmenin yapılabildiği uygun ortamlar doğdukça daha güvenli olur ve erkek kendini tutmayı öğrenir. Çoğu erkek bu problemin üstesinden gelir ama bazıları bir uzmanın görüşüne ihtiyaç duyar. Cinsel sorunlu erkek doktora gitmiyor Cinsel işlev bozukluğu olan erkekler tabuları aşamıyor. Bu yüzden erkekler doktora gitmek yerine kulaktan dolma bilgilerle eczaneden reçetesiz ilaç alıp kullanmayı tercih ediyor. “Aşk sizi sağlıklı kılar” sloganıyla bir toplantı düzenleyen Aile Sağlığı Araştırma Derneği (ASA) 6 bölgede 1205 eczacı üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre cinsel işlev bozukluğu Türkiye’de 40 yaşını geçen her 10 erkekten yedisini etkilese de hekime başvurma oranı son derece düşük. Cinsel sorunu olan erkeklerin çoğunluğu eczaneden reçetesiz ilaç satın alıp kullanmayı tercih ediyor. CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU KALP VE DİYABET HASTALIĞI HABERCİSİ OLABİLİR ASAD Genel Sekreteri Prof. Dr. Emre Akkuş, araştırmayla ilgili şu bilgiyi veriyor: “Araştırmaya göre hastaların yüzde 62’si kendi bilgileriyle isim verip eczaneden ilaç satın alıyorlar. Doktora başvuran doktor reçetesiyle ilaç satın alanların oranı ise yalnızca yüzde 14. Eczacılardan danışmanlık alanların oranı ise yüzde 24. Bu son derece sakıncalı bir durum. Erkeklerdeki cinsel işlev bozukluğu problemi diyabet, kalp damar hastalığı gibi birçok hastalığın ön belirtisi olabilir. Doktora gitmeden bir erkek bu tip ilaçları kullanırsa yaşamsal risk taşıyan hastalıklar da atlanabilir. Yaptığımız araştırmada da eczacıların da ilaçlar ve yan etkileri konusunda yeterince bilgili olmadıklarını saptadık. Hekime başvurup kesin tanı almadan bu tip ilaçların kullanımını önermiyoruz. Bu yüzden eczacıları da ülke genelinde bilinçlendirecek bir eğitim çalışmasına başlıyoruz. İlki İzmir’de yapılacak ve eczacılara sertifika verilecek.” HASTALAR DEPRESYONA GİRİYOR ASAD Başkanı Prof Dr. Halim Hattat, hekime danışmadan ilaç kullanmanın sakıncalarını şöyle dile getirdi: “Hekime başvurmadan ilaç alanların büyük bir kısmı, daha sonra ‘denedim, hiçbir etkisi olmadı’ diyerek depresyon içinde bize geliyor. Oysa bu ilaçlar, doktor tavsiyesiyle ve onun önerdiği şekilde kullanıldığında yararlı olan ilaçlardır. Bu ilaçlara hiç gerek kalmadan hastanın problemi çözülebilir. Bu nedenle mutlaka hekime başvurulmalı.” DANIŞMA HATLARINA İLGİ BÜYÜK Tabular ve cinsel işlev kaybının yaşlanmanın doğal sonucu olduğuna inanılması erkeklerin hekime başvurmasını engelliyor. Cinsel danışmanlık hizmeti veren telefon hatlarına ise büyük ilgi var. ASAD Başkanı Prof Dr. Halim Hattat “Bizim derneğimizin telefon hattımızı yılda 80 bin kişi aradı. Bunların yüzde 87’si erkek, yüzde 13’ü ise kadındı. Erkeklerde erken boşalma sorunları, penis boyu, orgazm sorunları, kadınlarda ilk gece korkusu kızlık zarıyla ilgili sorunlar, kadınlarda ise vajinusmus, cinsel istek sorunları ön planda. Telefon hattına başvuranların büyük çoğunluğu 18-30 yaş grubunda. Cinsellikle ilgili bilgilenme ihtiyacı çok yüksek. Biz tedavi ihtiyacı olanları ASAD üyesi Türkiye genelinde 23 üniversitede görev yapan üyelerimize yönlendiriyoruz” diye konuştu. Uzmanlar çiftlere cinsellikle ilgili sorunları aralarında konuşmalarını, ay süren işlev bozukluklarında ise muhakkak hekime başvurmalarını öneriyor. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Sebze ve meyve sağlık kalkanı
Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet Beslenme alışkanlıkları kardiyovasküler hastalıklar ve kanserde önemli rol oynuyor. Yüksek oranda sebze ve meyve tüketimi birçok kronik hastalıklardan korunmada etkili. Araştırmalara göre Batı ülkelerinde günde 3 ve üzeri porsiyon meyve tüketiliyor ki bu rakam kronik hastalıklardan korunmada yeterli bir rakam değil. Normalde günde 2-5 porsiyon arasında meyve, 2-8 porsiyon arasında sebze tüketmek gerekiyor. Sebze ve meyve tüketimi ile, kalp-damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu etkinin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler dışında güçlü antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlere bağlı olduğu belirtiliyor. Liflerin gücü Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar. Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya göre, günde iki porsiyondan fazla sebze ve meyve tüketenlerde, akciğer kanseri görülme riski yüzde 21-32 oranında daha az. Ayrıca, karnabahargiller (lahana, brokoli, karnabahar), turunçgiller ve karotenden zengin sebzelerin akciğer kanserinin gelişme riskini azalttığı bildiriliyor. Turunçgiller Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür. Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder. Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır. ------------------------------------------------------------------------------ Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatıyor TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır, özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısında rol alır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır. Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Vücuttaki selenyum miktarı 1 mg'den azdır. Bağırsaklardan yüzde 60 oranında emilir ve vücutta erkeklerde testiste, her iki cinste dalak, böbrek ve pankreasta bulunur. Neye yarar? En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelliği ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır. Sigara, alkol, okside yağlar, cıva, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini önler. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar. Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir. Keshan hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir. Selenyum eksikliği, toprağın selenyum açısından zenginliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Toprakları bu mineral açısından fakir yörelerde selenyumdan zengin yörelere göre meme, akciğer ve kalınbağırsak kanserlerinin sık görülmesi söz konusudur. Kas yapısında zayıflığın belirmesi, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalması eksikliğinin belirtilerindendir. Çocuklarda eksikliği fetal kardiyomyopatiye neden olur. Selenyumun sürekli alımı zararlı olabilir. Görme, kas ve kalple ilgili sorunlar, diş çürümeleri, ağızda kötü bir tat ve koku oluşumu, deride değişiklikler, saçta dökülme ve tırnakta kırılma görülebilir. Selenyumu En Bol Yiyecekler: En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir. Patates 200 gram (903 mikrogram) Tonbalığı 85 gram (69 mikrogram) Yumurta, 1 orta boy (31 mikrogram) Ayçekirdeği 28 gram (22 mikrogram) Hindi göğsü: 85 gram (27 mikrogram) Tavuk göğsü: 85 gram (22 mikrogram) Ekmek (1 dilim=25 gram) (10 mikrogram |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Fonksiyonel gıda: Ceviz
Fonksiyonel gıdaların, temel besin gereksinimini karşılamanın yanı sıra vücutta özel fizyolojik etki sağlayan, hastalıklardan korunma ve tedavide etki gösterdiğini belirten Aycan Yiğit, cevizin fonksiyonel gıdaların başında geldiğini ifade etti. - Türkiye’de, başta baklava olmak üzere tatlılarda kullanılan veya çerez olarak tüketilen cevizin, damar koruyucu, ishal kesici, cilt temizleyici gibi özellikleriyle fonksiyonel gıda maddelerinin başında geldiği bildirildi. Cevizin insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin çalışmalar yürüten Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Aycan Yiğit, fonksiyonel gıdaların, temel besin gereksinimini karşılamanın yanı sıra vücutta özel fizyolojik etki sağlayan, hastalıklardan korunma ve tedavide etkinlik gösteren gıdalar olarak tanımlandıklarını söyledi. Cevizin de fonksiyonel gıdaların başında geldiğini ifade eden Yiğit, etkili bir kalori, protein, lif, vitamin ve mineral kaynağı olduğu bilinen cevizin yeşil kabuğu ve yapraklarının, yüzyıllar boyunca birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını vurguladı. Yiğit, bilimsel çalışmalar sonucunda ceviz yaprağı ve yeşil kabuğunun birçok yararının belirlendiğine dikkati çekerek, şöyle devametti: “Bilimsel çalışmalar sonucunda cevizin damar koruyucu, ishal kesici, cildi temizleyici, siğil giderici, hipoglisemik, antifungal, antiviral, tümör engelliyici özelliklerinin olduğu belirlenmiştir. Ceviz kanın pıhtılaşmasını önler, kan dolaşımını düzenler, kan pıhtılarını bozar, antialerjik özellik gösterir, karaciğer fonksiyonlarını düzenler, protein sentezini teşvik eder, serum kolesterolünün azalmasını sağlar, bağışıklık fonksiyonları korur ve anormal antikor oluşumunun engeller. Son epidemiyolojik çalışmalar, sert kabuklu meyvelerin kalp-damar hastalıklarının neden olduğu ölüm oranlarını azalttığını vebu etkinin, yaş, egzersiz, sigara, alkol, diyetteki yağ oranı, lif, meyve, sebze ve vitamin E ile ilişkili olduğunu göstermektedir.” Yiğit, sert kabuklu meyvelerde yer alan çoklu doymamış yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarında önleyici rol oynadığının bilimsel çalışmalarla belirlendiğine işaret ederek, cevizi diğer sert kabuklu meyveler arasından öne çıkaran özelliklerin, “Omega 3” ve “Omega 6” gibi çoklu doymamış yağ asitlerini yüksek oranda içermesi olduğunu bildirdi. “Omega 3” ve “Omega 6”nın, esansiyel yağ asitleri olduğunu anlatan Yiğit, “Bu asitlerin, vücut tarafından sentezlenmemesi nedeniyle gıdalarla alınması zorunludur. Sahip olduğu bu özellik, cevizin tüketimini vazgeçilmez kılmıştır. Ceviz, diğer sert kabuklu meyvelerle kıyaslandığında en yüksek Omega 3 yağ asidi miktarına sahiptir” dedi. Yiğit, cevizin yüksek miktarda “Tokoferol (E vitamininin bir formu)” içerdiğini de belirterekk “Son yapılan çalışmalar bu maddenin prostat kanseri riskini azalttığını