![]() |
Insan Dogasi Uzerine
*kavram 1. confirmation bias--dogrulama egilimimiz
Bu basligi ne kadar devam ettirebilirim, yada ettirip ettirmeyecegimi bilmiyorum. Ama insani, insanin dogasini ve dolayisiyla davranisini anlamak adina bu basligi acmak ve dogamiza iliskin paylasmak istedim. Cesitli kavramlardan bahsedecegim, bu kavramlar bazilariniza yabanci olabilir, bazilariniz ise zaten biliyor olabilir. Dolayisiyla, eger sizin de vakif oldugunuz kavramlarsa, lutfen deneyiminizi ve fikrinizi genel okuyucuyla paylasin. Birinci kavram olarak confirmation bias denilen, onaylama egiliminden bahsedecegim, ve bunu yaparken yazinin devaminda DuzDunyacilardan ve yaratiliscilardan bir orklemede bulunacagim. Aslinda DuzDunyacilik yada yaratiliscilik burada hedef degil, kavrami aciklamak icin cok iyi orneklerdir. Onaylama egilimini yada yanliligini diyelim, bilgiyi mevcut inanclarimizla uyumlu olani arama veya yorumlama egilimini tarif etmek icin kullaniyoruz. Genellikle kasitsiz olarak gerceklesen bu surec, insanlarin bilgileri secerken farkinda olmadan belirli bir yone dogru ilerlemelerine neden olur. Bildiginiz gibi, duz dunyacilar, Dunya'nin duz olduguna dair inanclarini guclendiren kanitlari arama egilimindeler. Onaylama yanliligi, bu bireylerin bilgiyi secme sureclerinde onemli bir rol oynar. Mevcut inanclarini dogrulayan ve destekleyen bilgilere odaklanirlar. Ornegin, bilimsel kanitlarin cogunu reddederler ve dunyanin yuvarlak oldugunu iddia eden kanitlari gormezden gelirler. Bu egilim, siklikla cesitli kaynaklarda mevcut olan farkli bakis acilarini veya celisen kanitlari gormezden gelmelerine neden olur. Duz dunyacilar, genellikle kendi inandiklari dogrultuda olan bilgilere odaklandiklari icin, diger gorusleri dikkate almazlar veya reddederler, ve sosyal medyada genel olarak agresif tavirlari gozlemlenir. (Bana kufur eden DuzDunyaci arkadaslar oldu fakat bu bireysel bir deneyimdi. Yine de genel olarak bu tavri kendim gozlemledim) Bu, egilim, onlarin gercegi arama surecini sinirlar ve konu hakkinda objektif bir anlayis gelistirmelerini engeller. Bir diger ornek, yaatiliscilikla ilgilidir. Yaratiliscilar, dunyanin ve tum canlilarin Tanri tarafindan yaratildigina inanirlar --ve canliligin degismedigini iddia ederler--ve bu inanclarina uygun kanitlari ararlar. Ornegin, evrim teorisini destekleyen bilimsel kanitlari reddederler ve bunun yerine evrenin ve canlilarin kokeni hakkinda Kutsal KitaplardakiYaratilis aktarimlarina odaklanirlar. Peki bunu niye yapariz? Yani bu davranisin sebebi nedir? Bunu bir ornekle aciklayalim. Bir firinci, un, su, maya ve diger malzemeleri karistirarak hamur yapar, degil mi. Bu hamuru yogururken, malzemeler homojen bir yapi olusturacak sekilde bir araya gelir. Benzer sekilde, insanlar da yasadiklari toplumun etkisi altinda sekillenir. Toplumsal normlar ve degerler, insanlarin kimliklerini ve dunya goruslerini olusturur. Bu surec, bir firincinin hamuru yogurmasi gibi, insanlarin da toplumlarina uygun davranislar sergilemelerine sebep olur. Aslinda neredeyse hepimiz -- dunyanin buyuk cogunlugu olarak-- sekillendirilen, yogrulan hamurlar gibiyiz. Yoguranlar ise bu isten ekmek yiyenlerdir. Yani firinin sahibinin sahibidir. Bu sebep kismi aslinda cok yonlu ve derin fakat yuzeysel olmasi ve uzun olmamasi icin simdilik burada kesiyorum. Goruslerinize & deneyimlerinize aciktir. |
Thomas Hobbes: İnsan Doğası Bencil ve Çıkarcı mı?
Jean-Jacques Rousseau: İnsan Doğasının Masumiyeti |
Psikiyatr : diplomalı torbacı. :)
"BATI SİYASAL DÜŞÜNCE TARİHİNDE" - İnsan Doğası Nedir? |
Davranisin dogasina iliskin dort aciklama
Bu yazida, davranisin biyolojik dogasina iliskin--ki farkli bakis acilari var fakat biyolojiden giris yapalim--dort aciklamadan bahsedecegim.
Gundelik hayatta davranislari yorumlarken genellikle insanlarin niyetlerine odaklaniriz. Mesela, "O bunu yapmistir cunku sunu yapmaya calisiyordu..." veya "O bunu yapmistir cunku sunu istemisti..." gibi cumleler kullaniriz. Ama cogu zaman insanlarin niyetlerini bilemeyiz. Cogu zaman, insanlar kendi davranislarinin nedenlerini bilemez. Esneme ve gulme bunlara iki ornektir. Bu davranislari yapariz ama noiye yaptigimizi cogu zaman bilmeyiz. Gelin, simdi bunlara dort aciklamayla deginelim. Evet, gunluk hayatta bu tur davranislari yorumlarken, biyolojik aciklamalar dort ana kategoriye ayrilir: fizyolojik, ontogenetik, evrimsel ve islevsel. Fizyolojik aciklama bir davranisi beynin ve diger organlarin aktivitesiyle iliskilendirir. Vucudun mekanizmasiyla ilgilidir; ornegin hormonlarin beyin aktivitesini nasil etkiledigini ve beyin aktivitesinin kas kasilmalarini nasil kontrol ettigini aciklar. Ornegin, korku aninda vucudumuz stres hormonu olan adrenalin salgilar. Adrenalin, kalp atislarini hizlandirir, kan basincini yukseltir ve kaslari gerer. Bu fizyolojik tepkiler, vucudun tehdit durumunda savas ya da kac tepkisi vermesini saglayarak hayatta kalma sansini artirir. Beynimizdeki amigdala gibi yapilar bu tepkilerin yonetiminde onemli rol oynar ve bu surecler, evrimsel olarak gelismis savunma mekanizmalarimizin bir parcasidir. Ontogenetik terimi, varolusun kokeni veya gelisimi anlamina gelen Yunanca kokenden [genesis] gelir. Ontogenetik aciklama bir yapi veya davranisin nasil gelistigini aciklar; genlerin, beslenmenin, deneyimlerin ve etkilesimlerin etkilerini icerir. Ornegin, durtuleri inhibe etme yetenegi bebeklikten baslayarak genclik yillari boyunca asamali olarak gelisir, bu da beyinin frontal bolgelerinin olgunlasmasi anlamina gelir. Evrimsel aciklama bir yapi veya davranisin evrimsel gecmisini yeniden olusturur. Bir hayvanin karakteristik ozellikleri neredeyse her zaman atal turlerde bulunan bir seyin modifikasyonlaridir. Ornegin, maymunlar ara sira arac kullanir ve insanlar bu yetenekleri gelistirerek araclari daha iyi kullanabilme yetisini evrimlestirmislerdir. Baska bir ornek, kuslarda gorulen goc etme davranisidir. Turlerin hayatta kalabilmesi ve besin kaynaklarina ualsmasi icin bu evrimsel bir avantaj. Gocmen kuslar, iklim degisiklikleri ve kaynaklarin mevsimsel degiskenliklerine uyum saglamak icin uzun mesafeler kat ederler. Bu davranis, atalarinin gecmisteki adaptasyonlarindan gunumuze miras kalan ve turlerin populasyonlarini korumasina yardimci olur. Islevsel aciklama ise bir yapi veya davranisin neden ve nasil evrimlestigini aciklar. https://qph.cf2.quoracdn.net/main-qi...eff98e48bb6-lq deniz atiyla akraba olan bir Avustralya baligi olan deniz ejderi, yosun bitkileri arasinda yasar, yosuna benzer ve genellikle yavas ve amacsizca suruklenerek yosun gibi davranir. Islevsel bir aciklama, potansiyel yirticilarin yenmeyen bitkilere benzeyen bir baligi gozden kacirmasidir. Tabii bu da evrimsel olarak onun isine geliyor. Ornegin, bircok tur dogal ortamlarina uygun bir gorunume sahiptir. Bu, hayvanin yirticilara karsi gozden kacar olmasini saglar. Bazi turler davranislarini da kamuflajin bir parcasi olarak kullanir. Ornegin, Meksika ve guneybati Amerika Birlesik Devletleri'ne ozgu bolge-kuyruklu sahinler akbabalar arasinda ucar ve kanatlarini akbabalarinkine benzer bir sekilde tutar. Bu sayede avlari onlari gormezden gelir ve sahinler kolay bir sekilde avlarini yakalayabilir. Bir ilginc ornek daha vereyim. Mesela, fillerin buyuk kulaklari, vucut sicakligini duzenlemelerine yardimci olur ve sicak iklimlerde serin kalabilmelerini saglar. Bu buyuk kulaklar ayni zamanda fillerin iletisimde de rol oynar, sesleri yukselterek uzak mesafelerde diger fillerle iletisim kurmalarini saglar. her seyin bir amaci-islevi var :) Bunlari neden anlattim? Yukaridaki bu biyolojik aciklamalar, gunluk hayatta gozlemledigimiz davranislari ve yapilari bilimsel bir bakis acisiyla anlamamiza yardimci olur. Bilim, fenomenlere iliskin, nesnel aciklamalarda bulunur. :amen: |
Neden Duygularimiz Var? --1
Bu soruyu, yazinin sonunda cevaplandirmaya calisacagim fakat oncelikle bir dusunce deneyi yapalim.
Bir gun uyandigini ve hic duygunun olmadigini hayal et. O gun ne yapacagina nasil karar vereceksin? Hangisinin onemli oldugunu yada olmadigini nasil bileceksin? Eger hic duygu olmasaydi, sicak ve rahat bir yatakta olmak yi ne de guzel hissettirir miyidi? Ise gitmekten heyecan duyar miydin? Ya da gitmezsen ne olacagindan endise duyar miydin? Peki, kalkip yola cikmis ve karsidan karsiya geciyorsan - eger bir arac sana dogru geliyorsa acele etmekle ugrasir miydin? Seni motive eden hic bir sey yoksa, niye ugrasasin ki! Evet, bunlar ilginc sorular. Peki fonksiyonu nedir? Aslinda, fonksiyonuna iliskin cevap yukaridaki sorularda gizli. Bunlar--duygularimiz-- hayatimizin her aninda aldigimiz kararlari yonlendirmemize yardimci olur. Cevremiz (ve kafamizdaki dusunceler) surekli duygusal tepkilere neden olur. Yaptiklarimizin buyuk bir kismi, bir duygu durumunu degistirme veya koruma arzusundan kaynaklanir - iyi hisleri korumak veya kotu hislerden kacinmak icin. Duygularimiz olmadan hayat cok farkli olurdu. Karar vermek ve harekete gecmek icin bir itici guce ihtiyacimiz vardir ve duygular bu itici gucu saglar. Gunluk yasamimizin akisini, [genelde] duygusal tepkilerimiz ve hislerimiz belirler. Hayatimizi yonlendiren bu duygusal surec, aslinda her an icinde oldugumuz bir deneyimdir. Kokeni ile ilgili sorulan sorular aslinda bir bakima daha derin sorulardir. Duygularimizin evrimsel kokenlerini arastirmak belki sorumuza cevap verebilir. Bu baglamda, evrimsel olarak duygu dedigimiz fenomen, insan turunun hayatta kalma ve cogalma sansini artiran onemli adaptasyonlardir. Korku gibi duygusal tepkiler, tehlikeli durumlarda kacma veya savunma tepkileri gostermemizi saglayarak atalarimizin hayatta kalma sansini artirmistir. Ayni sekilde, sevgi ve baglilik gibi duygular, sosyal gruplar icinde dayanismayi guclendirir. Mesela bu konuda ornek olarak, sevgi ve baglilik duygusunu da ele alabiliriz. Bu duygular, dayanismayi reinforce eder. Bize evrimsel bir avantaj saglar. Insanlarin birbirlerine duyduklari sevgi ve baglilik, grup icinde isbirligi yapmalarini tesvik eder ve birlikte hareket etmelerini saglar. Bu da avlanma, beslenme ve guvenligi saglama gibi temel yasamsal islevleri yerine getirirken grup icinde korunmayi ve toplumsal destek almayi kolaylastirir. Dolayisiyla, sevgi ve baglilik duygulari, insan turunun sosyal evriminde onemli bir rol oynamis ve gruplarin guclenerek hayatta kalma sansini artirmistir. Evrimsel izleri olmasina ragmen fakat yine de duygularimiz gercektir. Onemlidir ve degerlidir. Duygular ayrica, motivasyonel olarak harekete gecmemizi ve sosyal normlara uyum saglamamizi destekleyerek toplum icindeki sosyal adaptasyonumuzu guclendirir. Evet, fazla uzatmadan, sonuc olarak ne diyebiliriz? Sanirim, duygular hem biyolojik ve sosyal evrimimizin temel bilesenlerinden hem de bizi "biz" yapan temel durumlardan biridir diye ifade edebiliriz. |
Neden Duygularimiz Var? --2
Duygularin Evrimi ile Ilgili
Yukarida kisaca bir giris yaptik. Simdi biraz daha derine inelim. Bildiginiz gibi, insanlar da dahil olmak uzere, dunya uzerindeki tum canlilar diger organizmalardan evrimlesmistir. Biyolojik yapilarimizin bircogu diger turlerde bulunanlarla benzerlik gosterir. Fakat gel gor ki, psikolojik isleyisimiz birazcik farklidir. [ Bu farka eger girersem, 3. yada 4. yazida girecegim cunku konu duygularin kokeni yada temeliyle ilgili] Duygularimizi anlamak icin, onlarin kokenini ve evrildikleri amaci anlamak gerekir. Evrimsel perspektiften bakildiginda, problemleri hem dusunerek hem de karar verme sureclerini bilincli olarak degerlendirerek cozme yetenegimiz, sonradan gelistirdigimiz bir ozellik. Insan disi hayvanlar [non-human animals] dusunme ve mantik yurutme gibi yetilere bizim sahip oldugumuz olcude sahip olmasa da milyonlarca yil boyunca cesitli kararlar verdiler--hala vermekteler. "Bu yeni buldugum yiyecegi yemeli miyim?" veya "Burada guvenli bir sekilde uyuyabilir miyim?" gibi karmasik sorunlarla karsilasmislardir. Bu surecte duygular ve 'hissi durumlar', hayvanlarin dunyada nasil hareket etmeleri gerektigi konusunda kilavuzluk etmistir. Duygular ve 'hissi durumlar' basit bir ifadeyle hayvanlarin hangi seylere yaklasacaklarini ve hangilerinden kacinacaklarini belirlemelerine yardimci olur. Ornegin, bir hayvan yeni bir seyle karsilastiginda korku hissederse, dikkatli davranacak veya tamamen kacinacaktir. Bir hayvan yeni bir yiyecek tattiginda igrenme hissederse, o yiyecegi bir daha tuketmekten kacinacaktir. Bu tur duygusal tepkiler, hayvanlarin hayatta kalma sansini dogrudan etkiler: tehlike karsisinda dikkatli olan hayvanlar genellikle daha uzun sure yasarlar ve aci tadin zehir icerdigi bilgisi, hayvanlarda igrenme duygusunun gelismesine yol acar. 'Yaklasma' duygulari da hayatta kalma uzerinde onemli bir etkiye sahiptir. Milyonlarca yil boyunca hayvanlar, atalarinin hayatta kalmasini ve uremesini saglayan seyleri sevmek ve yaklasmak icin programlanmislardir. Sicakligi soguktan tercih etmek, kuru ortamlari islak ortama gore daha cok secmek [ve turune gore tam tersi gecerli] ve lezzetli yiyecekleri [genelleme yapmak guc fakat yine de boyle diyelim biz] tuketmek gibi tercihler, hayvanlarin dogal secilim surecinde guclenmelerini saglamistir. Yani, duygularimiz biyolojik ve sosyal evrimimizin temel taslarindan biridir. Insanlar ve diger canlilar icin duygusal tepkiler, hayatta kalma, ureme ve genetik mirasimizi devam ettirme konusunda kritik bir rol oynar. Bu nedenle, duygularimizin evrimi ve islevi uzerine arastirmada daha kat edecek cok yol vardir. Uzun fakat ihtisamli bir yol. |
Peki gülmenin ve ağlamanın evrimi için ne dersin?
