Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru... (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4744)

okinono 05-09-2007 08:26

Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Merhaba,

Sizce doğru yanılgının son noktası mıdır, yoksa keşfin ilk adımı mı?



Yorum ekleyecek değerli arkadaşlara teşekkür ederim.

ozgur_beyin 05-09-2007 09:05

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
OKİNONO,what it means?كلم كلم * *لاينفاغ

okinono 05-09-2007 10:40

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
I' means that , What do you think about true. So, *answers may be like this
True, is not end of false *Or

Human always Knowed.

Sorry i'dont know arabic language

Türkçe konuşmayı tercih ederim.

dilaver 05-09-2007 13:22

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
dogru evrensel bilgi dagarcıgından tırtıkladıgımız parçalardır. Yeni tırtıklara eriştigimiz oranda keşfin ilk adımından yanılgının son noktasına dogru bir süreç izler.


* * *saygılarımla

ozgur_beyin 05-09-2007 13:31

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
sevgili okinono, eskiden telgraf vardı yaşın itibariyle yetiştin mi? Bilmem.
telgraf metinleri, çok kısa olurdu. sadece ''meram'' anlatılırdı. senin yazında telgraf metinleri gibi *çok kısa olmuş
ama ''mearamını'' anlatamamış.

Bir insanın kafasındaki ,sübjektif ''doğru'' onun fikri yapısıyla ,doğru orantılıdır.KEŞİFLERLE hiç bir alakası yoktur.
Tabi keşiflerden ,ne kastettiğinde belli değil. coğrafi keşiflerdende *bahsetmediğin belli. Yine sübjektif olan, *içsel
(batıni) *'' keşiflerden bahsediyorsan ,buda kişden kişiye değişir.
Onun için, yukarda ki ''mesajına'' , ingilizce bir cümle kurarak ,ironi yaptım.

okinono 05-09-2007 14:41

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Alıntı:

dilaver";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 90507)
dogru evrensel bilgi dagarcıgından tırtıkladıgımız parçalardır. Yeni tırtıklara eriştigimiz oranda keşfin ilk adımından yanılgının son noktasına dogru bir süreç izler.


* * *saygılarımla

Dilaver ;
Alınıtladığım cevabınız *ile bilginin farklı dönem,mekan,kişi lere bağlı olarak doğru adı altında adlandırması ile , doğru nun subjektif bir olgu olduğunu söylersek yanılmış olurmuyuz.?

Saygı bizden.



Alıntı:

ozgur_beyin";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 90508)
Bir insanın kafasındaki ,sübjektif ''doğru'' onun fikri yapısıyla ,doğru orantılıdır.KEŞİFLERLE hiç bir alakası yoktur.
Tabi keşiflerden ,ne kastettiğinde belli değil. coğrafi keşiflerdende bahsetmediğin belli. Yine sübjektif olan, içsel
(batıni) '' keşiflerden bahsediyorsan ,buda kişden kişiye değişir.

Özgür_Beyin;

Bugün Tanrı'nın varlığını iddia etmek ile Yokluğunu iddia etmek veya Herşeyin O olduğunu vs. nin doğruluğu üzerinde mi tartışılmalıdır? Yoksa subjektifliği doğru kabul ederek, ikinci bir zamansal doğru kavramı üzerinde mi insan karar vermelidir?

Not: Sorularımı gerçekten bu sorunun cevabını arayan biri olarak cevaplarsanız sevinirim. Yazınızda defans sezinledim. Ama doğrunun subjektifliğini kabul edersek bunun yanlış olduğunu kabul etmeliyim. Yok doğru ise o zaman keşif ile alakalı demektir :)

Turan Dursun sitesinde yazdığım ilk yorumum çok uzun olduğu için bir arkadaş uyarmıştı. Bu sefer de çok kısa sordum diye uyarıldım. Yok mu bunun ortası, doğrusu, sanırım zamanla öğreneceğim(keşfedeceğim) :)

Düğünüm de gelen telgraflardan birini hala saklıyorum.

Vakit ayırıp yorum yazdığınız için ayrıca teşekkür ederim.

ozgur_beyin 05-09-2007 14:57

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
sevgili okinono, yazdıklarından dolayı *seni *''uyarmak'' , *haddime düşmez. Bu sitedekiler, çoğunlukla (ben dahil)
okumayı seven insanlarız. uzun yaz, biz okuruz merak etme.

dilaver 05-09-2007 15:28

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
sayın okinono

* *dogrunun degil de dogruya varma sürecinin subjektif yorumlarla dolu oldugunu söyleyebiliriz kanaatindeyim. Dogrunun matematiksel kesinlik içermesi gerekiyor. Matematiksel olarak ispatlanabilen olguya dogru diyebiliriz. İspatlanamayanlar ise bilgi kavramının ötesine geçemezler. Bu bilginin gözlenebilir, test edilebilir ve yanlışlanabilir olması bilimsel bilgi sıfatını kazandırır. Bunun haricindeki bilgiler ise subjektiftir. Ama dogru nesneldir.