da ortaya koymuştur” dedi. Bulgur deyip geçmeyin ---------------------------------- İçerdiği vitamin ve minerallerle bulgur son derece önemli bir besin kaynağıdır. Ayrıca kanserojen maddelerin ve fazla kolesterolün vücuttan atılmasını sağlar TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet Tarihi 4000 yıl öncesine kadar dayanan bulgur, insanoğlunun en eski besin maddelerinden buğdayın temizlenmesi, yarı kaynatılması, kurutulması, çeşitli boylardaki tanecikler halinde öğütülmesiyle elde edilir. Besin değerinin anlaşılması sonrasında, tüketimi son yıllarda önemli ölçüde artan bulgurun, protein, B1 vitamini, fosfor, potasyum ve kalsiyum açısından ekmek, makarna ve pirinçten üstün özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Yağ değerini düşürür Posa miktarı yüksek olan bulgurun, mide ve bağırsak kanserini önleyici yönü bulunmaktadır. Bağırsakları çalıştırdığı için gaz yapmasına rağmen, böylece kanser yapıcı maddelerle, kolesterolün fazlasının atımını da sağlar. Posanın kan değerini ve yağlarını düşürücü etkisi de bulunmaktadır. B1 vitamini sinir ve sindirim sistemi, fosfor, potasyum ve kalsiyum ise, çocukların kemik ve kas hareket ve gelişimi ile annelerin sağlığı açılarından çok önemli kaynaklar oldukları için, bulgur çok önemli bir besin maddesidir. Hamileler için çok önemli Bulgurun içerdiği folik asit de, çocuk ve hamile kadınlar için çok önemlidir ve hamileliğin ilk 3 ayında bebeklerde beyin gelişimini gerçekleştirir. Hamile kadınların vücutlarında çok fazla folik asit yakımı olur, bu yakıma karşı hamilelerin folik asit almaları gerekmektedir. Bu sebeple bulgur, bebek beyninin gelişiminde ve anne sağlığı için önemlidir. KISIR Malzemeler: 2 su bardağı ince köftelik bulgur 1 baş iri kuru soğan 1/2 demet maydanoz 5 adet yeşil soğan (yeşil sapları) 3, 4 dal nane 2 sivri biber 2 çorba kaşığı domates salçası 2 çorba kaşığı biber salçası 1 tatlı kaşığı tuz 1 tatlı kaşığı karabiber 1 tatlı kaşığı kimyon 1 tatlı kaşığı kırmızı pul biber 1/2 çay bardağı zeytinyağı 2 adet domates 2 adet limon suyu Yapılışı: Bulguru geniş bir tencereye koyup üzerine yavaş yavaş kaynatılmış suyu dökün ve tencerenin kapağını kapatıp bir süre dinlenmeye bırakın. Ayrı bir yerde soğanı ince ince kıyın. 1,5 çay bardağı zeytinyağını tavaya koyup soğanları 5 dakika pembeleştirin. İnce küp şeklinde doğradığınız domatesleri ilave edip 10 dakika daha çevirin. Bulguru geniş bir kâseye alıp baharatını, domates salçası ve biber salçasını ilave edip temiz bir eldiven giyip yoğurun. Soğanla domatesi de ilave edip biraz daha yoğurup limon suyunu ilave edin. İnce kıydığınız yeşil soğan saplarını ve maydanozu ilave edip karıştırın. Kısırınız servise hazır. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Kansere karşı, baklagil, patates, fındık, fıstık tüketin!
------------------------------------------------------------- Kanserden korunmak için bitkisel ürünler ile sebze ve meyvenin tercih edilmesi, kilonun korunması, aktif yaşam sürülmesi öneriliyor Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanlığı uzmanlarınca hazırlanan bilgi notunda, kanserden korunmak için yapılması gereken yollar anlatıldı. Buna göre, kansere karşı atılacak pratik adımların başında, ''bitkisel diyetlerin tercih edilmesi'' geliyor. Özellikle az işlenmiş olmak üzere, günlük 600-800 gram nişastalı veya bitkisel proteinli yiyeceklerin tercih edilmesini öneren uzmanlara göre, bu da günlük 7 veya daha fazla öğün, ekmek, pirinç, makarna, bezelye, fasulye gibi baklagiller, patates gibi kök bitkileri, fındık, fıstık gibi tohumsal bitkilerin tüketilmesi anlamına geliyor. Uzmanlara göre, bitkisel besinler, vücuttaki kanserojenlerin kansere sebep olmadan önce yok edilmelerini sağlayan gerekli vitamin, mineral, diyetsel lifler ve diğer önemli maddeleri içeriyor. Yağdan ve kaloriden fakir olan bitkisel besinler, sadece kanseri önlemekle kalmayıp aynı zamanda fazla kilo alımını da engelliyor. ŞALGAM, KABAK, HAVUÇ, DOMATES... Uzmanlara göre, kansere karşı atılacak ikinci adım, ''bol sebze ve meyve tüketmek...'' Yıl boyunca her gün 400-800 gram veya 5 veya daha fazla porsiyon çeşitli sebze ve meyve yenmesi gerekiyor. Bilimsel veriler, sebze ve meyveden zengin diyet seçiminin kanser riskini yüzde 20 oranında azalttığını gösteriyor. Özellikle yeşil yapraklı bitkilerin; şalgam, kabak, havuç, domates ve turunçgillerin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülüyor. Uzmanlar, ''gerekli olan tüm maddeleri içeren mucizevi bir bitki''nin henüz bilinmediğini vurgulayarak, bu yüzden çok çeşitli bitkisel besinlerle beslenmenin, iki-üçü üzerinde yoğunlaşmaktan daha faydalı olduğunu belirtiyor. ''KİLONUZU KORUYUN'' Uzmanların bir başka önerisi de, ''sağlıklı kilonun korunması ve fiziksel aktif bir yaşam'' sürülmesi... Aşırı veya düşük kilolu olmak, kanser riskini artırıyor. Bu nedenle kalori alımını kontrol altında tutmanın yanı sıra sürekli ve düzenli bir fiziksel hareketlilik gerekiyor. Uzmanlar, sakin bir iş yaşantısı olanlara şu önerilerde bulunuyor: ''Her gün yapabileceğiniz bir saatlik yürüyüş ve haftada bir yapabileceğiniz daha ağır bir egzersiz, size yeterli olacaktır. Günlük toplam aktivite önem taşıdığından, gün içinde düzenli olarak bir saat ayıramadığınız durumda, kısa zaman dilimlerinde yapacağınız sık egzersizler denenebilir. İşyerinize yürüyerek veya bisikletle gidip gelin, bahçeyle, ev işleriyle uğraşın, merdiven çıkın.'' ALKOL VE SİGARADAN UZAK DURUN Hem alkol hem de sigara kullananlar için kanser riskinin arttığını vurgulayan uzmanlara göre, alkolün ortalama miktarda içilmesi gerekiyor. Uzmanlar, ''Eğer içki kullanıyorsanız, bu miktar erkekler için günde 2, kadınlar için ise 1 bardaktan az olmalı. Aşırı içkiden her zaman kaçının'' uyarısında bulunuyor. 6. ADIM: YAĞ VE TUZDAN UZAK DURUN ''Yağ ve tuz içeriği düşük besinlerin tercih edilmesini'' bir başka adım olarak öneren uzmanlara göre, günlük toplam yağ alımının kısıtlanması, tuz kullanımının bir çay kaşığını geçmemesi gerekiyor. ''Birçok kutulanmış veya paketlenmiş hazır yemeğin içinde yüksek miktarlarda tuz olduğunu unutmayın'' uyarısında bulunan uzmanlar, tuz miktarı fazla olan yiyeceklerde aynı zamanda yağ miktarının da fazla olduğuna işaret ediyor. Uzmanlara göre, aşırı yağ tüketimi, sadece kanser riskini artırmakla kalmıyor, kanser için risk faktörü olan şişmanlığa da neden oluyor. Bu yüzden, günlük yağ alımının, günlük kalori alımının 3'te 1'i oranında tutulması gerekiyor. Yağ alımını azaltmak için, şu uyarılar yapılıyor: ''Kaymaksız sütü tercih edin, kızartmalar yerine haşlama, ızgara yiyin, kırmızı et ve ürünlerini kesin, kırmızı etin yağsız kısımlarını tercih edin, kümes hayvanlarının derisini atın, bisküvi, kek ve pastane ürünlerinden uzak durun.'' SON ADIM: KÜFLÜ VE YANMIŞ YEMEKLERE DİKKAT Uzmanlar, kanserden korunmada son adım olarak ''besinlerin güvenli hazırlanıp saklanmasına dikkat edilmesini'' istiyor. Bazı mantar ve küflerin kansere neden olabilecek toksik maddeler ürettiklerini belirten uzmanlara göre, yiyeceklerin buzdolabında saklanması ve saklama kurallarına uyulması gerekiyor. Yapılması gereken diğer noktalar şöyle: ''Son kullanma tarihi geçen besinleri yemeyin, küflü besinleri derhal atın, besinlerin hazırlanma şekli de kanser riskini etkileyeceğinden, et ve balığı fazla pişirmeyin. Yanmış et suyunda kanserojenler mevcuttur. Etlerin mangal, barbekü gibi doğrudan ateş üzerinde pişirilmesi de yiyeceğin üzerinde kanserojenlerin oluşmasına neden olur. Bu yüzden bu tür beslenmeden uzak kalın ve etlerin üzerindeki yanmış kısımları temizleyin.'' Kanserle savaşan yiyecekler -------------------------------------------- Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'ne göre, günde 5 porsiyon sebze ve meyve yenmesi kanser riskini yüzde 20'den fazla azaltıyor ABD'nin önde gelen sağlık ve tıp yazarlarından Dr. Maggie Greenwood-Robinson'un kaleme aldığı ''Kanserle Savaşan Yiyecekler'' adlı kitap, Prestij Yayınları tarafından piyasaya sunuldu. Yapılan araştırmaların, bütün kanser türlerinin yüzde 70'inin kötü diyetle bağlantılı olduğu, sağlıklı diyet ve beslenmeyle de kansere yakalanma oranının düşürülebileceği vurgulanan kitapta, Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü (AICR) ile pek çok bilim adamınca kanser ve beslenme ilişkisi üzerine yapılan araştırmanın sonuçlarına yer veriliyor. AICR'ye göre, günde 5 porsiyon sebze ve yemek yenmesi kanser riskini yüzde 20'den daha fazla düşürüyor. Kitapta, kansere karşı en koruyucu sebze ve meyveler; havuç, soğan, sarımsak, brokoli, yeşil yapraklılar, domates, narenciye ve baklagiller olarak sıralanıyor. ''Gelecekte kanserle savaş çabalarının 'mucize haplar' yerine diyetsel ayarlamalar etrafında döneceği'' vurgulanan kitapta, doymuş ve trans yağların; prostat, kolon ve göğüs kanserleriyle ilişkili olduğuna işaret ediliyor. Kitapta, beslenmede kırmızı et ve hayvansal yağlarda bulunan doymuş yağlar ile katı margarin ve katı yağlar olarak bilinen trans yağların hücre zarlarına zarar verdiği, bu nedenle de hücreleri istilacılara karşı koruyamadıklarına işaret edilerek, beslenmede yağ oranının mutlaka düşürülmesinin önemine değiniliyor. ''Lifli yiyecek tüketiminin artırılması ve güçlü bir kanser savaşçısı olan C ve E vitaminlerinin bolca alınması'' önerilen kitapta, ''Eğer aktif kalırsanız, sağlıklı bir kiloyu koruyup, sigara içmezseniz ve doğru beslenmeyi sürdürürseniz, kanser riskiniz yüzde 70'e kadar azalır'' deniliyor. |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
ne kadar uzun yazmışsın be ezkamo usta. başlıktan başka hiçbiyerini okumaya zaman bulamadım.