Nietzche: ''insan o denli acı çeker ki gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır'' der |
Ilginc bir soru. Ayrica yine ilginc bir alinti. Paylastigin icin tesekkurler. Bu yazida aglamakla ilgili yazalim. Belki gulmekle ilgili de sonra yazariz, ne dersin yildiztozu? Dogaya bak. Doga, bir suru tuhaf ozellikler ve bir o kadar da ozgun davranislarla dolu. Fil burunlari, cekicbaliklarinin genis aralikli gozleri yada bazi hayvanlarin ciftlesme danslari gibi bircok ornek var. Ancak, insan aglamasi mesela, diger tum bu garip ozelliklerden farkli bir sey.
Biz aglariz. Aglamak, hem yaygin hem de dogal bir fenomen ve gunluk yasantimizin siradan bir parcasidir. Aglamak, insan varliginin dogal bir parcasi; yeni dogan bebekleri dusun, bunlar sagliklarini ve varliklarini duyurmak icin aglama ile baslarlar. Aglamak yaygin dedik ama, bizi diger hayvanlardan ayiran ozellik aslinda gozyaslaridir. Diger hayvanlar da uzgun olduklarinda inler, sizlanir veya ne bileyim feryat ederler; ancak duygusal gozyasi doken sadece biz insanlariz. Primatlar da dahil olmak uzere diger hayvanlar da goz yaslarina sahiptir ancak bunlarin gorevi gozleri temizlemek ve korumaktir. Bu ozelligin kokeni, gozyasi ureten bezler ile duygusal deneyimi hisseden beyin bolgeleri arasinda gelisen noron baglantilarina dayaniyor. Beyinde duygulari yoneten bazi bolgeler vardir. Zamanla, gozyasi ureten bezlerle bu beyin bolgeleri arasinda sinir baglantisi evrimlesiyor ve uzuldugumuzde, gozler sel gibi akiyor. Evrimsel bir hata olarak ortaya cikti bu ozellik. Ve zamanla hem insanlarin duygusal ifadesini zenginlestirmis hem de topluluk icinde baglilik olusturan bir iletisim aracina donusmus. Evrimsel olarak ise yariyor yani. Tabii aglamanin pek cok nedeni var. Basit fiziksel rahatsizliklarin sinyallerini vermekten, karmasik duygusal durumlari ifade etmeye kadar uzaniyor. Bebeklikten baslayarak, ciglik veya aciyla iliskili farkli aglama turleri gelistiririz mesela. Bu olay zamanla iletisimsel bir arac olarak islev gormeye baslamis. Yetiskinlikte ise aglama, derin duygusal ihtiyaclari ve karmasik duygusal durumlari ifade etmek icin arac olarak kullaniliyor -- cok uzun zamandan beri boyle suregelmis. Duygusal yada duygu temelli gozyaslari, sadece basit bir fizyolojik tepki degil, ayni zamanda icerdikleri hormonlar ve kimyasallar araciligiyla da onemli bir yansima. Ornegin, duygusal gozyaslari, diger turlerde bulunmayan ozel bir kimya icerir ve bu kimyasal bilesikler, guclu duygusal durumlarla iliskilendirilen hormonlar ve proteinler icerir. Evrimsel bakarsak, bu bilesikler, aglamanin duygusal dengeyi saglamamiza nasil yardimci oldugunu gosteriyor. Aglama, basit bir durum gibi gorunebilir ama gozyasi ureten bezleri dusun mesela. Bu bezler ile duygusal deneyimi kontrol eden beyin bolgeleri arasinda noral baglantilar var. Yani derine inence isler cok karmasiklasiyor. Neyse, toparlayacak olursak, insanlarin aglama olayi, hem evrimsel bir mirasin urunu olarak hem de duygusal ifade ve iletisim icin onemli bir mekanizma. Aglama dedigimiz sey, yukarida da ifade ettigim gibi, esasinda duygusal dengeyi korumamiza yardimci oluyor--islevi bu ve ise yariyor. Daha detayli konusmak istersen, daha derine ineriz. Sen, konuyu yonlendir, ben sana gore uyum saglar, yazarizm. Guzel soruydu, paylastigin icin yine tesekkur ederim. |
Yildiz tozu, F. Nietzsche'ye dair soylemek istedigim bir sey var. Bunlar, belki sen bilirsin ama belki bilmeyenler icin neden karanlik ve karamsar yazdigini biraz olsun aciklayabilir. Bu adam, 19. yuzyilin onemli filozoflarindan biri. Bu adam, hayati boyunca ciddi saglik sorunlariyla mucadele etmis. Cocukluk yillarinda baslayan ve onun yasaminin ikinci yarisinda daha da kotulesen migreni vardi. Bu rahatsizlik, onu hic durmayan/surekli bir sekilde aci icinde birakti. Yani, sadece bu degil, bunun disinda baska saglik sorunlari da vardi.
Nietzsche'nin hayatini berbat eden ve daha da kotulesen psikiyatrik rahatsizligi mesela-- bu da kronik depresyon. Nietzsche, bununla mucadele ediyor, ederken de karamsar, depresif, karanlik bir dunyada yasiyor. Bu durum, ruhsal dengesizligi ve icsel catismalari derinlestirdigi donemlerde tavan yapiyor ve yazilarina da yansiyor. Depresyonunun etkisiyle, Nietzsche'nin dusunceleri ve yazilari zaman zaman karamsarlik ve umutsuzluk izleri tasiyor. Bunun sebebi bu. Yani, felsefesini de etkileyen psikolojik bunalimlari ve acilari. Acilar gercektir. Keskindir. Maalesef, son yillarinda durumu daha da kotulesti. Zihinsel yetilerinde bayagi bayagi bir gerileme basladi ve sonunda derin bir dementia gelistirdi. -- Dementia hakkinda kisaca bilgi vermek gerekirse, bu bilissel fonksiyon kaybi anlamina geliyor. Kisaca, kisinin gunluk yasamini etkileyebilecek duzeyde dusunme, hatirlama ve mantik yurutme yetilerini kaybetmesi. Bu insanlar, zihinsel olarak cokuse gecerler, bazen duygularini kontrol edemezler, hatta kisilikleri degisebilir. -- Bununla birlikte felc gecirdi ve 1900 yilinda zaturreden dolayi hayatini kaybetti. Babasi da mesela, damarla ilgili zihinsel rahatsizlik geciriyor ve 36 yasinda inmeden oluyor. Bu da ilginc, uzucvu ve travmatik bir durum. Nietzsche'nin tum bu zihinsel ve bedensel saglik sorunlari, fikirleri ve dusunceleri uzerinde derin bir etki birakti. Hem zihinsel ve fiziksel acilari var. Bahsettigin temeldeki umutsuzluk, aslinda yasadigi bu travmatik ve acili deneyimlerin yansimasi. Dolayisiyla, ''insan o denli acı çeker ki gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır'' demesi de normal. Anlasilir ve uzucu bir sey. Bunu okudugumda, yuzumde uzgun bir gulumseme birakti. Yani, derin bir sey yassadiklari. Uzucu bir sey. |
Kiskanma uzerine
Kiskanma, oldukca karmasik bir duygu olup, evrimsel psikoloji, sosyal psikoloji ve biyoloji gibi cesitli disiplinler tarafindan surekli olarak incelenmektedir. Bu duygu, bireylerin sosyal iliskilerindeki dinamikleri anlamak icin kritik bir oneme sahiptir ve bu nedenle cok cesitli acilardan ele alinmistir.
Evrimsel psikologlar, kiskanmanin, es koruma, sadakatsizlik ve ureme basarisi ile ilgili belirli uyumsal zorluklari ele almak amaciyla evrimlesmis bir mekanizma oldugunu one surerler. Bu perspektife gore, kiskanma, bir partnerin sadakatsizligini engellemeye yonelik evrensel bir insan mekanizmasidir ve bu islev, eslerin korunmasi ve esliligin surdurulmesi amacini tasir. Ornegin, tarihsel olarak, bir erkek partnerinin baska bir erkekle iliskisi oldugunu dusundugunde, bu durum onun ureme basarisini tehdit edebilir. Dolayisiyla, kiskanma, erkekleri sadakatsizlikten koruyarak genetik materyallerinin guvenligini saglamayi hedefleyen bir adaptasyon olarak degerlendirilebilir. Benzer sekilde, kadinlarin kiskanma egilimleri, babalik yatirimini saglama amaciyla duygusal sadakatsizlikten endise duymalari seklinde ortaya cikabilir. Bu, kadinlarin partnerlerinin duygusal bagliliklarini korumaya yonelik bir mekanizma olarak islev gorebilir. Bu teoriyi destekleyen orneklerden biri, sempanzeler gibi bazi primat turlerinde yapilan arastirmalardir. Sempanzeler, degerli sosyal baglarin ucuncu sahislar tarafindan tehdit edilmesi durumunda kiskanclik davranislari sergileyebilirler. Ornegin, bir sempanze, sosyal hiyerarsisinde yer alan diger bir sempanzenin kendi sosyal baglarini tehdit ettigini gordugunde, bu tehdit karsisinda agresif davranislarda bulunabilir veya rekabeti bertaraf etmeye yonelik stratejiler gelistirebilir. Bu tur gozlemler, kiskanmanin sosyal baglari koruma amaci guden bir adaptasyon olarak evrimlestigini destekler. Evrimsel perspektif, kiskanclikta cinsiyet farkliliklarini da incelemistir. Arastirmalar, kadinlarin kiskanma egilimlerinin genellikle duygusal sadakatsizlikle baglantili oldugunu ve bu durumun babalik yatirimini saglama amacini tasidigini gostermektedir. Kadinlar, partnerlerinin duygusal baglarini baska bir kadinla paylasmalarindan endise duyarak, bu endiseyi kiskanclik yoluyla ifade edebilirler. Erkeklerin kiskanma egilimleri ise genellikle cinsel sadakatsizlikle iliskilidir ve bu, paternal belirsizlikten kaynaklanir. Yani, erkekler, cocugun biyolojik babasi olup olmadigini bilmedikleri durumlarda, partnerlerinin cinsel sadakatsizliginden endise ederler. Bu bulgular, kiskanmanin, baskalarinin onemli iliskileri ele gecirmesini engellemeye yonelik belirgin bir duygu olarak evrimlestigini one surer. Kiskancligin norobiyolojik yonu de arastirilmistir. Ozellikle vazopressin adli hormonun, es koruma davranislarinda rol oynayabilecegi dusunulmektedir. Vazopressin, sosyal baglari ve partnerlik iliskilerini duzenlemede onemli bir rol oynayabilir ve bu, insan deneyimindeki kiskanclikla iliskili olabilir. Ornegin, dusuk vazopressin seviyeleri, kiskanclik ve baglilik sorunlarina yol acabilir, bu da kiskanmanin biyolojik bir temele dayandigini gosteriyor olabilir. Ozetle, kiskanma, ureme basarisi, es koruma ve partneri elde tutma gibi belirli zorluklari ele almak icin evrimlesmis karmasik bir duygu olarak degerlendirilir. Kiskancligin evrimsel kokenleri ve hayvanlarda gozlemlenen davranislari, bu duygunun insanlarda ve diger turlerde duygular, sosyal davranislar ve ureme stratejileri arasindaki karmasik etkilesimlere dair onemli icgoruler sunar. Bu anlayislar, kiskanmanin sadece bireysel bir tepki degil, ayni zamanda evrimsel bir adaptasyon olarak ortaya ciktigini gosterir. Bu baglamda, kiskanmanin evrimsel temelleri, hem insan davranislarini hem de diger hayvan turlerindeki sosyal dinamikleri anlamada onemli bir rol oynar. |
Neden olduruyoruz? Neden oldurmek istiyoruz?
William Shakespeare'in Hamlet'inde dile getirdigi gibi, "Insan ne kadar da muazzam bir varlik, akilda ne kadar soylu, yeteneklerde ne kadar sonsuz, bicim ve hareket acisindan ne kadar etkileyici ve hayranlik uyandirici, eylemde ne kadar da melek gibi, algida ne tanri gibi!" Hamlet, insanlarin olaganustu bir tur oldugunu ifade etmisti; ancak kendisi, bu olaganustuluge dair tum takdirini kaybetmisti. Insanlar, piramitlerden gokdelenlere kadar etkileyici mimari yapilar insa etti. Okyanuslarin derinliklerine ve ayin yuzeyine kadar kesifler yaptik. Duygulari etkileyen ve dusunduren sanat eserleri yarattik.
