Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 19-07-2006, 00:19
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Sağlık Köşesi

HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Newsweek dergisi, son sayısının kapağını beslenme şeklinin sağlık üzerindeki etkilerine ayırdı. Harvard Tıp Fakültesi ve Amerikan Beslenme Bilimi Derneği'nin hazırladığı dosyada, vücudu sayısız hastalığa karşı koruyan vitaminlerin hangi besinlerde olduğu, ne dozda alınması gerektiği incelendi.

İşte o sonuçlar:

B6 VİTAMİNİ
Neye yarar?: Damarlara zarar veren 'homocysteine' isimli kimyasalın seviyesini düşürür.
Dozu: 31-50 yaş: günde 1,3 mg 51+: Günde 1,5-1,7 mg
Kaynaklar: Baklagiller, et, balık, turunçgiller, muz, karpuz.

B12 VİTAMİNİ
Neye yarar?: Sinir hücrelerini korur. Hafızayı güçlendirir. Dozu: 31+: günde 2,4 mg. Kaynak besinler: Et ve süt gibi hayvansal ürünler, güçlendirilmiş tahıllar.

C VİTAMİNİ
Neye yarar?: Katarakt ile meme ve mide gibi bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltır. Dozu: 31+: 75-90 mg
Kaynak besinler: Turunçgiller, brokoli, dolmalık biber, lahana, çilek.

FOLİK ASİT
Neye yarar?: Hamilelikte alınırsa doğumdan gelen kusurları önler, kolon kanseri ve Alzheimer'a karşı koruyucudur. Dozu: 31+: Günde 400 mcg. Hamilelerde: 600 mcg. Kaynak besinler: Ekmek, makarna ve kahvaltılık gevrekler, baklagiller, ıspanak, brokoli ve portakal suyu.

A VİTAMİNİ
Bulgu ve endişeler: Görme yeteneğini korur, katarakt riskini azaltır. Ancak fazlası kemiklere zarar verebilir. Dozu: 31+: erkeklerde 3000 IU (uluslararası birim), kadınlarda 2333 IU Kaynaklar: Havuç, tatlı patates ve mango.

D VİTAMİNİ
Neye yarar?: Kalsiyumla birlikte alındığında kemik kırılmasına karşı korur. Yüksek dozda alındığında kolon, meme ve yumurtalık kanserini önlemeye yardımcı olur.
Dozu: 31-50 yaş: günde 200 IU 51-70 yaş: 400 IU Kaynak besinler: Süt ve tahıl, balık ve margarin.

E VİTAMİNİ
Neye yarar?: Hücrelere zarar veren molekülleri etkisiz hale getirir. Prostat kanserine ve Alzheimer'a karşı korur. Dozu: 31+: Doğal kaynaklardan 22 IU veya 33 IU sentetik E vitamini.
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, kabuklu yemişler, bitkisel yağlar ile tahıllar.

K VİTAMİNİ
Neye yarar?: Kan pıhtılaşması için gereklidir, kemikleri korur. Dozu: 31+: Günde 90-120 mcg (mikro gram).
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar ve karaciğer.

KALSİYUM
Bulgu ve endişeler: Kemikler için çok önemlidir. Ancak bazı araştırmalar, çok yüksek dozda alınan kalsiyumla prostat kanseri arasında bağlantı olduğunu gösterdi. Dozu: 31-50 yaş: günde 1000 mg 51+: günde 1200 mg
Kaynak besinler: Süt, peynir, yoğurt, brokoli, lahana ve portakal suyu.

MAGNEZYUM
Neye yarar?: Kalbi korur ve kan basıncını düşürür. Dozu: 31+: Erkeklerde 420 mg, kadınlarda 320 mg.
Kaynak besinler: Yeşil yapraklı sebzeler, fıstık, ceviz, tam tahıllardan yapılan spagetti, tahıllar ve baklagiller.

POTASYUM
Neye yarar?: Hipertansiyon riskini azaltır, kemiklerin mineral yoğunluğunu artırır.
Dozu: 31+: günde 4700 mg Kaynak besinler: Kırmızı ve beyaz et, balık, süt, bamya, muz, domates, dolmalık biber ve portakal.

DEMİR
Neye yarar?: Kandaki oksijen akışını sağlar. Vejetaryenlerin ekstra demire ihtiyacı olabilir. Dozu: 31-50 yaş: Erkeklerde günde 8 mg, kadınlarda 18 mg. Kaynak besinler: Et, tahıllar, yumurta, kabak çekirdeği, kepek ve ıspanak.

SELENYUM
Neye yarar?: Bazı kanser türlerinden korur. Özellikle prostat kanseri riski taşıyan erkeklere faydalıdır. Dozu: 31+: Günde 55 mcg Kaynaklar: Deniz ürünleri ve karaciğer.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-07-2006, 01:23
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

KISA SAĞLIK BİLGİLERİ

Kepek ekmeği bağırsakları koruyor
Kepek ekmeği içerdiği yüksek orandaki posa sayesinde bağırsak sağlığını korur. Ayrıca şeker hastalığında, kan şekeri düzeyini regule etmekte etkilidir.

Kalp sağlığınız için kırmızı biber yiyin
Tansiyonu ve kolesterolü düşüren kırmızı bibere acı tadını veren kapraicin adlı madde, güçlü bir antioksidandır. Bu nedenle kırmızı biber, kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyucudur.

Kolesterolü yükselene nar suyu
Nar suyu, kötü kolesterolün (LDL) neden olduğu damar sertliği ve tıkanıklığı gibi sorunlara karşı etkilidir. Ayrıca ishali kesici etkisi de bulunmaktadır.

Funda yaprağı idrar yollarını temizliyor
Funda yaprağı, idrar söktürücü ve idrar yollarını dezenfekte edici özelliğe sahiptir.

Yüksek tansiyona karşı sarmısak
Bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile kükürt içeren sarmısak tansiyonu ve kan kolesterolünü düşürür.
Doğal vitamin deposu: "Sarımsak"
Uzun ve sağlıklı bir yaşam için bol vitamin, bol hareketi şart koşan uzmanlar genç kalmak için en çok sarımsak yenilmesini öneriyor.

Mantar vitamin deposu
A, C, D vitaminlerinden zengin, 100 gramında 20-40 kalori bulunan mantar protein açısından da zengindir. Posa oranı da yüksek olan mantar barsakların çalışmasını sağlar. İçerdiği 'Lentinian' adı verilen maddenin tümörleri azalttığı bilinmektedir. Bağışıklık sistemini güçlendirir, beyin kanamaları, damar sertliği, enfeksiyonlara karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü özelliği vardır. Yağ oranı yok denecek kadar düşük olan ve kesinlikle kolesterol içermeyen mantarlar, sağlıklı diyet listelerinde kullanılmalıdır.

Brokoli, ülser ve mide kanserini önlüyor
Brokoli, helicobacter pylori virüsüyle savaşıyor. Böylece ülser ve mide kanseri riski önemli ölçüde azalıyor.

Kalsiyum, kolon kanseri riskini azaltıyor
Yapılan çalışmalarda yüksek dozda kalsiyum alımının kolon kanserini önlediği ortaya çıktı.

Aspirin yoksa kirazı deneyin
100 gramında 40 kalori bulunan, C, E vitaminleri ve potasyum bakımından zengin olan kirazın pek çok olumlu etkisi vardır. Kansere karşı koruyucu, kan dolaşımını hızlandırıcı, kolesterol seviyesini dengeleyici ve böbrekleri çalıştırıcı özelliği vardır. Gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Ağrı kesici özelliği olan kiraz, Aspirin etkisi gösterir. 20 kirazda 12 - 25 miligram arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat daha etkilidir.

Sağlıklı yaşam için domates
Sağlığa yararı açısından mucize olarak değerlendirilen domatesi aslında içersinde yer alan likopen maddesi bu kadar sağlıklı ve cazip kılıyor.

En önemli silahınız balık!
Dr. Nicholas Perricone'un 'genç tutan yiyecekler' listesinin başında yer alan balık, içerdiği yağ ve yağ asitleriyle kırışıklıklara karşı birebir.

Kanserle savaşan yiyecekler
Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü'ne göre, günde 5 porsiyon sebze ve meyve yenmesi kanser riskini yüzde 20'den fazla azaltıyor.

Diyet yapana "keten ye!" tavsiyesi!
Değişik sektörlerde kullanılan keten bitkisinin liflerinden ayrılmasından sonra kalan tohumlarının çeşitli şekillerde tüketilmesi halinde, diyet yapanlar ve yağsız yiyecek tercih edenler için ideal...

Vitamin deposu otlar
Doğada kendiliğinden yetişen ve Anadolu'da yaygın olarak tüketilen birçok ot, E, A, C, B2 ve B6 vitaminleri bakımından oldukça zengin.

Maydanoz ve limon eksik olmasın!
Sindirimi kolaylaştırıp, alınan gıdalardaki vitaminin enerjiye dönüşmesini sağladığından maydanoz ve limonu sofralarınızdan eksik etmeyin.