|
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Alıntı:
|
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
yok ezkamo abi her konuda bilgilenmek güzel. sağlığımada çok dikkat ederim de, forumdaki tüm yazıları okumak istiom ama zaman yok diye uzun olanlara bakamıom die yazdım.
|
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Cenabı Hak izin vermedikten sonra ne bir kul hidayete erer ne de bir kula yediği gıdalar fayda verir.
Cenabı Allah bizlere Allah'ını kitabını dinini imanını bilen öğretmenler naip etsin inşallah. Çocuklarımızı maneviyatı yüksek, temiz ahlaklı insanlar yetiştirsin inşallah. Ateistler değil! |
Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?
Alıntı:
İkincisi. Ben öğretmenliğimde çocuklarıma ne olursanız olun önce insan olun dedim.İnsanlara saygı ve sevgi gösterin dedim. Dürüst olun dedim. Vatanınızı ve milletinizi sevin dedim. Bu vatanı ve milleti Atatürk'e borçlu olduğumuzu ve ona sahip çıkmalarını söyledim. Vatanınız ve milletiniz için çalışmayı temel alın dedim. Ondan sonra da inanç ve ibadetlerizi yerine getirin dedim.Yanlız inancınız sizinle allah arasında kalmalı dedim. Sence ben yanlış mı yaptım bunları söylerken?... |
Re: Sağlık...Deyip de Geçme...
Aşk ve seks ilaç gibi geliyor!
---------------------------------------------------------------------------- Aşk, stres hormonlarını azalttığı için vücuttaki birçok sistem olumlu etkileniyor. Kalp, tansiyon, şeker, bağışıklık ve sindirim sistemi sorunları azalıyor. Beyin kimyası değişiyor; özellikle endorfin hormonu insana rahatlık veriyor. Uzmanlar, 'turp gibi' olmak için sağlıklı cinselliğin de şart olduğunu söylüyorlar. Sevmek, sevilmek, sevişmek fiziksel ve ruhsal sağlığımızın en etkili ilaçlarından. Birçok uzman; uzun, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için reçeteye 'aşk ve sağlıklı seks' yazıyorlar. Aşkın ve sağlıklı seksin kalp sağlığına iyi geldiğini, depresyonla mücadele ettiğini, ağrıya karşı savunmayı artırdığını, bağışıklık ve sindirim sistemini güçlendirdiğini söylüyorlar. Aşkla birlikte beyin kimyası değişiyor, stres hormonları baskı altına alınarak endorfin gibi insanı rahatlatıcı hormonlar salgılanıyor, tansiyon, şeker, kolesterol dengeleniyor, kalp besleniyor, bağışıklık sistemi güçlenerek pek çok mikrop ve virüse meydan okunuyor. Yani insana virüs değil, sadece aşk 'bulaşıyor'... Aşk, stresi azaltıyor Kalp hızla atar, adeta yerinden fırlar, duracak gibi olur, kalbin sesini cümle âlem duyar. 'Aşk' dendiğinde insanın aklına ilk gelen kalp oluyor nedense. Belki de aşka ilk tepkiyi kalp verdiği için bu böyle. Pek çok uzmana göre aşk, beyinde başlıyor, ancak ünlü kalp cerrahı Mehmet Öz, "Beyin olayların farkına varana kadar, kalp ilk tepkileri vererek aşkı çoktan fark etmiş oluyor bile" diyor. 'Aşk' dendiğinde akla ilk gelen kalp oluyor, oysa böbrek, karaciğer, bağırsaklar veya beyin gibi organlar da bu işin içinde. Kısaca aşkın, vücudumuzdaki bütün sistemleri harekete geçirdiğini ve sağlık açısından olumlu etkilediğini söyleyebiliriz. İstanbul Acıbadem Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ali Denktaş, sağlıklı bir beslenme ve yaşam tarzının yanı sıra, huzurlu ve mutlu bir yaşamın da kalp sağlığını olumlu etkilediğini söylüyor. Dr. Denktaş, "Aşk, stresi azaltıyor. Stresin, kalbe zarar verdiğini biliyoruz. Hırslı, stres dolu bir hayatı olan insanların kalple ilgili sorun yaşama riskleri daha yüksek. Bunun nedeni de vücutta yüksek seviyede adrenalin, yani stres hormonu salgılanması. Adrenalin, kanın pıhtılaşmasına, sonuç olarak da kalp krizine yol açabiliyor. Ama daha rahat, huzurlu bir yaşam süren insanların kalple ilgili sorun yaşama riskleri daha az" diyor. Kalp sağlığı açısından aşk işe yarayabilir, ancak Denktaş'a göre âşık olmadan önce başta sigarayı bırakmak çok daha sağlıklı... Özellikle stres hormonlarını azalttığı için aşkın, vücuttaki bütün sistemleri olumlu etkilediğini söylüyor uzmanlar. Peki âşık olunca vücutta neler oluyor? Başlıca hangi sistemler harekete geçiyor, organlar arasındaki bu 'zincirleme kaza' nasıl gerçekleşiyor? İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, aşkın, insanı genel anlamda rahatlattığını söylüyor. Prof. Dr. Karşıdağ, "Aşk insanı çok rahatlatan, vücuda huzur ve denge veren, günlük hayatta aslında çok gereksiz olup da kafamıza taktığımız birçok olumsuz şeylerin baskılanmasını sağlayan bir duygu. İnsan huzurlu bir aşk yaşadığında stres faktörü belirgin bir şekilde azaldığı için, pek çok sistemin yanında özellikle şeker metabolizması olumlu bir şekilde etkilenir. Vücutta denge uyandıran, huzur veren her şey direkt olarak sağlığı da olumlu etkiler. Dolayısıyla huzurlu, dengeli, iyi yaşanan bir aşk, kesinlikle sağlığı olumlu etkiliyor Anti aging için yaşam tarzınızı değiştirin ------------------------------------------------------------------------------ Dusan Radoviç "Genç olmak çok güzel ama güzel yaşlanmak da az bir başarı değil" demiş... İlaç endüstrisinde yaşam süresinin uzatılması için milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılıyor. Uzun yaşam süresini acaba sadece eczaneden mi satın almamız gerekiyor? Yaşam stilimizi değiştirmemiz de ömrümüzü uzatmaya yetebilir eğer aşağıdakiler düzenli uygulanırsa... Beslenme tarzının değiştirilmesi. Kalori azaltılması, bol su, yeterli sebze ve meyve, süt, bio-yoğurt ve saat 19.00'da son yemek. Düzenli spor ile haftada 1500 kalori yakılması. Entelektüel gelişmeye önem vermek ve araştırıcı olmak. Gülmek. Pozitif düşünmek de önemli. Optimist kişiler uzun yaşar ve genç görünürler. Sevgi, yakınlık, duygusal sıcaklık. Seks, spor ve gülme mutluluk hormonu endorfini artırır. Sağlıklı uyku yani gce 7-8 saat ve gün ortasında 6 dakikalık kısa uyku. Meditasyon, yoga. İŞTE CİNSELLİKLE İLGİLİ 8 BÜYÜK EFSANE! DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR 1-Kadınlar erkeklerden kıskançtır: TAM TERSİ. Erkekler biyolojik yapı olarak, eşlerine kadınlardan çok daha fazla kıskançlık yapar. 2-Kel erkekler cinsel açıdan diğerlerine göre çok daha güçlüdür: YANLIŞ. Kel olan erkeklerin kanlarında daha fazla testesteron hormonu bulunabilir ama bunun cinsel iktidarla bir ilgisi yok. 3-Sünnetli erkek daha geç ereksiyon yaşar: YANLIŞ. Bilim adamlarına göre, sünnetli erkekler ile sünnetsiz erkekler arasında cinsel yaşamları açısından herhangi bir farklılık bulunmuyor. 4-Seksten sonra sırtüstü yatmak hamileliği kolaylaştırır: YANLIŞ. Bu inanış, spermlerin rahime daha kolay ulaşabileceği varsayımı üzerine kurulu. Ancak spermler zaten yolunu kolayca bulur. 5-Çok fazla seks yapmak kadının vücudunu yıpratır, bacak ve karın kasları gevşer: TAM TERSİ. Kadın ne kadar çok seks yaparsa, kalça kasları da o oranda güçlenir. 6-Erkekler çok ileri yaşlara kadar çocuk sahibi olabilirler: YANLIŞ. 40’lı yaşlardaki bir erkek bebek sahibi olabilmek için, 20’li yaşlardaki erkeğe göre 5 kez daha fazla deneme yapmak zorunda. 7-Aşk hasta eder, yatağa düşürür: YANLIŞ Serotonin hormonu arttığından aşık olan kişi sadece partnerini düşünür. Bu yüzden de yemek yemeyi unutur. Belki aşk ilk aşamada insana kilo kaybettirir ama asla hasta etmez. 8-Erkeklerin burnu ve ayakları ne kadar büyükse, cinsel organları da o kadar büyük olur: YANLIŞ. Bilimsel olarak erkeklerin ne burnu, ne ayakları, ne de ellerinin büyüklüğü ile cinsel organları arasında bir bağlantı yok. |
Re: Sağlık...Deyip de Geçme...