Belki de bizi daha da etkileyici kilan sey, basari kapasitemizdir; ancak tarihimiz siddetle doludur. Sanat, bilim ve diger sofistike ugraslara saatlerce zaman ayirabilirken, nasil oluyor da cinayetler isleyebilir veya dunya capinda savaslar acabiliriz? Kendimizi diger turlerden ayri bir sekilde dusunme egilimindeyiz. Insanlar akil yurutme ve bilgiyi gelecek nesillere aktarma yetenegine sahip. Bu yetenek, eylemlerimizin esasen rasyonellige dayali oldugu izlenimini yaratabilir. Ancak bunu, kendi turumuzden diger bireyleri ortadan kaldirma eylemiyle nasil bagdastirabiliriz? Bu karmasik bir sorudur. Cevaplarin bir kismi, kendimizi hayvanlardan dusundugumuz kadar ayri gormemiz olabilir. Diger turlere insan ozellikleri atfetmek tehlikelidir; bu, hayvanlari insanlastirma riskini tasir ve onlarin davranis nedenlerini kendi nedenlerimizle ayni olarak varsayabiliriz. Ancak genel olarak, hayvan davranisinin icgudu, duygu ve akil urunu oldugu gorulmektedir. Bazi hayvanlar, digerlerinden daha fazla akil yurutme yetenegine sahiptir. Yine hayvan olan insan ise bu konuda en ust siradadir. Ancak bu, tum kararlarimizin yalnizca rasyonellik temelinde oldugu anlamina gelmez. Duygularimizin karar alma sureclerinde onemli bir rol oynadigi aciktir. Duygular, insan davranislarini etkileyen guclu bir faktordur. Bireyler, problem cozme asamasinda duygusal durumlari goz onunde bulundurarak farkli secimler yapabilirler. Duygular, rasyonel dusunme yetenegimizi destekler ve yonlendirir. Simdi, genetik, cevre ve duygularin bir kisiyi nasil bir katile donusturebilecegini inceleyecegiz. Evrimsel biyoloji bircok, hatta cogu davranisimizin tarih oncesi atalarimizdan miras aldigimizi one suruyor. Bu goruse gore, oldurme eylemi, atalarimizin rakiplerini ortadan kaldirarak kendi soylarinin hayatta kalmasini saglamis olmalarindan kaynaklaniyor. Baska bir deyisle, bizler siddetin cocuklariyiz. cunku bariscil atalarimiz, siddetli olanlar tarafindan ortadan kaldirildilar. Yani dogamiz, gecmisten gelen ozelliklerle sekillenmis durumda. Ancak bu gorus evrensel degildir. Farkli disiplinlerden bilim insanlari, evrimsel biyolojiyi elestiriyor; bu yaklasimin insan davranislarini asiri basitlestirdigini ve kotu davranislari genetik bir bahane olarak sundugunu belirtiyorlar. Insan beyninin evrimin bir urunu oldugu konusunda bilimsel bir konsensus bulunsa da, bazilari beynimizin Tas Devri'nde kaldigini dusunurken, digerleri beynin evrimsel biyologlarin kabul ettiginden cok daha esnek oldugunu savunuyor. Evrimsel biyolojiye karsi yapilan bir diger arguman, zihinlerimizin uyum saglama yetenegine sahip oldugudur ve bu uyum saglama sureci evrimsel biyolojinin aciklayabileceginden cok daha hizli gerceklesir. Dunyadaki kulturel farkliliklar, evrensel bir insan dogasinin olmadigini ve cevre ile bu cevreye uyumun her kulturun kendine ozgu bir dogasi oldugunu gosterir. Yuzeysel olarak, oldurme nedenimizin doga ve egitimsizlik tartismasina indirgenebilirgibi gorunuyor. Doga tarafi, siddetin insan turunun dogasinda oldugunu ve bu yuzden bazen birbirimizi oldurmemizin sasirtici olmadigini one suruyor. Egitim tarafi ise, bizlerin uyum saglama yetenegine sahip bir tur oldugumuzu ve aile yapisindan politik etkilere kadar her seyin davranislarimizi sekillendirdigini soyluyor. Gercek muhtemelen her iki faktorun bir birlesimidir. Bir etki grubunu goz ardi edip digerine odaklanmak, hikayenin tamamini kacirmak anlamina gelir. Hem miras alinan ozelliklerin hem de cevresel etkilerin urunu isek, bizi oldurmeye iten nedenler neler olabilir? Cogu zaman cevap, hayatta kalma arzusuna dayanir. Bazi durumlarda, bu basitce kaynaklara erisimle ilgili olabilir. Ister iki kisi arasinda bir catisma, ister cok sayida ulke arasinda bir savas olsun, oldurme nedeni, bir tarafin diger tarafin sahip oldugu seyi istemesiyle iliskilidir. Bu, insanlarin kaynaklara sahip olmak ya da korumak icin oldurme motivasyonunu artirabilir. Kaynaklara duyulan entelektuel, maddi ve duygusal ihtiyac, genellikle oldurme isteksizliginden daha gucludur. Bircok insan icin baskalarini -- ya da bircok kisiyi -- oldurmek siradan bir mesele degildir. Ancak bazi durumlarda bir kisinin digerinin hayatini sona erdirmesi, mantigi zorlayan bir hal alabilir. Bu tur eylemler neye bagli olarak gerceklesir? Antisosyal kisilik bozuklugu yasayan kisiler, baskalarina karsi empati duygusu hissetmezler. Bu psikolojik tanim, psikopatlar ve sosyopatlar olarak adlandirdigimiz kisileri icerir. Bu kisiler genellikle cok az duygu hissederler ve duygusal bir tepki almak icin tehlikeli veya heyecan verici durumlar arayabilirler. Aldatici olabilirler ve baskalarini yaniltma konusunda utanma veya sucluluk hissetmezler. Dogru ile yanlisi ayirt edebilirler, ancak bu ayirim onlar icin onemli olmayabilir. Dogru ile yanlisi bilmek, hukuki dunyada onemlidir. Bu, akil sagligi yerinde olan kisileri akil sagligi yerinde olmayanlardan ayirir. Hukuki tanima gore, akil sagligi yerinde olmayan kisi, gercekligi hayal dunyasindan ayirt edemeyen ya da kendi davranislarini kontrol edemeyen kisidir antisosyal kisilik bozuklugunun esasen kalitsal bir ozellik mi yoksa cevresel etkilerin sonucu mu oldugu tartismalidir. Muhtemelen her iki faktorun bir urunu olan bu bozukluga sahip herkes siddet egilimleri gostermeyebilir. Ancak empati eksikligi ve heyecan arayisi, siddetli catismalara yol acabilir. Bircok seri katil ve kitlesel katil bu tanima girer -- cunku digerlerinin sahip oldugu engeller ve empati duygularina sahip degillerdir. Peki, soykirimlar? Toplumlar nasil olur da tum bir alt grubu yok edebilir? Ervin Staub diye bir adam var. Onun onerdigi bir hipoteze gore soykirimlar cevresel zorluklar ve psikolojik basa cikma stratejilerinin bir sonucudur. Staub, zor zamanlarda insanlarin bir bahane veya gunah kecisi aradigini one suruyor. Bu, toplulukta yasanan zorluklardan sorumlu tutulan bir alt grubu belirlemeyi icerebilir. O nufusun yok edilmesi, zorluklarla basa cikmanin bir yoludur. Sorunu cozme yontemi olarak gorulur, ancak cozum ile sorun gercekte bagli olmayabilir. Staub, bu surecin karmasik oldugunu ve zaman aldigini; genellikle ani bir tepki olmadigini belirtir. Ya digerleri? Bizi oldurmeye iten ne olabilir? Kararlarimiz hem duygular hem de mantik uzerine kurulu oldugundan, bazen birini digerine tercih edebiliriz. Duygusal acidan yuklu durumlarda, mantigi goz ardi ederek durtusel hareket edebiliriz. Bu tur "tutku suclari" guclu duygusal baglara sahip kisiler arasinda meydana gelebilir. Tutku suclarinin cesitli nedenleri vardir. Yaygin motivasyonlar arasinda kiskanclik, intikam, korku ve ofke bulunur. Bu duygular bilincli veya bilincsiz olabilir. Oldurme eylemi ani veya onceden planlanmis olabilir. Kosullara bagli olarak, katil cinayetle ya da gonulsuz cinayetle suclanabilir -- ya da mahkeme, katilin kendini savunma hakki kapsaminda hareket ettigine karar verirse beraat edebilir. Insanlar oldurur cunku biz duygusuz, robotik varliklar degiliz. Ihtiyaclarimiz ve isteklerimiz var, psikiolojik ve cevresel etkenler var, sosyal etkenler var ve bunlari takip etme yetenegine sahibiz. Davranislarimizin nedenlerini tam olarak ogrenemeyebiliriz, ancak daha fazla bilgi edinmeye devam ettikce kendimizi gelistirme ve cinayet islemektense olaylari olumlu yonde gelistirme yollarini bulabiliriz. Insanlastikca, hayvani durtulerimizi geride birakiriz. Sanatla, edebiyatla, egitimle hayvani olan durtulerimizi torpuler ve daha da insanilesiriz. Bizler hayvaniz. Ne olcude insanlasiyoruz, bu onemli. |
duygularimizin biyopsikolojik temeli uzerine
Duygusal durumlarimiz var. Bu duygulari yorumluyoruz. Cesitli durumlara nasil tepki verecegimizi hesapliyoruz. Bunlarin hepsi bir surectir. Hersey beynimizde bitiyor. Beynimiz, duygularimizi nasil hissettigimizi ve bu duygulara nasil yanit verdigimizi buyuk olcude etkiliyor. Duygular deyince, genellikle icsel durumlar dusunuluyor. Psikologlarsa duygulari dusunce, his ve eylemlerin bir kombinasyonu olarak tanimlar. Bu kombinasyonun icinde neler var? "duygular" dedigimiz sey sadece hislerimiz mi? Hayir tabiki de. Bunu biraz acmakta fayda var. Duygularin amacini anlamaya calismak yararli olur. .
1872 yilinda Charles Darwin, Insan ve Hayvanlarda Duygular kitabinda duygularin onemli evrimsel bir amaca hizmet ettigini soyledi. Bu ne demek? Yani, bir turun devami icin hayatta kalmasi ve genetik bilgisini aktarmasi acisindan onemli. Korku gibi duygular, bizi tehlikelerden korur, boylece genlerimizi aktarabilecek sekilde hayatta kaliriz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Hani bir terim vardir; "savas ya da kac". Yani vucudu kendini savunmak veya tehlikeden kacmak icin hazirlayan yada komut veren duygusal bir tepki. Ask ve sehvet gibi duygular vardir; bunlar ise ureme isteginizi artirir. Bu nedenlerle beyin, bir uyarana — ornegin saldiracak bir kopek ya da size goz kirpan cekici birine — karsi bir duygusal yanit olusturur. Beyin, durumu hayatta kalmak ve uremek icin en iyi sekilde nasil yanitlayabilecegini dusunur ve duygulari, vucudun buna uygun sekilde hareket etmesini saglamak icin bir katalizor olarak kullanir. Duygular onemli bir islev gorur, ama ya duygularinizi tanimlayamazsaniz? Bu bazen basimiza geliyor degil mi? Gelmiyor mu? Bazi insanlar, duygularini fark edememekle karsi karsiyadir. Bazilari icsel duygusal durumlarini tanimlamakta ve baskalarina aciklamakta zorluk cekerler. Bazilari da hayattan zevk alamaz. Bu her zaman felsefeyle ilgili degildir. Aslinda bunun bir nedeni de norobiyolojik; Beyin, her saniye buyuk miktarda bilgiyi isleyen karmasik bir agdir. Bilgi isleme agi, beyin boyunca sinyaller ileten noronlari icerir. Noronlar, bazilari sinyal gonderen ve digerleri sinyal alan kimyasal olan norotransmitterler araciligiyla sinyalleri iletir. Bu kimyasallar, beynin farkli bolgeleri arasinda iletisim kurar. En cok dikkat ceken de uc norotransmitterdir yani dopamin, serotonin ve noradrenalin. Bunlari cok kisaca tanimlarsak: Dopamin, zevk deneyimleri ve odul ogrenme sureciyle iliskilidir. Yani, iyi bir sey yaptiginizda dopaminle odullendirilir ve zevkli, mutlu bir hisse sahip olursunuz. Bu, beyninizin ayni seyi tekrar tekrar yapmak istemesine neden olur. Serotonin, bellek ve ogrenme ile iliskili bir norotransmitterdir. Arastirmalar, seroton duzeyinin beyin hucrelerini yeniden olusturmasina katkida bulundugunu ve bunun depresyonu hafifletmeye yardimci olabilecegini one surmektedir. Serotonin seviyelerindeki dengesizlik ofke, kaygi, depresyon ve panik artisina neden olabilir. Noradrenalin, stres ve kaygiyi kontrol ederek ruh halinizi dengelemeye yardimci olur. Beynin bu kimyasallari nasil aldigi ve isledigindeki anormallikler duygularinizi buyuk olcude etkiler. Ornegin, odullendirici veya zevkli bir sey yaptiginizda, bu bilgiyi isleyen beyin bolgesi dopamin kimyasaliyla etkilesir. Eger beyniniz dopamini normal sekilde almazsa, mutlu bir deneyim sonrasinda daha az mutlu veya hatta uzgun hissedebilirsiniz. Kranik depresyon bozuklugu yasayan kisilerin beyinlerinde daha az serotonin reseptoru bulundugu biuliniyor. Norotransmitterlerin duygular uzerinde buyuk bir etkisi oldugundan, belirli beyin kimyasallarinin miktarlarini degistirmek depresyon semptomlarini hafifletebilir. Bu, cogu antidepresanin calisma seklidir — yani beyin kimyasallarinin miktarini degistirirler. Her zaman duzeltirler demiyorum. Bazi antidepresanlar, serotonin, dopamin, noradrenalin veya bu kimyasallarin bir kombinasyonunun geri alimini (salindigi norona yeniden emilme) azaltarak calisir. Bu, beyninizdeki seviyelerini artirir ve anlik olarak ruh halinizi iyilestirir. Aslinda seker attiginizda genelde boyle olur. Sonrasi kotu tabii. :) Beynimiz, aldigi bilgileri islemek icin birlikte calisan bircok farkli bolgeden olusur. Duygulari islemekten sorumlu ana beyin bolgesi limbik sistem olarak adlandirilir ve bazen "duygusal beyin" olarak anilir. Limbik sistemin bir parcasi olan amigdala, uyaricinin duygusal degerini degerlendirir. Amigdala, ozellikle korku tepkileriyle iliskilendirilen beyin bolgesidir ve "savas ya da kac" tepkisi gibi yanitlari yonetir. — Temporal lobda (amigdalanin yer aldigi bolge) Beynin ortasinda bulunan ventral tegmental alandan, beynin on kismindaki nukleus accumbens'e kadar uzanan bolge, dopamin reseptorlerinin yuksek yogunluguna sahiptir. Bu reseptorler, haz duygusunu tetikler. Hipotalamus, duygulara nasil tepki verdiginizi duzenler. Heyecan veya korku kalp atislarinizi hizlandirdiginda, kan basicinizi artirdiginda ve nefes almanizi hizlandirdiginda, hipotalamus bu surecleri yonetir. Hippokampus, kisa vadeli bellegi uzun vadeli bellege donusturur ve ayrica saklanan anilari geri getirmeye yardimci olur. Anilariniz, cevrenizdeki dunyaya nasil tepki verdiginizi, yani duygusal yanitlarinizi bilgilendirir. Beynin farkli bolumleri, farkli duygulari farkli sekillerde isledigi icin, herhangi bir beyin bolgesine zarar gelmesi ruh halinizi ve duygularinizi degistirebilir. Limbik sistem, insan beyninde gelisen ilk bolgelerden biridir. Beyin daha karmasik islevler kazanmis olsa da, limbik sistemin islevi hala oldukca ilkel kalir. Tepkileri basit ve genellestirilmis olabilir. Ornegin, beyninizin diger bolumleri belirli yilanlarin tehlikeli oldugunu akil yurutebilirken, limbik sistem yilanlari ayirt edemez, bu nedenle tehlikeli olup olmadigini bilmeden herhangi bir yilanda korku tepkisi verebilirsiniz. Bu da ilginc bir bilgi olsun. |
Alıntı:
İnsanın düşünce, davranış, akıl, mantık, zeka gibi yetilerine karşı en önemli zaaflarından-darbe vuran- birisi de istesek de, istemesek de, ne yazık ki duyu ve duyuların yorumu, idrakı, algısını da anlamsızlaştıran duygularımızdır. İnsanı ağırlıklı olarak nesnel koşulları, hayat şartları, fayda-zarar(ekonomi), hayat tecrübeleri, sosyal çevre,buradan elde edilen hazır enjeksiyon edinimler yönlendirmektedir. Elbette burada tecrübeden de söz ettim, ancak tecrübeler konusunda dahi objektif değiliz. Yani öncül ve kalıtsalmış gibi kendisini dayatan enjeksiyonlar, şart, bağımlılıklar(saplantının mayası) vb. sebeplerle de gerçek tecrübelere sahip olamıyor-at gözlükleri-, yabancılaşıyoruz. İnsanın doğası diyoruz ya, aslında o doğa, içgüdü, duygularına göre hareket etmek, davranmaktan ziyade, duyularına dayalı hareket eden bir mekanizma, işleyişe sahiptir. Peki insanın doğasına yabancılaşması nerede başlıyor? Elbette bin yıllardır süregiden ve belirli bir azınlığın çıkarları üzre şekillenen dünya görüşü, yaşam biçimleri, mecburiyetleri ve dayattığı insanın doğasına aykırı kültürü, davranış modelleri, sürüleştirme-koyunlaştırma, böylece yabancılaşma ve bunun insanın gerçek doğası olduğu yönlü-yanlı düşünce, inançlarıyla. Örneğin ilkel kabileler gözlemlendiğinde dahi bu gerçek -her ne kadar bin yılların getirdiği yabancılaşmadan yine de etkilense dahi- net olarak görebiliriz. Günümüzde, ben böyle yazdım diye, insanlar tarafından hor görülebilirim, onlara göre duygusuz bir insanımdır vb(*). Bunun sebebi duygularımın olmaması değil, duyularımın olmasıdır ve insan ne zamanki davranış, anlayış, karar mekanizmalarında duyusal gerçeği kaybeder, o zaman hem dünyaya, hem doğaya hem de kendi doğasına ve elbette duygularına da yabancılaşır, duygular da kötürüm hal alır. Duyularıma dayanıyorum çünkü hem gözlemliyorum, hem bazı bilgilere sahibim hem de anlayabilmek namına empati yapıyorum. (*) Oysa gerçekte ise bir karıncayı dahi bilmeden incitsem üzülürüm, hayatım boyunca bir çok çaresiz canlıyı yaşatmak için çalışmış, evimde olanları da gece, gündüz öpücük manyağı yapmışımdır. Bu sevgi başka bir şey, ancak sanılanın aksine duygu ile değil gerçekten de duyumla elde edilir. örneğin bir canlıya işkence eden kişi duygusuz mudur? Bu yanlış bir tahlil olurdu, aksine O, duygularıyla hareket ettiği, omurilikten fazlasını kullanamayan, duyuların getirdiği bilince, empatiye sahip olmayan, güdü-duygularıyla hareket eden, zombileşmiş bir tür amiptir. Gözlemleriz ki, insan, bilinçlendikçe, kültür düzeyi arttıkça, zombilikten, koyunluktan güdülüp, kullanılmaktan, "hayvan ötesilikten" çıkabiliyor(Hayvanlıktan diyemedim çünkü bu hayvana da hakaret gibi geliyor bana). Bir kaç bin yıldır, hem sömürgeci, koyunlaştırıcı egemen ideolojiler, hem de dinlerin bunların menfaati uğruna, hukuk, irade ve sorgulamayı dışlayan, birilerinin menfaati uğruna toplum ve insan bilinci üzerinde set oluşturan, baskı-empoz aracı olarak kullanılan sözde ahlak adı altında tapulaştırıp, sürdürdüğü empoz-şartlandırılmışlık ve insandan çağ dışı şartlı-bağımlı-iradesiz mürit, köle, zombi(öldürün, kesin vb.!) davranış sergilemesi beklenen mantığından hareketle vb., insan "bu hal" üzre hayvan değil, hayvan ötesidir. Değil insan, önce hayvan olmayı başarması gerekir. Örneğin Türkiye'de köpeklerin katledilmesi, şiddet gösterileri altında katliamların altında yatan motivasyonun(güdü-lmenin), zihniyetin dinci temelli olması rastlantı değildir. Kısaca ve eğer biyoloji, yetiler anlamında değil, davranış açısından bir ifadede bulunacaksam, insanların tümü de insan değil sürüngen özellikleri gösteren bir çeşit hayvandır, insan olmak ancak farkı ortaya koyabilmekle mümkün. Burada bahse konu olan hümanizm de değildir, duygularımızla değil, akıl bilimle hareket etmeliyiz, çünkü duygularımızın bilincimizi belirlediği noktada, elde ettiğimiz yabancılaşmadır. İnsan salt hakim ideolojilerin değil, duygu, davranış biçimlerinin de, hazırdan empoze edildiği bir hayvandır, o halde esas önemli olan bilinçtir(ancak böylece hak, hukuk, adalet, sevgi, saygı, emek anlam kazanır), bilinçli davranabilmek ve insanın kendisine yabancılaşmasını görüp, bu ve benzeri hayvan ötesiliğin, koyunluğun, itliğin(sevgi dinamitleri köpekler affetsin) insanın doğası olmadığını anlamak gerekir. (hayvanlarda birbirini yiyor denebilir, ancak hayvan tasarlayarak, planlayarak sırf kötülük, vahşet, sırf menfaat olsun diye kötülük, fenalık yapmaz. Örneğin evdeki dostum kedi et yemiyor, çünkü doğumunda anne sütü, devamında mama ve öpücüklerle beslendi.) |
Hasan Aydın, Doğan Göçmen ile Söyleşi: Karl Marks'ı Yeniden Nasıl Okumalı?