Kavun, sinirleri yatıştırıyor
Yaz meyvelerinden kavun, kansızlığı giderme ve idrar söktürme yanında, sinirleri yatıştırmada da etkili...

Hem vitamin hem de güzellik kazanın!
Vitamin ve mineral deposu meyve - sebze suları, güzel, sağlıklı ve zinde olmanızda önemli rol oynuyor. Bu sıcak yaz günlerinde hem güzellik hem de vitamin kazandıran meyve sularına "hayır" demeyin...

Yumurta nasıl pişirilmeli?
Yüksek protein değeri olan yumurtanın, besin kaybına uğramaması için yağda kırma yerine haşlama ya da diğer yöntemlerle pişirilmesi öneriliyor.

Her yaşa göre vitamin
Uzmanlar her yaşın ayrı bir beslenme programı olması gerektiğini belirterek, vitamin haplarıyla değil, besinlerle sağlıklı kalınabileceğinin altını çiziyorlar... Vücudun koruyucuları Vitaminleri doğal yolla almak en iyisi. Fakat ya yeterli olmuyorsa... İşte o zaman vitamin haplarından yararlanmakta fayda var...

Kurtarıcı sebze patates
Patates öyle bir sebze ki, insanın "ya olmasaydı" diye düşünesi bile gelmiyor. İster ana yemek, ister garnitür, ister salata; ne yapsanız yakışıyor...

Bir dilim karpuz deyip geçmeyin
Yaz diyince ilk akla gelen yiyecekler kavun - karpuz oluyor. Karpuz, peynir, ekmek üçlüsü neredeyse ana yemek olarak yaz günlerinin tercihi arasına giriyor.

Mucize bitki soya fasulyesi
''Asrın harika bitkisi'' olarak da kabul edilen soya fasulyesi, insan ve hayvan beslenmesi ile sanayide kullanım alanı bulan, içerdiği değerli besin ögeleri ile yeri doldurulamayan bir bitki...

Alkolün etkisini B vitaminiyle silin!
Vücuttaki B vitamini eksikliği kanser riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle alkol tüketiminden sonra kaybedilen B vitaminlerini aksatmadan yerine koymak gerekiyor.

Demiriniz eksik olmasın!
Hafif demir eksikliğinin bile bilişsel yetilerin azalmasına neden olduğu ortaya çıktı.

Vitamin deposu: Kivi
Kivinin bir tanesi bile, günlük C vitamini ihtiyacını, hatta fazlasını karşılar. Kivi aynı zamanda pek çok derde de devadır

Kemikler için; Kalsiyum
Kalsiyum, kemiklerimizin oluşumu ve sağlamlığı için gerekli minerallerden biridir. Vücut dengelemesi için de oldukça önemlidir...

ELMA
İçinde birçok vitamin ve mineral bulunduran elma, vücudun mahrum bırakılmaması gereken bir meyve.

Dertlere deva: AYVA
Sonbaharda olgunlaşan ayva, sağlık ve güzellik için son derece yararlı bir meyve. Çekirdeğinden kabuğundaki tüylere kadar..

Bomba gibi kahvaltının sırrı yulaflı gevreklerde
Günün en önemli öğününü, zihni açıp uzun süre tok tutacak besinlerle geçirmekte yarar var. Bunun en iyi yolu ise gevreklerle yapılan kahvaltı

Vücudun zırhı: Kuru baklagiller
Kötü kolesterolü düşürüp formda tutan baklagillerin kalp krizi ve kansere karşı koruyuculuğu da kanıtlandı.

Yemeği nasıl ısıtıyorsunuz?
Buzdolabından çıkardığınız pişmiş yemeği, tekrar pişme sıcaklığında ısıtmıyorsanız risk altındasınız.

Kızarmış balık tehlikeli
Kızarmış balığın, inme riskini yüzde 13'e varan oranda artırdığı ortaya çıktı.

Çay pozitif enerjinin de kaynağı
Asya'ya özgü bir içecek olan yeşil çayın vücudunuzda pozitif bir etki oluşmasına yardımcı olduğunu biliyor musunuz?

Kansere karşı, baklagil, patates, fındık, fıstık tüketin!
Kanserden korunmak için bitkisel ürünler ile sebze ve meyvenin tercih edilmesi, kilonun korunması, aktif yaşam sürülmesi öneriliyor .

Vitamin ilaçlarındaki tehlike...
Uzmanlar, vücutta depo edildiğinde karaciğer üzerinde toksit etkisi yapan vitamin haplarının hekime danışılmadan kullanımı halinde fayda yerine zarar verdiğini belirtiyorlar...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-07-2006, 20:30
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Stresten ve monoton hayattan şikayetçiyseniz, vücudunuzun sesini dinliyorsanız, Fitness Uzmanı Seçkin Aydın'ın çağrısına kulak verin

ÜLKEMİZDE spor salonlarına giden insanların büyük bir bölümü zayıflamak veya sağlık problemlerinden kurtulmak için egzersiz yapmaktadırlar. Yapılacak egzersizler her yaş ve cinsiyet için farklılık göstermesine rağmen bilinçsiz yapılan egzersizlerle vücutta istenmeyen sakatlıklar oluşabilmektedir. Böylece vücudun zarar görmesiyle egzersizden kaçınılmaktadır. Burada suçlu egzersiz değil egzersizin yoğunluğunun ve amacının bireye göre ayarlanmamasıdır. Bu durumda egzersiz salonlarında çalışan eğitmenlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Vücuda ani yüklenmeler yapılmadan egzersize başlamak yerinde bir karar olmaktadır. Egzersiz sadece şişman veya rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasında bir unsur olarak görülmektedir. Oysa sağlık için yapılmalıdır; genç yaşlı, kadın, erkek, zayıf, şişman herkesi kapsayan bir olaydır.

İşte yararları

Günlük yaşantısında stresten bunalan ve giderek monotonlaşan bir hayat insanları sağlıksız yapmaktadır. Daha sağlıklı olabilmek insanların içinde bulunan hormonlara bağlıdır. Anti - stres hormon olan Endorfin insanlarda egzersizle en yoğun şekilde salgılanmaktadır. Ve bu hormonun vücuttan salınımı sonucunda yorgunluktan ve stresten söz edilemez duruma gelinmektedir. İnsanların vücutları hareket metabolizması üzerine kurulmuştur, hareketsiz bir yaşam insanları yorgun, mutsuz ve sağlıksız yapmaktadır. Egzersizin vücuda yararlarını sıralamak gerekirse:

Kalbin dakikadaki atım sayısını düşürür ve kalbi kuvvetlendirir.

Damar sisteminin iyi çalışmasını ve damar elastikiyetini sağlar.

Hormonol sistemleri devreye girmesini ve vücudun ihtiyacı olan hormonların salınımını düzenlenmesinde yardımcı olur.

Şeker rahatsızlıklarında Tip I için alınan ilaçta azalma Tip II grubu için ise insilünin alınımının artmasıyla alınan ilaç azalma veya doktor kontrolünde insilün bağımlılığından kurtulmak mümkün olabiliyor.

Yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara ilaç tedavisinin yanında egzersiz uygulamasıyla tansiyon problemi ortadan kalkıyor veya azalıyor.

Kolesterolün düşmesinin yanında iyi kolesterolün (HDL) yükselmesi kötü kolesterolün (LDL) düşmesini sağlıyor.

Hormonlar sayesinde psikolojik yönden güçlü olmamızı sağlıyor.

Kondisyonumuzun artmasını, böylece hareketlerimizde rahatlık sağlıyor.

Kaslarımızın güçlenmesini ve sakatlanma riskimizin azalmasını sağlıyor.

Eklem ve tendonların kuvvetlenmesini sağlar.

Solunum sistemimizin düzenli çalışmasını sağlar.

Şişmanlığın artmasını engeller ve şişmanlığın tedavisinde önemli bir rol oynar.

Osteoporozun tedavisinde önemli bir rol oynar.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Yukarıda saydığımız yararların dışında daha birçok yararları vardır. Bu yararları ilaçla sağlamak mümkün değildir. Vücudumuzun hastalıklarla daha iyi mücadele edebilmesi ise egzersiz yapmamızı bağlıdır. Egzersizin en iyi ilaç olduğu unutulmamalıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-07-2006, 23:07
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Kalbimizi korumak için nelere dikkat etmeliyiz?