Sağlıklı yaşam için domates
------------------------------------------------------------------------------ Sağlığa yararı açısından mucize olarak değerlendirilen domatesi aslında içersinde yer alan likopen maddesi bu kadar sağlıklı ve cazip kılıyor. Likopenin kanser, kalp – damar hastalıkları, kemik ve cilt sağlığı açısından koruyucu etkisi bulunduğunu belirten Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, sağılıklı yaşam denildiğinde akla ilk gelecek besinlerden birinin domates olması gerektiğini söylüyor. Prof. Dr. Müftüoğlu'nun desteğiyle Tat firmasının hazırladığı 'Likopen' isimli kitapta domatesin içersindeki likopenin kanseri önlediği, cildi güzelleştirdiğini hatta erken yaşlanmayı bile önlediğini belirtiliyor. * Domatesin enerji değeri (kalorisi) azdır. Bir orta boy domatesle en fazla 25 – 30 kalori alırsınız. Domates ve domates ürünlerinin kilo yönetimini kolaylaştırmasının bir nedeni de budur. * Domates lif zengini bir besindir. Bir adet orta boy domateste ortalama 1gram lif bulunur. Lif bakımından zengin beslenme; kolesterol kan şekeri ve trigliserid dengesine destek olur. Kan basıncını azaltır. Kansere karşı korur. Kilo yönetimini kolaylaştırır. Kansızlıkla mücadelede yardımcıdır. * Domates ve domates ürünleri A vitamini, potasyum ve folik asit bakımından zengindir. Taze domateste C vitamini de bulunur. Günde bir orta boy domates yiyerek C vitamini ihtiyacınızın yüzde 15 – 20 sini, A vitamini ihtiyacınızın yüzde 10'unu karşılayabilirsiniz. Domates ve domates ürünleri tüketiminin faydaları * Kanama eğilimini azaltır, damar duvarını genişletir. * Katarakt oluşumunu geciktirir. * Yüksek homosistein seviyelerini düşürebilir. * Yaşlılığa bağlı "makula dejenarasyonu" gibi önemli bir görme sorununu önler. Vitamin deposu: Kivi ------------------------------------------------------------------------------ Kivinin bir tanesi bile, günlük C vitamini ihtiyacını, hatta fazlasını karşılar. Kivi aynı zamanda pek çok derde de devadır Vücutta neler yapar? Kolesterol seviyesini düşürür, Karaciğeri çalıştırır, kanı temizler, Kadınlarda göğüs kanserini önler, Grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağlar, Kan basıncını ayarlar, tansiyonu düşürür, Vücudun direncini artırır, Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler, Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Maydanoz ve limon eksik olmasın! ------------------------------------------------------------------------------- Sindirimi kolaylaştırıp, alınan gıdalardaki vitaminin enerjiye dönüşmesini sağladığından maydanoz ve limonu sofralarınızdan eksik etmeyin Atatürk Üniversitesi (AÜ) Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü Başkanı Prof. Dr. Fevzi Keleş, maydanoz ve limonun A ve C vitamininin kaynağı olduğunu, doğal kullanıldıkları için de bu vitaminleri olduğu gibi vücuda aktardığını söyledi. Maydanoz ve limonun birçok faydası bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Keleş, çiğ olarak tüketilen bu ürünlerin vitamin kaybına yol açmadığını ancak, maydanozun tazyikli su ile çok iyi yıkanması gerektiğini bildirdi. Prof. Dr. Keleş, sabah, öğle ve akşam yenilen üç öğün yemek sırasında yenilmesi gereken maydanoz ve limonun faydalarını şöyle sıraladı: ''Yemeklerde alınan gıdalardaki vitaminin enerji maddesine dönüştürülerek, enerjinin açığa çakması için gerekli vitaminler maydanoz ve limonda var. Yemek sırasında maydanoz ve limonun da yenilmesi halinde vücutta enerji oluşmasına katkı sağlayarak, insanın zinde kalmasını sağlar. Her fırsatta yenilmesi gereken maydanoz ve limon, vücudun örtü dokusunu, bağ dokusunu ve iç organları örten dokuları sağlam ve sağlıklı kılar. Özellikle bazı insanları rahatsız eden ağız kokusunu giderir. Özellikle maydanozun ağız ve midede sağladığı koku, etrafa yayılması istenmeyen kokuları önleyerek, hoş bir koku oluşmasını sağlar. Sindirim salgısını artırıcı özelliğe sahip olan maydanoz, sindirimi kolaylaştırarak, mideye yardımcı olup alınan gıdaların rahatça hazmedilmesini sağlar. Çikolata damar sertleşmesini önlüyor ---------------------------------------------------------------------------- İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, İsviçre’de yapılan bir araştırmada, “çikolatanın damar sertleşmesini önleyerek ciddi kalp rahatsızlıklarını azaltabileceğinin belirlendiğini” söyledi. Çikolatada, antioksidan açısından zengin olduğu bilinen kırmızı şarap ve yeşil çay ile çilek, kiraz ve böğürtlen gibi meyvelerden daha fazla miktarda antioksidan bulunduğu tespit edildi. Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, İsviçre’de kurulu Zürih Üniversitesi ile Kalp-Damar Merkezi ve Klinik Kimya ve Hematoloji Enstitüsü tarafından çikolatanın, insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda yapılan araştırmanın bu yılın başlarında sonuçlandığını söyledi. Çikolatanın sigara içenlerde damar sertleşmesinin oluşumunu engelleyerek her gün birkaç parça tüketimi ile ciddi kalp hastalıklarıriskini azaltabileceği konusunda yapılan çalışmada, normal çikolata (yüzde 74 kakao oranı) ve beyaz çikolatanın 20 sigara içen erkeğin damardan kan akışına etkisini karşılaştırıldığını ifade eden Boyacıoğlu, şunları kaydetti: “Sigara içenlerde, damar duvarlarını çevreleyen endotel hücreleribaşta olmak üzere birçok hücrenin aktivitesinin sürekli olarak bozulması nedeniyle, damarların koroner kalp hastalığının karakteristiği olan sertleşme ve daralmaya yatkın hale geldiği bilinmektedir. Araştırmada, sigara içen deneklerden, 40 gram çikolata yemeden 24 saat öncesinden antioksidan açısından zengin olan soğan, elma, lahana ve kakao ürünlerinden uzak durmaları istendi. Çikolata tüketiminden 2 saat sonra, ultrason taramaları sonucunda çikolatanın damarda akışın düzgünlüğünü önemli ölçüde geliştirdiği görüldü. Etkinin 8 saat boyunca sürdüğü de ortaya çıktı.” Kan örneklerinin analizlerine bakıldığında ise siyah çikolatanın damarlardaki bozulmayı yarı yarıya azalttığının belirlendiğini dile getiren Boyacıoğlu, “Çikolatanın damar sertleşmesini önleyerek ciddi kalp rahatsızlıklarını azaltabileceği belirlendi. Antioksidan düzeylerinde ise 2 saat sonra keskin bir artış saptanmıştır. Ancak bu etkiler beyaz çikolata ile gözlenmemiştir” dedi. Araştırmada çikolatada antioksidan açısından zengin olduğu bilinenkırmızı şarap ve yeşil çay ile çilek, kiraz ve böğürtlen gibi meyvelerden daha fazla miktarda antioksidan bulunduğunun tespit edildiğini belirten Boyacıoğlu, “Günlük olarak küçük bir bitter ve sütlü çikolata tüketiminin vücuda antioksidan alım düzeyini arttırabileceği ve damar sağlığını yararlı şekilde etkileyebileceği belirlendi” diye konuştu. KEFİR:Mikrobik enfeksiyonlara karşı direnci arttırır ----------------------------------------------------------------------------- * Serinletici aromasıyla kronik yorgunluğu giderir * Stres azaltır, sakinleştirir ve kolesterolü düşürür * Sindirim sistemini güçlendirir * Uykusuzluğu ve sinirsel depresyonu ortadan kaldırır * Damar sertliğini ve kas kasılmalarını önler * Yüksek tansiyonu düzenler ve dengeler * Kan bozukluklarını giderir ve kanı temizler * Karaciğer rahatsızlıklarını iyileştirir * Cildi güzelleştirir ve parlaklık verir * Egzama ve benzeri deri hatalıklarına iyi gelir * Yara ve yanıkların hızla iyileşmesini sağlar * İdrar yolu iltihaplarını tedavi eder * Mide ve barsak rahatsızlıklarına iyi gelir * Safra kesesi ve böbrek hastalıklarına iyi gelir * Sağlıklı diyet için önemlidir * Yağsız süt ile mayalanırsa kilo almayı önler * Kemikleri güçlendirir Not: Ucuz kefir nasıl yapılır. 1- Önce marketten iyi kalite bir kefir alınır (3.50 TYL) ve dibinde bir bardak kalıncaya kadar içilir. (geri kalanı maya olarak kullanacağız) 2- Marketten az yağlı süt alınır. (0.85 YTL) 3- Kefir kabına 1 litre süt konur ve oda sıcaklığında bir gece bekletilir. 4- Sabah kalkılır ve kefir buzdolabına konur. 1-2 saat sonra içebilirsiniz. 5- Kefir azaldığında 3. maddeden itibaren işlem tekrar edilir. İşte size 1 litre süt fiyatına kefir. |
Re: Sağlık...Deyip de Geçme...