* * saygılarımla

thunderpoint 05-09-2007 17:37

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Sevgili okinono, hoşgeldiniz...

Temanız ve tarzınız 'craven' isimli üyemize ne kadar da benziyor; çok şaşırtıcı!

Sevgiler...

okinono 06-09-2007 09:56

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Merhaba thunderpoint,

hoşbulduk. craven isimli şahsı tanımıyorum. Tarzımızın ortak yönlerinin ne olduğunu da bilemeyeceğim. Ama sen aslında cravensen gibi gizli bir şüphe içierisindeyseniz, herşeyde olduğu gibi şüphenin asıl ilacının zaman olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca craven isimli şahısla da tanışmak isterim.

Sevgiler.
............................

Merhaba Dilaver,

"dogrunun degil de dogruya varma sürecinin subjektif yorumlarla dolu oldugunu söyleyebiliriz kanaatindeyim."

yukarıdaki cümlenize göre, doğruya varma sürecinin subjektifliğini etkileyen en büyük faktörün ne olduğunu söylersiniz?
Benim bu konuda ki cevabım, güçtür. *Para gücü, tanrı gücü, fiziksel güç vs. anlamında ki güç.

Cevabınızı bekleyeceğim.

Saygı bizden.

dilaver 06-09-2007 11:00

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
yukarıdaki cümlenize göre, doğruya varma sürecinin subjektifliğini etkileyen en büyük faktörün ne olduğunu söylersiniz?

* * *en büyük faktör düşünme biçimidir, algılama biçimidir. Dogruya varma sürecinde kullandıgınız düşünme yöntemi ( bilimsel, dinsel, ideolojik, sanatsal vb ) bilgiye ulaşma konusunda içinde yer alacagımız subjektivizmden etkilenir. Bir tek bilimsel düşünce yöntemi bizi gerçege yaklaştırabilir. Diger tüm yöntemler baştan ön kabul içerdiklerinden zorunlu olarak öznel olacak, nesnellikten uzaklaşacaklardır.

* * Daha bir sözlü notu hak etmedik mi ? *:lol:

* * saygılarımla

okinono 06-09-2007 12:42

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Merhaba Dilaver,

Sorduğum subjektifliğin etkilendiği güç kavramıydı.

Faktörü düşünme biçimi olarak algıladığımızda varılacak sonuç doğru değil, algının kabul ve akabinde inancı olur. Halbuki doğruya ararken etkileyen faktör daha somut olmalıdır. *

Çok genel olarak anlatmak gerekirse, toplumlar ister din ile isterse kendi iradeleri ile olsun sonuçta ortak olarak, bir yönetim kuralları içerisinde yaşarlar.
Bu organ eski den peygamber sonra melik sonra şah sonra padişah olabilir. Yani toplumları yöneten bir gücün olduğu gerçektir. Bu gücün farklı isimler ile farklı yöntemler kullanarak avamı yönetmesi de gerçektir.
Bugün temsili demokrasinin uygulanması ile halkın katılımı sağlanmış görünüyorsa da değişen uygulamada pek birşey yoktur.
Değişen ise belki açık olarak şudur.
İyi polis kötü polis olurken kötü polis iyi polis olur. Bugün Güç para ve onun arkasındakiler iken, toplujmların bu güçten etkilenmeden hür iradelerinde hareket ettiklerine şahsen ben katılmıyorum. *

Demokrasi kavramı ile herkese açık bir katılım savunulurken, vekil olabilmenin maliyetinin trilyonlar olduğu , merkezden lider sultaları ile halkın tanımadığı görmediği hatta nefret ettiği şahıslara yetki veren oyuları kullandıkları ve bu oyları kullanırken bir ilkeye tutundukları ama bu ilkenin savunucusu olan parti liderinin ilkesizliğinin hiç düşünülmediği veya düşünenlere de olmadık yaftalar yapıştırıldığı bir ülkede sanırım savımı kanıtlayacak binlerce delil sizlerede aşikardır.