SORU: Koroner kalp hastalığını oluşturan risk faktörleri nelerdir? Nasıl korunabiliriz?
(Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Bölüm Sorumlusu Dr. Nuri Çağlar)
Koroner kalp hastalığında değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri vardır. Ailede erken yaşta kalp krizi geçiren bireylerin bulunması, erkek cinsiyet ve ileri yaş değiştirilemeyen risk faktörleridir. Değiştirilebilen önemli risk faktörleri ise sigara kullanımı, şeker hastalığı, hipertansiyon ile kan kolesterolü ve trigliseridlerin yüksekliğidir. Sigaranın bırakılması, kan yağlarının düşürülmesi, şeker hastalığının ve hipertansiyonun erken yaşlarda tanınarak etkin biçimde tedavi edilmesi koroner kalp hastalığını önler (birincil koruma). Oluşmuş olan koroner hastalığın ilerlemesini yavaşlatır (ikincil koruma).
Her erişkin kan basınçlarını ölçtürmeli, normal ise en az 2,5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Ailesinde hipertansiyon öyküsü olanlar, şeker hastaları, şişmanlar ve kan yağlarında yükseklik bulunanlar ölçümleri daha sık yaptırmalıdır. Hipertansiyon tek başına kalp hastalığı riskini 2-3 kat artırır. Bu nedenle kan basıncı yüksekliği zamanında ve etkin tedavi edilmelidir.
20 yaş üzerindeki kişiler en az 5 yılda bir açlık kan yağları düzeylerini (toplam kolesterol, LDL kolesterol, HDL kolesterol, trigliserid) ölçtürmelidir. Kolesterol düzeylerindeki her yüzde 1 lik düşüşün koroner kalp hastalığı riskini yüzde 2 oranında azalttığı belirlenmiştir.
45 yaş üzerindeki her erişkin kan şekerini ölçtürmeli, değerler normal ise her 3 senede bir ölçümler tekrarlanmalıdır. Şişman olanlar, birinci derecede akrabalarında şeker hastalığı olanlar,doğum ağırlığı yüksek bulunanlar, gebelik sırasında kan şekeri yüksek bulunanlar, hipertansiyonu olanlar, HDL kolesterol 40 mg / dl nin altında ve trigliserid düzeyleri 250 mg / dl nin üzerinde olanlar ve daha önce kan şekeri ölçümleri yüksek bulunanlar kan şekeri ölçümlerini daha erken yaşlarda ve daha sık yaptırmalıdır. Kan şekeri yüksekliği tespit edildiğinde diyet ve ilaçla tedavi edilmeli, hastada diğer risk faktörleri de aranarak daha sıkı takip ve tedavi edilmelidir.
Haftada 3- 4 kez 30 dakika süre ile orta derecede dinamik egzersiz (tempolu yürüyüş gibi) yapılmalı, gün içerisindeki fizik aktivite artırılmalıdır.
Birinci derecede akrabalarında koroner arter hastalığı olanlar risk faktörlerinin değerlendirilmesi için doktora başvurmalı. Hipertansiyon, şeker hastalığı, kan yağlarında yükseklik ve şişmanlık gibi risk faktörleri olanlar hekim kontrollerini aksatmamalıdırlar.

SORU: Enfarktüs ne demektir?
(Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Dr. Yusuf Kenan Yalçınbaş)
Miyokart enfarktüsü, kalbi besleyen koroner damarların çok defa bir pıhtı ile tıkanması sonucu oluşur. Böyle bir durumda tıkanmış olan koroner damarların beslediği kalp kası oksijensiz kaldığı için kalbin o bölgesinde bir harabiyet meydana gelir. Halk arasında kalp krizi olarak adlandırılan bu olay sırasında hastalardan üçte biri ani ölümle hayatını kaybetmektedir. Tıkanmış olan koroner damarın 2-4 saat içinde yapılacak girişimlerle yeniden açılması halinde kalp krizleri, enfarktüs oluşamadan atlatılabilir. Bunun için ileri teknoloji ile donatılmış, uzmanlaşmış doktor, hemşire ve teknisyen kadrolarının 24 saat çalıştığı kalp krizi merkezlerine ihtiyaç vardır.Bu merkezlerde kalp krizi geçirmekte olan hastalar derhal anjio labaratuvarına alınır, tıkalı olan kalp damarı katater yolu ile yerleştirilen bir stent ile açılarak enfarktüs önlenebilir. Kateter ile açılması mümkün değilse, hasta hemen koroner by pass ameliyatına alınarak miyokart enfarktüsü oluşmadan hayata döndürülebilir.

SORU: Koroner kalp hastalığının belirtileri nelerdir?
(Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Nevnihal Eren)
Koroner kalp hastalığında kalbe kan götüren ve kalp kasının beslenmesini sağlayan atardamarların daralması ve kalbe yeteri kadar kan taşıyamaması söz konusudur. Atardamarlar damar sertliği plakları ile yavaş yavaş daraldığında, dinlenmede kalp adalesi yeteri kadar kanlanabilir ancak egzersiz sırasında kalp kasının oksijen ihtiyacı arttığı için daralmış koroner damarlardan kalp adalesine giden kan yeterli olmaz. Bu koşullarda hasta egzersiz sırasında göğüs ağrısı hisseder ve ağrı istirahatle veya damar genişletici ilaçlarla geçer. Ağrı her iki kola ve çeneye yayılabilir. Bazen mide ağrıları ile karışabilir. Egzersiz sırasında bayılma, egzersiz sırasında nefes darlığının olması yine koroner hastalığının belirtisi olabilir. Bu belirtilerin herhangi birinin bulunması durumunda doktora danışılmalı ve tetkikler yapılarak belirtilerin kalp hastalığına bağlı olup olmadığı ayırt edilmelidir. Özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında koroner arter hastalığı olduğu halde göğüs ağrısı olmayabilir.
Bazen de damardan belirgin darlık yapmayan ancak kolesterolden zengin ve yumuşak plaklarda ani çatlama olur, plak içeriği kan ile temas eder ve vücut bunu bir damar yaralanması olarak algılayarak çatlamış olan plak üzerine pıhtı yığılır. Damar hızla ileri derecede daralarak dinlenmede şiddetli göğüs ağrısı olur. Damar tam olarak veya tama yakın tıkanırsa kalp krizi meydana gelir. Kalp krizinde bulantı, kusma, fenalık hissi, şiddetli göğüs ağrısı olur. Bu koşullarda zaman kaybetmeden hasta ambulansla en yakın hastaneye nakledilmelidir. Tedavinin başarısında zaman çok önemlidir.

SORU: Bir kimse hiçbir şikayeti olmadan kalp hastası olabilir mi?
(Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan )
Damarlardaki daralma ancak yaklaşık yüzde
60-70 gibi ileri bir seviyeye geldikten sonra ancak şikayete yol açmaktadır, ki bu da oldukça ileri bir aşama demektir. Hastaların yaklaşık yüzde 30'unda
ise kalp damarları tamamen tıkalı olmasına rağmen hiçbir şikayet ve bulgu vermemektedir. Hastalar bunu
günün birinde kardiyoloji kontrolünde sürpriz
olarak öğrenmektedirler. Bu oran diyabetik yani
şeker hastalarında çok daha yüksektir. Şeker sinir uçlarını zayıflattığından, hasta herhangi bir şikayet hissetmemektedir. Koşarken, yüzerken, spor
yaparken vs. herhangi bir şikayeti olmaması asla kalp damarlarının normal olduğu anlamına gelmemektedir.

SORU: Çocuklarda görülen kalp hastalıkları, doğum öncesi tespit edilebilir mi? Yeni doğan bebeklerde kalp ameliyatı yapılabilir mi?
(Acıbadem Hastanesi Bakırköy Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof.Dr.Ayşe Sarıoğlu)
Çocuk kalp hastalıklarının büyük bir çoğunluğu doğumsal hastalıklardır. Hamilelik sırasında fetal ekokardiyografi dediğimiz işlemle, anne karnındaki bebeğin kalbini görüntüleyerek doğumsal kalp hastalıklarının çok büyük bir oranda tespit edilebilir. Doğumsal kalp hastalıklarının önemli bir kısmında bebekler doğumdan hemen sonra bazı müdahale ve kalp ameliyatlarına ihtiyaç gösterirler. Doğumsal kalp hastalılığı tespit edilen bebeklerin doğumlarının, yenidoğan bebeklere kalp ameliyatları uygulayabilen merkezlerde gerçekleştirilmesi, bu bebeklerin yaşatılabilmesi ve sağlıklı bir çocuk haline getirilebilmesi açısından büyük önem taşır. Bazı doğumsal kalp anomalilerinde doğumdan hemen sonra yapılacak açık kalp ameliyatları ile tamamen düzeltilebilme şansı vardır. Aksi halde doğumdan birkaç hafta sonra bu imkan ortadan kalmaktadır.