Sn. Ezkamo,
Vermiş olduğunuz derinlemesine sağlık bilgileri için teşekkürler. Kendimi bi kontrol ettim bakalım öğrenebilmiş miyim? 1. Sabah çok erken kalkmalıyım ve kişisel temizliğimden sonra aç karnına kendimi dinlemeliyim. (İyi miyim, yardımsever miyim ve yardım yapıyor muyum, kendimi düşündüğüm gibi çevremi düşünüyor muyum? Tüm bu yaptıklarımı sadece kendi çıkarım için mi yapıyorum vs.) Kan basıncımın düzeyi normale yükselecek moralimin düzgünleştirmekle biyolojik ritmimi güne hazırlıyor. 2. En yakınımda duran aile bireyinden başlayarak hepsine gülümseyip güzel sözlerle onları güne hazırlamalıyım. (Eşimi bir buse ile uyandırmalı, çocuğumun başını okşayarak üzerin örtmeliyim vs.) Tensel dokunmalarla kendi elektromanyetik düzeyimi kontrol altına alırken çevremdekilere de yardımcı olarak üzerlerindeki negatif enerji ve elektriği alıyor. 3. Abartmadan ve kendimi yormadan, israfa kaçmadan midemi yatıştırmalıyım. (Mümkünse bunu tüm aile üyeleri ile birlikte ve neşe içinde şakalar yaparak yapmalıyım.) Fizyolojik ihtiyacımı giderirken psikolojik ihtiyaçlarımı da en küçük toplumsal kümede karşılıyor. 4. Evden çıkarken asansörü kullanmamalı, açık duran tüm kapılardaki komşularımla selamlaşmalı, hallerini sorarak işe gitmeliyim. Beynime çaktırmadan sabah bedensel egzersizlerimi yaparken yakın toplumsal sorunları öğrenerek çözüme varıyor… Diye başlayan ve devam eden bir yaşantıdan da bahsede bilir miyiz? Hatalarımızı cehaletimize bağışlayın. |
Re: Sağlık...Deyip de Geçme...
ALKOLİZM
Neden mutluluğu şişede arıyorsunuz? Günde bir kadeh şarap, kan dolaşımı için yararlıdır. Ama ölçüyü kaçırırsanız karaciğer ve sinir sisteminiz zarar görür. Alkolle nasıl bir ilişkiniz var? Neden içiyorsunuz? Mutluluk arayışı mı, bağımsızlığınızın ispatı mı? Aşağıdaki testi yapın ve bu soruların yanıtını bulun. 1- Hergün alkol alır mısın? Evet 1 puan 2- İçmeye ara vermek güç mü? Evet 1 puan 3- Günde 60 ml'den (erkekler için 75 ml), ayda 120 ml'den (erkekler için 150ml) fazla alkol tüketiyor musun? (Unutmayın ki bir litre bira 40 ml alkol, bir şişe şarap 70 ml ve bir kadeh likör 16 ml alkol içerir). Evet 2 puan 4- Karaciğeriniz ya da sinir sisteminizle ilgili nedeni bilinmeyen rahatsızlıklarınız var mı? Evet 2 puan 5- Son bir yılda, birkaç kez, bir meyhane akşamının ertesinde, gece neler yaptığınızı hatırlamadığınız oldu mu? Evet 1 puan 6- Sabahları el titremesi, mide bulantısı ya da kusma gibi şikayetleriniz var mı? Evet 1 puan 7- Çok sarhoş olup da gürültü yaptığınız ya da yüksek sesle güldüğünüz için başınız hiç polisle derde girdi mi? Evet 1 puan 8- Alkol nedeniyle işte sorunlar yaşadınız mı? Evet 1 puan 9- Alkol, eşiniz, aileniz ya da arkadaşlarınızla ilişkinizi sürekli kavga, ayrılık ya da boşanmaya varan ölçüde etkiledi mi? Evet 1 puan 10- Alkolikliğinizi paylaşanlar oldu mu? Evet 1 puan 11- Alkolizm nedeniyle hastaneye yattınız mı? Evet 1 puan 12- Alkolün hiç aklınızdan çıkmadığı oluyor mu? Evet 1 puan 13- Alkol nedeniyle evde ya da işte bir şeyi iki gün devamlı takip edemediğiniz oldu mu? Evet 1 puan Sonuçlar: 4 puan Tam olarak alkolik değilsiniz, ama alkolizme eğilimiz var. Doktorunuza danışmakta fayda var. Alkolizm önce tedavi edilir, daha sonra yenilir. 6 puan Alkol bağımlısısınız. Bir nörolog ya da psikiyatristle görüşün. Akşamdan kalanlara yağ,bal,ekmek ------------------------------------------------------------------------------ İngiliz bilim adamları, içkinin etkilerini azaltmanın yollarını gösteren bir reçete açıkladı İngiliz bilim adamları, yılbaşı öncesinde 'akşamdan kalma'ları kendine getirecek bir reçete hazırladı: Ekmek, yağ ve bal... Kraliyet Kimya Topluluğu, yağ, bal ve ekmekle yapılan kahvaltının gece içilen içkinin olumsuz etkilerini gidereceğini açıkladı. Balın, vücutta alkol tüketiminden sonra azalan sodyum, potasyum ve fruktozları yenilediği belirtildi. İçki öncesi önlemler: Topluluğun üyelerinden John Emsley, vücudun alkolü 'asetaldehid' adlı bir toksik maddeye dönüştürdüğünü, bu maddenin baş ağrısı, mide bulantısı ve kusmaya neden olduğunu söyledi. Emsley, zamanla asetaldehidin etkisini kaybettiğini, bal ve ekmeğin ise bu süreyi kısalttığını belirtti. Uzmanların akşamdan kalma olmaya karşı önerdikleri diğer önlemler ise şöyle: İçki içmeden önce bir bardak süt için, koyu renkli içkiler yerine cin, votka ve tonik gibi iki kez arıtılan içkileri tercih edin, arada birkaç bardak alkolsüz içecek için, ertesi gün bol miktarda sıvı tüketin. |
Re: Sağlık...Deyip de Geçme...
Vitamin ilaçlarındaki tehlike...
Uzmanlar, vücutta depo edildiğinde karaciğer üzerinde toksit etkisi yapan vitamin haplarının hekime danışılmadan kullanımı halinde fayda yerine zarar verdiğini belirtiyor Hekime danışılmadan, bilinçsiz ve kontrolsüz alınan vitamin ilaçlarının fayda yerine zarar verdiği bildirildi. Çukurova üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cahide Yağmur, vitamin ilaçlarının kulaktan dolma bilgilerle kullanılmaması gerektiğini söyledi. Türkiye'de vitamin ilaçlarının bilinçsizce kullanımına çok sık rastlandığını belirten Prof. Dr. Yağmur, yeterli ve sağlıklı beslenen bir kişinin vitamin ilacı desteğine ihtiyacı bulunmayacağını ifade ederek, ''Bir vitaminin fazla alınması bir başkasının emilimini azaltmaktadır. Bu da sağlık sorunlarına neden olur'' dedi. Prof. Dr. Yağmur, suda eriyen vitaminlerin idrarla dışarı atıldığını, ancak yağda eriyen vitamin ve minarellerin vücutta depo edildiğini belirterek, şöyle konuştu: ''Fazla alınan vitaminler karaciğer üzerinde toksit etkisi yapıyor. Bunu kullanan kişi eğer hamile ise bu olumsuz etki bebeğe de yansıyor ve bebekte doğuştan anormallikler görülüyor. Türkiye'de hamile kadınlara test yapılmaksızın vitamin ilacı önerildiğini görüyoruz. Birinci çocuğuna hamile kadınla, 4-5 çocuk dünyaya getirmiş kadının bünyesi aynı değildir. Buna bakılmaksızın vitamin ilaçları öneriliyor.'' Prof. Dr. Yağmur, vitamin ilaçlarının yemekle birlikte alınmasının da sakıncalı olduğunu belirterek, ''Vitamin ilaçları yemekten iki saat önce veya sonra alınmalıdır. Aksi takdirde bu ilaçlar dogal yolla alınan vitaminlerin de emilimini azaltıyor'' dedi. Vitaminler tezgahta satılıyor 4. Bölge Adana Eczacı Odası Başkanı Erdoğan Çolak da, vitamin ilaçlarının eczane dışında satışının yaygın olduğunu belirterek, ''Oysa vitaminler de ilaçtır ve eczanelerde satılmalıdır'' dedi. Çolak, Türkiye'de ilaç depoları ve eczanelerin devre dışı barakılarak, vitaminlerin kontrolsüz ve reklama dayalı tüketim anlayışı ile uygun olmayan koşullarda saklandığını ve tezgahlarda bile satıldığını söyledi. Vitaminlerin besin ögesi olmaları nedeniyle yüksek dozda alındıklarında bile zehirlemeye yol açmadıklarının sanıldığını belirten Çolak, şunları kaydetti: ''Oysa bazı vitaminler yüksek dozda alındıklarında zehirleyici etki yapabilmektedir. Vücudun ihtiyacından fazla, yüksek dozda alınan vitaminlerin birbirlerini etkilediği ve bir diğerinin eksilmesine yol açarak, fizyolojik dengeyi bozduğu ve sağlık sorunlarına yol açtığı da bilinen gerçektir. Aynı vitamini ve minerali ihtiva eden birkaç ürünün birarada kullanılması vücutta yüksek doz oluşmasına ve belki de birikime yol açarak olumsuz, istenmeyen sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir.'' Çolak, vitamin ilaçlarının eczane dışı satışının "önlenmesinin halk sağlığı açısından hayati derecede önem taşıdığını sözlerine ekledi. Fazla vitamin zararlı ----------------------------------------------------------------------------- Kendimizi biraz halsiz hissettiğimiz, yetersiz beslenip, çokça enerji sarfettiğimiz günlerde, hepimizin eli ecza dolabındaki vitamin haplarına uzanır. Peki ya bu küçük, renkli hapların bilinçsizce kullanıldığında birçok hastalığa yakalanma riskini arttırdığını tahmin edebilir miydiniz? ABD'de vitaminlere harcanan paranın son altı yılda 3 milyardan 6.5 milyar dolara çıkması üzerine, Time dergisinin sağlık yazarı Jane Brody, ihtiyacımız olan günlük vitamin miktarları hakkında bir araştırma yaptı. Brody'nin araştırmasına göre, ABD'de vitamin tüketicilerinin çoğu, günlük ihtiyaçlarının 50 ila 100 kat üzerinde vitamin tüketiyor. Bir günlük vitamin ihtiyacını içeren "One - a - day" vitaminlerinin, yüzyılın sorunu yetersiz ve dengesiz beslenme sorununa çözüm olabildiğini belirten Brody, ancak çabucak enerji kazanmak için adeta "doping" niyetine alınan yüksek dozda vitaminlerin kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığına dikkat çekti. Brody'nin görüşlerinden yararlandığı Harvard Üniversitesi Toplum Sağlığı profesörlerinden Dr. Meir Stampfer, vitaminlerin bilinçsiz tüketilmemesi gerektiğini belirtti. Stampfer, besinlerin birbirleriyle etkileşimlerine dikkati çekerek, aynı etkileşimlerin vitamin ve mineraller için de geçerli olduğunu söyledi. Buna örnek olarak, çok sık kullanılan, hücrelerin zarar görmesini engelleyen antioksidan C vitaminini gösteren Stampfer, bu mucize vitaminin demirle birleşmesi durumunda hücrelere zarar veren bir pro - oksidan görevi gördüğünü açıkladı. 