Bugün halkın hür iradesinin gücüni temsil eden partilerin hepsinin bir local din ve liderlerininde peygamber konumunda olduğunu söylesem sizce yanlış mı söylemiş olurum.

Denilebilir ki, bu çoğulculuğun içinde yer almak varken neden karşı durarak bir arayış sergiliyorsun?

Bu sorunun cevabını şöyle verebilirim.

Sizin çağırdığınız yere 5000 seneden beri peygamberler çağırıyor zaten, farkınız nedir ki ben size geleyim?

Benim gücümü kendi doğruları için kullanmak adı ne olursa olsun yanlıştır.

Gerçek ise, güç ile o gücün faydalarının ortak ve eşit ve adil olarak paylaşıldığı insan topluluklarıdır. Bugün islamda fitnenin kaynağını araştırdığınızda ne bir yahudi ne de bir atesit görebiliyorsunuz. Bütün mesele, gücün elinde ki ganimetin paylaşımı ve ipek elbiselerin giyilmesi, badanalı evlerde oturuluması, katır yüklerle dirhem gümüşlerin taşınması, bir kadın için ırak gibi bir eyaletin bir yıollık vergisinin ödenmesi vs vs görüyorsunuz.

Buna karşılık insanın hür iradesi denmilen hangi yönetim biçimi olursa olsun, bu gücü Tanrısallaştırmak yerine halka yaydığını söyleyerek bana göre daha kaygan bir zemine çekmiştir.




Sosyalizmin temel ilkeleri *Peygamberin etrafında çok kısa sürede onbinlerce ve sonra da milyonlarca taraftar toplamışken sizce ne oldu da bugün, sosyalizm kendini gücün içinde tanımlamak için kongre üstüne kongre yapıyor, zengin sınıfların üst kavramları olarak birinci kuşe kağıtlarda sıkışıp kalıyor. İşte bunu temelinde doğru adı altında yatan asıl gücün olduğunu düşünüyorum.

Din olgusuna merakım da zaten buradan çıktı. Evet bugün çok bariz görünen bir çok çelişki bence o zamanda görünmüştü. Ama bir de gerçek vardı. Çağırıldığı yer, bulunduğu yerden daha iyiydi. Ben dinin avam üzerinde ki etkilerini uzunca araştırdım sayılır. Vardığım sonuç şudur ki, açlığı kontrol eden halkı kontrol eder. Bunun başka bir örenğini de görmedim. Din adına yapılan bütün ama bütün savaşların altında yatan asıl güç, açlığın giderilmesi ve sosyal sınıf atlama imkanıdır. Bugün dahi vaatlerin temelinde de yatan şey hep doymak bilmeyen açlığın giderilmesi değilde nedir ki.

Şu an için kendimden örnek vermem gerekirse, Bu yazıyı açlık ile bağdaştırıp tarihsel olguyu bu nedene dayndırmamın asıl sebebi, bu düşünceyi tetikleyen kredi kartlarının hesap özetlerinin gelmesidir. *:D

Sonuç olarak doğrunun subjektifliği ile yaşanılan anın arasında ayrılmaz bir bağ vardır denilebilir.

Bir olay ile kapatmak isterim.

Bir arabam vardı, Reno Spring marka. Uzun seyahatler yaptığım zamanlarda yanımda arkadaşım ile giderken daha lüks bir araç yanımızdan geçince başlardık , bu yollar çok kötü aslında bu paraları vermemek lazım, israf, halkın parasının çar çur edilmesi vs. gibi Bizim taka Reno'yu yeterli ve doğru bulur , bu yolların doğrusu Spring derdik.

Sonra, işler gelişti para kazandım. Para olunca dedim ki, yav ben hep seyahat ediyorum. Bir sürü tehlike var yollarda, bunun için daha sağlam bir araç alarak canımı emniyete almalıyım. Hem Reno çok ses yapıyor seyahat çok yoruyor , hem klima da yok vs vs. diye düşünerek o an için benim için doğru olanı yaptım.

Bu doğruların subjektifliği bazen renoyu doğru bazen volvoyu doğru yaparak sürdü gitti. Ama ben hala aynı ben ve doğrularım dediğim şeylerde benden zuhur etti. Reno da gitti volvo da, o zaman o kararlar neydi. ? Buradan kişi mutlak olarak bir sonuca tek başına varamaz, kişinin yargıları ile toplumlar bir sona varır ancak dersek zorlama olmaz sanırım.

O zaman bu işin doğrusu neydi?

Sanırım cevap şu; *

Her sorunun bir cevabı yoktur.