SORU: Kalp-damar hastalığı konusunda risk faktörleri nelerdir?
(Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kalp Damar Cerrahisi Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Cem Alhan)

Sigara
Kolesterol yüksekliği
Diyabet
Hipertansiyon
İleri yaş
Erkek cinsiyet ve menopoz sonrası bayan cinsiyet
Ailede kalp damar hastalığı hikayesi olması
Göbek çevresinden alınan kilolar
Fiziksel aktivitenin az olması
Homosistein yüksekliği
Hs-CRP yüksekliği
Psikososyal stresler

SORU: Damar sertliği (ateroskleroz) nedir?
(Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erkan Ekicibaşı)
Yaygın bir hastalık olan ve tüm damar sistemini etkileyen damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlamaktadır. Hastalığın belirtilerinin ileri yaşlarda görülmesi nedeni ile erken yaşlarda tanısı zordur. Günümüz bilgilerine göre damar sertliği , belirli bir genetik altyapı ve riske sahip kişilerde, çevresel risk faktörlerinin etkisi ile ortaya çıkan bir durumdur. Damar sertliği oluşumunda yüksek kolesterolün yanında diyabet, hipertansiyon, sigara içimi ve genetik geçişin rolü kanıtlanmıştır. Yapılan çalışmalarda yüksek kolesterol düzeylerinin düşürülmesiyle, damar sertliği riskinin azaldığını gösteren oldukça fazla bulgu tedaviye yansımıştır.

SORU: Daralmış koroner damarlar neden göğüs ağrısına yol açar?
(Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kardiyoloji Uzmanı Dr. Kemalettin Şişli)
Vücudun her yerinde o bölgeye kan, dolayısı ile de dokunun kullanacağı gıda maddeleri ve oksijeni taşıyan damar sistemleri vardır. Koroner damarlar da kalbin kendisini besler. Kalbi besleyen atardamarlarda daralma veya tıkanıklık olduğunda kalp gerekli gıda ve oksijeni alamaz. Kalp gereğinden daha az besin ve oksijenle çalışmak zorunda kalır. Fiziksel yorgunluk, stres ve ağır yemeklerden sonra kalbin daha fazla çalışması gerektiğinden oksijen ihtiyacı artar. Daralmış olan damar yatağı oksijen ihtiyacını karşılayamaz ve bu göğüs ağrısına neden olur. Kalp damarlarının hepsi açıksa sorun yoktur. Bir veya birkaçının iç hacmi daralmış ise göğüs ağrısı (anjina) oluşur. Eğer damar tamamen tıkanır ve kan akımı durursa, kalp krizi gelişir.

Kalp krizinde yeni tedavi yöntemi: Kök hücre
SORU: Kök hücre nedir?
(Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Dağdelen)
Kalp hastalıklarının tedavisinde cerrahi yöntemler, ilaç tedavisi ve "yaşam değişikliği" tedavileri uygulanıyor. Kök hücre uygulamaları bilimsel araştırmalar aracılığıyla çok önemli noktalara gelmiştir. Gelecek açısından ümit vaad edicidir ve bu konudaki araştırmalar devam etmektedir. Günümüzde daha çok henüz yeni kalp krizi geçirmiş hastalar üzerinde çalışılıyor. Son yıllarda uygulanmakta olan kök hücre naklinde birkaç yöntem bulunuyor. "Direk injeksiyon" yönteminde kalbin içine bir "kateter" yoluyla girilip, "injeksiyon" yapılarak kök hücreler naklediliyor. İkinci yöntemde, kalp damarının içine girilerek damar açılıyor. Ardından damarın içine balon konularak, balonun içinden kök hücreler, kalbin odacıklarını besleyen özel bölgeye yerleştiriliyor. Üçüncü yöntemde ise,
by-pass gerektiren hastalara ameliyat sırasında kalp açılmışken kalbin üstüne iğneyle bu kök hücreler veriliyor. Hastanın kendi kanından elde edilen kök hücreler hasarlı kalp bölgesine koroner anjiografi laboratuarında lokal anestezi
yerleştirilerek canlanma sağlanmaya çalışılıyor. Bu yarar
3-6 ay sonra bekleniyor, her hastada arzu edilen kadar
başarılı olamayabiliyor.

SORU: Kalbi durdurmadan veya çalışan kalpte yapılan koroner bypass ameliyatından bahsediliyor. Bu işlem her hasta için uygulanabilir mi?
(Acıbadem Hastanesi Bakırköy Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Ersin Erek)
Açık kalp cerrahisi teknikleri ile yapılan koroner bypass ameliyatlarında,kalp ve akciğer durdurularak hasta kalp akciğer makinesine bağlanır ve ameliyat bu şekilde tamamlandıktan sonra kalp akciğer makinesi devreden çıkarılır.Bu sistem birçok hastada sorun yaratmadan uygulanabilmektedir,ama tamamen sorunsuz olduğu söylenemez. Son yıllarda kalp akciğer makinesi kullanılmadan çalışan kalpte bypass ameliyatları uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bu tekniğin klasik tekniğe üstünlük sağlayıp sağlamadığı yapılan çalışmalarda net bir şekilde ortaya konamamıştır. Başlangıç dönemlerinde popülerite kazanan bu teknik artık birçok merkezde giderek azalan sayıda ve daha seçilmiş hastalara uygulanmaktadır.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 24-07-2006, 01:36
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

SÜT
İnsanoğlunun yaşamında beş bin yıldan beri yer alan süt, yaşam mucizesi olarak da adlandırılabilecek bir besin grubumuz. Süt, içerdiği kalsiyum ve vitaminlerle birçok hastalığı önler, hatta tedavi eder. Sağlık açısından yeterli miktarda süt tüketilmesi gerekmektedir. Kanser düşmanı olarak da adlandırılan süt, özellikle bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. Sütte bulunan kalsiyum, bağırsaklardaki kansere yol açabilen fazla asitleri yok ederek sindirim sisteminin sağlıklı bir şekilde çalışmasını sağlamaktadır. Dünyanın en sağlıklı içeceği süt, insanların doğumlarından itibaren ilk aldıkları besindir. İlk günlerinde annelerinin sütüyle beslenen bebeklere, daha sonraları hem anne sütü hem de hayvani sütler verilir.

Sütün faydaları

• Kemik erimesini önler, sütte bulunan fosfor kemik oluşumunda önemli rol oynar.
• Laktoz enerji sağlarken galaktoz beyin ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar. Süt yağındaki fosfolipitler, beyin ve sinir hücrelerinin hayati önem taşıyan kısımlarını oluşturur.
• Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir. İshali tedavi eder.
• Büyüme ve gelişmeyi sağlar. Saç ve tırnakların oluşumunda büyük rol oynar.
• Özellikle zeka gelişimde etkili olan, deri ve göz sağlığında gerekli B2 (rb oflavin) vitamini için süt en iyi kaynaktır.
• Mide rahatsızlıklarını giderir, sindirim sistemini düzene sokar ve ülseri önler.
• Beyine enerji verir.
• Diş çürüklerini önler.
• Kronik bronşiti önler.
• Kanserin önlenmesine yardımcı olur.
• Tansiyonu düşürür.
• Vücutta ödem yapan şeylerin toplanmasını önler.
• Bağırsaklarda işlenmeyen mikroorganizmaların gelişimini engeller ve tipik bağırsak florasını geliştirici etki yapar.
• Hastalıklara karşı direnci artırır.

Türkiye’ de kişi başına düşen işlenmiş ve ambalajlanmış süt tüketimi yılda yalnızca 6 litredir. Bu rakamla diğer Avrupa ülkelerinin çok gerisinde, en son sırada yer alıyoruz.

ÜLKE
KİŞİ BAŞINA TÜKETİLEN SÜT MİKTARI
YIL/ LİTRE/ KİŞİ BAŞINA

FİNLANDİYA
139
İSPANYA
108
İNGİLTERE
100
PORTEKİZ
91
FRANSA
75
YUNANİSTAN
65
İTALYA
63
ALMANYA
50
POLONYA
33
TÜRKİYE
6

Süt Tüketim Alışkanlıkları

Hastalıkların önlenmesi, temiz süt kullanmakla olasıdır. Süt alınırken, pastörize ya da steril edilmiş (uzun ömürlü süt) süt tercih edilmelidir. Günlük sütler, kutu ya da şişe pastörize edilmişlerdir.

Pastörize edilen sütler buzdolabında 4-5 C’ de yazın bir gün, kışın 2-3 gün saklanır. Oda ısısında süt saklanmaz.

Uzun ömürlü süt(UHT) ise , kutunun açılmaması koşuluyla, oda sıcaklığında aylarca tazeliğini korur.

Avrupa ülkeleri açık süt satışını biz henüz işlenmiş ve paketlenmiş sütle tanışmadan çok önce yasaklamışken, yapılan tüketici araştırmalarına göre ev hanımlarının %60’ ının açık süt kullandığı tespit edilmiştir.


Bu gruptaki tüketicilerin çoğunluğu, sokak sütünün su ve diğer katkı maddeleri içerdiğini bilmelerine rağmen tercihlerini sürdürmektedir.

1997 yılında yapılan bir tüketici araştırmasına göre, uzun ömürlü süt (UHT) kullanıcılarının % 64’ ünün, uzun ömürlü sütün katkı maddesi içerdiğine inandığını, bu rakamın sokak sütü kullanıcılarında %78’ e çıktığı saptanmıştır. Oysa uzun ömürlü sütte katkı maddesi bulunduğu inanışı doğru değildir.