|
Yillardir icmemistim, cakir keyif oldum biraz. Yazmak itedim. Sanirim buraya yazsam daha iyi olur. Simdi, konu insan dogasi, ahlak da insanin ayrilmaz bir parcasi. Dolayisiyla ahlakin kokenini kendimce yazmaya calisacagim. Kafam cok iyi olursa, birakacagim. Yalnizlarin yalnizi Alvin olarak yanimda sohbet edecek kimse olmadigindan, sanki ortam muhabbeti gibi yazacagim. Ama niye ahlak? Kant'in dedigini hatirlayin, ne diyordu: "Two things fill the mind with ever new and increasing admiration and awe, the starry heavens above me and the moral law within me." Yani ahlak kavrami var. hayatim boyunca hep iyi bir insan olmaya calistim. Kibarligimdan hayir diyemedigim icin bile --sinifin en kibari ve safi olarak-- baskalarinin odevini bile yapardim. Ben incinirdim, baskasi incinmesin isterdim. Yine de toplumsal normlar geregince ahlaksiz biri olarak icimdeki bu ahlaki kendimce aciklamak istiyorum.
Simdi, oncelikle insan ahlakini anlamak istiyorsak, neye bakacagiz? insanin ne olduguna ve nasil evrildigine bakmamiz gerekiyor. Bize yillarca ogretilen neydi. Insan tanrinin suretinde yaratilmistir. Halbuki bu palavranin daniskasi. Insan, tanrinin suretinde felan yaratilmis degildir. Once bunu anlamamiz gerekiyor. Bu bir temel. Bu ne demek? Yani insanlar, dogada benzersiz bir konuma sahip degildir.Bizler buyuk maymunlariz. Kocaman isler yapan kocaman maymunlariz. Biyolojik kokenlerimiz acisindan yani buyuk maymun ailesinin bir parcasiyiz. Bu bir temel. Yani istesek de istemesek de, bu boyle. Ne var burda? Sempanzeler var, bonobolar var, goriller var. Biz, orangutanlarla ortak bir atadan evrildik. Eskiden bu ortak atalarimiz, ormanlik alanlarda yasamaya ve agaclara tirmanmaya uyum saglamisti. Ancak, bizim soyumuz farkli bir yol izledi: Ormanlardan cikarak acik alanlara gittik, savanlara gittik ve gol kenarlarina yerlestik. Bu cevresel degisiklikler onemli cunku bunlar zamanla anatomik ve davranissal farkliliklarin gelismesine yol acti. Simdi yanlis hatirlamiyorsam, yaklasik alti ila yedi milyon yil once, insan ile sempanze soylari birbirinden ayrildi. Bu ayrilma surecinde ortaya cikan ilk insansi atalarimizdan biri de kimdi?Australopithecustu. Bu turler, yaklasik dort ila bes milyon yil once ortaya cikti ve dikkat ederseniz milyonlarca yil boyunca farkli turlere evrildiler. Australopithecus arkadaslarimiz, iki ayak uzerinde yuruyebiliyordu ancak beyin hacimleri biraz farkliydi. Yani modern sempanzelerin beyinleriyle benzer buyuklukteydi boyle diyelim. Bu donemde, iki ayakli hareket yetenegi gelisti. Fakar yani hatiri sayida bilissel kapasite henuz onemli bir sicrama yapmamisti. Iki milyon yil onceyse, atalarimizdan biri olan Homo erectus evrimlesti. Homo erectus her zaman bana sertlesmeyi hatirlatir. Cunku "diklesme" anlamina geliyor, yani aya kalkiyor ve yuruyor. Bu homo erectus, fiziksel olarak daha dayanikliydi ve Afrikadan Asyaya degin uzun mesafeler yuruyebilen bir turdu. Tabii oncekilere kiyasla daha buyuk bir beyne sahipti ve bu da ona cevresini daha iyi anlama ve karmasik araclar yapma becerisi kazandirdi. Mesela ne? Ornegin (hem mesela hem ornegin kelimesini ya yana kullandim--utanc verici) bilincli alet uretimi konusunda atalarindan farkliydi; nasil farkliydi? Duzenli olarak tas aletler yapiyordu. Atesi kullaniyordu. Bu donemde de mesela onemli bir sey oldu o da avcilik ve toplayicilik stratejileri gelisti. Bu sayede insan turu daha genis alanlara yayildi. Yaklasik olarak yani assagi yukari 800.000 yil once, Homo erectus'tan evrimlesen baska bir sey ortay cikti. O da Homo heidelbergensisti. Bu, daha gelismis bir beyne ve daha uzun bir buyume donemine sahipti. Bu arkadasimiz, Avrupa ve Asya'ya yayildi ve orada Neandertallerin (Simdi cahil konusuyor diye soylemesinler homo neanderthalensis diyelim) ve Denisovalilarin atasi oldu. Neandertaller, soguk iklimlere uyum saglamisti, gucluydu ve ayrica dayanikli bireylerdi. Denisovalilar ise daha az bilinen bir tur olmasina ragmen, genetik kanitlar onlarin da Sibirya ve Guneydogu Asya'da yasamis oldugunu gosteriyor. I don't know how familiar you are, but tunumuz insanlarinin DNA analizleri gosteriyor ki, Neandertaller ve Denisovalilar belirli duzeyde genetik alisveriste bulunmuslardi. Ornegin, Afrika kokenli olmayan insanlarda %2 oraninda Neandertal DNA'si bulunurken, Avustralya Aborjinleri ve Melanezyalilarda --bu kelime de baya uzun--Denisova genleri daha yuksek oranlarda mevcut. Yuvarlarsak, yaklasik 300.000 yil once Afrika'da, modern insanin dogrudan atasi olan Homo sapiens evrimlesti. Ancak ilk baslarda insan topluluklari, Afrika kitasindan cok fazla disari cikmadi. Homo sapiens'in kitlesel gocu, yaklasik 70.000 yil oncesine dayanir. Mesela onemli bir sey su ki, bu surecte farkli kitalara yayildilar: 50.000 yil once Avustralyaya, 40.000 yil once Avrupaya ve 15.000 yil once Amerika kitasina ulastilar. --Evet, sayilari ezberlemek icin ofisimde bir tablo yapip duvara asmistim.--Yeni bolgeleri kesfettiler. Diger insan turleriyle karsilastilar ve onlarla kimi zaman rhatta ekabet ettiler, kimi zaman ise genetik olarak kaynasiverdiler. Fakat soyle bir sey var, Neandertaller ve Denisovalilar gibi turler, sapiens yayilimi sonrasinda yok olmustur.. Insan evriminde en kritik faktorlerden biri esasinda kulturel gelisimdir. Yani burada fiziksel gucten ziyade, bilgi paylasimindan ve isbirligi yeteneginden bahsediyorum, insanlari diger turlerden ayiran temel ozelliklerden biridir bu. Kulturel aktarim, sadece bireylerin degil, nesillerin birikimli bilgiyi korumasini da saglamistir. Yani, evrimsel olarak surecleri cok kisalttim ama genis bir duzlemden bakacaksak, dil, sanat, ritueller ve teknolojik yenilikler, insan topluluklarinin birbirleriyle daha guclu baglar kurmasini saglamistir. Ozellikle mesela yaklasik 100.000 yil once baslayan kulturel devrim vardi, bu insan topluluklarinin hizli bir sekilde degismesine ve gelismesine yol acmistir. Magara resimleri, muzik, karmasik aletler ve dini rituelleri felan, bu donemde ortaya cikan yenilikler. Daha da yaklasirsak, 12.000 yil once felan Neolitik Devrim ile birlikte tarim ve hayvancilik olaylari gelisti.Bu onemli cunku bu durum insanlarin gocebe yasamdan yerlesik hayata gecmesini saglamistir. Tarimin baslamasiyla birlikte nufus arttmistir. Koyler kurulmustur ve zamanla buyuk sehir devletleri ortaya cikmistir. Bu zamanda insan topluluklari daha organize hale gelirken, sosyal hiyerarsiler ve is bolumleri de gelisti. Boylece, daha karmasik toplum yapilari ve yazili kulturler dogmus oldu. Peki ben ne anlatiyordum. anlatacagim seyi unuttum. Hah, hatirladim, ahlak diyordum. Tamam. Ahlah nereden geldi diye sormak istedim? Nerden geldi biliyor musunuz, Soyleyeyim, 1. isbirligi, 2. yardimlasma, 3. sosyal baglilik. Yani daha da uzatan vardir da, anladigim kadariyla boyle ozetleyebiliriz. Daha sonra daha derin aciklayacagim. Bunlar yani inborn degildir. Bu ahlaki degerler, aslinda insanin biyolojik ve evrimsel gecmisinde derin koklere sahiptir. Buyuk maymunlarla paylastigimiz ortak ozelliklerden biri olan altruism --fedakarlik sanirim tuekce karsiligi-- insan ahlakinin temel taslarindan biri olmustur, Bakiniz, sempanzelerde bile adalet duygusu, paylasim ve sosyal isbirligi gozlemlenebilir. Ancak insanlar, bu egilimleri cok daha ileri bir seviyeye tasimistir ve ahlaki normlar olusturarak, soyut kavramlari temel alan etik sistemler gelistirmistir. Bu surecte dinler, felsefi ogretiler ve kulturel normlar ahlaki bicimlendirirken onemli bir rol oynamistir. Simdi kisa bir sigara molasi verip gelecegim. 7 yildir icmedim cok heyecanlandim, 7 yildir cay bile icmedim aslinda. ilk olacak bu. Sadece bu gun icin, bu gun cok onemli bir gun. Ve bu cok onemli gunde ben burada yaziyorum. Yarin birakacagim. Ayrica bu bana sunu hatirlatti. Ben burada mod iken, universite sinavina giriyordum Antalya'da. Sinav oncesinde trollerin kufur saldirisi oldu. Sinav kuyrugunda bunlari temizlemekle mesguldum. Sinav sonrasi ilk isim yine TD sitesiydi. Sanirim gereginden fazla ugrastim..--Hep iyi niyetim. Evet iyi geldi. ne diyordum, altruismden bahsediyordum. . Konudan uzaklasmak istemiyorum.\Dogada, insanlar olarak bizler ve bazi maymun turleri oldukca sosyal canlilar olarak biliniyor. Aslinda bu alanda onlari geride birakan bir grup daha vardir: eusosyal bocekler. Evet, karincalar, arilar ve bazi yaban arilari gibi turler, vardir ve bunlar son derece organize koloniler halinde yasar. Bu kolonilerin en dikkat cekici yonlerinden biri, uyelerinin buyuk bir kisminin kendi bireysel cikarlarindan tamamen vazgecerek kraliceye ve onun yavrularina hizmet etmeye adanmis olmasidir. Bu bireyler genellikle kisirdir ve kendi nesillerini devam ettirmezler. Bunun yerine, koloninin ihtiyaclarini karsilamak icin yiyecek ararlar, kraliceyi beslerler, larvalara bakarlar, yuva insa ederler ve hatta istilacilara karsi savasirken kendi hayatlarini feda ederler. Tipki bir p k k gibi tipki bir d h k p c gibi. Sosyal boceklerin bu ozverili davranislari, biyolojik fedakarligin en carpici orneklerinden biridir. Burada, bir organizma kendi ureme basarisini riske atarak baska bireylerin hayatta kalmasina katkida bulunur. Ancak, bu yalnizca boceklere ozgu degildir. Ornegin, bazi kus turleri komsularinin yavrularini buyutmeye yardimci olur. Hatta daha carpici bir ornek vereyim, vampir yarasalari duymussunuzdur. Bunlar, avlanamayan grup uyelerine kendi kanlarini paylasarak destek olurlar. Vervet maymunlari vardir, yirticilara karsi yuksek sesle alarm vererek gruptaki diger bireyleri uyarirlar, ancak bu onlari tehlikeye daha acik hâle getirir ama yine de yaparlar. Su bakimdan onemli ki, bu tur fedakarlik ornekleri, doganin yalnizca rekabetten ibaret olmadigini gosterir. Peki, Darwin'in dogal secilim ilkesi goz onune alindiginda bu nasil mumkun olabilir? Cevap, biyolojik fedakarligin evrimlesmesine yol acan uc temel mekanizmada yatar. Yani dogal secilimi ornek verebiliriz. Biyolojik fedakarligin evrimlesmesinin bir yolu, akraba secilimidir. Eger bir gen, organizmayi akrabalarinin hayatta kalmasi icin kendi cikarlarindan vazgecmeye yonlendiriyorsa, bu gen nesiller boyunca yayilma egiliminde olacaktir. Cunku organizma kendi basina uremese bile, ayni geni tasiyan akrabalari hayatta kalarak bu genin aktarimini surdurebilir. Ornegin, bazi kus turlerinde kardesler ve akrabalar birbirlerinin yavrularina bakarak dolayli yoldan kendi genlerinin devamini saglarlar. Akraba seciliminde dogal secilimin birimi dikkat edin, birey degil, aslinda gendir. Bu nedenle, bireyler fedakar olabilirken, genler hâlâ "bencil" olabilir. Bircok hayvan, akrabalarina yardim etme egilimindedir Ha, yardim miktari, paylastiklari gen oranina gore degisebilir. 20. yuzyilin onde gelen biyologlarindan biri John B. S. Haldanedir. ve der ki, ben abi, kendi hayatimi tek bir kardesim icin feda eder miyim, hayir. Hayir. Ama iki kardesim, annem, babam ya da sekiz sevdigim insan icin ederim. Biyolojik fedakarlik, bireysel duzeyde de evrimlesebilir ve bu surece karsilikli fedakarlik denir. Eger bir organizma baska bir organizmaya kucuk bir maliyetle yardim eder ve zamanla bu yardim karsilikli hâle gelirse, her iki taraf icin de uzun vadede kazanc saglanir. Ornegin, kendi sirtini kasimaktansa, baska bir bireyin sirtini kasiyip karsiliginda onun da ayni yardimi yapmasini beklemek, daha avantajli olabilir. Karsilikli fedakarlikta, bireyler biyolojik acidan fedakar davranislar sergilese de, bu davranislar uzun vadede kendi cikarlarini da gozetir. Yani, kisa vadede birey bir bedel odeyebilir, ancak zaman icinde bu fedakarlik ona fayda saglayacaktir. Bu tur davranislarin surdurulebilmesi icin bireylerin birbirleriyle tekrarlayan etkilesimler icinde olmalari ve gecmiste nasil davrandiklarini hatirlayabilmeleri gerekir. Bu, vampir yarasalarda gozlemlenen bir davranis: Bir yarasa, yiyecek bulamayan bir arkadasina kan kusarak yardim ettiginde, ilerleyen zamanlarda ac kaldiginda ayni yardimi gorme olasiligi artar. Bazen, fedakar bireylerden olusan gruplar, sadece kendini dusunen bireylerden olusan gruplara kiyasla daha basarili olabilir. Eger yardimlasmanin yaygin oldugu gruplar, bencil bireylerden olusan gruplardan daha uzun sure hayatta kalir ve daha fazla ureme firsati yakalarsa, fedakarlik topluluk seviyesinde avantaj saglar. Bu surece grup secilimi denir. Bunun etkileyici bir ornegi, yumurtlayan tavuklar uzerinde yapilan bir yapay secilim deneyinde gorulmustur. Bir ciftci, en fazla yumurta ureten tavuklari secerek uretimi artirmaya calisabilir. Ancak, en uretken tavuklar genellikle en saldirgan olanlardir. Bu durumda, suru icinde agresif tavuklar yayginlasir ve sonuc olarak genel uretim azalir. Daha iyi bir strateji, en uretken bireyleri degil, en uretken gruplari secmek olabilir. Bu yontem uygulandiginda, tavuklar arasinda saldirganlik azalmis ve toplam yumurta uretimi artmistir. Dogal dunyada da grup secilimi, karmasik yasam formlarinin evriminde onemli bir rol oynamistir. Ornegin, bir zamanlar bagimsiz olan hucreler, rekabet yerine is birligi yaparak cok hucreli organizmalar hâline gelmistir. Ayni sekilde, eusosyal bocek kolonilerinde fedakar bireyler iceren topluluklar, daha bencil bireylerden olusan kolonilere kiyasla daha fazla yavru uretmistir. Ancak bazi biyologlar, grup seciliminin hayvanlar arasinda nadir goruldugunu dusunur. Bunun nedeni, grup icindeki "belesci" - biz buna free rider diyelim-- bireylerin avantaj saglamasidir. Yani, eger fedakar gruplar gercekten daha basariliysa, bu gruplarin icindeki bencil bireyler, fedakarlardan faydalanarak hayatta kalma ve ureme avantaji elde edebilir. Zaman icinde, bireysel secilim, grup secilimini geride birakarak bencil bireylerin yayilmasina neden olabilir. Grup seciliminin basarili olabilmesi icin, bireysel bencilligi bastiran saglam mekanizmalarin bulunmasi gerekir. Insan kulturu, bu tur mekanizmalari gelistirerek grup seciliminin etkisini artirmis ve ahlakin evriminde onemli bir rol oynamistir. Ancak, fedakarligin evrimini daha iyi anlayabilmek icin, biyolojik fedakarligin yani sira psikolojik fedakarlik kavramini da ele almamiz gerekir. Bunun otesinde, fedakarlik ve bencillik arasindaki surekli catismayi daha derinlemesine incelemek gerekecektir. Burada bir mola almak istiyorum. Devam edecegim. |