Cevabınızdan sonra konuya , Varsayım ilkesinin mutlakiyet olarak kabul edilebilirliğinin sonuçlarının neler olduğu veya olabileceğini izninizle eklemek isterim .




Sözlü Notunuzu aynı dili konuşmaktan dolayı *8 veriyorum. Yazılı da acımam ama *:D

Saygı bizden

dilaver 08-09-2007 13:24

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
sayın okinono

* * güç tanımınıza katılıyorum ancak bu gücüntemellerinin ne oldugunu da ortaya koymak kaydıyla. Güç sahipleri bu güçlerini nereden alıyorlar ya da almışlardır, sorunun özü bu. Bu öz mülkiyette yatmaktadır. İnsan toplumlarının ortaklaşa olarak yaşadıkları dönemlerde böyle bir tayin edici güç görülmüyor. Öne çıkan kişi bedensel bir takım becerileri *ile kabilesi için daha fedakar ve daha yararlı oldugu için öne çıkmıştır. Basit bir yöneticidir o ve yetkisini kabilenin tümünün oy birliginden alır.

* * Bunu en açık bir şekilde eski Irokua federasyonu bize gösteriyor, Atina demokrasisinde de aynı şeye rastlıyoruz. Hatta Osman dönemine kadar olan ilk İslami örgütlenmede de . Muhammed dönemi her ne kadar tanrısallık ve kutsallıkla sulanmış olsa da gücü toplamak için bir geçiştir ve bu güç onun zamanında ama hala ortaklaşa olarak devem ettirilmiş Muaviye ile sistemleşmiş.

* * Açlıgı yönetmekten bahsetmişsiniz, dogrudur, açlıgı kaldırırsanız yönetecek kişiyi de bulamazsınız, o halde açlık devam ettirilmeli ki insanlar bagımlı olabilsin. O halde gücü yok etmek için ne yapmak gerekiyor, ya da güç yok edilmeli mi. Gücü yok etmenin geregini kabul ederseniz bunu yolunun da mülkiyet ilişkilerini yeniden ele almaktan başka bir yolu olmadıgını görürsünüz. O halde yapılacak olanın, üretimin sosyal niteligi ile mülkiyetin özel karakteri arasındaki temel çelişkiyi çözmekten başka bir şey olmadıgı ortaya çıkıyor.

* * *Bu çözüm süreci içerisinde ise zorunlu olarak kutuplaşmalar başlıyor, bu tarihi ve zorunlu bir kutuplaşmadır. Dahası sınıflaşmadır. Bu çözümde yer alacagımız saf mülk sahiplerinden yana olmak mıdır, yoksa emek veren tarafında olmak mıdır; tayin edici bu saflaşmada bakış açımızın getirecegi dogru da sınıfsal çıkarlarla örtüşecek ve onlar tarafından yönlendirilecektir. O zaman dogru da hangi gözlükle bakmakta oldugunuza göre degişebilecektir.


* * * *saygılarımla

okinono 08-09-2007 14:07

Re: Yanılgı ve doğrunun bulunması üzerine bir soru...
 
Sevgili Dilaver;

yıldızlı Pekiyi ve üstüne on adet 10 ve yüz adet 100 ile yazılıyı geçtiniz :)

Şaka bir yana; Benim gibi birisinin ne size ne de başka birisine not verme hakkı yoktur. Bunu bir yazınızda ki şakanıza karşılık devam olarak alırsanız sevinirim. Aksine burada bulunmamım sebebi sizlerden birşeyler öğrenmek içindir diye tanışma yazımda zaten belirtmiştim.

...
Bir küçük ekleme yapmak isterim.

Zorunlu snıflaşmanın *toplumsal zorunluluk olmadığını sadece bir süreç olduğunu dile getirmek gerekir. Aksi takdirde Emeği en çok savunduğunu söyleyenlerin de bir sınıfsal fark ile karşımıza çıkacağını bilmeliyiz.

Doğru, çıkarımlarımızın bize sağlandığı yer olmaktansa, çıkarımlarımızı revize edebileceğimiz özgürlüğün mekanı olmalıdır. Öbür türlüsü çıkarların akdi olur ki doğal olarak çıkar çıkar ile mutlaka bir yerde çakışır.

Kısaca,

Güç var. Sınıf yok. *

Ekleyeceğiniz bir şey olursa konuya devam ederiz. Yoksa konuyu kapatmak ve bu cevabınızın verdiği hazzı duyumsamak isterim.

Teşekkürler
Sevgiler.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:10 .