Günlük Tüketilmesi Gereken Süt-Yoğurt Miktarları
1-3 YAŞ 500GR
4-6 YAŞ 400
7-15 YAŞ 400
15+ YAŞ 400
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 24-07-2006, 01:42
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Yoğurdun doğal mucizeleri

Yoğurt, vücudumuz için mucizevi etkilere sahip, çok önemli bir besin kaynağı.
Vücudumuz yoğurdun içindeki kalsiyum ve proteini süte göre daha çabuk emer. Bu nedenle yoğurt kemiklerin gelişimi açısından süte göre daha etkilidir.
Yoğurt, zengin besin değeri sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu özelliği nedeniyle vücudu kanserden mide ve bağırsak hastalıklarından mide, kolon ve ince bağırsak kanserlerine kadar birçok hastalıktan korur.

Kolesterol emilimini azaltır.
Yoğurt probiyotik aktiviteye sahiptir. Çocukların bulaşıcı karaciğer iltihabı (hepatit) hastalıklarının tedavilerinde kullanılır.
Bağırsaklarda bulunan tehlikeli ve zararlı mikropların yaşamasını engeller.
Sindirimi kolaylaştırır. Çünkü, vücutta kendi kendine sindirilen tek gıda yoğurttur. Tüberküloz hastalığına karşı doğal bir antibiyotik etkisi gösterir.
Stres, alkol, kolalı ve karbonatlı içeceklerle zarar gören sindirim sistemini korur.

Bazı bünyeler yapısı gereği sütteki laktozu sindiremez. Bu durum fiziksel rahatsızlıklara neden olur. Sütte bulunan laktoz, yoğurtta laktik asite dönüştüğünden, bu kişiler gerekli besinleri yoğurttan sağlayabilir.
Yoğurt, güzellik için de çok önemli bir besin kaynağıdır. Cilde, mucizevi bir parlaklık kazandırır. % 61 oranında yağ yakıcı özelliği nedeniyle formda kalmanızı sağlar.


Haftada 3 öğün balık tüketin

Ülkemizde balık tüketiminin Japonya’ya oranla 50 kat daha az olduğu ve kişi başı yıllık 10 kiloyu bile bulmadığı belirtilerek, sağlıklı yaşam için haftada 3 öğün balık yenmesi gerektiği ifade edildi.

Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Cengizler, A ve D vitamini bakımından çok iyi bir protein kaynağı olan balığın Türkiye’deki tüketiminin istenilen düzeyde olmadığını söyledi.
Balığın sindirimi kolay olduğu için özellikle yaşlılar ve çocuklar tarafından tüketilmesi gerektiğini belirten Cengizler, kalp ve damar rahatsızlıkları bulunan kişilere de özellikle önerildiğini ifade etti.

Cengizler, yapılan araştırmaya göre, balıkla beslenen çocukların balık tüketmeyenlere oranla yüzde 27 daha zeki olduklarının belirlendiğini vurgulayarak, “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde balık tüketimi nüfusa göre yok denecek kadar az. Türkler, büyük olasılıkla Orta Asya’dan kalan alışkanlıkla, enerji ve protein ihtiyaçlarını balık yerine daha çok tahıl ve kırmızı etle gideriyorlar. Oysa, özellikle çocuk ve yetişkinlerin sağlık yönünden haftada en az 3 öğün balık yemeleri gerekiyor” dedi.

Ülkemiz denizleri, iç sular ve çiftliklerinde yılda ortalama 600 bin ton balık üretimi yapıldığını belirten Cengizler, şöyle konuştu:
“Çevre kirliliği ve aşırı avcılık baskısı nedeniyle deniz ürünlerinde azalmalar görülüyor. Buna paralel olarak da çiftlik balığı üretimi artıyor. Deniz ve çiftlik üretiminde yeterli derecede balık elde edilmesine karşın yıllık tüketim kişi başına 10 kilonun altında kalıyor. Eldeki veriler, yıllık üretimde üst, tüketimde ise alt sıralarda bulunduğumuzu gösteriyor. Japonya’da yılda kişi başına 500 kilonun üzerinde, Norveç’te 445 kilo, Danimarka’da 230 kilo ve Fransa’da 21 kilo balık tüketiliyor. Bizdeki rakamın azlığı da balık yeme kültürümüzün olmadığını açıkça ortaya koyuyor.”

Cengizler, son günlerdeki kuş gribi vakasının ise balık tüketimini az da olsa artırdığını söyledi. Vatandaşların, hastalık endişesiyle tavuk etinden uzaklaşmasıyla birlikte yıllık tüketimin artmasının beklendiğini ifade eden Cengizler, “balık üreticileriyle yaptığımız görüşmeler talebin arttığını gösteriyor. Umarım, bu artış, Türk milletinde bir alışkanlık haline gelir” dedi.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-07-2006, 00:59
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

SAĞLIK İÇİN DİYET YAPMAK YETMİYOR!İŞTE SAĞLIKLI YAŞAMIN KURALLARI
Sağlıklı beslenmenin 8 kuralı
Sağlıklı yaşamanın en temel kurallarından biri sağlıklı beslenmek.
Beslenme deyince her ne kadar akla yemek yemek gelse de, sağlık için sadece diyet yapmak yeterli olmuyor. Ruhsal ve zihinsel sağlığımız da en az bedensel sağlığımız kadar önemli. Beden, ruh ve zihin için sağlıklı beslenmenin kuralları şunlar:

"Birinci kural: Temiz hava
Haftalarca yiyeceksiz, günlerce susuz yaşayabiliriz ama havasız sadece birkaç dakika yaşamak mümkün. Vücudumuzun dayanıklılığı soluduğumuz havanın miktarına bağlı. Hücre düzeyinde oksijen eksikliği, damar sertliği, şeker, kanser, kas iltihabı, yüksek tansiyon gibi bozukluklara yol açar. Derin temiz hava soluyarak hücrelerdeki oksijen oranını artırabilir, böylece vücut fonksiyonlarını düzenleyebiliriz.
Temiz hava, enfeksiyonlara karşı hücresel direnci artırır. Öğrenmeye yardımcı olur. Bazı alerjik durumları azaltır. Sakinleşmek ve dinlenmek için beyin fonksiyonlarını düzenler. Kan basıncını düşürür.

İkinci kural: Güneş ışığı
Doğanın en çok şifa veren araçlarından bir tanesi olan güneş ışığı günümüz tedavi yöntemlerinde hem çok az anlaşılmış, hem de çok az kullanılmıştır.
Güneş ışığı, deri altındaki kolesterolü D vitaminine dönüştürür. Bakteri ve virüsleri yok eder. Akyuvarların sayısını artırır. Tansiyonu düşürür. Güneşlenme sayesinde kandaki kolesterol ve trigliserit (yağ) düzeyi düşer. Ultraviyole ışınlar derinin altında kızıla dönüşür ve tedavi edici etkisi yok olur. Bu yüzden güneş ışınlarının fazlası sağlığı tehdit edebilir.

Üçüncü kural: Ölçülü olmak
Ölçülü ve kendi kendine hakim olmak her yönden sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmektir. Bunun içine; çalışmak, dinlenmek, oyun oynamaktan aile ve dostlarla geçireceğiniz zamana, kendinize ayıracağınız vakte, ibadete, doğru düşünme ve beslenmeye kadar her şey girer.
Beslenmede ölçülü olmak için:Size zarar verecek hiçbir şeyi yemeyin ve sağlıklı besinlerle beslenin. Kahvaltınızı ve öğle yemeğinizi sıkı, akşam yemeğinizi de hafif yiyin. Yemek aralarında atıştırmayın. Farklı ama rafine edilmemiş besinler yiyin. Bir öğünde fazla çeşit yemeyin. Düzenli zamanlarda ve rahat ortamlarda yemek yiyin. Yediğinizden zevk alın.

Dördüncü kural: Dinlenmek
Dinlenmek insan için en iyi tedavi yöntemidir. Hasta olduğunuzda yapmanız gereken ilk şey yatmak olmalıdır. Dinlenmenin iyileştirici gücü, diğer tedavi yöntemlerin başarısına da yardımcı olur. Yeterince dinlenmemek ise insanı hasta eder. Dinlenmek için sadece uyumak gerekmez. Bazen ortam değişikliği bile vücudu ve zihni dinlendirir. Farklı kasları kullanmak, farklı şeyler düşünmek gevşemeye yardımcı olur. Birçok insanda görülen sinirsel bozukluklar kendini aşma çabası ve aşırı yorgunluktan meydana gelir. Dinlenmek için zaman ayırın. Dışarı çıkın, bir iskemleye oturun ve hiçbir şey yapmayın. Bu öneri size uygun gelmiyorsa, yeterince dinlenmek için davranışlarınızı değiştirmeniz gerekiyor demektir. İyi bir uyku için midenizin boş olması gerektiğini unutmayın. Uyurken odanıza temiz hava girdiğinden emin olun. Eğer uyurken temiz hava alamazsanız, yorgun ve gergin uyanırsınız. Unutmayın ki, gün boyunca kaslarını kullananlar, gece iyi bir uyku uyurlar.