Biyolojik ve psikolojik fedakarlik ve farki
Biyolojik fedakarlik, aslinda organizmanin ureme basarisini artirmaya yonelik davranislari ifade eder. Bu, genellikle "fedakarlik" diye bildigimiz ama daha cok insanlarin yaptigi iyilikleri, baskalarina yardim etmeyi anlatan ahlaki fedakarliktan biraz farkli bir kavram. Psikolojik fedakarlikta, bir eylemi, baskalarinin cikarlari icin yaptiginizda bu gercekten bir fedakarlik olur. Yani, "Senin icin bir sey yapiyorum cunku senin iyiligini dusunuyorum." Ama eger amaciniz ileride kendi cikarinizi artirmaksa, o zaman o gercekten bir psikolojik fedakarlik sayilmaz.
Biyolojik fedakarlikta ise, onemli olan sadece birinin baska birinin hayatta kalmasini ya da uremesini saglamak ve bunun sonucunda kendisinin ureme basarisinin azalmasidir. Yani, bu durumda bir bakteri bile biyolojik fedakarlik yapabilir, cunku o organizma kendini ureme acisindan gelistiremese de, baskalarinin basarili olmasina yardim eder. Ama psikolojik fedakarlikta onemli olan sey, bu davranisin motivasyonudur. Yani, gercekten baska birinin cikarini dusunerek, icten bir sekilde yardim etmek psikolojik fedakarlik olur. Dogada, ilk zamanlarda psikolojik fedakarligin, biyolojik olarak egoist bir stratejiyle evrimlesmis olmasi oldukca olasi. Ornegin, bir anne babanin kendi cocuklarini beslemek icin ac kalmasi, aslinda dogada cok yaygin bir davranistir. Bunu yapan hayvanlar, cocuklarina daha iyi bakarak daha saglikli yavrular dunyaya getirirler ve boylece kendi ureme basarilarini artirmis olurlar. Ancak bazi hayvanlar, baskalarina yardim etmek icin kisisel basarilarini bir sureligine goz ardi edebilirler. Bu psikolojik fedakarlik, genellikle akrabalarina yardim etmekten ya da karsilikli olarak yardim alacaklari bir durumu yaratmaktan gelir. Ornegin, bazi yarasa turleri, kendi kanlarini baska yarasalara vererek onlari hayatta tutar, cunku gelecekte bir gun bu yarasalar onlara yardim edebilir. Aslinda evrimsel sureclerde psikolojik fedakarlik, zamanla once bireysel secim ve akraba secilimi yoluyla gelismistir. Sonra da karsilikli fedakarlik ve grup secilimi gibi daha karmasik sureclerle bu ozellikler evrimlesmistir. Simdi, bu isin sinirlarini da anlamamiz gerekiyor. Dogada, hayvanlar cogunlukla kendi cikarlarini dusunerek hareket ederler. Yani bir hayvan, kendi yiyecegini bulmak ya da kendi bolgesini korumak icin digerlerine karsi yarisa girer. Ama bazen, psikolojik fedakarlik da karsimiza cikabiliyor. Ornegin, bazen insanlar ve hayvanlar baskalarina yardim etmek icin kisisel cikarlarini bir kenara koyabiliyorlar. Buna karsilik, bazi teoriler var ki, bunlar insanlarin her zaman sadece zevk ve keyif icin hareket ettiklerini iddia eder. Ancak bu, evrimsel biyolojiyle de pek ortusmuyor. Insanlar sadece haz almak icin degil, bazen baska sebeplerle de yardim edebilirler. Ornegin, bir anne cocuklarini beslerken kendisi ac kalabilir, ama bu onun biyolojik basarisini artirir. Iste bu tur davranislar, psikolojik fedakarligin sadece egoist bir bakis acisiyla aciklanamayacagini gosterir. Sonucta, dogal dunyada bizler, hayvanlar ve diger canlilar arasinda hem egoist hem de fedakar davranislar bir arada bulunabilir. Ama onemli olan, bu davranislarin arkasindaki motivasyonlari anlamaktir. Bu da, biyolojik fedakarligin ve psikolojik fedakarligin evrimsel olarak nasil sekillendigini ve nasil hayatta kalmaya yardimci oldugunu anlamamiza yardimci olur. |
Sempati ve empati farki, fedakarlikla iliskisi
Psikolojik fedakarlik uzerinden devam edelim. Bunun bir diger ayagi da "sempati"dir. Sempatiyi, baskasina karsi duydugumuz duygusal bir kaygi, yani onun durumuyla ilgilenmek, ona deger vermek olarak dusunebiliriz. Bu duygu, sicak bir sekilde baskalarina yardimci olma istegini uyandirir. Sempati, temelde baskalarina yardim etme arzusudur ve bunun arkasinda genellikle onlari mutlu gormek vardir. Bu, daha cok "onlar icin bir seyler yapma" istegiyle alakalidir. Ama "empati" ise daha farklidir; empati, birinin duygularini ya da dusuncelerini anlamak ve onlarla ayni sekilde hissetmek demektir, bunu simdi daha detayli yazacagim.
Sempati, ilk once, ozellikle disi hayvanlarda, yavrularina daha fazla bakim yapmalarini saglayan bir duygudur. Ancak, burada sunu unutmamaliyiz; bir anne, yavrusuna yardim ederek onun hayatta kalmasini saglasa da, bu onun da genetik olarak daha fazla basarili olmasina yardimci olur. Yani, sempatinin ortaya cikisi aslinda basta biyolojik olarak kendi cikarina yoneliktir, yani bireysel bir fayda saglar. Ama zamanla bu duygu, baska iliskilerde de devreye girmeye baslar. Felsefeci Patricia Churchland'a gore, moral bir altruizm de aslinda en cok anne ile yavru arasindaki iliskiyle baglantilidir. Hayvanlar arasinda, sempatinin sadece yavrularla sinirli olmadigini goruyoruz. Bazi hayvanlar, sadece yakin akrabalarina degil, ayni zamanda gruptaki diger uyelerine karsi da duygusal bir kaygi duyarlar. Ozellikle, birlikte yasayip, korunma ya da yiyecek bulma gibi isleri birlikte yaparak hayatta kalmaya calisan memelilerde, sempatinin daha genis bir boyutu vardir. Ornegin, suru halinde yasayan memelilerde, gruptaki diger uyelerine karsi daha yumusak bir yaklasim sergileyen, daha hosgorulu bir davranis bicimi gelisir. Ayrica, yavrularini birlikte buyuten hayvanlarda sempatinin cok daha belirgin oldugunu gorebiliriz. Yani, kurtlar, yunuslar ve filler gibi hayvanlarda bu tur duygular ve isbirligi daha yaygindir. Bu tur hayvanlar, birlikte hayatta kalabilmek icin birbirlerine duygusal olarak baglidirlar. Ancak, bunu etkili bir sekilde yapabilmeleri icin, digerlerinin ne hissettigini ve dusundugunu anlamalari gerekir. Simdi bazilari, hayvanlarin baskalarinin zihinsel durumlarini anlayip, onlara kaygi duyduklarini dusunmenin insanlastirma hatasina dusmek oldugunu soyleyebilirler. Ancak, sizin icin inanmasi biraz guc olabilir ama esasinda bilimsel arastirmalar, hayvanlarin bu tur duygusal kapasitelere sahip olduklarini gosteriyor. Insanlar bazen hayvanlara gereginden az psikolojik ozellik atfetme egilimindedir, bu dogru. Carl Safina gibi adamlar ve diger bazi ekolojistler, hayvanlara duygusal olarak deger verilmeyen durumlarin insanlara daha fazla zarar verdigini savunuyor. Ben burada, sempanzeler gibi, insanlarla en yakin akrabalara sahip hayvanlarin sempatik kapasitelerini inceliyorum. Cunku insan ahlakinin kokenleri, bizim bu eski maymun atalarimiza dayaniyor. Insanlar, birbirine bagimli sekilde sosyal gruplarda yasayan eski maymun turlerinden turemistir. Iste bu tur maymunlar, insan ahlakinin temelini atmis ve psikolojik fedakarlik kapasitesini gelistirmislerdir. Buraya kadar, bu son iki uc yazida biyolojik ve psikolojik fedakarlikla ilgili evrimsel mekanizmalar uzerine genel bir cerceve sunmus olduk. Bir sonraki yazida ise bu evrimsel surecleri ve psikolojik ozellikleri birlestirerek, hayvanlardaki isbirligine dayali davranislarin nasil ortaya ciktigini anlamaya calisacagiz. |
Maymunlarda ebebeynlik ve sosyal iliskiler
Simdi, maymunlarin neden sosyal canlilar olduklarini inceleyelim. Cogu hayvan gibi maymunlar da gruplar halinde yasamayi tercih ederler. Bu, onlarin atalari icin daha etkili bir sekilde tehlikeli hayvanlardan korunmayi saglamistir. Yani, buyuk, olumcul yirticilardan kacmak icin daha fazla arkadasiniz olmasi her zaman ise yarar. Bazen maymunlar, sadece gozcu olarak degil, aktif olarak birlikte hareket edip bir yirticiya karsi savunmak icin de birlesirler.
Ancak belki de daha da onemli olan sey, gruplar arasi siddettir. Ayni ya da yakin turdeki maymun gruplari arasinda toprak ve kaynaklar icin sikca siddetli catismalar yasanir. Bu durumda, bazi maymunlar, rakip gruplarla siddetli bir sekilde rekabet edebilmek icin isbirligi yaparlar. Yani, sosyal yasam, gruplar arasinda isbirligi yapmayi saglayarak, bir avantaj olusturur; ama tabii ki, bu isbirligi siddet sarmalina girmemek kosuluyla gecerlidir. Sosyal yasamin devam etmesinin ve gelismesinin bir baska nedeni de, sadece siddetten korunmakla sinirli kalmayan, daha zengin isbirligi bicimlerine olanak saglamasidir. Ornegin, maymunlar yiyeceklerini ve emeklerini paylasirlar. Ayrica, bircok maymun turu, yavrularina bakmak icin birlikte calisan bir "elbirligiyle ebeveynlik" tarzina sahiptir. Bu, yavrularin annelerine uzun bir sure bagli oldugu bir donemde oldukca onemlidir. Antropologlarin dedigine gore, "alloparent" yada alloparenting yada alloparental care olarak da biliniyor (Turkce'de bunu biyolojik anne disinda baska ebeveynler olarak biliyoruz) kavraminin evrimsel acidan buyuk bir avantaj oldugunu soyleyebiliriz. Cunku maymunlarin daha uzun sure olgunlasmaya ihtiyaclari vardir, bu da annelere daha fazla yuk bindirir. Ancak alloparentler, annelere yardimci olarak bu yuku hafifletirler. Buna gore bazi maymun turlerinde disi alloparentler, yavrulara bakmak icin duzenli olarak "bebek bakiciligi" yaparlar. Bazen biyolojik olarak akraba olmasalar da, bu yavrulara yemek saglar ve onlari korurlar. Kendi genetik avantajlarini artirmak icin bu durumdan fayda saglayabilirler. Ama ayni zamanda, bu davranislari yaparak, kendi yavrularina bakacaklari zaman da pratik yapmis olurlar. Yani, burada da bireysel secilim soz konusudur, cunku bebek bakiciligi yapan bir disi, gelecekte kendi yavrularina bakarken daha yetkin olacaktir. Bazi maymunlar, ayni zamanda kendi gruplarindaki diger uyelerle ittifaklar kurarak da isbirligi yaparlar. Ornegin, alfa erkek sempanzeler, tahtlarini kaybetmemek icin sik sik ittifaklar kurarlar. Eger bir erkek sempanze, kendi basina lider olamayacaksa, diger erkeklerle ittifak kurarak grupta daha ust siralara cikabilir. Disi sempanzeler de sosyal hayatta hayatta kalmak icin benzer ittifaklar kurarlar. Bu ittifaklar, onlarin statulerini artirmalarina yardimci olur, boylece daha fazla kaynak elde edebilir, yeni gruptaki bireyleri kabul edebilir ya da dislayabilir, ve erkeklerden gelecek siddetten korunabilirler. Yani, maymunlarda statu pesinde kosma sadece erkeklere ozgu bir davranis degil. Bu ittifaklar, bireysel hayatta kalmayi artirir ve cogu zaman akrabalik iliskilerinin otesine gecer. Bu durum, gecmis davranislari takip etmeyi gerektirir ve bu nedenle karsilikli fedakarlik (reciprocal altruism) ile evrimlesmis olabilir. Ittifaklar, maymunlar arasinda dostlugun temeli olmustur. Boylece, ebeveynlik ve arkadaslik, maymun ahlakinin evrimlesmesinin kosullarini yaratmistir. Daha derine gitmeden once, simdi, maymunlarin sosyal canlilar olmasinin nedenlerini bir ozetleyelim. Ne dedik, maymunlar, dis tehditlerden korunmak, diger maymun gruplarina karsi siddetli rekabet edebilmek, yavrularini birlikte buyutmek ve akrabalik iliskilerinin otesinde ittifaklar kurmak gibi bircok avantaj nedeniyle sosyal yasam gelistirmislerdir. Peki, maymunlar bu isbirligini nasil sagladi? Simdi buraya kadar biz, isbirliginin neden faydali oldugunu anlamis olduk ancak maymunlardaki bu isbirligi icin psikolojik olarak ne tur mekanizmalar var? Bir sonraki yazida bu soruya cevap bulmaya calisicaz. |
Maymunlarda ahlak oncesi sempati ve sadakat gelisiyor
Sempanzelerin ve diger maymun turlerinin psikolojik altruizm konusunda bilim insanlari arasinda tam bir gorus birligi yok. Ancak, sempanzelerle uzun sure calisan arastirmacilar, ozellikle bu turlerin birbirlerine yardim etme kapasitesine sahip olduklarini ve bu davranisin oldukca yaygin oldugunu soyluyorlar.