1980'lerde, yapılan araştırmalarda, çeşitli meyvelerde, havuçta, ıspanakta ve lifli sebzelerde bulunan beta - karotenin, kanser riskini azalttığı tespit edilmiş, bu da beta - karoten içeren bir dolu hapın piyasaya sürülmesine neden olmuştu. Oysa 80'lerin sonlarına doğru, beta - karoten içeren haplar kullanan sigara tiryakilerinin kanserden korunma oranlarını hesaplamayı amaçlayan çalışmalar başlatan bilim adamlarının buldukları, hiç de bekledikleri gibi değildi. Beta - karoten tableti kullanan tiryakilerin kansere yakalanma riski, kullanmayanlara oranla kat be kat yüksek çıktı. Tüm bu araştırmalardan çıkan sonuçlar, "Peki artık vitamin kullanmayacak mıyız?" sorusunu akla getirse de, Time yazarına göre böyle bir korkuya kapılmaya gerek yok. Vitaminlere her zaman ihtiyacımız olduğunu belirten Brody, "Önemli olan, komşumuzun, arkadaşlarımızın tavsiyeleri değil, uzman bir diyetisyenin görüşleri doğrultusunda vitamin almak" diyor. |
Re: Sağlık Köşesi
İLAÇ KULLANIYORSANIZ GREYFURT SUYU İÇMEYİNİZ
Prof. Dr. Metin Özata Endokrinoloji, Diabet, Beslenme ve Metabolizma Uzmanı Yeni yapılan araştırmalar greyfurt suyunun bazı ilaçların etkilerini artırdığı ve o nedenle ölümle sonuçlanabilecek zararlı yan etkiler ortaya çıkardığını gösterdi. Bu nedenle ilaç kullanan kişilerin greyfurt suyu içmemeleri önerilmektedir. Greyfurt Suyu İlaçların Etkisini Nasıl artırıyor? İlaçlar bağırsaklarda ve karaciğerde bulunan CYP450 enzimiyle parçalanarak vücudumuzdan atılmaktadırlar. Bu enzimin ince bağırsaklarda bulunan P-450 3A4 isimli bir türü greyfurt suyu içince yok olmakta ve bu nedenle de ilacın parçalanması geciktiğinden kanda birikmekte ve sonuçta ilaç zehirlenmesine neden olabilmektedir. Greyfurt Suyundaki Hangi Maddeler Bu etkiyi Yapıyor? Greyfurt suyunda bulunan narinjin ve psoralen maddelerinin bağırsaklarda bulunan ve ilaçları parçalayan P-450 3A4 isimli enzimin etkisini yok ettiği ortaya konmuştur. Greyfurt Suyu İçince İlaç Üzerine Etkisi Ne kadar Sürüyor? Yapılan çalışmalar bir bardak greyfurt suyunun (yaklaşık 250 ml) bu etkiyi göstermeye yettiğini, ilaçla beraber greyfurt suyu içmenin veya greyfurt suyu içtikten 12 saat sonra bile ilacı almanın bu etkiyi ortadan kaldırmadığını göstermiştir. Örneğin kolesterol düşürücü olarak kullanılan lovastatin isimli ilaç greyfurt suyu içildikten 12 saat sonra alınsa bile kandaki düzeyleri 2 kat daha fazla olmaktadır. Greyfurt suyunun bu etkisinin kalkması için en azından 24 saat geçmesi gerektiği ileri sürülmüştür. HANGİ İLAÇLARIN ETKİLERİ GREYFURT SUYU İLE ARTMAKTA VE ZARARLI ETKİLER ORTAYA ÇIKMAKTADIR? A: TANSİYON İLAÇLARI B. PSİKİYATRİ , UYKU VE EPİLEPSİ İLAÇLARI C. KOLESTEROL DÜŞÜRÜCÜ İLAÇLAR D. EMPOTANS TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR E. MİDE-BAĞIRSAK HASTALIK İLACI CİSAPRİDE F.ALLERJİ, GRİP-SİNÜZİT TEDAVİSİNDE KULLANILAN TERFENADİN G. KALP İLACI AMİODARONE ÖZET VE ÖNERİ Yukarıda belirtildiği üzere yapılan çalışmalar bazı ilaçların greyfurt suyu içen kişilerde zararlı yan etkilere neden olduğunu göstermiştir. Başka ilaçlarla yapılan çalışmalar arttıkça bu bilgiler artacaktır. Mevcut veriler ilaç kullanan kişilerin greyfurt suyu içmemeleri yönündedir. İşin ilginç diğer bir yanı ise greyfurt suyunun ilaçların kan dolaşımındaki etkisini artırma özelliğiyle belki ilerde ilacın dozunu azaltarak ve greyfurt suyu veya içindeki etken maddeyi birlikte alarak dozu azaltma ve daha ucuza hastalık tedavi olanakları sağlama olasılığının ortaya çıkmasıdır. Ancak bunun için ileri araştırmalara gerek vardır. Bizim bir hekim olarak şimdilik önerimiz ‘’ilaç kullanıyorsanız greyfurt suyu içmeyiniz’’ şeklindedir. MEYVE SUYU VE ANTİOKSİDAN Meyve ve meyve suları A, C, E vitaminleri, karatenoid ve flavonoidler gibi birçok çeşit antioksidan bulundururlar. Ayrıca, antioksidan özellik gösteren pro-vitamin A (beta-karoten) ve selenyum da meyve ve sularında değişik miktarlarda bulunmaktadır. Kayısı da bol miktarda bulunan E vitamini kalp enfarktüsü riskini yüzde 40 azaltır, ayrıca aspirin gibi kanı sulandırıcı etkisi olup, böylece kan pıhtısı oluşmasını önler. Güçlü bir antioksidan olarak kanser, katarakt oluşumunu ve bağışıklık sistemin yaşlanmasını önler. Ayrıca sinir sistemi bozukluklarını ve insanın bağışıklık mekanizmasını güçsüzleştiren virüslerin (HIV) ilerlemesini engeller. E vitaminin doğal hali sentetik olanlarına göre iki kat daha etkilidir; dolayısıyla doğal olarak tüketilmesi etkinliğinde önemli bir faktördür. Portakal, greyfurt, limon, kivi, şeftali, mandalina, armut, çilek, ahududu, siyah üzüm gibi birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini arttırır; kemik, deri, göz, kas, kan damarları ve diş eti dokusunu güçlendirir. Ayrıca, bağışıklık sistemini güçlendirerek, yaşlılıkta artan katarakt ve kanser riskini azaltır. Şeftali, kayısı,havuç gibi meyve ve sularında bol miktarda bulunan beta-karotenin gerekli kısmı A vitaminine çevrilir. Kalp krizi ve prostat kanseri riskini büyük ölçüde azalttığı belirlenen beta-karotenin kardiyovasküler hastalıklar ve katarakt oluşumuna karşı da etkili olduğu ortaya çıkarılmıştır. Domates, kırmızı üzüm ve bunların sularında bulunan bir diğer antioksidan likopen de prostat kanseri başta olmak üzere kanseri ve kalp hastalıklarını engelleyici özelliğe sahiptir. Portakallar ve bazı turuncu sebze çeşitleri yüksek miktarda lutein ve zeaksantin pigmentleri içerirler ve bu pigmentler gözleri güçlendirirler. Ayva, elma, armut ve bunların suyunda bulunan kuersetin ise kansere karşı etkilidir; kılcal damar, mide sağlığını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar; alerjilere ve katarakta karşı etkilidir. Üzüm çekirdeği, güçlü bir antioksidan ve serbest radikal çöpçüsüdür. Üzüm çekirdeğinden, rezveratrol denilen çok güçlü bir antioksidan elde edilir. Antioksidan etkisinin yanı sıra bağ dokusunu güçlendirerek kalp-damar sistemini korur, damar çeperlerinin esnekliğini sağlayarak damar sertliğine engel olur. Varis, hemeroid, ciltteki mavi lekeler ve yaşlılık lekeleri tedavisinde yararlıdır. Üzüm çekirdeğinde bulunan bu rezveratrol adlı antioksidan üretim aşamasında üzüm suyuna da geçmektedir Bazı çalışmalar üzüm ve nar suyu gibi antioksidanların, arterlerde plak ya da yağ birikimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilecek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ya da “kötü” kolesterol gibi kan lipitlerinin oksidasyonunu önleyebileceğini doğrulamıştır. Narda ise polifenol, antosiyanin adlı antioksidanlar bulunur. Ayrıca, C vitamini, demir ve potasyum da bulunduran nar suyu, tansiyonun düşmesine, kötü kolesterole, kanser ve kalp hastalıklarına karşı güçlü bir savaşçıdır. |
Re: Sağlık Köşesi
Kolesterol
Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır. * Kolesterol Nedir? Kolesterol, tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan bir çeşit yağdır. Kolesterol vücutta hormon (kortizon, seks hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerinin sentezlenmesinde kullanılır. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, sigara, fazla kilolar, yaş ve kalıtsal faktörler yüksek kolesterol seviyelerine sebep olabilir. Yüksek kolesterol seviyeleri, kan damarlarının zamanla tıkanıp daralmasına yol açabilir. Bu birikim çok yavaş gerçekleşir. Kan damarları daraldıkça, kalbe giden kan azalır. Kalbe giden kanın sınırlandırılması, göğüs ağrısına (anjin) yol açabilir. Kalbe giden kanın büyük ölçüde azalması veya tamamen durması ise kalp krizi ile sonuçlanabilir. İyi Kolesterol ve Kötü Kolesterol Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Bu lipoproteinlerin çeşitleri vardır. · Düşük yoğunluklu lipoproteinler (Low-Density Lipoproteins = LDL): Kan kolesterolünün yaklaşık olarak %70'ini taşımaktadırlar. Kan damarları duvarlarına girebilmek için yeterince küçüktürler ve damarlara zarar verirler. Kötü kolesterol olarak da adlandırılırlar. · Yüksek yoğunluklu lipoproteinler (High-Density Lipoproteins = HDL): Vücudun kullanamadığı yağı karaciğerden safraya boşaltmak üzere taşır. Kolesterolün bir cins ters naklini yaptığı için iyi kolesterol olarak adlandırılır. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa, kolesterol akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddelerle beraber kan damarlarının duvarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (ateroskleroz) yol açar. Halk arasında bu olay, damar sertliği ya da damar kireçlenmesi olarak bilinmektedir. Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması yüksek risk oluşturmaktadır. Ayrıca HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip kişilerde, kalp krizi, felç, damar tıkanıklığı, böbrek yetersizliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. 20 yaşın üzerindeki kişilerde, kan kolesterol düzeylerinin 200 mg/dl'nin altında olması, kan LDL-kolesterol düzeylerinin 130 mg/dl'nin altında olması ve kan HDL-kolesterol düzeylerinin de 40 mg/dl'nin üzerinde olması istenilen değerlerdir. Kolesterol > 200 mg/dl ya da LDL-kolesterol > 130 mg/dl ya da HDL-kolesterol < 40 mg/dl ise kalp damar hastalıkları RİSKİ FAZLADIR. İyi kolesterol olan HDL-kolesterol'ün düzeylerindeki artış bu riski azaltmaktadır. Kanda kolesterolün yüksek olması, yağ metabolizması bozukluğunun olduğunu gösterir. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken işlem, kan alınarak öncelikle total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinin ölçülmesidir. Kolesterol Neden Artar? Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları değiştirilebilir niteliktedir. Kolesterol düzeyini etkileyen faktörler: · Kalıtımsal faktörler · Yediğimiz gıdalar · Şişmanlık · Yaşam tarzı · Yaş · Diyabet · Yüksek tansiyon · Bazı böbrek ve tiroid hastalıkları · Sigara · Stres gibi faktörler kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL-kolesterol) yükseltir. Genler: Ailede erken yaşlarda geçirilmiş kalp krizi veya kalp krizine bağlı ölüm öyküsü varsa koroner arter hastalığı veya yüksek kolesterol riski ailevi olarak artmaktadır. Yağlı yiyecekler: Kolesterol et, peynir gibi hayvansal gıdalarda ve hazır gıdalarda çokça bulunur. Bunları tükettiğinizde vücudunuz daha çok doymuş yağ ve kolesterol emer. Aşırı kilo: Ciddi derecede şişman kişilerin kanlarında kolesterol ve trigliserid miktarları oldukça yüksektir. Hareketsiz yaşam tarzı:Fiziksel aktivite ile kolesterol düzeyleri arasında direkt ilişki olduğunu göstermektedir. Fiziksel aktivitesi az olan kişilerde HDL-kolesterol düşük, LDL-kolesterol ise yüksektir. Düzenli olarak egzersiz yapmak iyi kolesterolü artırmaktadır. Yaşlanma: Yaşın artmasıyla beraber genellikle kolesterol düzeylerinde de artış görülür.Erkeklerde 45 yaş ve üzerinde yüksek LDL-kolesterol düzeyleri görülme sıklığı artar. Kadınlarda ise menapozu izleyen dönemlerde kolesterol seviyesinde belirgin artış görülür. Uzun Süreli Hastalıklar: Kronik hastalıklar yüksek kolesterole neden olabilirler.(Diabet, böbrek hastalıkları, karaciğer hastalıkları ve hipotiroidi ) Sigara: Sigara içenler yüksek kolesterol seviyeleri açısından risk grubundadırlar. Sigara içenlerin damar duvarlarının yüzeylerinde düzensizlikler oluşur ve bu düzensiz yüzey daha çok yağ tutulumuna sebep olur. Sigara içenlerde HDL-kolesterol miktarları yaklaşık olarak %15 azalmaktadır. Stres: Stres ve yüksek kolesterol düzeyleri arasındaki ilişki henüz kanıtlanmış değildir.İşadamları gibi Stres altındaki insanların kendilerini, yiyecek, alkol ve tütün tüketimini arttırarak teselli ettikleri tahmin edilmektedir; bunun da kolesterol düzeylerini olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Tedavi Prensipleri Yüksek kolesterolün kontrol altına alınması ile yaşam süresinin uzadığı, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin azaldığı ve kalıcı sakatlıkların önlendiği kesin olarak gösterilmiştir. Kolesterol yüksekliğine ilaveten şişmanlık, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin tedavisi de planlanmalıdır. Tedavi iki aşamada gerçekleştirilir: 1. İlaçsız tedavi 2. İlaç tedavisi Her hasta için farklı tedavi uygulanabilir. İlaçsız tedaviler kesinlikle ihmal edilmemeli ve özenle sürdürülmelidir. İlaç tedavisi, kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır. 1. İlaçsız tedaviler alışılmış yaşam düzeninin değiştirilmesi olarak da düşünülebilir. Sağlıklı beslenme yoluyla kolesterol düzeyinizle başa çıkmanız mümkün. Sağlıklı beslenmenin en önemli kurallarından biri düşük miktarda doymuş yağ tüketimidir. Doymuş yağların yerini, tekli veya çoklu doymamış yağların alması gerekir. Aynı zamanda, bitki sterolleri veya stanol içeren margarin ve diğer yiyecekler de, kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Bunun yanında, kilo verme, düzenli fiziksel aktivite ve sigarayı bırakma gibi yaşam biçimi değişiklikleri de kolesterolü düşürmede yardımcı olur. Kolesterolü düşürmek için yararlı olabilecek aşağıdaki önerileri okuyunuz. Unutmayın - herşeyi birden değiştirmeye kalkmayın, değişimler teker teker yapıldığında ortaya mükemmel sonuçlar çıkacaktır! YARARLI ÖNERİLER Sağlıklı Beslenme Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Alabildiğiniz en ince et dilimlerini satın alın. Etten gözle görülebilen tüm yağları, ve tavuğun derisini ayırın. Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin. Çoklu veya tekli doymamış yağlar açısından zengin yağ ve margarinleri tercih edin. Yemek pişirirken katı yağlar yerine ayçiçek yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağlar kullanın. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz. Bitki sterolleri açısından zengin yağları tercih edin. Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt, ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin. Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalya, ton - konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin. Bol bol meyve, sebze ve baklagil tüketin (mercimek ve fasulye gibi). Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir. Makarna, pirinç, ekmek, buğday, patates ve mısır gevreğinden oluşan nişastalı yiyecekleri, öğünlerinizde düzenli olarak tüketin. Tam buğday ekmek gibi işlenmemiş karbonhidratları tercih etmeye özen gösterin. Alkolü çok kaçırmayın, ölçülü tüketin. Bu ölçü, kadınlarda günde bir birim (birime linkle), erkeklerde ise iki birimi (birime linkle) geçmemelidir. Diğer Yaşam Biçimi Faktörleri Sigarayı bırakın. Fazla kiloluysanız, kilo verin. Hareketlenin. Her gün 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi hedefleyin (bu süreç, üç adet 10'ar dakikalık seanslardan oluşabilir). Tempolu yürüyüş ideal olacaktır. Stresinizle başa çıkmayı ve rahatlamayı öğrenin. 2. İlaç tedavisinde kullanılan ilaçlar, yağ metabolizmasındaki bozuklukların düzenlenmesi amacıyla geliştirilmişlerdir. · Statinler: Kolesterol düşürücü tedavide uzun yıllar boyunca yapılmış çalışmalarla etkinlik ve güvenliliklerini kanıtlamış statinler çok yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Kötü kolesterolü düşürmenin ve iyi kolesterolü artırmanın yanı sıra bu ilaçlar, yüksek kolesterol düzeyleri ile ilişkili kardiyovasküler olayları da azaltmaktadırlar. UZM. DR. JAN KLOD KAYUKA-ALMAN HASTANESİ İÇ HASTALIKLARI UZMANI |
Re: Sağlık Köşesi
KALP ve KOLESTROL ile BESLENME İLİŞKİSİ