Beşinci kural: Diyet
Beslenmenin hedefi rafine yiyeceklerden uzak durmaktır. Yeterince aminoasit, vitamin, mineral ve eser elementler alacağınız doğal besinleri seçin. Kahvaltı: Tahıl, iki meyve, tam tahıl ekmeği (rafine edilmemiş undan yapılan ekmek), ceviz veya fındık, tahıl ya da soya sütü, kahvaltıdan bir süre sonra bir-iki bardak su.
Öğle: Yüksek proteinli sebzeler, salata, tam ekmek, akşamüzeri bir ya da iki bardak su.
Akşam: Taze meyve, tahıl, kraker, tam ekmek, salata veya çorba.
En iyi sindirim için öğünler arasında 5-6 saat olmalı ve yemek saatleri düzenli olmalı. Hafif bir akşam yemeği iyi uyumanızı ve zinde uyanmanızı sağlar.

Altıncı kural: Su
Su beslenmenin en önemli parçasıdır. Vücudunuzun her fonksiyonu sıvıyla sağlanır ve vücudunuzdaki suyun yüzde 10'unu kaybetmek ciddi sorunlar doğurur. Yüzde 90'ı su olan kan, besinleri hücrelere taşır ve buradaki atıkları alır. Normal bir insan için günde 6-8 bardak su yeterlidir. Eğer idrarınız renksiz ve kokusuzsa yeterince su alıyorsunuz demektir. Yemekle birlikte su içmeyin, çünkü bu su sindirim sıvılarına karışır ve etkilerini azaltır. En iyi sonucu almak için, yemekten en az yarım saat önce veya sonra su için. Uykudan önce bir ya da iki bardak su içilmeli. Birçok kez, sadece yeterince su içmek bile, kabızlık, baş ve sırt ağrısı gibi rahatsızlıkların giderilmesini sağlar.

Yedinci kural: Egzersiz
İnsan vücudu hareket için tasarlanmıştır. Egzersizin birçok yararı vardır: Nabzı ve tansiyonu düzenler. Kandaki kolesterol ve lipid (yağ) oranını düşürür. Solunum yollarını açarak vücuda daha fazla hava girmesini sağlar.
Eklemlerdeki esnekliği artırır. Beyindeki "iştah" merkezi daha etkili çalıştığı için iştahı kontrol eder.
Oksijen sirkülasyonunu ve alımını artırır, bu da sinirlerin ve dokuların beslenmesini sağlar. Kasları ve damarları güçlendirir. Haftada beş altı kez 20 dakika boyunca yapabileceğiniz bir egzersiz türü seçin.
Unutmayın; egzersiz yapacak zaman bulamayanlar, hastalık için zaman ayırmak zorunda kalırlar.

Sekizinci kural: Doğadaki güce inanın
Yaşam tarzımızda değişiklikler yaparken bazen cesaretimiz kırılır. Ancak bunu tek başına yapmak zorunda olmadığımızı bilmek cesaret vericidir. Doğadaki güce inanın. Cesaretiniz kırıldığında doğayı izlemek yeterli
olacaktır.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-07-2006, 01:08
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Evlilik zor iş
-------------------------
İki insan bambaşka DNA, bambaşka aile, bambaşka yerlerde doğuyor, büyüyorlar. Töreler farklı, sistemler değişik, sevgiler, terbiye, usul, adap, her şey başka.
Sonra da bu iki kişi evleniyor. Yepyeni bir aile oluyorlar. Tabii arada benzerlikler, usuller, sevgiler, beklentiler ve en mühimi seks çekiciliği, aşk tutkalı var. En azından ateşle barut bir arada, dört duvar arasında yalnızdırlar. Böylece, bir tül perdesinin arkasından bakarak, evlilik başlar. Her şey güzeldir, romantiktir, arzu doludur, sorunsuzdur. Zamanla, bizden veya dışarıdan kaynaklanan bir sürü sebeplerle hafiften tül perde aralanmaya başlar. Daha doğrusu ayaklarımız yere basar, gözümüz açılır. O ilk zamanların heyecanı durulunca hayat rutinleşir, canımız sıkılmaya, her şey gözümüze batmaya ve tabii sinir olmaya başlarız.

Karşımızdakinin sözleri, hareketleri, davranışları, oturması kalkması, yemek yemesi, sakız çiğnemesi, orasını burasını kaşıması, çıt çıt çekirdek çıtlatması, esnemesi, horlaması anlayacağınız bir sürü şeyden rahatsız oluruz. Eğer bunları dile getirirsek kavga çıkar, en azından karşımızdakini kırarız. Bir şey söylemezsek, duymazlıktan gelirsek, görmemeye çalışırsak, gayri şuuri biriktirmeye başlarız. Zamanla, bastırılan negatif duygular, şuur altına itilir. Eğer kişi bunu kendi içinde eritir, hazmedebilirse, mesele vahimleşiyor. Para hesaplaşmaları, cimrilik, aşırı harcamalar, karşılıklı güvensizlikler evliliğe vurulan darbelerdir. Şahısları öç almaya, yalan söylemeye, karşı tarafı aşağılamaya sevk eder.

Benim param
Zaten, "Benim param senin paran" demeler bana göre müthiş birer 'soğuma' mekanizmasıdır. Hele hele parasını saklamak, az göstermek, alınan malları kendi üzerine yapmalar, bütün bu tarz davranışlar hepsi evlilikte tarafları birbirinden soğutur. Güven çok önemlidir. Saklamak, kazık atmak olarak algılanır. Ekonomiler ne kadar gerekli olursa olsun, taraflarca abartılmamalı. Gerekli zamanlarda, lüzumlu olan harcamalar yapılabilmelidir. "Kendine gelince var bana gelince yok" demeler, seyahat, doktor, psikoloğa gitmeyi lüks saymalar; eşinin kuaföre, yemeğe, kendine yaptığı harcamalara kızmalar, şahısları gizlemeye, yalan söylemeye ve en önemlisi 'diş bilemeye' sevk eder.

Çöküş
Başkalarının yanında küçük düşürmeler, manasız şakalar, gereksiz laf çakmalar, eşini başkası ile karşılaştırmalar veya anlamsız örnek göstermeler, hepsi eşleri birbirinden soğutur. Hiçbir şey unutulmaz, zamanı gelince temcit pilavı gibi ısıtılır ısıtılır önümüze konulur. Soğumalar başladıkça, seks hayatı aksamaya, teklemeye, alarm vermeye başlar, sonunda da duruverir. Esasında, bu bir çöküşün başı değil, sonudur. Daha doğrusu tarafların arasındaki soğukluğun göstergesidir. Şahıslar ancak mesele yoktur. Ama yapamazsa? İşte ileride olacakların tohumların atılmaya başlamıştır. Kar topu gibi başlar zamanla çığ gibi olur. Ve bazen de evliliğimizi ezip geçer. Ama gelin bunları düşünmeyelim. Hâlâ hoşlanıyoruz, seviyoruz, zevk alıyoruz, paylaşıyoruz, dokunuyoruz. Bir gün bir bakıyoruz eşimiz bize bir sebepten bağırıyor. Yahut itham ediyor veya karşı tarafı tutuyor, en mühimi bizi kırıyor. Haksızlığa uğradığımızı bunu hak etmediğimizi düşünüyoruz. Alttan alsak ezildiğimizi, taviz verdiğimizi sanıyoruz; biz de yangına körükle gitsek, bu sefer kavga uzuyor ve tabii sonradan unutamayacağımız, bir sürü laflar ediliyor. Haydi başlıyoruz küsmelere, tavır koymalara, surat asmalara. Her seferinde, her tekrarında, aslında biz bir şeyler kaybediyoruz ve kinleniyoruz. En azından tortusu kalıyor. Ve bu dışarıya vurulmuyor ama, şuur altınızda, eksi hanesine yazılıyor. Hele dayak, itiş, kakış, küfür, ihanet, kıskançlık söz konusu ise iş cidden o zaman kendilerine gelir ve önlem almaya yönelirler. Ya evlilik terapistine gitmeyi akıl ederler, yahut da pek çoğunun yaptığı gibi ihanet ederler. Bilerek veya bilmeden bir arayışa girer ve duygusal boşluklarını, öyle yanlış bir yolla doldurmaya çalışırlar. Tabii evlilik terapisinin haricindeki yollar, aradaki kopma durumuna gelmiş bağları, daha da kötü yapar. Sevgili okurlar bunu şöyle bir örnekle bitirelim. Farz edelim ki bir yerimizi kaşıdık ve orada bir sivilce çıktı. Oynadıkça mikrop kaptı yara haline geldi. Hala tedbir almadık, merhem filan koymadık üstüne üstlük kanattık sıktık vs. Şimdi çıban oldu. Bunun için doktora mı gidilirmiş dedik ve bir gün bir baktık iş kötüleşmiş ve bir kütle olmuş. Şimdi doktor artık şart değil mi? Dua edelim de geç kalmamış olalım, bir sivilce derken bir kist veya kanserle karşılaşmayalım.