Bunlar altruistik davranislardir ve sadece yiyecek paylasmaktan ibaret degil. Gruptaki diger uyeleri baris icinde tutmak icin de birbirlerine yardimci olurlar, Ornegin, bir sempanze zor durumda kaldiginda, digerleri ona yardimci olmak icin caba gosterir, Tabii ki, sempanzelerin ve diger primatlarin davranislari yalnizca altruistik egilimlerle aciklanamaz. Bazen sempanzeler, kendi cikarlarini savunmak icin bencilce hareket edebiliyorlar. Ozellikle erkek sempanzeler, sosyal statu kazanmak icin diger erkeklerle rekabet edebiliyor, disi sempanzelere karsi da agresif olabiliyorlar. Erkeklerin, baska erkeklerin yavrularina zarar vermeleri de yaygin bir davranis. Ancak bu tur bencilce davranislar, sosyal yapiyi surdurmek ve hayatta kalmak icin stratejik olarak gelismis davranisla. Kulaga garip gelecek ama baskalarinin ne hissettigini ve ne dusundugunu anlayabilme yetenegine de sahipler. Bu da onlarin baskalarina yardim etme ve onlari anlayabilme kapasitelerini gelistiriyor. Ornegin, bir sempanze, arkadasinin ne yapmak istedigini ya da neye ihtiyaci oldugunu anlayabiliyor. Yani, diger bireylerin dusuncelerini ve hislerini anlayabiliyor ve buna gore davranabiliyorlar. Sempanzeler ve diger primatlar, etkili bir sekilde isbirligi yapabilmek icin, grup icindeki diger uyelerine deger vermek ve arkadaslarina ozel bir sadakat duygusu beslemek zorundaydilar. Bu nedenle, insanlara yakin akraba olan buyuk maymunlar, grup ici sempati ve sadakat gibi ahlaki kapasitelere sahiptirler. Sempati ve sadakat, tum maymun ailesinin paylastigi iki temel ahlaki duygudur. Insanlarda daha ozel duygularin nasil gelistigiyse sonra anlatacagim. Aslinda kavram olarak bahsettik ama brcok bilim insani ve filozof, insan ahlakinin kaynaginin sempati olduguna inanir. Ancak, cogu arastirmaci, sadakatin - ailenin ve arkadaslarin bir arada tutulmasini saglayan daha secici bir duygu - pek farkina varmaz. Sempanzeler, tipki insanlar gibi, grup icindeki uyeleriyle derin baglar kurarak ve aralarindaki dostluklari besleyerek, bu duygulari gelistirdiler. Bu sayede, arkadaslarina karsi empati beslerken, ayni zamanda onlari yabancilara ve dusmanlara karsi savunmak icin sadik bir bag kurdular. Hem sempati hem de sadakat, isbirligine dayanan ebeveynlik ve dis tehditlere karsi savunma yapmada yardimci olurken, sadakat ozellikle kucuk koalisyonlari surdurebilmek adina onemli bir rol oynadi. Sempati ve sadakat, grup icindeki siddeti azaltma konusunda da etkilidir, ancak bu sadece grup ici iliskilerde gecerlidir. Grup disi iliskilerde ise, bu iki duygunun sempanzelerin daha etkili savas stratejileri gelistirmesine yardimci oldugu gozlemlenmis. Evrimsel teorilere gore, grup ici sempati ve sadakat, bireysel secilim, akraba secilimi ve karsilikli altruizm gibi farkli mekanizmalarin birlesimiyle evrimlesmis olabilir. Evrimsel teorisyenler bazen, tek bir mekanizmanin ahlaki evrimin temel tasi oldugunu iddia ederler, ancak aslinda bu mekanizmalarin hepsinin etkilesim icinde evrimlesmis olmasi daha olasi. Grup ici sempati genellikle biyolojik olarak egoist bir davranis olarak ortaya cikar. Bir grup icinde baskalarina baglanmak, bireylerin tehlikelerden kacinmasina ve isbirligi yaparak daha buyuk faydalar elde etmesine olanak tanir. Sempanzeler gibi primatlar, bu tur isbirliklerini, karsilikli yarar sagladiklari ve birlikte daha buyuk oduller kazandiklari icin gelistirirler. Bu tur sosyal etkilesimleri daha iyi anlamak icin, evrim uzerinden bir ornek vermek verelim Ornegin, bir geyik avi dusunun. Iki kisi beslenme icin avlanacaklar. Her biri tek basina bir tavsan yakalayabilir, ancak tavsan bir geyikten daha kucuk ve daha az besleyici. Geyik ancak birlikte avlanarak yakalanabilir diyelim. Eger iki kisi birbirleriyle iletisim kurabiliyorsa, daha buyuk ve besleyici olan geyik avi icin isbirligi yapmak her iki taraf icin de daha avantajlidir. Bu senaryonun amaci avlanmak degil, sosyal etkilesimlerin isbirligine dayali kazanclariyla ilgili. Sempati ve sadakat, sempanzelerin ve diger primatlarin daha buyuk, daha isbirlikci gruplar olusturmasina ve bu gruplarda hayatta kalabilmelerine yardimci oldu. Bireyler yalnizca kucuk, "tavsan boyutunda" oduller kazanirlarken, isbirligi yapanlar daha buyuk, "GEYIK BOYUTUNDA " oduller kazandilar. Sempati ve sadakat, ayni zamanda akraba secilim yoluyla pekistirilmis olabilir. Bu duygulara yol acan genler, biyolojik olarak akraba olanlar icin uygunluk saglamis. Hem de grubun hayatta kalmasina katkida bulunmustur. Akraba secilimi her zaman grup uyelerinin hepsinin akraba oldugu anlamina gelmez, ancak cogu zaman, grubun uyelerine bakmak ve onlara yardim etmek oldukca faydali ve kolay oluyordu. bu orneklerde ogrendigimiz su: altruizm gercekten var ve bu cesitli evrimsel mekanizmalar sayesinde gelismistir. Sempanzeler ve diger primatlar, baskalarina sempati ve sadakat duygulari beslerler, ancak bu duygular sadece grup icindeki bireylere yoneliktir. Evrimsel hayat agacindaki bircok dalda, zekanin evrimi, cevresel karmasiklikla baglantili olarak gelismistir. Bir hayvanin dunyasi daha karmasik hale geldikce, firsatlari ve tehditleri tahmin etmek ve onlara yanit vermek icin daha gelismis bilissel kapasitelere sahip olmak faydalidir. Isbirliginin faydalarini elde edebilmek ve zeka secilimini guclu bir sekilde yasamak icin, sempanzeler buyuk ve karmasik gruplarini stabilize etmek zorundaydilar. Bunun icin ahlaka ihtiyaclari vardi. Sempati ve sadakat duygularina sahip olan sempanzeler, baskalarina yardim ettiler ve kisisel bedel odeyerek onlari zarara ugratmaktan kacindilar. Yardim etme ve yardim alma, birlikte avlanma, tehditlere karsi birlikte savunma yapma, yiyecek paylasma, ebeveynlik gorevlerini birlikte ustlenme ve koalisyonlar kurma gibi sosyal diyebilecegimiz isbirlikleri yaptilar. Bunlar grubun icindeki ahlaki yapiyi guclendirdi. Bu da, daha akilli ve daha iyi uyum saglayabilen sempanzelerin evrimsel olarak hayatta kalmalarina olanak sagladi. |
maymundan insana dogru
Isterseniz gelin. simdi insanlarin evrimsel gecmisine kisaca bakalim. Ne goruyorsunuz? Aslinda son birkac milyon yil icinde cok buyuk cok onemli degisiklikler yasadik. Bizim atalarimiz baslangicta kucuk ve basit gruplar halinde yasiyorlardi, zamanla bu gruplar buyudu ve daha karmasik hale geldiler. Bu surecte, insanlar yeni teknolojiler ve araclar gelistirdi, vucut yapilari degisti ve en onemlisi beynimiz cok daha buyuk ve guclu hale geldi.
Baslangicta atalarimiz da guclu ve kasli bir yapiya sahip olmalarina ragmen, zamanla tabii cevresel genetik etkenlerle daha ince ve zarif bir yapiya dogru evrimlestiler. Insanlar bipedal yani iki ayak uzerinde yuruyebilen bir turdu, fakat bacaklarindaki kaslar uzun mesafeler kosmaya uygun hale geldi. Ayrica eller ve kollar, nesneleri hassas bir sekilde kavrayip firlatma yapabilecek sekilde evrimlesti. Bu fiziksel degisimlerle birlikte, insan zekasi da ne ne oldu, muazzam bir sekilde artmis oldu. Bu degisimlerin cogu, yaklasik IKI MILYON YIL ONCE, Homo erectus turu ile basladi. Gel zaman git zaman homo erectus'un beyin buyuklugu artti ve gelismis cocukluk donemi, erken insana beynin daha esnek gelisimini sagladi. Bu beyin buyumesi, daha karmasik sosyal iliskileri anlamak ve yonetmek icin gerekli olan bilissel yeteneklerin yani cognitive durumlarin artmasini sagladi. Ilk insan turleri, daha once diger primatlarin yonetemedigi sosyal iliskileri kurmaya basladilar. Ilk basta, buyuk karnivorlar, yani etobur hayvanlardan (ozellikle aslanlar ve leoparlar gibi buyuk kedilerden) korunmak icin gruplar halinde yasamaya baslayan atalarimiz, zamanla bu gruplarin buyumesi ve karmasiklasmasiyla yeni firsatlar elde etti. Artik insanlar, grup olarak daha buyuk zorluklarla bas edebiliyordu. Bir grup icinde, herkes yiyecek, is gucu ve yardimlarini paylasiyor, ayrica diger gruplara ait kaynaklari ele gecirmek ve kendilerini savunmak icin daha etkili bir sekilde calisiyordu. Fakat bugun oldugu gibi, eskiden de buyuk gruplar kurmak, beraberinde bazi zorluklari getirmistir. Ozellikle sosyal catismalar daha sik hale geldi ve daha buyuk gruplar icinde rekabet artti. Yiyecek ve es bulma konusunda artan rekabetin yani sira, bazen de firsatciliklar ortaya cikmaya basladi. Mesela bir kisi gruptaki savunmaya katilmak yerine, bu yukten kacabiliyordu. Erken insanlar hayatta kalabilmek icin bu karmasik ve buyuyen gruplarda isbirligi yapabilmenin bir yolunu bulmak zorundaydilar. Chimpanzeeler gibi diger primatlar, sosyal catismalari genellikle ustunluk iliskileri kurarak cozuyorlardi. Ancak, insan topluluklari buyudukce, bu ustunluk iliskilerinin siddetli hale gelme ihtimali artti. Diger primatlar icin basarili bag kurma yontemleri, insan topluluklari buyudukce islememeye basladi. Yani, insanlarin daha buyuk gruplarda isbirligi yapabilmesi icin cok daha yeni bir duygusal kapasiteye ihtiyaclari vardi. Iste bu noktada, insanlarin gelistirdigi yeni moral duygular devreye giriyor. Sympathy ve sadakat gibi duygular, insanlari birbirlerine baglayan ilk moral duygulardi diye dusunuluyor. Ancak, insanlara ozgu bir moral yapinin gelismesi icin bunun otesinde baska duygulara da ihtiyac vardi. Bu duygular arasinda guven ve saygi gibi daha karmasik ve guclu duygular bulunuyor. Bu duygular, sadece grup uyeleriyle degil, ayni zamanda disaridaki diger insanlarla da isbirligi yapmayi mumkun kilacak kadar gucluydu. Guven, temelde bir tur inanc ya da guven duygusu olarak tanimlanabilir. Eger birine guveniyorsaniz, o kisiyle isbirligi yapmaya istekli olursunuz cunku size zarar vermeyeceginden emin olursunuz. Bu guven, insan iliskilerini daha da derinlestirir cunku bir kisi, karsilik almayi bekledigi icin digerine guven duyar. Bu da isbirligini guclendirir ve surdurulebilir kilar. Bu guven duygusu, sadece ailenizle sinirli kalmaz; insanlar birbirlerine disaridan da guvenebilmeye basladilar. Bununla birlikte, guvenin gelismesinde karsilikli yardimlasma, yani reciprocal altruism onemli bir rol oynadi. Bu demek oluyor ki, bir insan birine guvenmeye karar verdiginde, o kisinin de ona guvenmesini bekler. Eger bu guven iliskisi karsilikli olarak surerse, her iki taraf da birbirinden fayda saglar. Guvenli isbirlikleri, tum grubun hayatta kalabilmesi ve daha buyuk basarilar elde etmesi icin kritik bir oneme sahipti. Bunlarin yani sira, insanlar zamanla karsilikli cikarlar dogrultusunda birbirlerine saygi gosterip, birbirlerinin haklarina deger vermeye basladilar. Saygi, sadece birine guvenmekle ilgili degil, ayni zamanda birbirinin ihtiyaclarina ve haklarina saygi gostermekle ilgili bir duygu. Bu saygi, insanlara daha genis sosyal gruplarda isbirligi yapabilme yetenegi kazandirdi. Simdi insanlara geri donecegiz ama bir seyden bahsetmemiz gerekiyor. Bazi maymun turlerine ve onlarin atalarina baktigimizda, genellikle bir ya da iki erkegin grubun geri kalanini yonettigini goruruz. Bu, dogal bir sosyal yapi gibi duruyor. Yani, gruptaki her birey, ozellikle erkekler ve disiler, belirli bir hiyerarsiye gore hareket ederler ve bu hiyerarsiye uymak zorundadirlar. Ancak insanlar daha fazla isbirligi yapmaya basladikca, bu eski egemenlik yapilari artik gecerli bozulmaya basliyor. Bir ornek uzerinden dusunelim: Eger grup icinde bir ya da birkac kisi her seyi kendine alirsa, yani avlardan ya da diger kaynaklardan kazandiklari her seyi sadece onlar alirsa, o zaman geriye kalanlar neden isbirligi yapma konusunda istekli olsunlar ki? Hangi avantajlari olacak? Eger ben seninle birlikte bir is yapip kazanc elde ediyorsam, ve sen bu kazanclari paylasmazsan, bu durumda benim seninle isbirligi yapmamin bir anlami olmaz. Bu da gruptaki dengeyi bozar. Iste tam burada, yeni bir moral gelisimle karsilastik, yani esitlik duygusu karsilastik Insanlar, yalnizca guclu olanin, yani en baskin kisinin her seyi almasini istememisler. Bunun yerine, insanlar birbirlerine daha esit bir sekilde davranmaya basliyorlar. Hatta dunya capindaki avci-toplayici topluluklarda esitlik oldukca yaygin. Tabii her zaman her konuda esitlik yok, mesela cinsiyetler arasi esitlik genelde olmamis ama yine de, bugunku buyuk toplumlarla kiyaslandiginda, o topluluklarda esitlik oldukca belirgin. Peki, bu esitlik duygusu nasil ortaya cikmis? Insanlar, birbirlerine karsilikli saygi duymaya baslamislar. Eskiden yalnizca guclu olanlarin saygi gosterildigi bir duzen vardi, ancak insanlar, birbirlerine saygi duyarak bu duzeni degistirmisler. Yani bir insan grubun icinde cok guclu ve zorba olursa, digerleri buna karsi cikabiliyor, hatta o zorba kisi gruptan dislanabiliyor ya da oldurulebiliyordu. Bu durum, isbirliginin zorunlu oldugu bir toplulukta, zorba olmanin bedelini agirlastiriyordu. Simdi, biraz oyun teorisinden bahsedelim. Bu noktada "mahkumlar dilemmasi" diye bir sey var. Bu durumda, iki kisi bir suc islemis ve tutuklanmis. Polis, onlari ayri odalara alip, her birine su teklif yapmis: Eger bir kisi itiraf ederse, o kisi serbest kaliyor ve diger kisi uzun sure hapis yatiyor. Eger iki kisi de itiraf ederse, her ikisi de orta uzunlukta hapis cezasi aliyor. Ancak, eger ikisi de susarsa, her biri cok kisa sure hapis yatacak. Buradaki mantik su: Iki kisi de kendi cikarlarini dusunduklerinde, itiraf etmeyi tercih ederler, cunku itiraf eden kisi serbest kalacak. Fakat, her ikisi de itiraf ederse, her ikisi de daha uzun sure hapis yatmak zorunda kalir. Oysa, eger birbirlerine guvenip susarlarsa, cok daha kisa sure hapis yatacaklardir. Yani, en iyi sonuc ikisinin de susmasi ama her biri kendi cikari icin itiraf etmeyi tercih ediyor. Yani iki kisi birbirine guvenmiyor, cunku her biri kendi kazancini dusunuyor. Buraya kadar ne ogrendik? insan ahlakinin duygusal durumu hakkinda? Yukarida okuduysaniz dort temel ahlaki duygudan bahseytik: Birincisi, empati ve sadakat gibi baglayici duygular (onceki yazilarda var), ikincisi ise guven ve saygi gibi isbirligine dayanan duygular (bu yazinin hemen yukarisinda). Bir araya geldiklerinde bu duygular, daha once hic var olmayan, yeni ve daha karmasik bir psikolojik yardimlasma sistemi olusturuyor. Empati ve sadakat, diger maymunlarla paylasilan duygular, ancak guven ve saygi, yalnizca insanlara ozgu gibi gorunuyor. Bu duygularin var olma nedeni, maymunlar ve insanlar icin karsilikli hayatta kalma adina isbirligini kolaylastirmis olmalaridir. Ancak, insan ahlakinin duygusal durumunu tam anlamis degiliz. Hala, bazi filozoflar ve bilim insanlarinin en acik ahlaki duygular olarak kabul ettikleri duygulardan bahsetmedik: mesela sucluluk ve utanc gibi duygular, bir yandan da ofke ve haksizlik duygulari felan. Bunlardan daha sonra bahsedecegiz. |
Insan ne kadar da muazzam bir varlik, akilda ne kadar soylu, yeteneklerde ne kadar sonsuz, bicim ve hareket acisindan ne kadar etkileyici ve hayranlik uyandirici, eylemde ne kadar da melek gibi, algida ne tanri gibi!