Kanserden sonra en çok korkulan hastalıklardan biri de enfarktüs. Her yıl binlerce insan enfarktüs geçiriyor ve yine binlerce insan bu sebepten ölüyor. Ve bunların arasındaki üç kişiden biri kadın. Yani eskiden inanıldığı gibi sadece erkeklerde görülmüyor. İnsanlar bu hastalığa kurban olmamak için daha fazla hareket edebilir, sigarayı bırakabilir, strese girmekten kaçınabilir, beslenmesine daha çok dikkat edebilir. Çünkü; yüksek tansiyon ve yüksek kolesterol gibi hastalıklara bir türlü vazgeçemediğimiz fazla yağlı, tatlı ve tuzlu yiyecekler neden oluyor. Sonuçta yağ birikmesi kalp damarlarını daraltıyor ve bu da enfarktüs demek oluyor. Kalp rejimi diye bir şey yoktur, fakat yağlardan mümkün olduğu kadar uzaklaşıldığı takdirde sorun azalmış demektir. Kalorileri de hesaplamaya gerek kalmaz. Ekmek: Beyaz undan yapılan ekmeğin tadı gerçi çok güzeldir ama kepek, çavdar ürünleri daha sağlıklıdır. Çünkü bunlarda daha çok vitamin ve mineral vardır. Çilek: Çileği krem şanti yerine yoğurtla birlikte yemeniz daha iyi olur. Taze meyveler bol vitamin ve lifli madde içerirler, bu nedenle her gün sofraya konulmalıdırlar. Kızarmış tavuk: Derisi olmadan yenildiğinde kalp için mükemmel bir besindir. Daha yağlı olan sucuk yerine ekmeğin üstüne tavuğun göğsünden bir parça koyabilirsiniz. Tatlılar ve çikolata: Çok yağlı ve çok tatlı şeyler. Bu nedenle bunlar sadece kalp için değil, dişler ve formunuz için de iyi değillerdir. Bu gibi şeylerin yerine öğün aralarında meyve ve örneğin havuç, salatalık yiyebilirsiniz. Tereyağı ile yapılmış pasta ve kekler: Tam bir kalori bombasıdırlar ve vücuda yağ depolarlar. Kalbinizin hatırı için bunları yemekten vazgeçmelisiniz. Ton balığı: Salatasını veya ekmek üstüne koyup yerseniz, kalbinize iyilik etmiş olursunuz, çünkü balığın yağı kalp için çok faydalıdır. Ayrıca balıkta bol miktarda protein de vardır. Sucuk salam vs: Bu gibi yiyeceklerde bulunan fazla miktardaki yağ gizli olduğundan insan çoğu zaman fark etmez. Cips: Televizyon seyrederken atıştırmak için çok güzel bir yiyecektir. Fakat kalp için çok yağlı ve çok tuzludur. Şu andan itibaren bunu yemek listenizden silmelisiniz. Margarin: Bitkisel yağ içerdiği için kolesterol tehlikesi yoktur ve daha çok doymamış yağ asitlerinden oluşmuştur. Peynir: Kemikler ve dişler için çok önemli olan kalsiyum, peynirde bol miktarda vardır. Fakat bazıları çok yağlıdır. O yüzden az yağlı olanını tercih etmelisiniz. Patates kızartması: Kalp için sağlıksızdır. En iyisi dondurulmuş olanlardan alıp fırında pişirin. Mısır gevreği (cornflakes): Şekersiz olarak ve yağsız sütle yendiğinde kalp için sağlıklı bir kahvaltıdır. Çünkü vitamin, mineral, demir ve lifli maddeler yönünden zengindir. Yumurta: Kalbin düşmanı olarak bilinir. Ancak haftada yenen üç yumurta tehlikeli değildir. Köfte: Yağsız etten yapılırsa kalp için tehlikeli değildir. Tereyağı: Hayvansal yağdan yapılır, doymamış yağ asitleri içerir. Kalp için ne kadar az yenirse o kadar iyidir. KALBİN HOŞUNA GİDEN YİYECEKLER Bol lifli madde içeren yiyecekler yiyin. Kepek çavdar ürünleri, taze meyve ve sebze, lifli maddeler için en zengin kaynaklardır. Lifli besinler kolesterol ve yağ miktarını azaltır. Sofranızda sık sık balık bulundurun. Balığın içerdiği daha çok doymamış asitler damarlarda yağ birikmesini önler. Magnezyum kaynaklarını (örneğin fındık, fıstık, baklagiller gibi) yemeyi ihmal etmeyin. Magnezyum kalbin fonksiyonunu dengede tutar ve adalelere enerji sağlar. Bol ıspanak yiyin. Bu yeşil sebzede bol miktarda folikasit veB6, B12 vitaminleri vardır. 9 ALTIN YAŞAM KURALI 1. * Tansiyonunuza dikkat edin. Göstereceğiniz bu dikkat enfarktüs tehlikesini yüzde 40-60 oranında azaltır. 2. * Kolesterolünüze düzenli olarak baktırın. Bu da tehlikeyi yüzde 25 oranında azaltır. 3. * Sigarayı bırakın. 4. * Kan şekerini ciddiye alın. Şeker hastalarının yüzde 70'i kalp dolaşım hastalıklarından ölüyor. 5. * Kilonuza dikkat edin. İdeal kilo ile tehlike yüzde 50 oranında azalır. 6. * Günde iki bardak şarap için. Bu da tehlikeyi yüzde 25-45 oranında azaltır. 7. * Haftada iki kere 30 dakika süreyle yapacağınız spor, tehlikeyi yüzde 45 oranında azaltır. 8. * Stresten kaçının. Stres tansiyonu yükseltir ve bunun sonucu olarak enfarktüs tehlikesi başgösterir. 9. * Günde alınan 100 mg Asetilsalisilasit tehlikeyi yüzde 30 oranında azaltır. ENFARKTÜSÜN İLK İŞARETLERİ Akut enfarktüsün işaretleri şunlardır: · * * * Göğüs kafesinde ve buradan iki kola birden, karına, kürek kemiklerinin arasına ve çenenin alt kısmına yayılan şiddetli, uzun süreli ağrılar. · * * * Çoğu zaman göğüs kafesinde yanma hissedilir, ağrılar boyuna ve karnın üst kısmına da girebilir. · * * * Göğüs kafesinde sıkışıklık veya şiddetli ağrılar. · * * * Soluk bir yüz rengi, alında ve dudağın üst kısmında veya yüzün her tarafında soğuk ter. · * * * Oturmaya veya yatmaya zorlayan nefes alma zorluğu (sık sık derin olmayan nefes almalar). · * * * Aniden bilinçsiz olarak yere yıkılma. SON ARAŞTIRMALAR Son yıllarda gerek kalp-damar, gerekse kanser hastalıklarının oluşmasında yağ soylu maddelerin önemli rolü olduğu görüşü, yağların sağlığımız için zararlı olduğu izlenimini uyandırabilir. Ancak bu hatalı bir yargıdır. Yağların diyetten tamamen kaldırılması, aşırı ve dengesiz tüketimleri kadar zararlı olabilir. Yağların vücudumuzda bir çok önemli görevleri olup, belli bir düzeyde alınmaları sağlığımız için gereklidir. Hiç yağ yemesek de vücudumuz yağ soylu maddelerin çoğunu nişasta ve proteinli gıdalardan üretebilir, ancak vücutta yapılamayan ve dolayısıyla "elzem yağ asiti" olarak tanımlanan linoleik asitin, diyetle alınan çoklu doymamış yağlarla az miktarda ama mutlaka alınması gerekir. Beslenme ve gıda uzmanı Doç. Dr. Huriye Wetherilt uyarısı şöyle: "Tabağımızdaki kolesterol kanımızdaki kolesterolü pek fazla etkilemez. Diyetten, kolesterol içeren gıdaların çıkarılması yanlıştır, çünkü gereksiz yere besleyici gıdalardan uzak kalınmış olur." Son 20 yılda yapılan araştırmalar bu sonucu çıkarıyor. Diyetle alınan kolesterol yani tabağımızdaki kolesterol kanımızdaki kolesterolü pek fazla etkilemiyor. Örneğin, yüksek kolesterol içeren bir gıda olan yumurtanın, kan kolesterolünü yükseltme potansiyeli düşüktür. Yoğurt, kolesterol içeren bir gıda olmasına karşın, kan kolesterolünü düşürmekte, LDL/HDL oranını olumlu yönde etkilemektedir. Aynı şekilde balık da kolesterolü yüksek bir gıdadır, ancak içerdiği omega 3 yağ asitlerinden dolayı LDL/HDL oranını düzeltmektedir. Buna karşın, çikolata ve hindistan cevizi yağlarında kolesterol olmadığı halde, bu yağları içeren gıdaların tüketimi kan kolesterolünü yükseltmektedir. Bu nedenlerle, kan kolesterol düzeyini düşürmek isteyen bir kişi, diyetinden kolesterol içeren gıdaları çıkartarak sorunu çözebileceğini düşünürse, yanlış olur ve gereksiz yere yoğurt, balık ve yumurta gibi besleyici gıdalardan yararlanamaz. Zaten yiyeceklerle alınmayan kolesterol açığı karaciğerde yapılan üretimle kapanacaktır. Ancak aşırı düzeylerde ve sakıncalı gıdalarla alınan kolesterolün damarlar üzerinde olumsuz etki yaptığı da bir gerçektir. *Kaynak:Türk kardiyoloji derneği koroner kalp hastalığından korunma ve tedavi kılavuzu (1998) |
Sağlık
Yalnızken kalp krizine yakalanırsanız.
Kalp krizi sırasında kişinin kendine yapacağı yardım hayat kurtarıyor. Diyelim ki saat 18:15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla yalnız başınıza eve dönüyorsunuz.. Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve çileden çıktığınız bir günündesiniz. Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı hissediyorsunuz. Evinize en yakın hastaneden sadece 10 km uzaklıktasınız, fakat o mesafeye bile ulaşıp ulaşamayacağınızdan emin değilsiniz. Ne yapabilirsiniz? Kalp masajı konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten şahıs, muhtemelen bu masajı kendi kendinize nasıl yapabileceğinizi öğretmedi...Son zamanlarda bir sürü insan kalp krizine yalnız başınayken yakalanmaktadır. Yardım olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık hisseden bir insanın bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi vardır. Bu durumda kalan şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek yardımcı olabilirler. Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük sanki göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun olmalıdır. Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal ritmine geri dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak şekilde devam etmelidir. Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük hareketi kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de yardımcı olur. Bu şekilde,kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir hastaneye ulaştırabilir. Bu makale Rochester General Hastanesi'nin "AND THE BEAT GOESON..." adlı bülteninden alınmıştır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:12 . |