Evliliğin düşmanları
------------------------------------
Evliliğinizin huzur içinde sürmesini istiyorsanız yapmamanız gerekenleri
bilmeniz gerekir.

Eleştiri
"Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.

Genelleme
"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.

Aklını okumak
Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.

İşi yokuşa sürmek
Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.

Geçmişi hatırlatmak
Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.

Hep haklı olmak
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.

Sorumluluk
Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.

Mantıksal yaklaşım
"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.

Sözünü kesmek
İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.

Terapist yaklaşımı
Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 28-07-2006, 01:58
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

SORULARLA ERKEN BOŞALMA

Cinsel ilişkilerin en az yarısında her iki tarafın da tatmin olmasını engelleyecek kadar kısa sürede boşalmanın meydana gelmesidir. En şiddetli durumunda, ki bu nadir rastlanan bir durumdur, herhangi bir penil uyarı olmadan, yalnızca seksüel uyarıları düşünmek dahi ejakulasyonu tetikler. Ancak daha sık olanı vajinaya penetrasyon sırasında ya da hemen vajinaya girer girmez olanıdır.
Erken boşalmadaki önemli kriter ejakulasyonun erkeğin ve partnerinin isteklerinden önce olması ve bunu seksüel ilişkilerinde sıkıntıya yol açmasıdır.

ERKEN BOŞALMA NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR?
Erken boşalmanın temel belirtileri olan : Boşalma küçük cinsel uyarılarla ve neredeyse kontrolsüz bir şekilde meydana gelmesi, Cinsel tatminde azalma,Suçluluk, utanç ve hayal kırıklığı hissi erkekleri etkileyen en sık görülen seksüel problemdir. Çalışmalar bu problemin erkeklerin %40’ında endişelenmeyi gerektirecek bir boyutta olduğunu göstermektedir.

ALTTA YATAN FAKTÖRLER NELERDİR?
Bazen ilk ilişkiden itibaren ortaya çıkabileceği gibi bazı durumlarda da daha önce problemi olmayan bir kişide daha sonra gelişebilmektedir.
Düzensiz cinsel ilişki, kişinin düzenli boşalamıyor olması burada önemli bir faktördür.Ayrıca ilişkiye verilen önem ve gerginlik yani performansın çok önemli olarak algılandığı durumlarda da ortaya çıktığı görülmektedir.
Kişinin ilişkiyi algılayış şekli önemlidir: İlk cinsel deneyimlerin sağlıklı olmayan ortamlarda yaşandığı durumlarda kişinin aşırı gergin ve bir performans gösterme gereği içerisinde ilişkiye yaklaştığı durumlarda erken boşlamanın sık görüldüğünü görmekteyiz.
Kişinin olaya verdiği değer, önemin fazla olması, yani performans anksiyetesinin yoğunluğu, düzensiz cinsel ilişki ya da nörojenik hassasiyetin varlığı erken boşalmayı yaratmada önemli faktörler olarak görülmektedir.

FİZİKSEL BİR NEDENİ DE OLABİLİR Mİ?
Genellikle altta yatan neden psikolojik olsa da nadiren fiziksel bir neden (prostat bezi inflamasyonu veya sinir sistemi fonksiyon bozukluğu gibi) de etken olabilir:
- Sempatik sinir sistemi hasarı (örneğin abdominal ameliyat sonrası)
- Prostat hipertrofisi ve prostatitis
- Üretrit
- Diabetes Mellitus (şeker hastalığı)
- Bölgesel genito-üriner hastalık
- Bölgesel duyu hasarı
- Polisitemi
- Polinörit vb. gibi organik faktörler etkili olabilir.

ERKEN BOŞALMA DAHA SIK OLARAK HANGİ YAŞLARDA GÖRÜLÜR?
Her yaşta olmakla beraber en çok genç erkeklerde görülür. Erken boşalma erkeğin yaşından çok seksüel deneyiminin yeni olmasından (yeni bir partner , vb) kaynaklanmaktadır. Ancak yaş ilerledikçe ikincil ereksiyon için gereken sürenin uzaması, tam ereksiyona ulaşamamadan dolayı başvurular sıkça olmaktadır. Ereksiyon tam olamayınca erken boşalma kaçınılmaz olmaktadır. Çoğu zaman evliliklerde eşler bu sorunu kabullenmiş görünüyor, oysa evlilik dışı bir ilişkiye girildiğinde yeni partner için bu sorun büyük paniğe yol açabiliyor.

TEDAVİSİ NEDİR?
Öncelikle erkeğin psikolojik yapısını inceleyip psikosomatik bir durum var mı, yoksa uyarıyı arttıran özel bir sebep var mı, onu araştırıyoruz. Önemli olan bir uzmana başvurulması. Erken boşalma sorunu da olsa erkekler bir uzmana başvurarak bu konuyu anlatmaya çekiniyor.
Kişinin boşalmanın kontrolünü elde etmesi için bazı ev ödevleri verilir. Kişinin kendisinin ve eşiyle beraberken yapacağı birtakım çalışmalardan oluşur. Burada kişinin boşalmanın kontrolünü sağlaması için egzersizler oluşturmaktadır. İlaç tedavileri de destek olarak verilmekle birlikte ev ödevleriyle kişinin ilaca bağımlı olmaksızın kendi başına kontrolü sağlaması amaçlanmaktadır.
Tedavide, kişinin olayı algılayış biçimi, partnerinin olup olmaması ve onunla beraber terapiye gelmesi çok önemlidir.
Cinsel tedaviler eğer kişinin başka bir kişilik veya ilişki problemi varsa uygun değildir. Öncelikle kişinin diğer problemlerinin ele alınması ve tedavisi gerekir.Çünkü bu problemler cinsel tedavide engel oluştururlar.Örneğin: kişinin depresyonu ya da partner problemi , boşanma döneminde cinsel tedaviden önce depresyonunun ve ilişki problemlerinin düzenlenmesi gerekmektedir.

EGZERSİZLER
Tedavide egzersizler kişinin kendi başına yapacağı çalışmalar ve partneriyle yapacağı çalışmalar şeklinde düzenlenmektedir.
Erken boşalmada boşalma refleksif hale gelmeden kişinin bunu hissetmesi ve durdurması hedeflenir. Çok erken boşalan kişide, bu noktada herhangi bir egzersiz (sıkma, germe, çift yönlü germe) uygun değildir.
En sık olarak sıkıştırma / sıkma tedavisi de kullanılmaktadır. Cinsel ilişki sırasında veya öncesinde eğer erkek erken boşalma olacağını hissederse cinsel ilişkiye ara verir ve kendisi veya eşi penisi baş ve işaret parmakları ile kavrayarak sıkar; ve penisin uç kısmının hemen gerisine yaklaşık 20 saniye süresince hafif bir basınç uygular, daha sonra cinsel ilişkiye baştan başlanır. Bu yöntem gerektiği kadar sıklıkla uygulanabilir. Basit bir eğitim şekli de ilişki halinde veya mastürbasyon yaparken: penisinizi sizin yada partnerinizin uyarması fakat boşalmadan hemen önce bu uyarıyı durdurması, 30-60 sn. uyarıyı durdurduktan sonra tekrar uyarması ve boşalmadan az önce durdurması şeklinde bir siklusu 5-6 kere tekrarladıktan sonra ancak boşalmaya izin vermektir.
Burada unutulmaması gereken husus, hasta ve partnerinin verilen ödevleri algılayabilecek düzeyde olması ve öncelikle diğer tetkiklerinin tamamlanmış olarak bu terapilere başlanmasının önemidir.

TEDAVİDE DİĞER YÖNTEMLER:
Düzenli bir cinsel yaşam ve sürekli bir partner öneriyoruz. Ayrıca İlaç tedavisi - dopamine antagonistleri - antidepresanlar - anksiyolitikler - Anestezik etkili losyon/kremler de davranış terapiye ek olarak önerebiliyoruz. Ayrıca yoga meditasyondan da fayda görüldüğünü belirten çalışmalar mevcuttur.
Davranış tedavisinin başarı oranı %60-90 arasındadır. Ancak, eşlerin birbiri ile uyumunun iyi olması gerekir ve tedavi edildikten sonra da erken boşalma tekrarlayabilir.

ERKEN BOŞALMANIN ETKİLERİ NELERDİR?
Bir çok erkek zaman zaman erken boşalma problemi yaşamakta ve sonradan kendileri bu sorunu çözmektedirler. Tedavi gerektiren durumlarda ise oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir
Kalıcı “erken boşalma” hem erkeğin hem partnerinin seksüel fonksiyonları üzerine zararlı etkileri vardır. Çoğu erkek ilk ilişkilerinde erken boşalma eğilimindedir. Erkeğin cinsel deneyimlerinin sayısı arttıkça ve sevişmenin yapılabildiği uygun ortamlar doğdukça daha güvenli olur ve erkek kendini tutmayı öğrenir. Çoğu erkek bu problemin üstesinden gelir ama bazıları bir uzmanın görüşüne ihtiyaç duyar.