Bu tanım gerçek insanlar için geçerli. Çok küçük bir azınlık için söylenen bu tanım tüm h.sapiense mal edilerek, insan övülürken daha başında yanlış yapmış. Yobazlar, zırcahiller, dinciler, ırkçılar, bananeciler, fırsatı ganimet sayanlar için geçerli değil. Bu tanım herkesi kapsamış olsaydı bu ülkeye yobazlar hakim olamazdı. Ülkenin talan edilmesine bu derece duyarsız kalınamazdı. 21.yüzyılda faşizm egemen olamazdı. Hayvanların bütün eforu temel ihtiyacını karşılamak içindir. İnsanlar ise herşeyi mübah sayan, acımasız, doyumsuz bir varlıktır. Fırsatını buldumu toplu katliamdan tutun en ağır köleleştirmeye kadar gider ki, zaten bu hep yaşanıyor. |
Alıntı:
Merhaba bilgivehis, Yanitin ve analizin icin tesekkur ederim. Shakespeare'in Hamlet eserindeki alintiladigin sozler, bilimsel ya da objektif bir gercegi ifade etmekten cok, edebi bir anlatimin parcasi. Hamlet, burada insanin yuceligini vurgularken aslinda derin bir hayal kirikligini ve varolussal sorgulamalarini da dile getiriyor. Bu yuzden, metni evrensel bir insan tanimi olarak degil, bir karakterin duygu dunyasinin yansimasi olarak degerlendirmek lazim. Ote yandan, insanlik oldukca genis bir spektruma sahip. Insanlar 'mukemmel' olmadiklari gibi, onu yalnizca kusurlarla tanimlamak da eksik bir yaklasim olur. Cok iyi bildigin gibi insan dogasi, kosullara, egitime, cevreye veya ne bileyim kisisel tercihlere bagli olarak degisir. Bu yuzden, insanlari tek bir kategoriye indirgemek yerine, hem olumlu hem de olumsuz yonleriyle degerlendirmek daha dengeli olur diye dusunuyorum. Bunu kendi gorusum olarak soyluyorum. Insan dogasina ve ozelde ise memlekete iliskin yaptigin analize de katiliyorum. Cok yerinde bir tespit oldu. Cok derin bir konuya degindin. Bu konuya daha sonra devam edelim mutlaka. Saygiyla |
is birligi ve derin empati yetenegi gelisiyor
Insanlar arasindaki is birligi, sadece ortak amaclar dogrultusunda hareket etmeyi saglamakla kalmadi, ayni zamanda insanlarin birbirinin dusuncelerini ve hislerini anlamasini da gelistirdi. Gunluk hayatta birisiyle etkili bir sekilde is birligi yapmak icin, onun ne dusundugunu ve nasil hissettigini anlamamiz gerekir. Iste bu noktada, insanlarin sadece bireysel degil, grup olarak da dusunebilme kapasitesi gelisti.
Bu, soyle bir durum yaratiyor: Insanlar sadece "Ben ne yapiyorum?" diye dusunmekle kalmadi, ayni zamanda "Biz ne yapiyoruz?" diye de dusunmeye basladi. Yani, insanlar ortak bir amac dogrultusunda birlikte hareket edebilmek icin bir tur zihinsel uyum sagladi. Bu, is birligini daha etkili hale getirdi cunku insanlar birlikte plan yapabilir, karsilikli beklentiler olusturabilir ve ortak bir hedefe ulasmak icin birbirlerinin davranislarini ongorebilir hale geldi. Bu tur is birligi yetenegi, cocuklarda bile gozlemlenebiliyor. Bazi arastirmalar var. Bunlar kucuk cocuklarin bir gorev uzerinde calisirken is birligi yapmaya istekli olduklarini ve eger partnerleri is birligi yapmazsa onlari yeniden surece dahil etmeye calistiklarini gosteriyor. Yani, insanlar daha cocukken bile sadece kendi baslarina bir isi tamamlamak yerine, is birliginin surmesini tercih edebiliyorlar. Bu durum, insanlarin gelistirdigi ozel bir tur empatiyle aciklanabilir. Sadece bir baskasinin nasil hissettigini anlamak degil, ayni zamanda onun isteklerini gerceklestirmek icin caba sarf etmek de soz konusu. Yani, insanlar sadece ortak bir hedefe ulasmak istemiyor, ayni zamanda partnerlerinin de mutlu olmasini istiyor. Bu, is birligini daha guclu hale getiren ve ahlaki degerlerin temelini olusturan bir tur derin empati. Derin empati, guven ve saygi gibi duygularla baglantilidir. Bir kisi, sadece kendi cikarini dusunerek degil, karsisindaki kisinin de duygularini onemseyerek hareket ettiginde, is birligi daha saglam hale gelir. Ornegin, iki kisi birlikte bir yapboz yaparken sadece sonuca ulasmayi degil, birbirleriyle uyum icinde calismayi da onemserler. Iste bu, insanlarin is birligini surdurmesini saglayan temel duygusal mekanizmalardan biridir. Bu tur duygularin evrimsel olarak nasil gelistigini anlamak icin, is birligini bozan durumlara bakmak da faydalidir. Diyelim ki, bir kisi ortak bir plana sadik kalmaz ve is birligini terk ederse, diger kisi bu duruma ofkeyle tepki verebilir ve protesto edebilir. Benzer sekilde, is birligini bozan kisi pismanlik hissedebilir ve ozur dileyerek durumu duzeltmeye calisabilir. Iste bu tur tepkiler, insanlarin karsilikli beklentiler gelistirmesini ve sosyal kurallara uymasini saglayan mekanizmalardir. Ofke ve sucluluk gibi duygular, insanlarin is birligi icinde hareket etmesini saglamanin bir yolu olarak dusunulebilir. Bir kisi is birligi yapmazsa, digerleri bunu olumsuz karsilar ve ona tepki verir. Is birligini bozan kisi de sucluluk hissederek hatasini telafi etmeye calisir. Bu, sadece bireyler arasinda degil, daha buyuk gruplar icinde de gorulur. Yani kisaca ozetlemek gerekirse, insanlar is birligi yapabilmek icin sadece mantikli planlar kurmakla kalmaz, ayni zamanda derin empati gelistirerek birbirlerinin duygularini ve beklentilerini dikkate alirlar. Bu da guven, saygi ve karsilikli baglilik gibi duygulari ortaya cikarir. Bu tur duygularin gelisimi, insanlari sadece bireysel cikarlarina gore degil, grup olarak hareket etmeye tesvik eder. Sonuc olarak, insanlar sadece is birligi yaparak degil, ayni zamanda birbirlerini onemseyerek ve ahlaki duygular gelistirerek basarili bir sekilde bir arada yasamayi ogrenmislerdir. |
Bir duyuru ve Etik duygularin fonksiyonu uzerine
Kisa bir duyuru,
Site uyeleri ve uye olmayan ziyaretcilerce yazdiklarim okunuyor mu bilmiyorum. Fakat ahlaki duygularin fonksiyonunu anlatip ve bu noktayi tamamlamak istiyorum. --iletilere bir katki, soru, yorum, elestiri gelmedigi surece bir kac hafta yada bir kac ay kendimi sessize alacagim. Amacimiz sonucta monolog degil. Herkesin ozel hayati, isi ve ugrasilari oldugunun da bilincindeyim. Simdi duygularimizdan devam edecegiz ve bitirecegiz. ... Konumuza donelim. Duygularimiz diyorduk, bunlar sadece bizim icsel dunyamizi etkilemekle kalmaz, ayni zamanda sosyal cevremizle nasil etkilesimde bulundugumuzu da belirler. Insanlar, evrimsel olarak sosyal varliklardir ve bu nedenle birbirleriyle isbirligi yapabilmek icin duygusal baglar kurmak zorundaydilar. Bu baglar, bize grup icinde nasil davranmamiz gerektigi hakkinda ipuclari verir. Oncelikle, bu duygularin insanlar arasindaki iliskileri nasil sekillendirdigini dusunelim. Sempati, sadakat, guven ve saygi gibi duygular, sosyal gruplar icinde isbirligini ve dayanismayi saglar. Sempati, baskalarinin zor durumda oldugunu gordugumuzde onlara yardim etme istegimizi ortaya cikarir. Insanlar birbirlerinin duygularini anlamak ve baskalarina yardim etmek icin empati kurarak baglarini guclendirirler. Ayni sekilde, sadakat duygusu da birine baglilik hissi verir. Bu baglilik, grup uyelerinin birbirine guvenmesini ve dis tehditlere karsi birlesmesini saglar. Bir kisiye sadik olmak, gruptaki uyumu artirir. Guven ise, aslinda bir baskasina olan inancimizi temsil eder. Guvendigimiz kisilerle daha rahat isbirligi yapabiliriz cunku onlarin davranislarini onceden tahmin edebiliriz. Guven, isbirligi yapabilmenin ve uzun vadeli iliskiler kurabilmenin temelidir. Eger guven duygusu yoksa, iliskilerde surekli supheler ve belirsizlikler ortaya cikar. Bu da sosyal baglarin kirilmasina yol acar. Bir diger onemli duygu ise saygidir. Saygi, baskalarina esit ve adil davranmayi gerektirir. Bir kisiye saygi gostermek, o kisiyi kucumsememek ve onun degerini anlamak anlamina gelir. Saygi, toplumsal duzenin korunmasini ve grup icindeki herkesin esit haklara sahip olmasini saglar. Bu da hem bireysel hem de toplumsal duzeyde barisi ve uyumu getirir. Butun bu moral duygulari, bir grup icindeki isbirligini artirmak ve iliskileri daha saglam hale getirmek icin birbirleriyle siki bir sekilde baglantili calisirlar. Sempati ve sadakat, insanlar arasinda guclu baglar kurar. Guven ve saygi ise bu baglarin daha derin ve surdurulebilir olmasini saglar. Insanlar birbirine yardim etmek icin sempatik davranirken, ayni zamanda gruptaki guveni de pekistirirler. Birbirlerine sadik olmak, isbirligini daha etkili hale getirir. Tabii bir de reaktif duygular var. Sucluluk ve ofke gibi duygular, bir kisinin hatalarini fark etmesini ve baskalariyla iliskilerini duzeltmesini saglar. Ornegin, birine sadik kalmadiginizda sucluluk hissedersiniz ve bu duyguyla birlikte iliskilerinizi onarmaya yonelik adimlar atarsiniz. Ya da birine haksizlik yapildiginda ofke duyarsiniz ve bu da adaletin saglanmasi icin bir motivasyon kaynagi olur. Bu duygular, kisilerin toplumdaki rollerini daha iyi anlamalarina ve gerektiginde davranislarini duzeltmelerine yardimci olur. Bir de bu duygularin iletisimde nasil bir rol oynadigini dusunmek onemli. Moral duygulari baskalarina ne hissettigimizi, ne istedigimizi ya da ne yapmamiz gerektigini iletmemize yardimci olur. Insanlar, duygusal ifadelerini baskalarina aktararak iliskilerini pekistirirler. Mesela, birinin mutlu oldugunu gormek, o kisiye yaklasma ve ona destek olma istegini uyandirir. Ya da birine kizgin oldugumuzda, bu da karsi tarafa bir seylerin yanlis gittigini gosterir. Bu tur duygusal ifadeler, sosyal iliskilerde iletisimi guclendirir ve grup icindeki uyumu saglar. Evrimsel acidan bakildiginda, bu moral duygularinin hayatta kalma acisindan cok onemli oldugunu gorebiliriz. Insanlar gruplar halinde hayatta kalmak icin birlikte calismak zorundaydilar. Bu duygular da, isbirligini artirarak insanlarin grupta hayatta kalmalarini saglamistir. Bir arada yasamanin, avlanmanin ya da cocuk yetistirmenin en etkili yolu, birbirine guvenen ve sadik insanlarin olusturdugu bir topluluktan gecer. |
Esitsizlik, dislayicilik ve dusmanlik
Insan zihni, aslinda birbirine zit gibi gorunen iki temel durtunun etkisi altinda: bir yanda bencillik, diger yanda fedakarlik.
Yani, ahlaki duygularimiz, bir yandan sefkat ve is birligini desteklerken, diger yandan saldirganlik ve baskin olma egilimimizle ic ice gecmis durumda. Tipki diger buyuk maymun turlerinde oldugu gibi, insanlar da siddete ve guc mucadelesine yatkin. Ozellikle erkekler, diger gruplardaki erkeklere karsi siddet eylemlerine basvurma egilimi gosteriyor. Ayni zamanda, kendi gruplarindaki kadinlar uzerinde baskin olma egilimindeler. Bu durum, ozellikle yakin iliskide olduklari kadinlar icin gecerli. Bu acidan insanlar, bariscil bonobolara benzeyecegine, gidip sempanzelere benzemis. Bu saldirganlik sekilleri fedakarlikla bir arada var olabiliyor cunku insan ahlaki, tipki diger buyuk maymunlarin ahlaki gibi, belirli bir olcude dislayici ve esitsiz bir yapiya sahip. Yani, ahlaki duygularimiz, akrabalarin otesinde bazi insanlari bir bakima kapsayacak sekilde genisliyor, ancak digerleri dedigi kisileri disliyor ve bir sosyal hiyerarsiyi surduruyor. Acikcasi, dislayicilik ve esitsizlik bir derece meselesi. Ornegin, dislama yapanlarin, ahlak duygularindan yoksun oldugunu soylemiyorum. Ancak bu duygular genellikle daha az yogun ve daha cok tutarsiz, pek cok yonuyle iki yuzlu oluyor. Yani, grup ici uyelere karsi daha guclu bir sefkat ve sadakat hissederken, grup disindakilere karsi bu duygular daha zayif ve seyrek kaliyor. Bu anlamda, belirli bir bireye yapilan haksizligi, kendi mahallemizden olup olmadigina bakarak tepki vermemiz guncel baska bir ornektir. Peki, neden bu kadar DISLAYICI ve ESITSIZ bir yapiya sahibiz? Yani neden herkes icin adalet istemiyoruz? Bu sorunun cevabi, insan is birliginin dogasinda yatiyor. Ahlaki duygularin cekirdegi, gruplar arasi siddet ve is birligine dayali ebeveynlik baglaminda is birligini kolaylastirmak icin evrimlesmis. Bu surecin iki onemli sonucu var: Ilk olarak, is birligi, bir grubun diger gruplara karsi daha etkili bir sekilde savasmasini sagladigi icin uyum acisindan avantajliydi. Yani, grup ici dayanisma, dis tehditlere karsi daha guclu bir savunma sagliyordu. Ikinci olarak, dogal seleksiyon, cocuk yetistirmede is birligini destekledi, ancak bu is birligi, erkekler ve kadinlar arasinda esit sorumluluk dagilimi gerektirmedi. Yani bu durumda, cinsiyetler arasi esitsizligin kokenlerine isaret etmeliyiz. Atalarimizda ahlaki dislayiciligin temel kaynagi, diger gruplara karsi dusmanlikti. Tipki gunumuz insanlari ve sempanzeler gibi, atalarimiz da komsu gruplara karsi siddet eylemlerinde bulundu. Savastilar, hatta daha sik olarak, diger gruplara baskinlar duzenleyerek uyelerini oldurduler, kolelestirdiler veya kaynaklarini ele gecirdiler. Gruplar arasi siddet, uyum saglayiciydi cunku diger gruplar da ayni kaynaklar icin rekabet ediyordu ve genellikle siddet egilimindeydiler. Biyolojik uyum acisindan bakildiginda, av olmaktansa avci olmak daha iyiydi. Bu nedenle, gruplar arasi siddet, kismen biyolojik olarak fedakarlik iceriyordu cunku bireyler, kisisel risk alarak ayni gruptakilerin ureme basarisini artiriyordu. Buna karsilik, erkeklerin kadinlar uzerindeki baskinligi, tamamen biyolojik olarak bencilce bir strateji gibi duruyor. Cinsiyetciligin kokenlerini, kadinlar ve erkekler arasindaki sosyal rollerin esitsizliginde bulabiliriz. Bu tur bir esitsizlik gunumuzde var oldugu gibi, antik donemlerde de muhtemelen vardi. Esitlik ve karsilikli sayginin erken donemlerde var olduguna dair kanitlardan biri, modern avci-toplayici topluluklarin davranislaridir. Bu gruplar, genellikle bir "esitlikci etos"u temsil eder. Ancak bu esitlikci bakis, cogunlukla erkeklerin kendi gruplari icindeki davranislarina odaklanir. Toplumlar arasinda, esitlikcilik genellikle cinsiyet acisindan ciddi sekilde sinirlidir. Dunyanin bircok yerindeki kayitli tarih, ciddi cinsiyet esitsizligini gosteriyor. Bircok evrimsel psikolog, modern toplumlari gecmise yansitma egilimindedir ve modern patriyarkal yapilarin insan tarihi boyunca var oldugunu varsayar. Ancak bu varsayim hatalidir. Ornegin, tarim devriminden once daha buyuk bir cinsiyet esitligi olduguna dair kanitlar var. Bununla birlikte, kadinlar ve erkekler arasinda bir miktar esitsizlik antik donemlerden beri var olmus. Insan tarihinde, erkekler bazen kadinlari boyunduruk altina alarak rekabet avantaji elde etmis olabilir. Burada, dogal seleksiyon, buyuk maymun turlerinde (bonobolar haric) asina oldugumuz bir tur baskinlik yoluyla biyolojik ve psikolojik bencilligi desteklemis olabilir. Dolayisiyla, insan kadinlari bazen erkeklerle ayni saygiyi gormemis ve sonuc olarak erkek siddetine ve baskisina maruz kalmistir. Bircok turde, cocuk yetistirme ve eve bakmayla ilgili is bolumu, kadim donemlere kadar uzanir ve insanlardan hatta buyuk maymunlardan bile eskidir. Disilerin yavrulari yetistirdigi ve erkeklerin kaynaklari siddetle korudugu bu kadim sosyal yapi, erkeklerin kadinlara karsi daha az saygi duymasini aciklayabilir. Kadinlar, dogurganliklari nedeniyle saygi gorse de, fiziksel olarak daha kucuk ve kontrol edilmesi daha kolay olduklari icin, kendi gruplarindaki erkeklerin siddetine maruz kalma olasiliklari daha yuksekti. Eger durum buysa, Paleolitik donemde de patriyarka vardi (Neolitik ve sonrasindaki kadar yogun olmasa da). Erkeklerin kadinlar uzerindeki baskinligi, erkeklerin ureme cikarlarina hizmet etmis olabilir. Dolayisiyla, cekirdek ahlak bazi boyutlarda esitligi artirsa da, cinsiyetler arasi saygi esitsizligini tolere etmis gorunuyor. Bana kalirsa, sanirim ahlaki esitsizlik muhtemelen cinsiyet temelliydi. Ancak, insan ahlakinin bu evrimsel sinirlarini kabul etsek bile, dislayicilik ve esitsizligin biyolojik yapimizin degismez ozellikleri oldugunu varsaymak buyuk bir hata olur. Oncelikle, bir ozellik evrimlesmis olmasi, onu desteklemeye veya korumaya deger oldugu anlamina gelmez. Dahasi, sosyal cevremiz biyolojimizi sasirtici sekillerde degistirebilir ve bedenlerimizin ve zihinlerimizin isleyisini donusturebilir. Tipki diger bircok insan ozelligi gibi, dislayicilik ve esitsizlik de degiskendir. |
gunumuzde adaletsizligi pompalayan hukumetlerdir
Bu temelde, bana oyle gorunuyor ki, KENDI MAHALLEMIZDEN olanlara, yani ayni ideolojiyi, dini veya degerleri paylastigimiz insanlara karsi daha guclu bir ahlaki sorumluluk ve baglilik hissediyoruz. Ancak, bu degerleri paylasmadigimiz insanlara karsi ayni derecede ahlaki sorumluluk hissetmiyoruz.
Bu durum, insan dogasinin bir parcasi olan "GRUP ICI" ve "GRUP DISI" ayrimiyla yakindan iliskili. Tipki farkli derecelerde diger maymunlarda oldugu gibi. Ama bu ayrimin derinlesmesinde ve surekli hale gelmesinde, bir etken daha var: hakim hukumetler ve medya kuruluslarinin rolu. Televizyonlar, gazeteler ve sosyal medya araciligiyla surekli bir propaganda yapiliyor ve insanlar, hangi gruplara karsi nasil davranacaklarini, kimleri destekleyip kimleri dislayacaklarini bu kaynaklardan ogreniyor. Bilincli ya da bilincsiz bir sekilde, bu PROPAGANDA insanlarin dusuncelerini ve davranislarini SEKILLENDIRIYOR. Ornegin, gunumuzde YONETIM mekanizmasini gasp edip, islamo fasist bir anlayisla toplumun ahlaki yapisini cokerten ve sekillendiren bir iktidardan ve beynini kaybetmis koca bir milletten bahsedebiliriz. Bu; yukarida aciklanan durumun SOMUT/NESNEL bir ornegidir. Ancak unutmamak gerekir ki, bu durum degistirilemez degil. Insanlar olarak, farkindalik kazanarak ve elestirel dusunerek, bu tur manipulasyonlardan bir gun kurtulabiliriz ve daha kapsayici bir ADIL anlayis gelistirebiliriz. |
insan normlariyla birlikte gelisiyor
Buradan normlarin kokenine deginmek icin cizgiyi biraz farkli bir yone ceviriyorum. Normlarin dogasini anlamaya calisirken insan evrimindeki ilk buyuk atilimdan bahsedelim. Yaklasik iki milyon yil once Homo cinsinin ortaya cikisiindan bahsedelim.
Homo erectus, iki kitada, uzun bir sure hayatta kalan bir turdu. Onceki turlere kiyasla daha buyuk bir beyne sahipti ve daha karmasik sosyal iliskiler kuruyordu. Muhtemelen el baltalari ve kaziyici aletler yapmak icin gereken el becerisini kazanan ilk turdu. Ayrica ates uzerinde bir miktar kontrol saglamayi da basardi. Bu beceriler, erken insan atalarimizin beslenme duzenini zenginlestirdi. Sosyallik icin evrilmis buyuk beyinlere gerekli olan ekstra kalorileri sagladi. Bu asamasa, insan zekasi ve sosyalligi, temel ahlaki duygularin yardimsever davranislari motive etmesi ve is birligini stabilize etmesi sayesinde hizla gelisti. Sempati ve sadakat gibi duygular, milyonlarca yildir primatlarda zaten vardi. Ancak erken insanlar, guven ve saygi, sucluluk ve kizginlik gibi yeni ahlaki duygular gelistirdi. Bu duygular, atalarimizin daha buyuk, daha karmasik ve daha is birlikci gruplar halinde yasamasini sagladi. Zeka, daha akilli bireylerin birbirlerini ve icinde yasadiklari karmasik sosyal dunyalari daha iyi anlamasiyla gelisti. Bu yaklasim, hem is birligine hemde rekabete dayaliydi. Homo erectus ortaya ciktiktan sonra, insanlar bir milyon yildan fazla bir sure boyunca gorece bir istikrar donemine girdi. Erectus fosilleri, cografi ve zamansal olarak birbirinden oldukca uzak olsa da, temelde ayni genel ozellikleri tasiyordu. Gorunuse gore, erken insanlar bir ekolojik nis bulmus ve bunu basariyla degerlendirmisti. Afrika'dan cikarak Asya'nin uzak bolgelerine kadar yayildilar. Erectus bunu, diger primatlara kiyasla ozellikle guclu, hizli ya da vahsi oldugu icin degil, yeni kazandigi bilissel yetenekler sayesinde kolektif gucunu harekete gecirdigi icin basardi. Cinsimizin ortaya cikisindan sonra, kendi turumuz Homo sapiens'in evrimlesmesi icin iki buyuk turlesme olayi daha gerceklesti. Ilki, yaklasik 800.000 yil once, Afrika'da kalan erken insanlarin Homo heidelbergensis'e evrilmesiyle oldu. Heidelberg de tipki Erectus gibi Avrasya'ya yayildi ve burada Neandertaller ve Denisovalilar gibi baska insan turlerinin ortaya cikmasina yol acti. Ikinci ve son buyuk turlesme olayi ise yaklasik 300.000 yil once, Afrika'da kalan Heidelberg populasyonlarinin Homo sapiens'e evrilmesiyle gerceklesti. Bu yeni insan turu, hemen Afrika'dan ayrilmadi. Ancak ayrildiktan kisa bir sure sonra, Sapiens tum gezegeni ele gecirdi ve yasam agacinin diger dallarindaki organizmalar uzerinde genis kapsamli sonuclar dogurdu. Erken insanlardan Heidelberg'e, Sapiens'e ve diger "gec insan" turlerine giden bu turlesme sureclerinde, sosyal karmasiklik ve beyin buyuklugu patladi. Buyukanneler, teyzeler ve babalar, cocuk bakimina giderek daha fazla katkida bulundu. Bu sayede anneler, daha uzun sure cok ebeveynli bakima ihtiyac duyan, beyinleri daha esnek ve egitime acik yavrular dogurabildi. Heidelberg ve Sapiens, onceki turlere kiyasla fiziksel olarak daha zayif ve narin, daha kucuk dislere ve daha zayif cenelere sahipti. Ancak dogal fiziksel gucteki kayiplar, yapay aletler ve teknolojideki buyuk kazanimlarla telafi edildi. Gec insan turleri, ilk alet yapicilar degildi, ancak ilk teknolojik devrimi yapanlardi. Tas ve ahsaptan yapilmis yeni bicaklar, mizraklar, sopalar ve sivri uclu mizraklar gibi tamamen yeni bir alet repertuari icat ettiler. Ayrica kil, deri ve kemikten yapilmis esyalar da urettiler. Bu aletler ve teknolojiler, atalarimizin sadece atesi kontrol etmesini degil, ayni zamanda ates yakmasini, daha genis ve cesurca avlanmasini ve cok daha fazla bitki urununu islemesini sagladi. Artik kaslarin, cenelerin yaptigi isi teknoloji ustlenmisti. Bazi bilim insanlari, karmasik insan kulturunun kokenlerini yaklasik 50.000 yil oncesine, Gec Pleistosen donemine yerlestirir. Ancak bu tahmin, birkac yuz bin yil kadar yanilticidir. Atalarimiz, kendi turumuz ortaya cikmadan once bile zengin kulturel yasamlara sahipti. Genis bir yelpazede sofistike aletler ve teknolojiler icat edecek bilgi ve becerilere sahip olduktan sonra, insanlar fikirlerine ve icatlarina kasti ya da kazara kucuk degisiklikler yapmaya basladi. Dusunsel ve teknolojideki gelismeler, bunlara sahip olan insanlara var olma mucadelesinde bir avantaj sagladi ve boylece yavas ama hizlanan bir kulturel karmasiklik birikimi basladi. Hizli ve ongorulemeyen degisim potansiyeline sahip yeni kulturel dunyalara uyum saglamak icin, gec insanlar hayatta kalmak adina eskisinden cok daha fazla is birligi yapmak zorundaydi. Erken insanlarla paylastiklari ahlaki duygular, gruplarini bir arada tutuyor ve is birligini yonlendiriyordu. Ancak yeni ve ani zorluklarla basa cikmak icin, davranislari daha esnek ve kesin bir sekilde koordine etmenin bir yoluna ihtiyac vardi. Iste bu noktada normlarin kulturel koken hikayesi baslar. Bu bolumdeki ana fikrimiz, normlarin ahlak evrimindeki bir sonraki buyuk yenilik oldugudur. Normlar, insanlarin bu isbirligi sayesinde uretip paylastigi kurallardir. Sosyal normlar, belirli eylemleri emreder ya da yasaklar ve kurallari cigneyenlere maddi cezalar veya sosyal yaptirimlar uygulanmasini talep eder. Biyoloji ve kulturun birlikte evrimi, bir norm sistemi ve buna uyumlu bir norm psikolojisini destekledi. Gec doneme ait insanlar, DOGUSTAN NORMLARLA DOGMADI, ancak icinde bulunduklari kulturel ortamdaki normlari ogrenmek ve icsellestirmek icin yeni gen-kultur yetenekleri kazandi. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:01 . |