Cinsel sorunlu erkek doktora gitmiyor
Cinsel işlev bozukluğu olan erkekler tabuları aşamıyor. Bu yüzden erkekler doktora gitmek yerine kulaktan dolma bilgilerle eczaneden reçetesiz ilaç alıp kullanmayı tercih ediyor.

“Aşk sizi sağlıklı kılar” sloganıyla bir toplantı düzenleyen Aile Sağlığı Araştırma Derneği (ASA) 6 bölgede 1205 eczacı üzerinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı.

Araştırmaya göre cinsel işlev bozukluğu Türkiye’de 40 yaşını geçen her 10 erkekten yedisini etkilese de hekime başvurma oranı son derece düşük. Cinsel sorunu olan erkeklerin çoğunluğu eczaneden reçetesiz ilaç satın alıp kullanmayı tercih ediyor.

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUĞU KALP VE DİYABET HASTALIĞI HABERCİSİ OLABİLİR
ASAD Genel Sekreteri Prof. Dr. Emre Akkuş, araştırmayla ilgili şu bilgiyi veriyor:
“Araştırmaya göre hastaların yüzde 62’si kendi bilgileriyle isim verip eczaneden ilaç satın alıyorlar. Doktora başvuran doktor reçetesiyle ilaç satın alanların oranı ise yalnızca yüzde 14. Eczacılardan danışmanlık alanların oranı ise yüzde 24. Bu son derece sakıncalı bir durum. Erkeklerdeki cinsel işlev bozukluğu problemi diyabet, kalp damar hastalığı gibi birçok hastalığın ön belirtisi olabilir. Doktora gitmeden bir erkek bu tip ilaçları kullanırsa yaşamsal risk taşıyan hastalıklar da atlanabilir. Yaptığımız araştırmada da eczacıların da ilaçlar ve yan etkileri konusunda yeterince bilgili olmadıklarını saptadık. Hekime başvurup kesin tanı almadan bu tip ilaçların kullanımını önermiyoruz. Bu yüzden eczacıları da ülke genelinde bilinçlendirecek bir eğitim çalışmasına başlıyoruz. İlki İzmir’de yapılacak ve eczacılara sertifika verilecek.”

HASTALAR DEPRESYONA GİRİYOR
ASAD Başkanı Prof Dr. Halim Hattat, hekime danışmadan ilaç kullanmanın sakıncalarını şöyle dile getirdi:
“Hekime başvurmadan ilaç alanların büyük bir kısmı, daha sonra ‘denedim, hiçbir etkisi olmadı’ diyerek depresyon içinde bize geliyor. Oysa bu ilaçlar, doktor tavsiyesiyle ve onun önerdiği şekilde kullanıldığında yararlı olan ilaçlardır. Bu ilaçlara hiç gerek kalmadan hastanın problemi çözülebilir. Bu nedenle mutlaka hekime başvurulmalı.”

DANIŞMA HATLARINA İLGİ BÜYÜK
Tabular ve cinsel işlev kaybının yaşlanmanın doğal sonucu olduğuna inanılması erkeklerin hekime başvurmasını engelliyor. Cinsel danışmanlık hizmeti veren telefon hatlarına ise büyük ilgi var.
ASAD Başkanı Prof Dr. Halim Hattat “Bizim derneğimizin telefon hattımızı yılda 80 bin kişi aradı. Bunların yüzde 87’si erkek, yüzde 13’ü ise kadındı. Erkeklerde erken boşalma sorunları, penis boyu, orgazm sorunları, kadınlarda ilk gece korkusu kızlık zarıyla ilgili sorunlar, kadınlarda ise vajinusmus, cinsel istek sorunları ön planda. Telefon hattına başvuranların büyük çoğunluğu 18-30 yaş grubunda. Cinsellikle ilgili bilgilenme ihtiyacı çok yüksek. Biz tedavi ihtiyacı olanları ASAD üyesi Türkiye genelinde 23 üniversitede görev yapan üyelerimize yönlendiriyoruz” diye konuştu.
Uzmanlar çiftlere cinsellikle ilgili sorunları aralarında konuşmalarını, ay süren işlev bozukluklarında ise muhakkak hekime başvurmalarını öneriyor.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 02-08-2006, 02:47
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: SAĞLIK: HANGİ VİTAMİN NEDEN NE KADAR ALINMALI?

Sebze ve meyve sağlık kalkanı

Günde 2-5 porsiyon meyve, 2-8 porsiyon sebze tüketmek hem kalp-damar hastalıklarına, hem de bazı kanser türlerine karşı korunma sağlıyor
TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

Beslenme alışkanlıkları kardiyovasküler hastalıklar ve kanserde önemli rol oynuyor. Yüksek oranda sebze ve meyve tüketimi birçok kronik hastalıklardan korunmada etkili. Araştırmalara göre Batı ülkelerinde günde 3 ve üzeri porsiyon meyve tüketiliyor ki bu rakam kronik hastalıklardan korunmada yeterli bir rakam değil. Normalde günde 2-5 porsiyon arasında meyve, 2-8 porsiyon arasında sebze tüketmek gerekiyor.

Sebze ve meyve tüketimi ile, kalp-damar hastalıkları, bazı kanser türleri, inme, Alzheimer hastalığı, katarakt ve yaşla ilintili fonksiyonel kayıp riskinin azalması arasında kuvvetli bir ilişki var. Bu etkinin sebze ve meyvelerin içerdiği diyet posası, folat, potasyum ve C vitamini, E vitamini, beta-karoten gibi antioksidan vitaminler dışında güçlü antioksidan etkinlik gösteren biyoaktif fitokimyasal bileşenlere bağlı olduğu belirtiliyor.

Liflerin gücü

Vücudumuzda gerçekleşen ve oksidasyon denen bir grup kimyevi reaksiyon sonucunda ortaya çıkan bazı maddeler, bilhassa DNA üzerinde hasara yol açarak çeşitli hastalıklara zemin hazırlar. Sebze ve meyvelerde bulunan lifler, yediklerimizle birlikte istemeden alınan çeşitli zararlı maddeleri emerek dışkı ile vücuttan atar.

Amerikalı kadınlar üzerinde yapılan bir diğer araştırmaya göre, günde iki porsiyondan fazla sebze ve meyve tüketenlerde, akciğer kanseri görülme riski yüzde 21-32 oranında daha az. Ayrıca, karnabahargiller (lahana, brokoli, karnabahar), turunçgiller ve karotenden zengin sebzelerin akciğer kanserinin gelişme riskini azalttığı bildiriliyor.

Turunçgiller

Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinin kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle yenirse, kolesterolü düşürür.

Portakal: Soğuk algınlığı, grip, incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardım eder.

Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırır.

------------------------------------------------------------------------------

Antioksidan ve hücre koruyucusu: Selenyum

En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatıyor
TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır, özellikle glutatyon peroksidaz enziminin yapısında rol alır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır.

Erkeklerin selenyuma kadınlardan daha çok ihtiyaç duydukları düşünülür. Erkeklerde bulunan selenyumun yarısı üreme sisteminde bulunur. Vücuttaki selenyum miktarı 1 mg'den azdır. Bağırsaklardan yüzde 60 oranında emilir ve vücutta erkeklerde testiste, her iki cinste dalak, böbrek ve pankreasta bulunur.

Neye yarar?

En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelliği ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır.

Sigara, alkol, okside yağlar, cıva, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Kan hücrelerinin kromozomlarının zarar görmesini önler. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar.

Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklardan korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir. Keshan hastalığı olarak tanımlanan bir kalp damar hastalığı üzerinde etkilidir.

Selenyum eksikliği, toprağın selenyum açısından zenginliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Toprakları bu mineral açısından fakir yörelerde selenyumdan zengin yörelere göre meme, akciğer ve kalınbağırsak kanserlerinin sık görülmesi söz konusudur.

Kas yapısında zayıflığın belirmesi, kalp ve damarlardaki esneme kabiliyetinin azalması eksikliğinin belirtilerindendir. Çocuklarda eksikliği fetal kardiyomyopatiye neden olur.

Selenyumun sürekli alımı zararlı olabilir. Görme, kas ve kalple ilgili sorunlar, diş çürümeleri, ağızda kötü bir tat ve koku oluşumu, deride değişiklikler, saçta dökülme ve tırnakta kırılma görülebilir.

Selenyumu En Bol Yiyecekler:

En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toprağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.
Patates 200 gram (903 mikrogram)
Tonbalığı 85 gram (69 mikrogram)
Yumurta, 1 orta boy (31 mikrogram)
Ayçekirdeği 28 gram (22 mikrogram)
Hindi göğsü: 85 gram (27 mikrogram)
Tavuk göğsü: 85 gram (22 mikrogram)
Ekmek (1 dilim=25 gram) (10 mikrogram
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:14 .